İçeriğe geç

Alev Serisi

Bölüm 21 · 8 dk okuma

Alev Serisi

Bölüm 21

21.Bölüm (Aaron)

Merhabaaaa. Yeni bölümle karşınızdayımmm. Bu bölüm Aaron'ın gözünden okuyacağız (Flashback yok). İyi okumalarrr.

Günümüz

Antrenman bittiğinde ekibe ve Cristiana’ya veda edip Chef’le olan toplantı için üstümü değiştirmeye, evime gittim. Aklım Cristiana’daydı. Lona’nın onu tehdit ettiğini biliyordum ama Cristiana bu konuya karışmamı istemiyordu. Her şeyi tek başına halletmeye çalışması canımı sıkıyordu. Artık yalnız değildi. Biz vardık.

Dolabımdan siyah gömleği ve temiz siyah bir pantolon çıkardım ve giydim. Bu tarzı seviyordum ama genellikle zırhla dolaşmak zorunda olduğumdan nadiren giyebiliyordum. Son kez aynadan kendime bakıp toplantı salonuna doğru gitmeye başladım.

Toplantı sadece Chef, varis ve komutanlar arasında gerçekleşecekti. Toplantı salonuna girdiğimde hepsinin bakışları bana döndü. Onları kafamla selamladığımda aynı şekilde yanıt verdiler. Toplantı masasındaki yerime geçtim.

“Bay Richard’da geldiğine göre toplantıya başlayabiliriz.” dediğinde Chef, hepimiz dikkatimizi ona verdik. Yaklaşık bir saattir toplantıdaydık ve toplantının sonuna gelmek üzereydik. Aklım Cristiana da kalmıştı. Acaba şu anda ne yapıyordu?

“Son bir şey daha.” dedi Chef. Dikkatimi toparlayıp tekrardan toplantıya odaklandım. “Biliyorsunuz evim yandı ve yeni bir eve ihtiyacım var.”

“Geçmiş olsun, Chef’im.” dedim gülme isteğimi bastırarak. Cristiana ve Tasha, Chef’in evini yakmışlardı ve onlarla gurur duyuyordum. Chef, sinirli bakışlarla bana baktığında tek bir tepki bile göstermedim.

“İnşaatçılara iletirim, Chef’im.” dedi Kaldor.

“Çıkabilirsin Bay Ashfall.” Chef’in emriyle dışarı çıktı Kaldor. Toplantı salonunda Chef, Horol ve ben kaldık. Chef, bana doğru döndü.

“Evimi aleve verenin Cristiana olduğunu biliyorsun.” Bu bir tahmin değildi, bir gerçekti. İlk anda anlamıştım bunun arkasında Cristiana’nın olduğunu. Kimse bir Chef’in evine girip o evi yakmaya cüret edemezdi, hele ki o Chef bir Clark’sa.

“Cristiana’nın size güvenerek böyle bir şeye cüret ettiğini biliyorum. O böyle bir şey yapmaya cesaret edemez.” Chef’in söylediği bu laflar kabul edilemezdi. Kimse Cristiana’yı küçümseyemezdi. Oturduğum yerde ayağa kalktım.

“Sakın! Sakın onu küçümsemeye kalkma. Onu öldürmeye çalışmış biri olarak yaşamana izin verdiğine şükret!” Cristiana benim kırmızı çizgimdi. Cristiana, beni bu konulara sokmak istemiyordu ama artık susmayacaktım.

“Bir Chef’le ne cüret böyle konuşursun?” diye gürledi Chef.

“Cristiana’nın adını bir daha küçümseyerek anarsan, bu defa benimle yüzleşmek zorunda kalırsın.” Sesim tehditkardı. Her kararımın merkezindeydi oydu.

“Beni tehdit mi ediyorsun?” Sorusunu görmezden geldim.

“Cristiana istese bu adayı sen içerideyken aleve verir ve kimseye de ihtiyaç duymaz. Tek evini aleve verdiği için şanslısın, Arthur.” Tepkilerini beklemeden toplantı salonundan çıktım. Bu adamı öldürmek istiyordum. Cristiana’ya çektirdiği acıların bedelini ödemeliydi.

“Sakin ol.” diye uyardı Ferguson. Ferguson benim ejderhamdı. Haklıydı sakin olmam lazımdı. Sinirle hareket etmek ölümüm olabilirdi. Daha da kötüsü Cristiana’nın ölümü olabilirdi ve bu ölmekten daha kötüydü.

