Gözlerimin üzerinde sanki F16'da 2000km hızla gidiyormuşum gibi bir ağırlık vardı. Yapıştırıcı ile mi yapıştırmışlardı anlayamadım bir süre. Zaten yavaşça araladığımda da görüşüm fluydu.
Lan yoksa uçağımdaydım da blackout mu yemiştim yoksa? (geçici bilinç kaybı, görüş kararması)
"Uyandın artık gel kendine," diyen birisinin sesini aldığımda kaşlarım çatıldı. Görüşüm kendine geliyordu yavaşça.
"Ne oldu bana? Nerdeyiz?"
Doğukan yanımdaydı. Yorgun bakışlarıyla beni izliyordu. Üzerime baktım. Uçuş giysilerim vardı hala üzerimde. Buraya geleli ne kadar olmuştu ki?
Doğukan "Türkiye topraklarındayız, Ankara'da. Yaklaşık yarım saat oluyor. Yaran enfeksiyon kapmış ve sende daha fazla kaldıramayıp bayıldın."
Doğrulmama yardımcı oldu.
"Neden buradasın?"
Onun da üniformaları üzerindeydi. Büyük ihtimalle gelir gelmez buraya getirilmiştik. Doğukan başımdan ayrılmamış mıydı bu süre zarfında? Üstündekiler durduğuna göre belli ki öyleydi.
Doğukan “gideyim mi?” diye sorarken hiç de ciddi görünmüyordu. Türk askeriydi o. Zorda olanı yalnız bırakmazdı.
“Yo,” dedim. “Ben halimden gayet memnunum.”
Doğukan ın yüz ifadesi düz bir hal aldı. “Deniz denen adam habire aradı. Filodanmış herhal-” kapı birden açılıp içeri Deniz daldı. Endişeli surat ifadesini gözlerime yöneltip yanıma geldi ve ellerimi tuttu.
Doğukan “öh be,” dedi uyarırcasına. “dingonun ahırına giriyor sanki.” son dediğini kısık sesle söylemişti ama kimse duymasın gibi bir tonda değildi. Bir küfürün eksikti yüzbaşı.
Ben istemsizce gülerken o ayaklandı. “Ben yine gelirim,” diyerek çıktı odadan.
Deniz “çok korktum senin için.”
Ellerimin hala onun elleri arasında olduğunu fark edince hızla geri çekmiştim. Ama bu davranışım omzuma büyük bir zonklamaya mal olmuştu. Yüz ifademi korumak için kendimi zor tuttum.
“Bu odama kapı çalmadan girebileceğin anlamına gelmez yüzbaşım. Bundan hoşlanmadığımı biliyorsun.”
Söylediğime cevap vermeyip başka bir soru sordu. “Kimdi o?”
Kaşlarım çatılmıştı. “Sana ne?” hesap soruyor oluşu sinirlendirmişti beni.
Deniz in bakışları karardı sanki. “pardon Asi,” dedi ayaklanırken. “Yarım saattir yanındaydı ve her aradığımda beni geçiştirip suratıma kapatıyordu. O yüzden merak etmiştim.”
“O zaman düzgünce sorabilirsin Deniz. Eski bir arkadaşım. Atmaca timinin komutanı.”
Deniz “anladım,” derken Doğukan ın kalkıp gittiği koltuğa oturdu. “Kendini nasıl hissediyorsun?”
“İyiyim. Ağrım falan yok çabuk toparlanıp görevime dönerim diye düşünüyorum. Doktorumla bir konuşayım, zaten daha yeni uyandım.”
Deniz “ona ne şüphe. Ama Ömer albay senin 1 hafta izinli olduğunu söylememi istedi,” itiraz edecekken sözümü kesti. “Hiç olmazsa birkaç gün görmeyeceğim onu filoda demesini de iletmemi istedi. Birde gelirken yazdığın savunmanı da istiyormuş."
Savunma... tabi ya.
Ofladım. Emir demiri keserdi. O yüzden başka bir çarem yok gibi görünüyordu. Birkaç gün yatar dinlenirdim bende. Aslında çok da emin değildim emre uyacağımdan da neyse.
Deniz “Birde 50 kere Esna diye bir kadın aradı. Operasyon gizli diye söylemek istemedim ama istersen bir ara.”
“Annemler?”
Deniz “onlar da yoldalar. Haberini alır almaz çıkmışlar.”
“Asıl onlara söylememen gerekiyordu durumumu da neyse. Tamam, sen çıkabilirsin artık. Kalkış emri gelebilir kanat arkadaşım. Senin filoda olman gerekiyor.”
