Hayatımda verdiğim en doğru kararın pilotluğa yönelmek olduğunu düşünüyorum. Bazen düşünüyordum pilot olmasaydım ne olurdu diye... sanırım asla bilemeyeceğiz. Mesleğimle o kadar bütünleşmiştim ki eğer pilotluk diye bir meslek olmasaydı bile ben yine pilot olurdum muhtemelen. Ha bir de yan dalım, ikinci mesleğim vardı. Havacılık ve Uzay mühendisliği de bitirmiştim yan dal olarak. Yani pilotluk olmasaydı bu sefer uçak yapardım.
“Yarın geleceğim merak etmeyin komutanım.”
Generalin sabrını sınıyor gibiydim biraz. Derin bir nefes aldı. “Tamam Asi yüzbaşım. Bugün güzelce dinlenin o halde. Tekrardan geçmiş olsun.” küçük bir duraksamanın ardından tekrar konuştu. "Savunmanı yazmadan gelme." Yeni teğmenlerle uçuş eğitimlerine başlamak için sabırsızlanıyordum. Benim astıma kim düşecekti, nasıl biri düşecekti merak ediyorum doğrusu. Umarım dişli bir pilot verilmiştir.
"Emredersiniz komutanım."
Telefonu kapattığımda Esna salonuma girdi. Elindeki tepside kahve olduğunu tahmin ettiğim iki kupa vardı. Yanıma oturup birini uzattı. Tam da tahmin ettiğim gibi kahve olan iki bardaktan açık olanı aldım. Bana sütlü kahve yaparken kendine filtre kahvesini yapmıştı her zamanki gibi. Asla koyu kahve içemiyordum. Kafeinden kaçınıyordum çünkü. Sağlığımı, kalbimi etkileyecek her şeyden kaçıyordum. Halbuki sert şeyler severdim ben. Alkol gibi, kafein gibi...
“Teşekkür ederim.”
Esna “afiyet olsun aşkım.” Koltuğunun altındaki kitabını sehpaya bırakmıştı. Hayatın Kıyısında isimli bir kitap okuyordu. Beyaz ciltli bir kitaptı ve üstünde altın sarı renginde yazılar vardı. Burdan güzel bir kitaba benziyordu.
“Ee,” dedim bir yudum aldığım kahvemi sehpaya bırakırken. “Gelmedi senin şu yüzbaşı?”
Esna “bakıyorum da bekliyorsun?” güldü. “Daha gün bitmedi ki. Bekle, gelecek."
“Ben bu saatten sonra geleceğini sanmıyorum.”
Esna “belki işleri vardır karargahta. Görev dönüşü ya hani, rapor falan yazıyordur.” Kahvesinden bir yudum aldı. “Doğukan ziyaret etmeden bırakmaz.”
“Nerden biliyorsun? Bakıyorum da çok eminsin."
Kaşlarım çatıldı. Aslında onunla konuşmak istiyordum. Onunla tanıştığımızda o da pilot olmak istiyordu. Neden onu pilot olmadığını merak etmiştim. Boyundan dolayı mıydı acaba? Havacılıkta belli bir boy sınırı vardı. Belki o yüzden komisyonda elenmişti.
Esna “daha önce de birilerini böyle ziyaret etmişti birkaç kez. Yüzbaşıyı tanıyorum.”
Beni ziyaret etmesine gerek yoktu o zaman. Zorunluluktan yapıyorsa hiç yapmasın.
Esna “sen bir sinirlendin sanki?”
“Ne alakası var ya?”
Esna “biri bunu söylüyorsa net sinirlenmiştir. Neden sinirlendin? Bunu bir düşün bakalım.” Kitabını eline alıp okumaya başladı. Beni yoğun düşünceler arasında yalnız bırakmıştı. Oflayarak ayaklandım ve kahvemi aldım elime. “Hava alıcam biraz.”
