İçeriğe geç

Alev Serisi

Bölüm 12 · 12 dk okuma

Alev Serisi

Bölüm 12

12.Bölüm

Yeni bir bölümle karşınızdayım. Umarım beğenirsiniz. Yazım yanlışları varsa saygı çerçevesi içerisinde bana belirtirseniz çok mutlu olurum. İyi okumalarrrr.

Flashback

Pusky adasında savaştan daha yeni çıkmıştık. Aslında buranın Chef’i benden pek haz etmiyordu ve beni şu anda toplantı salonunda bekliyordu. Hızlı adımlarla toplantı odasına doğru ilerledim. Toplantı odasından içeri girdiğimde bütün bakışlar üzerime döndü. Odada Chef, ejderha ordu komutanı ve ordu komutanı vardı.

“Beni çağırmışsınız Bay Earthsoul.” Sesim, bana dönen onca bakışa aldanmadan kararlı ve gür çıkmıştı.

“Evet.” diyerek beni de toplantıya davet etti. Onu kafamla onaylayıp kararlı bir şekilde masaya ilerlesem de beni toplantıya dahil etmesi garip gelmişti. Hâlâ bakışlar üzerimde olduğu için hiçbir düşüncemi dışarı yansıtmıyordum.

“Öncelikle sana kötü davrandığımız için özür dileriz. Savaşta sizin rolünüz çok fazla.”

“Özür faslını geçip beni buraya neden çağırdığınızı anlatsanız.” dedim bıkkın bir şekilde. Chef derin bir nefes aldı.

“Halkımın olabildiğince az hasar almasını sağladınız ve size bu konuda borçluyuz.” Duraksadı, gözlerini kaçırdı ve sertçe yutkundu. Söyleyeceği şeyden çekiniyordu. Kendini toparlayıp tekrardan gözlerimin içine baktı ve konuşmaya devam etti. “Eğer sizde isterseniz müttefikiniz olmak istiyoruz.”

“Tabii.” dedim ve ellerimi iki yana açıp konuşmaya devam ettim: “Bu kadar mı?” Soruma karşı odadakiler gözünü kaçırıp sesiz kaldığımda ellerimi indirdim.

“İzninizle.” diyerek çıkışa doğru yöneldim. Tam kapıya gelmiştim ki durup onlara baktım. Yine hepsinin bakışı benim üzerimdeydi.

“Size bir öneri.” dedim ve onlara doğru döndüm. Konuşmaya devam etmeden önce keskin bakışlarımı hepsinin üzerinde gezdirdim ve konuştum: “Müttefiklerinizden bu kadar çekinmeyin.” Cevap vermelerini beklemeden toplantı odasından çıktım.

Chef’ler bana karşı her zaman ön yargılıydı. Bir kadın savaşçı mı? Adaların ordularını yöneten kadın savaşçı mı? Herkese kafa tutan ve yüzlerce savaş kazanmış bir kadın mı? Saçmalık. Hep böyle düşünüyorlardı ama kendimi kanıtladığımda da utançlarından yüzüme bakamıyorlardı. Her zaman böyle olmuştu ve her zamanda böyle olacaktı.

İnsanlar her zaman kadınları güçsüz görüyorlardı, güçlü kadın görünce de soyadı, çevresi, babası, abisi, erkek kardeşi sayesinde bu yere geldi deniliyordu. Bu benim için pek mümkün değildi, çünkü benim ne çevrem ne de ailem vardı. Bunlar yerine ise bana, kesin arkasında bir erkek vardır, ejderhası olmadan o bir hiç, kadın savaşçı olması erkeklerin sayesinde bu yüzden ona değil onu eğiten adamlara teşekkür etmeliyiz, kadın işte acıyorlardır, kesin bir erkek sayesinde buralarda ama erkek onurlu oldu için kadının gücüymüş gibi gösteriyor, kiminle yatında buralara geldin, sana acımışlardır… Bütün kadınlar bunlar ve bunların daha ağırını işitiyorlar. Çoğu kadın bütün bu ithamlara susmak zorunda kalıyorlardı, sesini çıkaran kadınlar ise halkı örgütleme suçundan idam ediliyordu. Çoğu adada bir kadın ejderhayla bağ kurduğunda idam ediliyordu. Dünyada adalet yoktu. Adaleti erkekler seçiyordu. Kadınların özgürlükleri yoktu, yaşama hakları yoktu, düşünce özgürlükleri yoktu, erkekler kadınları köle olarak görüyorlardı. Ama şunu bilmiyorlardı adaletin olmadığı yerde yaşamaya çalışan kadınlar elbet bir gün adaleti yerine getireceklerdi, erkeklerde en çok bundan korkuyorlardı zaten...

