İçeriğe geç

Alçin ve 7 dipsiz kuyu

Bölüm 6 · 6 dk okuma

Alçin ve 7 dipsiz kuyu

Bölüm 6

BÖLÜM 6 İNANÇSIZLIK VADİSİ

İNANÇSIZLIK VADİSİ

Hem bedenen hem de zihnen yorulmuştu Alçın. Vadide duyduğu o sesi zihninde duymaya devam ediyor ve bu da onun gitgide yorgun düşmesine sebep oluyordu. Tüm bu histen kurtulması lazımdı, ne yapması gerektiğini de çok iyi biliyordu. Biraz daha uçmaya devam ettikten sonra meyve ağaçlarının olduğu bir yer gözüne çarptı. Hızlıca gördüğü yere doğru gitmeye karar verdi. Havada, gözüne büyük yemyeşil yaprakları olan meyve veren portakal ağacı çarptı Alçın’ın. Ağacın en güzel yerine konduktan sonra insan formuna dönüşüp portakalları yemeye başladı, yerken de sürekli “Ne kadar tatlı bir portakalmış, uzun süredir bu kadar güzel meyve yememiştim” diyordu. Karnını doyurduktan sonra zıplayarak ağaçtan aşağıya atladı. Yemek yemek, daha iyi hissetmesine yardımcı oldu fakat serin bir denize girmek de iyi gelecekti; hem yalnızlık vadisinin etkisinden kurtulacaktı hem de ılık bir deniz suyuna vücudunun ihtiyacı vardı. Ağacın üstünde yemek yerken biraz ileride gürül gürül suyu akan bir deniz görmüştü. Yürüyerek gördüğü yere doğru yavaş yavaş gitti. Deniz o kadar güzel bir yerdeydi ki; yemyeşil ağaçların ortasında, çevresinde büyüklü küçüklü kayalar, onların tam ortasında masmavi bir deniz vardı. Görüntüsü bile Alçın’ın rahatlamasına yardımcı olmuştu. Kıyafetlerini çıkarıp önce onları yıkadı, kurumaları için güneş gören büyük kayanın üstüne dikkatlice serip kendini suya bıraktı. Ara ara suya dalıp çıkıyor, bazen de suyun üstünde gözleri kapalı şekilde yüzüyordu. Kıyafetleri kuruyuncaya kadar denizin içinde kalmaya devam etti.

(Birkaç dakika sonra)

Artık hem zihnen hem de bedenen biraz da olsa rahattı. “Bu kadar dinlenmek yeterli, yola devam etmeliyim” diye söylendi içinden. Ne kadar süresi vardı bilmiyordu, o yüzden de sonraki vadiye yürümek yerine uçarak gitmeyi seçti.

(Bir müddet sonra)

Sakin sakin uçarken ileride dikkatini bir şey çekti Alçın’ın. Bulutlar giderek gri oluyordu. İlk aklına gelen yağmur oldu ama bunlar yağmur bulutuna benzemiyordu. Uçmak daha da zor hale gelince Alçın mecburen yere inmek zorunda kaldı. Bulutlar kafasını karıştırmıştı. Kafasında bir sürü soru vardı ama sorabileceği kimse olmadığı için yola devam etmesi gerektiğini biliyordu. Yürümek için adım attığı anda sanki bir duvara çarpmış gibi gürültülü bir şekilde yere düştü. Alçın o kadar hızlı çarpmasa da canı acımış ve refleks olarak “Ayy!” diye bağırmıştı. Ne olduğunu anlamamıştı; görünürde duvar yoktu ama yola devam edemiyordu. Ellerini temkinli bir şekilde havada gezdirmeye başladı. Görünürde duvar yoktu ama bir şey vardı. Alçın ne olduğunu çözmeye devam ederken “Koruyucu kalkan var” diyen bir erkek sesi duydu.