Savaşçılar için özel yapılmış mekâna girdiğimde onu gördüm. Cristiana, Lona ve Tasha’yla konuşuyordu ve yüzünde tatlı bir tebessüm vardı. Onun gülüşü için savaş başlatılır, savaşılır ve ölünürdü. Evan ve Bert’in yanına gittiğimde bana pis pis sırıtıyorlardı.

“Ne?” dedim anlamaz bir şekilde.

“İçeriye girdiğin ilk andan beri aklın, kalbin ve gözlerin Cristiana da. Fark etmedik sanma.” dedi Evan. Haklıydılar ama bilmedikleri bir şey vardı: aklım ve kalbim her zaman Cristiana’daydı. Sanki kalbim onun için atıyor, aklım onun için çalışıyordu. Tanrım, nasıl bu kadar kısa bir zamanda ona bu kadar âşık olmuştum?

“Sen sanki farklısın.” diye homurdandım yanlarına otururken. Evan da Tasha’dan hoşlanıyordu ama belli etmemeye çalışıyordu. Her zaman bakışları ondaydı. En ufak bir tehlikede, tehditte onun yakınında olur, kendini ona siper ederdi.

“En güzeli bekarlık. Trip çekmiyorsun, aklın her zaman sana ait, özel günler için hediye almana gerek yok, aşk acısı çekmiyorsun, bir yere gittiğinde aklın başkasında kalmıyor, tehlikede kendini düşünüyorsun. Bekar olunca resmen hayatını yaşıyorsun.” dedi Bert. Evet, birini sevmediğinde bunları yaşamıyordun ama bunları yaşamak, birini sevmek hayattaki en güzel şeydi. Ve Bert’in kaçırdığı bir nokta vardı. Kızları kardeşi olarak görüyordu ve bu yüzden trip çekiyor, bir şey olduğunda ya da bir yere gittiğinde aklı onlarda kalıyor, onları mutlu etmek için hediyeler alıyor, tehlikede onları korumak için canını bile vermeyi düşünüyordu. Bert, bizi ailesi olarak görüyordu ve bizim için her şeyi yapmaya hazırdı.

“Sen bir de bunları kızlara söyle nasılda trip çekiyorsun görelim.” dedi Evan alayla.

“Sinir-küpü, akıl-küpü ve sarı çıyan ayrı. Onlar için tabii ki de her şeyi yapacağım. Onlar benim kardeşlerim.” Sesi gururluydu. Onlara abilik yapmaktan gurur duyuyordu. İçeriye bir savaşçı girdiğinde dikkatimi ona verdim. Bize doğru geliyordu. Ayağa kalktım.

“Komutanım.” dedi savaşçı. Onu kafamla selamladım.

“Evet?” dedim sorarcasına. O sırada Cristiana yanıma geldi. Yüzü sertti ve direkt savaşçıya bakıyordu.

“Komutanım, tahmini iki gün sonra Akoster adasından gelecekler.” Cristiana’ya baktığımda bir anlık gözleri parladı ama bu çok uzun sürmedi. Yine duygusuz bakmaya başladı ama ben onun içindeki duyguları görüyordum. Ona sadece bakmıyor, onu görüyordum.

“Tamam.” diyerek savaşçıya yanıt verdim.

“Birde Bay Ashfall sizi çağırıyor.” Kaldor’la raporların üstünden geçecektik.

“Tamam. Gidebilirsin.” Savaşçı beni ve yanımdaki Cristiana’ya kafasıyla selam verdikten sonra dışarı çıktı.

“Sevgilim.” Cristiana’nın sesi yumuşaktı, ruhumu okşuyormuş gibiydi. Sevgilim denmesini sevmezdim ama o bana gerçek sevgiyi göstermişti. Onun ağzından çıkan her kelimeyi seviyordum. Onun ağzından çıkacak kelimeleri nasıl sevmezdim ki?

“Sevgilim?” dediğimde parmak uçlarında yükseldi ve yanağıma öpücük kondurdu. Bunu beklemiyordum.

“Dikilmede işe git.” dedi Cristiana.

“Bence de.” diyerek Cristiana’ya katıldı, Ferguson. Cristiana’yı belinden tutup kendime doğru çektim ve dudaklarına ufak bir öpücük bıraktım.

“Kusacağım.” dedi Bert.

“Tengri’nin seni akşam yemeği yapmasını istemiyorsan şunu kes.” Ferguson’un uyarısını dikkate alarak Cristiana’nın belini şimdilik bıraktım.