Derin bir nefes aldım ve bütün bu düşüncelerden sıyrıldım. Bütün erkekler aynıydı ve ben hepsinden nefret ediyordum. Yarın İgor gelecekti ve bende bu adadan defolup gidecektim.

Günümüz

Savaşçı gittiğinde Aaron’la tekrardan baş başa kaldım. Aaron’ın bakışlarını hissettiğimde ben hâlâ savaşçının arkasından bakıyordum. Amcamdan korktuğumdan değil, ona karşı içimde durduramadığım nefretim yüzünden bakakalmıştım. Yine beni suçlayacağını biliyordum ve bu düşünce ondan nefret etmeme yetiyordu. Kendimi toparlayıp Aaron’a döndüm.

“İyi misin?”

“Bilmiyorum.” Hiçbir şey bilmiyordum. Amcamın yaşaması mı yoksa ölmesi mi daha iyi, yine her şeyi benim suçum olarak gösterdiğinde yaşayacağım vicdan azabına hazır mıyım, onunla yüzleşmeye hazır mıyım… Hiçbir şey bilmiyordum. Tek bildiğim ne olursa olsun güçlü duracağımdı. Her zaman olduğu gibi…

“İstersen bende gelebilirim.” diye bir öneri sundu.

“Gerek yok, ben hallederim.”

“Tamam.” dedi düşünceli bir sesle.

“Sabah görüşürüz komutan.” diyerek amcamın yanına gitmek için hareketlendim.

“Sabah görüşürüz gizemli kız.” Aaron’ın yanından ayrılıp savaşçıdan aldığım bilgiyle amcamın evine doğru yola çıktım. Amcam şifacı bölüğünde kalmak istememiş evine geçmişti.

Amcamın evinin önüne geldiğimde duraksadım. On bir yıl sonra ilk defa görüyordum burayı ve hiçbir şey değişmemişti. Beş yaşımdayken ailem vefat ettiği için burada kalmaya başlamış, on sene yaşamadığım şey kalmadıktan sonra evi terk etmiştim ve şimdi on bir yıl geçmişti. On bir yıl sonra on beş yaşımda buradan ayrılmadan önceki gibi evin önünde durmuş yaşadığım kötü anıları düşünüyordum. Burada iyi anım olmadığı için sadece kötünün iyisiyle yetinmem lazımdı. Avcumdaki yara izi sızladı. O yara izi de burada olmuştu…

Kendimi toparlayıp kapıyı çaldım. Birkaç saniye sonra kapı açıldı ve karşıma Horol çıktı. Beni görmeyi beklemediği için afalladı. Hemen kendini toparlayıp yüzüne tatlı bir gülümseme yerleştirdi ama benim sert ve delici bakışlarımla karşılaşınca gülümsemesi soldu.

“Kim gelmiş?” diye sordu amcam. Horol’u kenara itip içeri girdim.

“Ölmeni bekliyordum, yaşlandın sonuçta.” diyerek amcamın doğrulduğu koltuğun karşısındaki koltuğa oturdum. Peşimden gelen Horol’da çapraz yanımdaki koltuğa oturdu.

“Benimle düzgün konuş. Bütün her şey senin suçunken, hatanı kabul etmek yerine gevşek gevşek konuşuyorsun.”

“Neymiş benim hatam, amca?” dedim rahat bir tavırla. Aslında hiç rahat değildim ama bunu onların bilmesine gerek yoktu.

“Adayı savunmasız bıraktın ve gelmiş karşıma pişkin pişkin hatanın olmadığını iddia ediyorsun.”

“Savunmasız bırakmak mı? Siz daha kendi ordularınızı yönetemiyorsunuz.” Sesim hiç beklemediğim kadar alaycı çıkmıştı. Hayır, bu sefer amcama kanıp kendimi harcamayacaktım.

