İçeriğe geç

Alev Serisi

Bölüm 24 · 9 dk okuma

Alev Serisi

Bölüm 24

24.Bölüm (Aaron)

Merhabaaaa. Yeni bölümle karşınızdayımm. Umarım beğenirsiniz. Bu bölüm pek aklımdaki gibi olmadı ama yine de bence güzel oldu. Neyse sizi ben daha fazla tutmayayım. İyi okumalarrrr. Not: Flashback yok.

“Ben Alevle Dans Edenim. Bana bir şey olmaz.” diyerek kolunu sertçe çekip elimden kurtardı ve cevap vermemi beklemeden gitmeye başladı. Tek başına o ormana gitmesini istemiyordum. Başının çaresine bakabilirdi ama onun, tek başına yirmi kişiyle savaşması düşüncesi beni deli ediyordu. Tam Cristiana’nın peşinden gidecekken biri omzumu tutup beni durdurdu.

“Cristiana neden gidiyor?” Varek’in sesi sertti. Cristiana’yı önemsediği belliydi. Varek ve Cristiana’nın arkadaşlığı herkesten çok farklı ve derindi.

“Liriel’in peşinden ormana gidiyor.” Sesim hem öfkeli hem de endişe doluydu. Liriel’e öfkeliydim, Cristiana için ise endişeliydim. Cristiana’ya güvenim tamdı ama planları için kendini harcamaya hazırdı.

“Kayıp savaşçıların olduğu yere.” Bakışları ormana kaydığında gözlerindeki endişeyi gördüm. Bakışları bana döndüğünde ise endişe yerini öfkeye bırakmıştı. “Cristiana, tek başına yirmi savaşçının kayıp olduğu ormana gidiyor… Cristiana’nın manyak olduğunu bilmiyor musun? Bir amaç uğruna herkesi harcayan kadın, kendine mi acıyacak? Eğer bu bir tuzaksa-”

“Biliyorum… O ormanın içinde yirmi düşman olabilir. Ve o, oraya tek başına girdi.” Kalbim göğsümden çıkacak gibiydi. Yumruklarımı sıktım. Ona güveniyordum, gücüne, zekâsına… Ama bu başka bir şeydi. Onu kaybetme ihtimali…

“Lanet olsun!” diye söylendi Varek. “Cristiana, bunu sana söylediğimi öğrenince beni öldürecek.”

“Ne?” Varek’in dediklerinden hiçbir şey anlamamıştım. Varek’in gözlerinde tereddüttü gördüğümde kafam daha çok karıştı. Neyi bana söylememesi lazımdı ki?

“Peşinden git.” Varek’in sesinde bu kez kararlı bir ton vardı. “Ama dikkatli ol. Cristiana planı için aşkını bile harcayacak bir potansiyele sahip.” Onu kafamla onayladım.

Tam ormana doğru adım atacakken bir şeylerin ters olduğunu fark ettim. İçimde tuhaf bir his dolandı. Bir şey yanlıştı… Gözlerim limanı ve etraftaki kalabalığı taradı. Herkes yerli yerindeydi. Biri hariç… Horol. O neredeydi? Önemli gördüğü bir şey olmadan ayrılmazdı. Tabii Cristiana’nın peşine takılmadıysa… Bakışlarım Varek’e kaydığında Varek’in de bunu fark ettiğini gözlerindeki ifade değişiminden anladım.

“Horol nerede?” diye sordum alçak sesle ama sessim öfkeden daha sertti. Horol’la gittiği düşüncesi kalbimi sıkıştırıyordu. Cristiana, amcasına kıyardı belki ama kuzenini ne olursa olsun yine de korurdu.

“Az önce buradaydı…” diye mırıldandı Varek. “Cristiana’yla değil, değil mi?”

“Umalım ki Cristiana’yla gitmemiş olsun.” diye cevap verdim. Varek, Chef’e döndü ve bir an bana baktıktan sonra tekrardan hızla Chef’e döndü. “Bir süre daha burada kalmam gerekiyor.” dedi ama nedenini açıklamadı. Bakışları tekrardan ormana döndü.