“Dikkat et,” diye arkamdan uyardığında birşey demeden verandaya çıktım. Evimdeydim Esna ne olacak demedim. Evim iki katlıydı ama küçük ve 3+1di. Böyle olmasının sebebi ise bahçemdeki pistimdi. Evet arka bahçemde bir pist vardı. Kısa bir pistti ama yine bahçemde duran uçağım için yeterliydi. Ve evet, uçağım. 2 kişilik kapasitesi olan şirin ve küçük beyaz bir kızım vardı. Aynı fiyata sıfır araç da alabilecekken neden uçak almayayım hem de pilotum dedikten sonra gelişmişti her şey. Uçmak hepsinden öte birşeydi ve artık bu mevzu beni bile aşmıştı. Ah, hadi ama. Ben daha araba ehliyetim yokken uçak için sürücü belgesi almıştım. Şimdilerde araba ehliyetim de vardı ama uçağın yeri her zaman ayrıydı benim için.
Derince soludum havayı. Havalar yavaştan ısınmaya başladığı için etrafta çiçekler açmaya başlamıştı ve bu yüzden çok güzel kokuyordu yollar. Bu havaları çok seviyordum ama bir problemimiz vardı, polen alerjisi... Allah tan polen alerjisi hayatımı etkilemediği için pilotluğumu da engellememişti. O kadar çok korkmuştum ki engel olacaklar diye o zamanlar. Neyse ki korktuğumuz başımıza gelmedi ve şuan buradayız. Allah'ıma çok şükür.
Daha fazla hava solursam alerjimin tutacağını bildiğim için içeri girdim.
“Asi koş bakım yapacağım sana da,” diye bir ses yükseldi içeriden. Sıçtık. Esna asla rahat bırakmazdı o bakımı yapmadan. Aslında bu durumdan çok da rahatsız değildim. Esna nın bana yaptığı bakımlar inanılmaz iyi geliyordu itiraf etmem gerekirse. Ama bunu ona hiç söylemedim. Söyleseydim her gün gelir o bakımı yapar giderdi. Arkadaşımı tanıyordum. Ara ara yapsın yeterdi.
“Geldim.”
Odaya girdiğimde bütün malzemelerini çıkardığını gördüm. Kahvemi sehpaya bıraktım. Kitabını ne ara bırakıp malzemelerini saçmıştı bilmiyorum. Esna böyleydi işte. Her an herşeyi yapabilirdi. Bir insan asla sıkılmazdı onun yanında. Bu huyunu da severdim. Zira monoton, tek düze insanların yanında çok çabuk sıkılırdım ve bundan hiç de hoşlanmazdım.
Esna “çok sıkıldım bakım yapmamız lazım.”
Başımı salladım. “Uçaktan düştüğümde bütün cildim bozuldu.” derde bak arkadaş. Sanki araba kazası geçirdin ve ufak sıyrıkla atlattın. Uçaktan düştüm derken ne kadar rahat bahsediyordum bundan. Derin bir nefes alıp Esna nın bacaklarına uzandım. Bir taç takıp ilk ürününü sürmeye başlamıştı bile. Boştaki elimi siyah kol askısıyla tutturduğumuz kolumun dışarı sarkan elimi tuttum.
“Toygar a ne zaman açılmayı planlıyorsun?”
Esna “elimde olsa hemen şuan... korkuyorum ama.”
“Bence daha fazla geciktirmemelisin. Adam zaten duymuş yani ufak birşey. Ben olsam benim gözümde baya düşerdi bu kişi. Madem duymuşum gelip konuşma tenezzülünde de bulunsun diye düşünürdüm şahsen.”
Korkaklıktı bu. Korkan balık yenmeye mahkum olurdu. Kaçmak avcıya sinirden başka birşey vermezdi ve bu avını gözden çıkarmasına sebep olurdu.
Esna “ya reddedilirsem?” bir yandan da yüzüme birşeyler sürmeye devam ediyordu. “Yüzüne nasıl bakacağım sonra?”
“Reddedilirsen en azından içinde kalmamış olur. Boşuna his beslememiş olursun?”
Esna “bu çok acımasızcaydı.”