“Sen yönetebiliyor musun ki?” Sesi alaycı çıksa da kaşları çatıktı. İşte, yine küçümseniyordum. Her zaman böyle olmuştu ve her zamanda insanlar beni küçümsedikleri için pişman oluyorlardı.

“Birkaç saatliğine tanıdığım orduları yönettim ben, sen senelerdir tanıdığın orduları yönetemiyorsun.”

“Madem bu kadar yetenekliydin neden geri döndün?” Hâlâ konunun kendisi olduğunu sanıyordu. Ben buraya dostum için gelmiştim.

“Baba.” diye uyardı Horol ama bu sefer amcamın sert bakışları ona doğru döndü.

“Bana karşı çıkmayı aklından geçirirsen sonucuna katlanırsın Horol.”

“Hiç değişmemişsin amca, hâlâ pisliğin tekisin.” dediğimde sert ve delici bakışları bana doğru döndü ve ayaklandı. Amcam ayaklansa da ben yerimden kıpırdamadım.

“Karşında bir Chef duruyor senin. Sözlerine dikkat et!”

“Yoksa? Yoksa ne yaparsın amca?” Amcam bana saldırmak için hareketlendi ama bana ulaşamadan Horol aramıza girdi. Ayağa kalkıp dik durdum.

“Sen busun amca. Lafların altında ezilip şiddete başvuran bir korkaksın.” Sesim kin ve nefretle harmanlanmıştı. Evin çıkışına doğru ilerledim.

“Küçükken böyle demiyordun.” Kapıya yaklaşmışken amcamın dediğiyle duraksadım. Amcamın bana bu evde psikolojik ve fiziksel şiddet uyguladığı her an gözümün önüne geldi. Dik durmam lazımdı ama şu an dik durmakta o kadar zorlanıyordum ki. Zihnime dolan bu anılar bana o kadar çok zarar veriyordu ki. Önümde küçüklüğümün yerde kanlar içinde yattığını görür gibi olduğumda bir an nefes alamadım. Ben bu dünyada cehennemi yaşıyordum ve elimden gelen bir şey yoktu.

“Baba, yeter.” Horol’un sesiyle kendime geldim ve başımı hafifçe yana çevirip göz ucuyla onlara baktım.

“Anca gücün küçük bir çocuğa yetiyordu amca. Bundan övünmen çok acınası.” deyip önüme döndüm. Evden çıkmadan önce amcamın sesini duydum: “Canavarın tekisin Cristiana.” Tasha’nın evine gidene kadar kafamın içinde amcamın sesi döndü durdu. Canavarın tekisin Cristiana. Canavar… Haklıydı, duygusuz bir canavarın tekiydim ben. Ama benim böyle olmam onların suçuydu. Tasha’nın evinin kapısına geldiğimde ben daha kapıyı çalmadan kapı açıldı.

“Nerelerdeydin? Senin için çok endişelendik.” dedi Tasha endişeyle.

“Sizin uyumanız lazım değil mi?” diyerek içeri girdiğimde Tasha’nın yanındaki Lona’yı gördüm.

“Evet ama kapımız çalındı ve bir savaşçı seni sordu.” derken Lona, hepimiz koltuklara oturduk.

“Neden seni sorduğunu bilmiyoruz ve bu yüzden senin başına bir şey geldiğini düşündük.” diye açıklamaya devam etti Tasha.

“Amcam uyanmış.” diye açıkladım bütün akıllarındaki soruları yanıtlamak için.

“Onun yanından mı geliyorsun?” diye sordu Lona endişeyle.

“Maalesef ki.”

“Sana kötü bir şey mi yaptılar?” Bu sefer endişeyle soran Tasha’ydı.

“Gidelim günlerini gösterelim.” diye çıkıştı Lona. Onların bu hâllerine gülümsemeden edemedim.

“Biraz sakin mi olsanız? Hem sevdiğin adamı ne kadar da dövmeye meraklısın.” dediğimde Lona gözlerini kaçırdı.

“Senin sırrını ona söylediğim için hâlâ pişmanım ve eğer arkadaşıma kötü bir şey yaptıysan onun ağzını burnunu kırmaktan onur duyarım.” Sesi çekingen çıksa da kelimeleri kararlıydı. Bu dediğine karşı şaşırarak kaşlarımı kaldırdım.