“Varek, ne oluyor? Hem Cristiana nereye gitti?” diye sordu Valorian. Bana kaçamak bir bakış attı.

“Cristiana’nın halletmesi gereken bir şey vardı.” diye yanıtladı Varek. Tabii ki yalandı.

“Varek, senin ejderha ordu komutanı olarak ordunun başında olman lazım.” Varek istemeye istemeye Chef’i başıyla onayladı ve son kez ormana bakıp gemiye bindi.

“Cristiana’nın yanına git! Bu bir tuzak!” diye gürlediğinde Ferguson, ardında bağımız kesildi. Etrafıma bakındığımda Akoster Adasından gelenler dışında herkesin yüzünde endişe ve dehşet vardı. Flayes Adasındaki herkesin ejderhasıyla bağı kesilmişti.

Koşabildiğim kadar hızlı koşmaya başladım. Ormanda elimden geldiğince hızlı gidip Cristiana’yı bulmaya çalışıyordum. Yoktu. Hiçbir yerde Cristiana’dan bir iz yoktu.

“Aaron!” Evan’ın sesini duyunca durdum. Nefes nefese kalmıştım. Evan ve Bert görüş açıma girdiğinde ancak nefeslerimi düzene sokmuştum.

“İyi misin? Ejderhalara ulaşamıyoruz. Ne oluyor?” diye sordu Evan, panikle.

“Yok… Hiçbir yerde yok.” diye mırıldandım.

“Kim hiçbir yerde yok?” Bert’in sesi endişeli çıkmıştı.

“Cristiana…” dediğimde ikisinin yüzünde de endişe peydah oldu.

⚔

“Oğlumu bulmadan gelmeyin!” diye gürledi Chef. Yumruklarımı sıktım. Onun umurunda olan tek oğluydu. Ejderhaların sularına ilaç katılmıştı ve ejderhalar bilinçlerini kaybedip bayılmışlardı. Chef gidince ben de savaşçılara ayrılan mekâna gittim. Mekânda ekibi görünce direkt onların yanına gittim.

“Evan, orduyu topla.” diye emir verdim. Evan bir saniye bile düşünmeden beni başıyla onayladı ve emrime uymak için dışarı yöneldi.

“Abi ne demek Cristiana ve Horol kaçırıldı?” Lona’nın endişesini anlayabiliyordum ama şu anda duygularımızla değil, aklımızla hareket etmeliydik. “Ejderhalara da ulaşamıyoruz.”

“Lona, duygularınla değil, aklınla hareket et.” Bu sert emrim karşısında Lona beni başıyla onaylayıp sakinleşmeye, içindeki endişeyi bastırmaya çalıştı. Bakışlarım Tasha’ya kaydığında düşünceli olduğunu gördüm. Endişeliydi ama endişesi yoğun değildi. Bir şeyler biliyor olmalıydı.

“Tasha, ne biliyorsun?” Sorumla beraber bakışlarını bana kaldırdı.

“Bir şey bilsem sence sana söyler miyim?” Sesi sertti. Cristiana için endişeliydi ama aynı zamanda ona güveniyordu.

“Bildiğin bütün her şeyi söyle. Bu bir emirdir Bayan Brave.” Gözlerime meydan okur bir şekilde baktı. Konuşmayacağını anladığımda konuşmaya devam ettim: “Eğer bildiklerini söylemezsen görevden uzaklaştırılacaksın.”

“Aaron.” Bert’in sesi uyaran bir tondaydı. İleri gittiğimi söylemeye çalışıyordu. İleri gittiğimi biliyordum ama konu Cristiana’ysa bu daha hiçbir şeydi.

“Tek bildiğim Cristiana’nın bir planı olduğu.” Verdiği bilgi eksikti. Daha çok şey bildiğini biliyordum.

“Hepsini.”

