İnançsızlık Vadisi'nin karanlık kasvetinden kurtulmak için kuş formuna dönüştü ve olabildiğince hızlı uçmaya başladı. Tüm gücüyle uzunca bir süre uçmuş, kanatları yorulunca da bir dağın tepesine inmişti. Bir yandan gördüğü güzel manzaranın tadını çıkarıyor, diğer yandan onu şimdi daha farklı bir tehlike bekliyordu. Diğer vadinin isminden de anlaşılacağı gibi, Dedikodu Vadisi'nin sessiz fısıltıları sanki havada dolaşmaya başlamıştı bile. Bu yolculuğa çıktığı andan itibaren yaşadığı tüm olayları ve ona neler kattığını düşünmeye başladı. Yolculuğun ilk anları çok heyecanlı ve meraklı geçse de, Alçin son zamanlarda tüm gücünü yitirmeye başladığını hissetmişti. Bu düşünceyi iliklerine kadar hissettiği vadi ise İnançsızlık Vadisi olmuştu. İçinde yaşadığı tüm duygular sevinç ve mutluluktan öte, şu an korku ve kararsızlıkla doluydu. Bu, gitgide zorlandığını düşündüğü anlardan sadece biriydi. Oturduğu yerden hızlıca ayağa kalkıp "Kendine gelmelisin" diyerek üstüne çöken o kasvetli, karamsar duygudan kurtulmaya çalıştı. Ne kadar zorlansa da, diğer görevleri gibi bunu da başarıyla tamamlayacaktı. Tüm cesareti yerine gelen Alçin, hiç durmadan kararlı bir şekilde yola çıktı.
(Bir müddet sonra)
Vadiye yaklaştığını, net olmayan görüntüden ve uğultu gibi gelen dedikodulardan anlamıştı Alçin. Vadi, dedikoduların yarattığı karmaşa ile gözleri bulandırıyor, sisli, karanlık, gözle görünür şekilde sürekli olarak değişen bir yer halindeydi. Tekrar insan formuna dönüştü Alçin. Kapıyı bulmak onun için pek de kolay olmadı; sinsi bir sis bulutu kapıyı arkasına saklamıştı çünkü. Fısıldayarak konuşan bulutu dinlemeyip eliyle kapının önünden çekti. Kapının kolunu tuttu, gözlerini kapattı, derin bir nefes alıp verdi. Gözlerini açtı ve "Hazırım... galiba" diyerek kapıdan içeri girdi. İçerisi sessizdi fakat görünmez bir şey havayı kesip geçiyordu. Her adımda incecik bir ses, rüzgarlarla duyulabilecek dedikodular, vadinin karanlık köşelerinden usulca çıkıyordu. Seslerin nereden geldiğini merak edip takip etse de, yerini bulamamıştı. Her adım attığında kaybolmaktan korkmaya başlamıştı Alçin, çünkü sis vadinin derinliklerine gittikçe yükselip yavaşça çevreyi sarıyordu. Seslerin içinde bir yansıma gördüğünü düşünüp o yöne doğru yürümeye başlasa da yaklaştığında kayboluyordu. İçeri girdiği andan itibaren vadiyi tam anlamıyla görememişti. Çünkü vadi, kendisini asla tamamen açığa vermiyor, sanki her şey bir illüzyonun parçasıymış gibi hissettiriyordu. Adımını nereye attığını tam olarak görememesinin verdiği huzursuzluk, belirgin hâle gelen konuşmaların etkisiyle daha da artıyordu. Artık sesler daha dayanılmaz bir hâl almaya başlamıştı. Bunca sesin arasında doğru sesin geldiği yönü bulması hiç de kolay olmayacaktı. Seslerden kafasının karışmasının en etkili sebeplerinden biri ise bu seslerin diğer vadilerde ve yolda tanıştığı kişilerin sesine benzemesiydi. Bu da onun kendi içinde şüpheye düşmesine ve içinde savaşmasına sebep oluyordu.
Vadideki yanıltıcı sesler:
“O daha Simurg’un anlamını bile bilmiyor. Kimse ona söylemedi mi anka kuşunun son ölümünde tekrardan doğmadığını? O yeterince güçlü değil. Bu yolculuk ona göre değil...”
Korku ve çaresizlikle oradan oraya gidiyor, derine indikçe de hayal mi gerçek mi olduğunu anlayamadığı görüntüler görmeye başladı. Bu görüntüler bazen hocası, bazen annesi, bazen de Tolan oluyordu. Sesler ve görüntülerin de etkisiyle kısa bir süreliğine kim olduğunu ve nerede olduğunu unutmuş, bomboş gözlerle etrafa bakıp durmuştu. Kendisine gelmesini sağlayan şey ise kolundaki çizili olan kırlangıç kuşu olmuştu.