“Peki amcanın uyandığını öğrenmeden önce neredeydin?” Tasha’nın sorusuyla bakışlarım ona doğru döndü.

“Biraz hava almaya çıkmıştım.” dediğimde Tasha bana imalı bir bakış gönderdi. Yanımdaki yastığı alıp onun kafasına attığımda kahkaha atı.

“Yarın İgor geliyormuş.” Diyerek konuyu değiştirdiğimde Tasha bana yine imalı bir bakış gönderdi.

“Acaba seni görünce ne diyecek?” diye sordu Tasha.

“Kesin ukala ukala konuşur.” diye yanıtladı onu Lona.

“Kesin.” diyerek onlara katıldım.

“Neyse hadi yatın saat geç oldu, yarın erkenden antrenmanınız var.” diyerek ayaklandım. Peşimden onlarda ayaklandı.

“Sen?” diye sordu Tasha.

“Benim biraz işim var.” Aaron’la bulduğumuz sembolleri ve savaş belgelerini inceleyecektim.

“İşkolik. Aaron’la çok iyi anlaşırsınız, iki işkolik olarak.” Diyerek imalı bir şekilde sırıtınca elime yastık alıp yine ona fırlattım.

“Hadi git yat.”

“Peki.” diye teslim oldu.

“Seviliyorsun.”

“Sende. Bu arada çok geçe kalma.” dediğinde gülümsedim.

“Sen merak etme.” diyerek onu rahatlatmaya çalıştım.

“İyi geceler.” diyerek odaya doğru hareketlendi.

“İyi geceler.” diyerek Tasha’nın peşine koyuldu Lona.

“İyi geceler.” dedim onların arkasından. Notlarımı ve belgeleri masaya koydum ve bir mum yakıp hepsini incelemeye başladım.

⚔

“Daha hızlı!” Aaron’ın emriyle bütün savaşçılar hızlandı. Bugün ejderha ordusu ve normal ordu beraber antrenman yapıyordu. Bu antrenmanlar iki ordunun da senkronize olmasına ve beraber çalışmayı öğrenmelerine yarıyordu.

“Kılıçları çek!” Kaldor’un emriyle bütün savaşçılar durdu ve senkronize bir şekilde kılıçlarını çektiler. Kılıç sesleri antrenman alanında yankılandı.

“Saldır!” Kaldor’un verdiği bu emri bekleyen savaşçılar önlerindeki cansız mankenlere saldırdılar.

“Bayan Clark, komutanlar, antrenmanınızı bölüyorum ama İgor geldi. Chef’i rahatsız etmek istemedim.” Sesin geldiği yöne doğru baktığımızda genç bir kadını gördük. Ona gülümsedim.

“Tamam, teşekkürler.” dediğimde baş selamı verip geldiği yönden geri gitti. Komutanlara döndüm.

“Siz devam edin, İgor’la ben ilgilenirim.” dediğimde beni kafalarıyla onaylayıp odaklarını tekrardan savaşçılara çevirdiler. Antrenman alanından ayrılıp İgor’un teknesine doğru yola koyuldum. Aslında İgor’la ilgilenmek Chef ve Chef varisinin işiydi ama onlar şu anda pek müsait değillerdi.

İnsanlar İgor’un teknesine akın etmişlerdi. Bütün bu kalabalığa daldığımda insanlar geçmem için kenara çekilip bana yol açtılar. Buna alışık değildim ve asla da alışmayacaktım. İgor, beni görünce dumura uğradı. Benim burada olmamı beklemiyordu.

“Bayan C-“ Ne diyeceğini bilemediği için sustu.

“Cristiana diyebilirsin İgor, herkes biliyor.” diye açıkladım. İgor hâlâ şoktaydı. Kendini toparladı ve yüzüne her zamanki gibi sinsi bir gülümseme ekledi.

“Bay Clark, hoş geldiniz.” Horol, yanımda durduğunda İgor bana kaçamak bir bakış attı.

“Hoş buldum, kuzenim geri geldi.” diyerek kolunu omzuma attı. Horol’un kolunu üstümden atıp ona sert bir şekilde baktım ama o bunu umursamadan konuşmaya devam etti: “Bu kadar şaşırman gayet doğal bende böyle şaşırmıştım.”