Deniz “izinliyim. Bugün sana ben refakatçi olacağım.”
Deniz benim sınırlarımı zorluyordu. “Ailem gelecek zaten Deniz. Lütfen beni yalnız bırakır mısın?”
Deniz en sonunda pes edip ayaklandı. “Peki tamam. Bugün hastanedeymişsin, yarın gelirim tekrardan.” Yanağıma bir buse kondurdu. “Bir sorun olursa ara tamam mı? Görüşürüz.” bazen kendini sevgilim zannediyordu da neyse.
El salladım arkasından. 1 dakika sonra Doğukan girdi içeri. “Şükür ya.”
“Ne?”
Doğukan “yani sen yaşıyorsun ya ona şükrettim. O adamın gidişine falan değil.”
Tabi, buna canı gönülden inandım ben şahsen. Siz de inandınız mı?
“Yaralımız vardı, o nasıl?”
Doğukan “oho taburcu olup firar etmiş bile. Bizim timden kimseyi hastanede tutamazsın malesef.”
Güldüm.
“Senden telefonunu rica edebilir miyim? Arkadaşımı aramam gerek de söylemezsem çok kızar.”
Birşey demeden uzattı telefonunu. Yuh, resmen ekranında kilit yoktu.
“Bu devirde telefonuna kilit koymayan biri mi kalmış?” derken Esna nın numarasını tuşluyordum.
Doğukan “ben asker adamım Asiye. Vatanımdan başka gizli saklım yok. Onları da telefonumda depolamıyorum hoş.” Hım, etkilenmiştim.
Öf yeter! Sen de herşeye etkileniyorsun.
O sırada Esna “Doğukan yüzbaşım?” diye hattın diğer ucundan konuştuğunda bir anlık şaşırdım. Kayıtlı mı diye baktım ama kayıtlı değildi Esna. Aynı askeriyede miydi?
“Yüzbaşı kısmı doğru da isim kısmında bir düzeltmeye ihtiyacımız var doktor hanım.”
Esna nın telaşlı sesi doldurdu kulaklarımı. “Asi? Sonunda be kızım! Sana ulaşacağım diye doğuz doğurdum şurada. Neler yaşadım biliyor musun sen?” sen birde bana sor.
Güldüm. “Ben de Miami’de günümü gün ediyordum o yüzden unutmuşum aramayı. Kusura bakma Esna.”
Esna “dur bir dakika dalganın hiç sırası değil. Doğukan yüzbaşının telefonu neden sende?” ses tonu yükseldi. “Kızım yoksa güzelliğinden etkileyip seni mi kaçırdı bizim komutan? Yuh! Nerdesin çabuk söyle kurtarmaya geleceğim seni. Güvende değilsen elma demen yeterli tamam mı? Gerçi bizim komutanın yanında güvende olmayacaksın da kim-”
Sözünü kestim. “Ay valla yeter. Ben geri dağa çıkıyorum. Çatışırkendaha rahattım.”
Doğukan gözünü ayırmadan bana bakıyordu şimdi fark etmiştim. Rahatsızca yerimde kıpırdandım.
Esna “tamam nerdesin söyle.”
Hangi hastanede olduğumu söyleyip hemen kapattım. Komutanının telefonunu rahatsız etmeye yanaşmazdı. O yüzden o gelene kadar kafamı dinlemem gerekiyordu. Esna normal şartlarda çok konuşur da...
“Seni tanıyordu Esna doktor. Sende niye kayıtlı değil bakayım?”
“Telefonumu yeni aldım sayılır,” dedi. “Sen nereden tanıyorsun doktoru?”
“En yakın arkadaşım malesef ki.”
Doğukan "hım," derken bile ifadesi dümdüzdü. Garip bir adamdı. Liseli haliyle karşıma çıktığında böyle değildi malesef. O zaman çıtı pıtı pamuk gibi birşeydi. "Bizim karargahın doktorlarından."
O sırada kapım tıklatıldı. Doğukan “bir bitmediler anasını satayım,” diye homurdanırken “gel,” dedim bende. İçeriye üç asker girdi. Tartışıyorlardı. İçeri girdiklerinde bunların Leyla, Feza ve Hasan olduğunu gördük. Ayak ucumda durduklarında tartışmayı kestiler.
Hasan “komutanım geçmiş olsun.”
Leyla “geçmiş olsun.”
Feza “geçmiş olsun. Nasılsınız, daha iyisiniz inşallah?”
“Sağolun. Teşekkür ederim daha iyiyim.”
Hasan “valla komutanım biz de sizin sayenizde iyiyiz.”