“En başından beri Liriel’in planı olduğunu biliyordu. Her zaman bir planı vardı. Siz gerçekten Cristiana’yı kaçırabileceklerini mi düşünüyordunuz? Cristiana her zaman bir adım öndedir. Hep dediği bir şey var; ‘kaybedeceğim savaşa girmem.’” Haklıydı. Cristiana kaybedeceği savaşa girmezdi. Tüm dünyaya meydan okumuş birinin yirmi savaşçıya yenilmesi imkansızdı.

“Planı neydi?” Eğer Cristiana’nın planını öğrenirsem ona yardım edebilirdim.

“Bilmiyorum. Bilseydim bile size söylemezdim.” Tasha’nın Cristiana’ya bu kadar sadık olmasına hayrandım ama aynı zamanda da nefret ediyordum.

“Orduya.” diye emir verdim. Lona ve Tasha emrime uyarak dışarı çıktılar lakin Bert yerinden oynamamıştı. Bakışlarım Bert’e yöneldi.

“Orduya gideceğim ama öncelikle seninle konuşmam lazım.” Onu kafamla onayladığımda konuşmaya devam etti: “Sinir-küpü için endişelisin biliyorum ama onda herkesi yenebilecek bir potansiyel var. Planı ne bilmiyoruz ama eminim ki sinir-küpü tuzağa yakalanmadı, onlar sinir-küpünün tuzağına bilmeden düştüler.”

“Teşekkürler, bunu duymaya ihtiyacım vardı.” Bert’in yanına oturdum ve Başımı ellerimin arasına aldım. “Sürekli ölüme meydan okuyor.”

“Sinir-küpü böyledir. Ölüme meydan okur, plan yapıp tek başına savaşır. Boşuna Alevle Dans Eden demiyoruz.” Düşünceli bir şekilde onu kafamla onayladım.

“Cristiana ormana gitmeden önce benim de gelmemi istemişti ama ben onun peşinden gidemedim.” Bunun için kendimi suçluyordum. Eğer zamanında gidebilseydim Cristiana kaçırılmayacaktı…

“Sinir-küpünün bir planı var. Sen onunla gitseydin bile her şey yine aynı olacaktı.” Onu kafamla onayladım ve ayağa kalkıp ona elimi uzattım.

“Daha fazla oyalanmayalım.” Bert, elimi tutarak kalktı ve eğitim alanına doğru gitmeye başladık. Orduların olduğu yere geldiğimizde Bert’le yerlerimize geçtik. Ejderha ordusu benim önümde, normal ordu ise Kaldor’un önünde dizilmişti. Kaldor’la ortamızda ise Chef duruyordu.

“Ejderhaların sularına ilaç katıldığı için şu anda kendilerinde değiller. Kendilerine gelir gelmez ejderha ordusu bütün adaları araştıracak. Ordu ise gemilerle yolculuk yapmak için bir saatte hazır olsunlar.” diyerek emir verdi Chef. Chef uzaklaşınca bende orduya yaklaştım.

“En ufak bir ipucunda beni bilgilendireceksiniz. Kendi başınıza iş yapmaya çalışmayın!” Sesim sertti.

“Nerelerden aramaya başlayalım, komutanım?” Evan’ın sorusuyla bakışlarıma ona döndü.

“Ejderhaların kendine ne zaman geldiğine göre karar vereceğim. Herkes o zamana kadar tetikte kalsın! Dağılabilirsiniz.” Savaşçılar dağılmaya başlayınca Evan’a baş hareketi yaparak yanıma çağırdım. Evan yanıma geldiğinde dolaşmaya başladık.

“Liriel ne zaman adadan ayrıldı?” diye sordum.

“Ejderhalarla bağımız gittikten yaklaşık yarım saat sonra.” Onu başımla onayladım. Cristiana’yı şimdiden çok özlemiştim.

“Tasha nasıl?” diye sordum. Onun üzerine gitmiştim ama bunu yapmam lazımdı.