“Horol, çene çalacağına işini yap.”

“Hâlâ bana kızgın.”

“Horol, Tasha’yla nasıl iletişime geçiyorduk sence?” dedim en sonunda dayanamayarak.

“İgor, mektuplar ve siparişler.” dedi bu sefer Horol.

“Hemen getiriyorum, Bay Clark.” İgor yanımızdan ayrıldığında ikimizde bir şey demedik.

“Benim yapacağım bir şey olmadığına göre ben kaçar.” diyerek sessizliği bozdum.

“Cristiana, konuşabilir miyiz?” Horol’a döndüm.

“Ne var?” diye çıkıştım ona.

“Dün babamın dediği şey için üzgünüm.” Özür dilemesini beklemediğim için afalladım.

“Önemli değil.” dediğimde İgor elinde birkaç mektupla geldi.

“Buyurun.” diyerek mektupları Horol’a uzattı. Cebinden son bir mektup çıkarıp bana uzattı.

“Bayan Cristiana, bu mektupta size geldi.” İgor’un elinden mektubu alınca mektubun üstündeki Lumakus adasından geldiğini gördüm.

“Kaç altın?”

“Ödeme yapıldım.”

“Tamam.” diyerek Horol’la tekneden indik. Mektubu açıp okumaya başladığımda mektubu direkt yok etmek istedim.

“Sevgili Cristianam.

Sen gideli baya oluyor ve ben sana olan özlemimle yanıp tutuşuyorum.

Lütfen bana cevap yaz yoksa ben özlemimden ölürüm…

Seni çok seviyorum.

Sevgilerle Oscar Ravencrest.”

“Yok artık.” dedim bıkkın bir şekilde.

“Bir bırakmadı çocuk gitti. İzin ver de diri diri yakıyım.” Tengri’nin önerisi her ne kadar cazip gelse de böyle bir şey yapamazdık.

“Bunu her ne kadar çok istesem de şu an savaşa girmek için hiç modumda değilim.” Cevabıma karşı homurdandı Tengri.

“Kimden?” diye sordu Horol merakla.

“Lumakus adasının Chef varisinden.”

“Oscar Ravencrest’ten mi?” diye sordu şaşkınlıkla.

“Maalesef ki.” Diye yanıtladım onu. Horol, elimdeki mektubu kapınca “Hey!” diye bağırdım.

“Ben bu çocuğu gebertirim.” dediğinde elindeki mektubumu aldım.

“Ben hallederim.” dedim homurdanarak.

“Bu çocuk sana ne zaman âşık oldu?” Aşk? Hayır, Oscar’ın hissettiği aşk değil takıntıydı.

“Takıntılı bir manyak Oscar.” dediğimde kendini tutamayarak güldü Horol.

“Gülme.” diyerek omzuna vurdum.

“Komik.” dediğinde elimdeki mektubu buruşturup onun suratına attım.

“Hey!” dedi buruşturduğum mektubu tutarak. Horol, buruşturduğum mektup yüzünden bir adım arkamda kaldığı için sinsice gülümsedim hâlimden memnun bir şekilde. Aramızdaki bir adımı kapatıp yanımda yürümeye devam etti.

“Bana böyle iyi davranmanın sebebi nedir?” dediğinde afalladım. Ona iyi davranmamın sebebi neydi? Bilmiyordum.

“Galiba kafama güneş geçti.” dediğimde kıkırdadı. Durup bir mektuba baktı ve mektubu açmaya başladı.

“Ne yapıyorsun? Amcamın açması lazım değil mi onları?” diye sordum.

“Hayır, ben Chef varisiyim, istediğimiz yapabilirim.” Bu dediği karşısında gözümü devirdim ve “Ukala.” diye söylendim. Mektubu okuduktan sonra bana baktı.

“Pusky adasının Chef’i yarın görüşmeye geliyor.” dedi neşeyle. Anlam veremeyerek kaşlarımı çattım.

“Eldric Earthsoul mu?” diye sordum.

“Evet.”

“Neden?”