“Hayat bu. Reddedilme korkusu ağırdır biliyorum,” ben komisyon tarafından o korkuya maruz kalsam da aynı şeyler sayılırdı bence. “İşin sonunda güzel şeyler de olabilir. Varsın olmasın, dünyanın sonu değil Esna. Sen çok güzel bir kadınsın, çok da güzel bir işin var ama bazen böyle şeyler bu kriterlerle yürümez. Reddedilirsen de bunu aklına getirip üzülme.”
Esna nın yüzü gülüyordu bir nebze. “haklısın. Yarın karargaha gidip konuşacağım.”
“Ben buradayım tamam mı? Eğer istersen yeryüzünden uzaklaştırabilirim seni, malumunuz minik kızım.”
Uçağımdan bahsediyordum.
Güldü. “harbi mi? Daha önce beni hiç gezdirmedin.”
Fırsat bulamamıştım hiç. Sürekli filoda oluşumdan ya da Esna nın mesleğinden bir türlü tutturamamıştık. Bazen de tam niyetleniyorduk hava bozuyordu. Bazen de uçağım kalkışa uymuyordu. Bazen de canım istemiyordu. Aslında daha çok Esna yı uçurmaya cesaret edemiyordum. Uçağın kapısını açıp aşağı atmam olasıydı çünkü.
“Bir türlü fırsat bulamadık ama şu sıralar havalar da bir güzel.”
Esna “o zaman motorlarını hazırla minik Asi nin.” TC-ASİ... Uçağımın adıydı bu. Ultralight kategorisinden 2020 model iki kapılı hafif bir uçaktı. 1 senedir benimleydi. Canım sıkıldıkça kalkış yapar biraz dolaşır gelirdim. Zaten maksimum 3 saat havada kalabilecek şekilde yapılmıştı o da.
Türk uçaklarının kuyruk tescil kodları TC ile başlardı. Devamı ise 3 harften oluşurdu. Şanslıydım ki ben uçağımı ASİ olarak tescilleyebilmiştim.
Esna en son bir maske sürdüğünde kucağından kalktım. Muhtemelen korkunç görünüyordum. Kurbağa şeklindeki taçla temelli korkunçtum...
Esna kendi bakımını yaparken kahvemin geri kalanını içmiştim bende. O kitabını okumaya devam ettiği sırada da annemi aradım.
Annem “bak iyi olduğuna eminsin değil mi? Gelebilirim hemencecik.”
“Annecim sen yorma kednini gördüğün üzere Esna bana çok iyi bakıyor.”
Annem “valla ona hakkını ödeyemeyiz.”
Güldüm. “O zaten ömrümden alarak ödüyor merak etme sen sultanım.”
Annem “ne biçim konuşuyorsun kız sen arkadaşınla?”
Esna çoktan kopmuştu. Öyle dalmıştı ki laf attığımı bile fark etmemişti.
“Neyse annecim ben kapatıyorum birkaç işim var onları halledeyim. Zaten birazdan şef gelecek Asi ye bakmaya.”
Annem ile vedalaşıp kapattım telefonu. Burun çekme sesi gelince başımı arkadaşıma çevirdim. Esna birden ağlamaya başlamış. Iki gözü iki çeşmeydi sanki. Kaşlarım çatıldı. “Kızım sen niye ağlıyorsun şimdi durduk yere?”
Burnunu çekip kitabı sertçe kapattı. “Öldü,” dedi. “Aptal Theodore!”
O an dank etti kitaba ağladığı. O sırada kapı çalınca ayaklandım.
Esna “birini mi bekliyordun?” diye sordu sitemle. Burnunu çeke çeke ağlıyordu hala.
“Uçağın bakımı için şefim gelecekti odur.”
Ağlamasına devam etmesine takılmayıp göz devirdim ve kapıya yöneldim. Bir kez daha çaldı kapı.
“Geldim geldim!”
Şef olduğunu düşündüğüm için delikten bakmadan açmıştım. Yaptığım en büyük hata da bu olmuştu zaten. Kapıda Doğukan yüzbaşıyı bulmayı beklemiyordum ki. Feza nın “hassiktir,” diye korkuyla bağırmasını hiç beklemiyordum. Içeriden çığlıkla patırtı koparan Esna nın sesini duyup içeri dalmalarını hiç mi hiç beklemiyordum.