Şu anda biraz daha sakindi Alçin. Tek yapması gereken şey, bu konuşmaların içinde doğru olanı duymaya çalışmak ve ona doğru gitmekti. Bu sefer iç sesini dinlemedi, çünkü ona yardımcı olmayacaktı; bunu az önce anlamıştı. Vadiye girerken yaptığı gibi gözlerini kapattı ve doğru sesi duymaya odaklandı. İlk ses, “Onun bilge bir varlık olarak bilindiğini biliyor mudur acaba?” dedi. İlk sesi duymuştu; ses Alçin’in solundan gelmişti. Koşar adımlarla o yöne doğru gitti. Önünde bir kapı vardı. Hiç düşünmeden hızlıca kapıyı açtı ve içeri girdi. Kapıdan biraz uzaklaşıp tekrar gözlerini kapattı. Biraz bekledi ama ses yoktu. Birkaç adım daha yürüdü ve yeniden gözlerini kapattı. Sesi duymuştu ama net değildi. “Biraz daha yaklaşmam lazım o zaman,” diyerek birkaç adım daha attı. Bu sefer sesi net bir şekilde duymuştu. İkinci ses, “Simurg, küllerinden doğan tek kuştur. Tüm zorluklara rağmen yeniden ayağa kalkar. Bu da yenilenme gücünü temsil eder ve güçlü olduğunu gösterir. Bu kız bunları bilmiyor gibi gözüküyor,” dedi alaycı bir tonda . İkinci sesi de duymuştu. Bu sefer sağdan gidecekti Alçin. Sesin geldiği yere doğru gitti ve gördüğü ilk kapıyı açmaya çalıştı. Fakat karşısında aniden bir ruh belirdi. Ruh, odada aniden belirdiğinde odadaki hava ağırlaştı; bir anda her yerde soğuk bir esinti hissedildi. Gözleri tam anlamıyla belli olmayan bu varlık, sanki Alçin’e doğru bakıyordu. Ellerini öylece havada tutan Alçin, ruhu görünce refleks olarak çığlık attı ve yere düştü, ancak hemen ayağa kalktı. O an Alçin, içinden “Bu da ne böyle?” diye geçiriyordu ki, sanki bu cümleyi sesli söylemiş gibi karşısında duran ruh, Alçin’in sorusuna cevap verdi.
Dedikodu Vadisi’nin Kutsal Ruhu:
"Söylentiler gölge gibi dağılır, ama sen gerçeği gördün. Artık bu vadi seni tutamaz, yolun açık olsun. Şimdi gerçeğin farkındasın, fakat gördüğün şeyin ağırlığını taşıyabilecek misin? Kapı sana özgürlüğünü verebilir (eliyle diğer yolu gösterir), Diğer yol da seni bekliyor olabilir... Ve belki, seni ele geçirmek için çoktan harekete geçti. Bir ihtimal vadi seni sonsuza kadar tutar.
Ruh konuşmasını bitirir bitirmez, arkada bir kapı belirginleşti ve kapının rengi koyu mordu.
Ruh, Alçin’e çok bariz bir şekilde iki seçenek sunmuştu. Gerçekle yüzleşip yoluna devam mı edecekti, yoksa dedikodulara aldanıp diğer yola mı gidecekti?
Vadideki dedikodular:
"Burada kalmanı istediğin her şey var, gerçekle yüzleşip ne yapacaksın ki? Boş ver, kapıyı gel bize doğru.”
İyice kafası karışmış, doğru düzgün düşüncelerini toplayamıyordu Alçin. Dedikoduların sessiz fısıltıları aklını karıştırıyor, bu da onun kararsız kalmasına neden oluyordu.
Ama olabildiğince sakin kalmaya çalışıyordu. Elinden geldiğince tüm sesleri duymamaya çalışıyor, karşısında duran kapıya doğru ilerliyordu. Arada duruyor, yanı başındaki diğer yola bakıyordu. Oraya doğru iki adım attı, fakat hemen kendisini topluyor, kapıya doğru yürümeye devam ediyordu. Kapıya yaklaştığında ruhun sesini duydu Alçin:
Ruh:
“Gerçekten istediğin o kapının arkası mı?”
Alçin:
“Evet, istediğim tam olarak bu. Sen ve diğer kişiler gibi burada kalmak istediğim bir şey değil.”
Yavaşça kapıya doğru yürüdü. Bu vadi onu daha güçlü biri haline getirmişti. Şimdi, Anka Kuşu’nun sınavının ne kadar zor olduğunu ve neden çok az kişinin başarabildiğini daha iyi anlıyordu. Eliyle kapı kolunu tuttu ve açmaya başladı. Kapıyı açarken içindeki gücü bir kez daha hissetti. Bu güç fiziksel değil ruhsaldı. Daha güçlü biri olarak kapıyı açtı ve vadiden çıktı.