“Görüşürüz, sevgilim.”

“Görüşürüz, sevgilim.” Oradan ayrıldım ve Kaldor’un yanına doğru gitmeye başladım.

⚔

Akşam olduğunda çocuklar bana geldiler. Beraber akşam yemeği yedikten sonra salona geçip sohbet etmeye başladık.

“Bence Horol’u dövelim.” diyerek bir öneri sundu Bert.

“Bunu yapmak her ne kadar çok istesem de olmaz.” Yanıtımı beğenmeyen Bert, gözlerini kısarak bana baktı.

“Sıkıcısınız.”

“Asıl sen hiç yaratıcı değilsin. Bence ejderhalarımıza yedirelim.” dediğinde Evan, ona ters ters baktım.

“Güzel fikir.” Ferguson bu fikri beğenmişti ama böyle bir şey olmayacaktı. Ferguson bu düşünceme karşılık homurdandı.

“Horol’u boş verinde Liriel konusunu ne yapacağız.” diyerek yeni konu açtı Evan. Liriel umurumda değildi, umurumda olan kişi Cristiana’ydı.

“Sinir-küpünü üzmek için elinden geleni yapıyor. Eğer sinir-küpünü üzecek olursa karşısında beni bulur.”

“Biz aileyiz. Eğer biri aramızdan birini üzecek olursa karşısında bizi bulur.” diyerek Bert’e katıldı Evan.

“Eğer Cristiana’yı üzecek bir şey yaparsa ona hayatı cehennem ederim.” Bunu yapardım.

“Tasha böyle bir şey yaşasaydı bende hayatı o kişiye cehenneme çevirirdim.” Tasha’yı gerçekten seviyordu ve onun üzülmesini istemiyordu.

“Sende açıl artık akıl-küpüne.” Bert’e içten içe katıldım. Ertelemenin bir manası yoktu. İkisi de birbirini seviyordu ama itiraf edemiyorlardı.

“Bizim mesele karışık…” dedi dalgın bir şekilde.

“Aklınızdaki soru işaretlerini giderin. Her şey zaten zamanı geldiğinde olacaktır.” Her şeyin bir zamanı vardı, her şeyin bir başlangıcı ve bitişi olduğu gibi…

“Sizin aklınızda hiç soru işaretleri yok muydu?” Evan’ın sorusuyla düşüncelere daldım. Vardı, hem de bir sürü soru işareti vardı. Peki biz neden bu soru işaretlerini gidermeden sevgili olmuştuk? Savaştaydık. O her zaman ölümle dans ediyordu ve kaybedecek zamanımız yoktu. Her şey için geç olmasından korkmuştuk.

“Vardı. Hâlâ var ama sanki zamanımız yok gibi geliyor…” Bir süre hepimiz sessiz kaldık.

“Sevdiğin var, derdin var.” diyerek sessizliği ilk bozan Bert oldu.

“Kıskanma.” dedi Evan, dalga geçercesine.

“Asıl siz benim bekarlığımı kıskanıyorsunuz.” Bert’in lafına karşılık elimi kalbime koydum ve dalga geçercesine konuştum: “Her akşam Tanrı’ya senin yerinde olmak için yalvarıyorum.”

“Biliyorum, hepiniz bana hayransınız.” Sesi gururluydu. Kendi aramızda biraz daha dalga geçip sohbet ettikten sonra onlar yattılar. Ben ise evden çıkıp kayalıklara gittim. Cristiana’nın orada olacağını biliyordum ve her akşam onu görmek için kayalıklara geliyordum.

Kayalıklara vardığımda onu gördüm. Arkası bana dönüktü. Kahverengi saçlarını açık bırakmış, her zaman giydiği günlük kıyafete benzeyen kendi yaptığı zırhı giyiyordu. Her zaman olduğu gibi asil ve güçlü duruyordu. Yanına gittiğimde yara izi olan elini tuttuğunu gördüm.

“Gizemli kız?” dediğimde daldığı düşüncelerden sıyrılıp bana döndü. İlk defa geldiğimi fark etmemişti.

“Komutan.” Beni gördüğünde bakışları yumuşasa da içindeki fırtına onu yiyip bitiriyordu.

“Neyin var?” Sesim anlayışlı ve endişeli çıkmıştı. Onu böyle görmek beni kahrediyordu. Gözünü kaçırdı.

“Amcamın beni öldürmek için savaşçı tuttuğuna inanamıyorum.” Sesinden kırıldığı belliydi. Amcasının onu sevmediğini biliyordu ama bu kadar ileri gidebileceğini tahmin etmemişti. Onu kollarımın arasına alarak sarıldım.