Arkadan gelen sesle irkilen Alçın hemen arkasını döndü ve şaşkın bir ses tonuyla, “Sen de kimsin?” diye sordu. Karşısında duran yabancı erkek, soğukkanlılıkla ve sesine gizemli bir hava katarak, “Benim kim olduğum önemli değil. Asıl önemli olan, bu vadide ne yapman gerektiğini iyi bilmek,” dedi. Aldığı cevaplar daha da fazla şaşırmasına sebep oluyordu. İçinden, “Demek ki bu kişi de benimle aynı amaçla burada,” diye geçirdi. Sonra ismini bilmediği yabancı kişiye bakarak, “İkimiz de aynı şey için buradayız anlaşılan. Sen de en az benim kadar kuralları biliyorsun, o yüzden herkes kendi yoluna giderse iyi olur,” dedi. Bunu söylerken çok ciddi bir ses tonu kullandı Alçın.

Yabancı kişi sinsi bir gülme takındı yüzüne. Biraz öyle güldükten sonra, gene aynı gizemli bir ses tonuyla konuşmaya başladı: “Sen bu vadi hakkında bir şey bilmiyorsun anlaşılan. Vadiye girebilmek için iki kişi ve iki el lazım. Kalkanın sana tam zamanında bir giriş kapısı açmasını istiyorsan,” (ellerini göstererek) “benim ellerime ihtiyacın var.”

Cevap her ne kadar Alçın’ı sinir etse de kabul etmesi gereken bir şey vardı; o da vadi hakkında hiçbir bilgisi olmadığıydı. Dolayısıyla, isimsiz kişiye güvenmesinden başka seçeneği de yoktu. Kendi düşüncelerinde o kadar kaybolmuştu ki, Alçın isimsiz kişinin sesine irkildi: “Hey! Ne düşünüyorsun bilmiyorum ama eğer acele edip birlik olmazsak, arkadan gelen ses bizi görürse hepimiz sınavı kaybederiz,” dedi çok ciddi bir ses tonuyla.

Durumun ne kadar ciddi olduğunu anlayan Alçın, “Ne yapmam lazım kapının açılması için?” diye sordu tedirgin bir ses tonuyla. İsimsiz, Alçın’ı elinden tutarak kalkanın tam ortasına getirdi. “Sen burada dur. Ben de tam yanında duracağım. Yerime geçtiğimde ellerini koyacağın yerler belirginleşecek. Yapman gereken tek şey, benimle aynı anda koymak; ama bu aşamada gözlerin kapalı olacak, sadece hissetmen lazım. Anladın mı?” diye sordu. Alçın başını sallayarak evet anlamında onayladı.

Yabancı yerine geçer geçmez, Alçın’ın önünde ellerini koyması için göz hizasında yerler belirginleşti. Yerlerine iyice baktı ve gözlerini kapattı. Biraz bekledi ve iç sesinden gelen “Şimdi” cümlesini geçirdi; ellerini tek seferde koyması gereken yere koydu. Ama tek korkusu, isimsizle aynı anda ellerini koyup koymadıklarıydı. Hızla gözlerini açtı.

Karşısında bir açık kapı olduğunu gördü. Sevinçle, “Yuppi! Başardım!” diye bağırdı. Yanındaki kişiden bir ses duydu: “Başardık, olmasın o?” Haklıydı, birlikte yapmışlardı. Mahcup bir şekilde, “Pardon, bir anlık sevinçle öyle bağırdım,” dedi. İsimsiz kişi, aynı soğukkanlılıkla ve gizemli ifadesiyle cevap verdi: “Bundan sonrası için ikimiz de tekiz. Daha fazla iletişim kurmamız yasak. Bol şans sana,” diyip vadinin içine girdi.