“Endişeli ve Cristiana’ya kızgın.” Evan’ı başımla düşünceli bir şekilde onayladım. Bir süre sessizlik olduktan sonra Evan konuşmaya devam etti: “Aklın Cristiana’da kaldı, değil mi?”

“Onula gitmeliydim…”

“Cristiana her türlü yalnız giderdi. Planlarına sadık biri. Hem sana zarar gelmesini istemezdi. Tasha’ya bile planını söylememiş.” Cristiana’nın bu özelliğinden nefret ediyordum. Sevdikleri için tehlikeye tek başına balıklama dalıyordu.

“Pekâlâ ama kendini ölüme atması ne kadar mantıklı?”

“Sen de biliyorsun, onun mantığı bizimkinden farklı. O, kendini değil, amacını önceliyor.”

“Hiç bu kadar çaresiz hissetmemişti, Evan…”

“Biliyorum ama kendini güçsüz görme. Endişelenmek güçsüzlük değildir. Sen yine herkesin karşılaşmaya korktuğu Aaron Richard’sın.” Endişelenmek güçsüzlük demek olmayabilirdi ama endişelendiğiniz kişi zaafınızsa en güçsüz durumda oluyordunuz. Cristiana benim en büyük zaaflarımdan biriydi ve ona zarar gelmemesi için her şeyi yapardım. Zaaflar güçsüzlüktü. Ferguson’u hissetmeye başladığımda ejderhaların kendilerine gelmeye başladığını fark ettim.

“Ejderhalar uyanmaya başlıyor. Herkes hazırlansın. Ejderhalar uçabilecek kadar kendine geldiğinde uçuşa başlayacağız.”

“Tamam ama sende merak etme. Eminim ki Cristiana’yı bulduğumuzda yine herkesi yerin dibine gömebilecek durumda olur.” Öyle olması için Tanrı’ya yalvarıyordum…

⚔

Kayalıklarda tek başıma gün batımını izliyordum. Normalde Cristiana’yla gün batımlarında burada buluşup gün batımını izlerken sohbet ederdik. İki gündür aralıksız Cristiana’yı ve Horol’u arıyorduk ama daha hiçbir ipucu bulamamıştık. Tengri veya Pushy ilk başlarda onları hissetseler de sonradan bağları kesilmiş ve izlerini kaybetmiştik. Artık onlarda, onlara ulaşamıyordu. Muhtemelen etrafları tekmodora taşıya çevrili bir yerde tutuluyorlardı.

“Burada olduğunu tahmin etmem lazımdı.” Sesin geldiği yöne, arkama baktığımda Evan’ı gördüm. “Sürekli etraftan kaybolup buraya mı geliyorsun?”

“Cristiana’yla sürekli burada takılırdık.” Cristiana’nın ismini anmam içimde büyük bir özlem duygusu oluşturuyordu. Tanrım, onu gerçekten çok özlemiştim.

“Onu bulacağız.” Bunu söz verir gibi söylemişti. Ona inanmaktan başka çarem yoktu.

“Umarım…” Sesim fısıltıdan farksızdı. Evan elini destek verircesine sırtıma koydu. Bu sessiz destek dünyalara bedeldi. Bazen yanında olduğunu söylemek değil, göstermek gerekirdi çünkü bazı şeyler sözcüklere sığmazdı. “İyi ki yanımdasın, kardeşim.”

“Kardeşler, böyle günler içindir.” Evan’la belki kan bağımız yoktu ama biz kardeştik. Bazı kardeşler doğuştan değil sonradan kazanılırdı ama dünyalara bedel olurdu. Evan, ben ne zaman düşsem beni kaldırırdı. Evan’ın düşünceli olduğunu görünce direkt ne düşündüğünü anladım.

“Aklın Tasha’da kaldı, değil mi?” Soruma karşılık gözlerini kaçırdı ve derin bir nefes aldı.

“Lona’nın yanında ama yine de aklım kalıyor.” dediğinde yüzümde tebessüm oluştu. Cristiana kaybolduğundan beri ilk defa gülmüş, tebessüm etmiştim.