“Ben sevilmeye layık değil miyim?” Sesi kısık çıkmıştı. Sorusuyla kafamı kaldırıp gözlerine baktığımda gözlerini kaçırdı. Çenesini tutup bana bakmasını sağladım.

“Dünya da sevilmeyi en çok hak eden insan sensin, gizemli kız.” Beni düşünceli bir şekilde kafa sallayarak yanıtladı. Bir anlık gözleri parladı ve heyecanla bana baktı.

“Valorian Amca ve Varek ilk defa buraya gelecekler.” dedi heyecanla. Onun bu heyecanına tebessüm edip başımı omzuma doğru yatırdım.

“Adayı gezdirirsiniz Tasha’yla. Burayı seveceklerine eminim.” Başını hızlıca sallayarak bana katıldı. Her ne kadar bu adayı kabul etmese de bura onun adasıydı, onun doğup büyüdüğü yer.

“Gitmem lazım. Kızlar bende kalıyor ve Tasha uyanıp beni göremezse endişelenir.” Parmak ucunda yükselip yanağımdan öptü. Bu öpücük kalbimi hızlandırdı. Bunu beklemediğim için afallamıştım. “İyi geceler, sevgilim.”

“İyi geceler, sevgilim.” Onun gidişini izledim. O gittiğinde bende evime gittim ve uyudum.

⚔

Sabah kalkıp orduya antrenman yaptırmış ve eğitim vermiştim. Eğitimlerden sonra tüm gün belgelerle ilgilenip raporlar çıkarmıştım. Akşam olduğunda da kayalıklara gelmiştim. Bura bana huzur veriyordu. Bura bana en değer verdiğim kişiyi vermişti. Cristiana’yla sürekli burada karşılaşmış, sohbet etmiş, dövüşmüştük.

Arkamdan birinin ayak sesini duyunca kaşlarımı çattım. Cristiana değildi. Cristiana’nın adımları sessiz ve zarifti. Arkamı dönüp baktığımda Liriel’i gördüm. Onun burada ne işi vardı?

“Bakıyorum da beni gördüğüne çok sevindin.” dedi. Sert bakışlarımla karşılaşınca ellerini teslim olurcasına kaldırdı. “Şaka. Sadece şakaydı. Buraya konuşmaya geldim.”

“Bizim konuşacak bir şeyimiz yok.” Sesim sertti. Onunla konuşacak tek bir şeyim bile yoktu. O, beni terk ettiği gün benim için ölmüştü ve şu an karşımdaki kadını tanıyamıyordum.

“Cristiana olmasaydı konuşurdun ama.” Karşımda durdu.

“Onu buna karıştırma. O, olmasaydı bile senle konuşacak bir şeyim olmazdı.” Cristiana’yı bu konulara karıştırmasını istemiyordum. Onun zaten bir sürü derdi vardı bir de bu dertlerin arasına Liriel’in girmesini istemiyordum.

“Bize ikinci bir şans hiç mi yok?” Hayatımda Cristiana varken bana nasıl bunu sorabiliyordu?

“Hayatımda Cristiana var. O hayatımdayken nasıl böyle bir şey sorabiliyorsun? Seni tanıyamıyorum.”

“Onu sevmediğini biliyorum. O sadece benim yokluğumu dolduran biri.” derken elini yanağıma koydu.

“Onu seviyorum. O benim her şeyim. Onu üzecek olursan bunu sana çok pis ödetirim.” derken yanağımdaki elini tutup yanağımdan uzaklaştırdım. Onun dokunuşu bende iğrenmeden başka duygu yaratmıyordu. Elimi çekmek istedim fakat elimi bırakmadı.

“Elimi bırak.” dediğimde Liriel’in bakışları arkama kaydı ve elimdeki eli gevşedi. Bunu fırsat bilip elimi çektim ve onun baktığı yöne, arkama baktığımda düşmanlarına baktığı gibi duygusuz bir şekilde bize bakan Cristiana’yı gördüm. Her şeyi yanlış anlamıştı. Ne hissettiğini anlamak istedim, içindeki fırtınayı görmek, dindirmek istedim ama hiçbir şey göremedim. Üzmekten en çok korktuğum kişiyi bir yanlış anlaşılma yüzünden paramparça etmiştim…

Bölümü umarım beğenmişsinizdir. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere. Görüşürüzzzz.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.