“Müttefik olmak için toplantı yapacağız.” Aklıma Eldric’in bana söylediği şey geldi: “Halkımın olabildiğince az hasar almasını sağladınız ve size bu konuda borçluyuz.” demişti bana. Eldric Earthsoul müttefiklerimden biriydi ve eğer o toplantıya katılırsam kesin müttefikimiz olurdu. Clark ailesi en çok korkulan aileydi ve bu yüzden de müttefik edinmesi zordu.

“Bende katılacağım o toplantıya.” dedim kararlı bir şekilde.

“Çok isterim ama babam buna karar verir anca.”

“İzin istemiyorum Horol, katılacağım diyorum.”

“Ama…”

“Ne oluyor burada?” Amcamın sesiyle ona doğru döndük.

“Baba, Pusky adası teklifimizi kabul etmiş yarın burada olurlar.” diye açıkladı Horol.

“Bende o toplantıya katılıyorum.” dedim.

“Hayır, katılmıyorsun.”

“Neden?”

“Çünkü sadece bir Clark’sın.”

“Ne ben bir Clark’ım ne de o toplantıya katılmamazlık edeceğim.”

“İzin vermiyorum!”

“Bir ben izin istemiyorum, iki ben bir şekilde katılırım o toplantıya.”

“Böyle bir şey yapmayacaksın.”

“Canavar olduğum için istediğim her şeyi yapabilirim.” deyip amcamın cevabını beklemeden oradan uzaklaştım.

⚔

Pusky adasının gemisi limana yaklaşırken Tasha’yla geriden izliyorduk. Limanda duran Aaron, Horol, Kaldor ve amcam bütün dikkatlerini tekneye vermişlerdi. Gemi limana yaklaştı ve gemiden Pusky adasının Chef’i -Eldric Earthsoul- ve savaşçıları indi. Eldric ve amcam konuşarak limandan ayrılırken Eldric beni fark etti ve bana doğru gelmeye başladı.

“Bayan Cristiana.” dedi yanıma gelince. Onu başımla selamladım.

“Bay Earthsoul.” dedim bende onun gibi. O da beni başıyla selamladı.

“Sizi görmek ne hoş.” Dediğinde yüzüme tatlı bir tebessüm yerleştirdim.

“Sizi görmekte çok hoş.”

“Toplantıya katılacak mısınız? Toplantıda sizi görmek çok onur verici olurdu.” Eldric’e tam cevap verecekken amcam benden önce atılıp cevap verdi: “Evet, katılacak.”

“Uzun yoldan geldiniz isterseniz biraz dinlendikten sonra adamızı gezebilirsiniz.” diye önerdim.

“Çok düşüncelisiniz Bayan Cristiana. Biraz dinlensek iyi olur üç gündür yollardayız.”

“Sizi kalacağınız yere götüreyim isterseniz.” dedi Horol.

“Teşekkürler Bay Horol Clark.” Horol, cevap vermek yerine tebessüm edip onu kalacağı yere doğru götürmeye başladı. Onlar uzaklaşınca amcama döndüm.

“Ne oldu amca? Toplantıya katılmayacaktım.” dedim ukala bir şekilde.

“Artık bütün toplantılara katılıyorsun.” Amcamın sesi memnunsuz ve sert çıkmıştı.

“Şunu anla amca, ben istediğim her şeyi yaparım.” İddialı sesim karşısında amcam çenesini sıktı.

“Aynı Lily’ye benziyorsun.” Ona bir cevap bile vermemi beklemeden gittiğinde amcam, arkasından afallayarak baktım. Bu da ne demekti şimdi? Yengeme benzememi bir hakaret gibi söylemişti. Amcam, yengeme benzememden neden hoşnutsuzdu?

“Bu da ne demek?” diye sordu yanımdaki Tasha.

“Hiçbir fikrim yok.” diyerek yanıtladım onu. Bu ne anlama geliyordu? Neden bunu söylemişti? Neden yengeme benzemem kötü bir şeydi? Bütün bu sorular kafamda dönmeye başladılar ve hiç susmadılar…

Umarım bölümü beğenmişsinizdir. Kitap yavaş yavaş açılmaya başlıyor. Artık her geçen bölümde aklımızda yeni yeni sorular gelecek, bir sorunun cevabını bulduğumuzda yerine bir sürü daha soru gelecek. Bölümü okuduğunuz için teşekkürler, bir sonraki bölümde görüşmek üzereee.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.