“Sen baya âşık olmuşsun.” dediğimde omzuma vurdu.

“Bana diyene bak!” İkimizde Tasha ve Cristiana’ya fena hâlde abayı yakmıştık. Arkamızdan ayak sesleri geldiğinde o tarafa doğru döndük. Bert, kızların saçlarında tutmuş bize doğru sürüklüyordu.

“Bakın size ne getirdim. İki depresif baş belaları. Aslında bir tane daha baş belası var ama o şu anda planlarıyla meşgul.” diyerek yanımıza geldi, Bert. Planlarıyla ilgilenen baş belası ise Cristiana’ydı.

“Bert, ellerini saçlarımızdan çekmezsen o elini kırarım!” diyerek tehdit savurdu Tasha. Yapardı, hepimiz biliyorduk.

“Bana kıyamazsınız siz.” Bert’in sesi tatlı çıkmıştı. Tasha, Bert’e tam hamle yapacakken Bert, kızları bize doğru fırlattı. Kızlar düşmeden ben Lona’yı, Evan ise Tasha’yı tuttu.

“Tamam, tamam. Bıraktım.” diyerek surat astı Bert.

“Evimden beri bizi böyle sürüklüyor.” Tasha’nın sesi sinirli çıksa da içten içe Bert’e kızgın olmadığını hepimiz biliyorduk.

“Depresif takılmanızı istemedim.” Lona derin bir nefes alıp başını olumsuz anlamda sağ sola salladı. Tasha ise Bert’in dediğine göz devirmekle yetindi.

“Nasılsınız?” diye sordum.

“Cristiana, beni çağırmadığı için kızgın ve endişeliyim. Tengri’de bayadır bana cevap vermiyor.” Tengri, kendine geldiğinden beri sürekli Tasha’yla iletişimdeydi. Bayadır Tengri’ye ulaşamaması garipti.

“Cristiana ve Horol için endişeliyim. Cristiana’ya güveniyorum. Tek başına tüm dünyayı bile yenebilir ama yanında Horol var. Horol ise iyi bir savaşçı ama Cristiana’yı delirtebilir. Cristiana, sadece sevdiklerine yenilebilecek biri, Horol ise Cristiana’yı sinir edip Cristiana’nın elinde kalabilecek potansiyeli var. Benim korkum birbirleri yüzünden zarar görmeleri.” Lona’ya hak veriyordum. İkisi beraber hiç dövüşmemişti ve bu durum onlar için dezavantajdı.

“Doğru tespit.” diyerek Lona’ya katıldı, Tasha.

“Horol’la neden gider ki bir insan?” diye homurdandı Bert.

“Cristiana’nın planı başından beri tek gitmekmiş. Horol, kendisi plana dahil olmuş.” Tasha’nın dediği şey tahminlerimin arasındaydı. Bir süre sessizce durduk. Tasha ejderhasıyla konuşuyor olacak ki kaşlarını çattı.

“Komutanım!” Sesin geldiği yöne baktığımda bir tane savaşçı gördüm. Tam savaşçıya cevap verecekken Tasha konuşmaya başladı. “Aaron.”

“Evet?”

“Tengri, bir süredir Cristiana’yla konuşuyormuş. Alkomas Adasındalar.” dedi Tasha. Onu başımla onaylayıp savaşçıya döndüm.

“Komutanım. Alkomas Adasında alevler ve alevlerin ortasında duran bir kadın tespit edildi.” dediğinde savaşçı yüzümde istemsizce gülümseme belirdi. Cristiana, bir adayı alevlere verebilecek kadar iyi durumdaydı.

“Alevle Dans Eden.” dedi ekip aynı anda.

“Tamam. Chef’e haber ver. Sadece ekiple gideceğim.” diyerek emir verdim.

Umarım beğenmişsinizdir. Bir sonraki bölümde Cristiana ve Horol'un yaşadıklarını göreceğiz. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere. Görüşürüzzzzzzzz.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.