Alçın da arkasından vadinin içine girdi ve yavaş yavaş yürümeye devam etti. Vadinin içi simsiyahtı. Karanlık ve kasvetli bir havası vardı. Bulutlar, yağmur bulutu gibi griydi. Işık çok ama çok azdı. Çevredeki renkler solmuştu. Her şeyin üstünde sanki gölge varmış gibi gözüküyordu. Her adım attığında ayrı bir şekilde şaşırıyordu Alçın. Vadi öyle garipti ki, her adımda kötü hissetmesine sebep oluyordu. Vadinin toprağı bile çorak, içindeki ağaçlar kurumuş ve manzarası ölü bitkilerle doluydu. Her yer sessizdi; ne kuş sesi, ne de vadide başka bir ses vardı. Tek ses, soğuk ve sert esen korkunç rüzgarın sesiydi. Hava kötü olduğu için uçması da pek mümkün değildi Alçın’ın. Vadi, tam anlamıyla mutsuzluğu ve inançsızlığı temsil ediyordu; tıpkı ismi gibi.

Kısa bir yürüyüşün ardından, Alçin yolda yürüyen birkaç kişi görmeye başladı; fakat gözü ister istemez kapıyı birlikte açtığı isimsizi arıyordu. Ancak, gördüğü kişiler arasında yabancı yoktu. İçinden "İllaki yolda karşılaşırız," diye geçirip yürümeye devam etti. Çevreyi gözlemleyerek İlerliyordu ki ayağı bir şeye çarptı. Korkuyla hemen yere baktı ve vadinin ortasında yaralanmış bir insan gördü. Yerde yatan kişinin kıyafetleri paramparça olmuş, vücudu toprak ve kanla kaplıydı. Üstündeki ceket gibi görünen şey aslında vadinin bir parçasıydı. Bu, onun vadide çok uzun süre kaldığını ve savrulduğunu gösteren bir kanıt gibiydi.

Korku dolu gözlerle yerde duran kişiye bakıp hızlıca yoluna devam etti Alçin. Az önce gördüğü olayın etkisini hala atamayan Alçin, daha da şaşkın bir halde yürüyordu. Uzaktan rengarenk görünen her şey, yakından bakıldığında solgun ve hastalıklı çıkıyordu. Her şeyin içi çürümüş gibiydi, tıpkı bir illüzyondan farksızdı. Her ne kadar yola devam etmeye çalışsa da oldukça zorlanıyordu. Gördüklerinden sonra Alçin, vadideki görevini anlamaya başlamıştı: Ne görürse görsün, neyle karşılaşırsa karşılaşsın ya da başına ne gelirse gelsin, soğukkanlılığını koruyup diğer kapıdan çıkması gerekiyordu.

Yavaş yavaş yürümesine rağmen vadinin ortasına kadar gelmişti. Orayı bulan tek kişi o değildi; görev için gelen diğer kişiler de oradaydı. Alçin'in gözü yine yabancıyı arıyordu ama hala görememişti. Hala yabancıyı ararken, vadinin içinde acı dolu bir kuşun çığlığı yankılandı ve vadinin her tarafına tüyler ile kan dökülmeye başladı. Bu durum, vadideki herkesin korkmasına ve pes etmesine sebep oldu. Herkes korku dolu gözlerle kaçmaya çalışırken, Alçın tüm sakinliğini korumaya çalıştı. Kendisini sakin tutmaya çalışan Alçin, bir köşede dizlerinin üstüne çökmüş ve pes edip ölmeyi bekleyen yabancıyı gördü. Yanına gidip yardım etmek istese de bunu yapamazdı. Vadinin her rüzgarı, her geçen dakika daha da şiddetleniyordu ve herkes rüzgarın etkisini farklı hissediyordu. Bu yüzden Alçin, daha da zorlanmadan tüm cesaretini toplayarak hızlıca yoluna devam etti. Yolunu kaybettiğini düşündüğü anlarda iç sesini dinledi.

(50 dakika sonra)

Uzun bir yürüyüşün ardından, sonunda vadinin çıkış kapısını bulmuştu. Acı dolu bir sevinçle “Buldum,” diye fısıldadı. Son kez arkasına dönüp, “Özür dilerim, yabancı. Yardım edemedim,” diyerek kapıdan çıktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.