“Yine başlamayalım isterseniz?” dedim uyarırcasına. Mesajı alıp susmuşlardı. Görevimi yaptığım için minnet duyulmasından hoşlanmazdım. Onlar da görevini yapıp bizi koruyorlardı sonuçta.
Doğukan boğazını temizledi burada onun da olduğunu göstermek için.
Hasan “aa, komutanım sizde mi buradaydınız?”
Doğukan “ya teğmenim,” diyip göz devirirken bir bacağını diğerinin üstüne attı ve daha rahat oturdu. “bende buradayım. Hayırdır siz yine ne alıp veremediniz?”
Leyla “komutanım her zamanki Hasan işte boşverin,” diyip bana döndü. “Oturabilir miyim?” Yatağımın ucunu göstermişti. Başımı sallayınca oturdu.
Doğukan ın kaşları çatılmıştı. Nemrut. “Sen doktora göründün mü Leyla?”
Hasan “hah!” diye yükseldi. “Yaşayın komutanım. Gitmedi.”
Doğukan “birşeyin yok o halde?”
Yatağıma otururken canı acıyormuş gibi bir anlık yüzünü buruşturmuştu. O an anladım. Ayakta duramıyordu.
Hasan “yok komutanım. Kulağı da çınlayıp duruyormuş.”
Doğukan “peki sen niye buradasın Leyla?” ses tonu onun da yükselmişti. “Üzerine bomba yedin teğmen!”
Bomba mı yemişti. “Benim attıklarımdan mı?”
Feza “yok komutanım. Peşmergeler füze attı üstümüze. Bir tanesi de Leyla komutanıma geldi.”
Leyla “benim birşeyim yok.”
Doğukan “ben timimde olan kişiyi tanımayacak mıyım Leyla? Sen komutanının yattığı yere oturmazsın asla. Şimdi kalkıp doğruca acile iniyorsun.”
Leyla “ama komutanım-” sözünü kesti. “Yarım saat sonra kontrole geleceğim Leyla bana emrimi tekrarlattırma.”
Leyla “emredersiniz komutanım.” diyerek ayaklandı.
Hasan “tekrardan geçmiş olsun komutanım.” Onlar geçmiş olsun dileklerini iletip çıktı odadan. O sırada odaya Esna girmişti. Koşarak yanıma geldi. Çantasını ayak ucuma atıp omzuma dikkat ederek sıkıca sarılmıştı. “Öldüm meraktan,” dedi. Gelen gelene maşallah hayranlarım çoktur.
Güldüm dramatikliğine. “Tüh kurtulamadın yine benden.”
“Yahu ben öyle mi dedim,” dedi benden ayrılırken. Sonra Doğukan ın homurdandığını duyunca ona döndü.
Doğukan “evet bende buradayım. Niye kimse beni görmüyor?” diye homurdanmaya devam ettiğinde gülmemem için kendimi tutmam gerekti. O bütün heybetiyle koltukta heykel gibi otururken fark edilmemesi imkansızdı ama bunu ona söylemedim. Mermer gibiydi ama egosunu şişirmeye gerek yoktu.
Esna “estağfurullah Doğukan yüzbaşım sizi görmediğimizden değil. Arkadaşım için endişelendim sadece.”
O hala çocukluktan tanıştığımızı bilmiyordu. Bir kez bahsetmiştim aslında beni pilotluğa iten çocuktan ama isim vermemiştim. Yalnız kaldığımızda bundan bahsetmeliydim. Doğukan ile bir daha karşılaşır mıydık bilmiyorum. Daha önce hiç karşılaşmamıştık.
Belki kader ağlarını bu sefer bizim için örerdi kim bilir? Peki bunu ister miydim? İsterdim.
Doğukan “daha yeni fark etmen hiç öyle demiyor.”
“Ya yüzbaşım,” dedim alayla. “Demek ki sizin oralarda da çok seviliyorum. Öyle etkilerim vardır.”
Esna şaşırarak bakıyordu bana. Şakacı bir karaktere sahip olmadığımı bilecek kadar tanıyordu beni.
Reis anladı, reis şüphelendi...
Doğukan “öyle mi yüzbaşım.” güldü. “Bizim Asikuş’a bak sen.”
Heh süper. Bende nerede kaldı diyordum.
Esna nın diline düşürdün ya beni helal olsun.
“Öyle Doğu’cuğum.”
Esna “gerim gerim aldım o elektriği,” diye mırıldanışını umarım sadece ben duymuşumdur. “Eve gidince görüşeceğiz seninle.”
Bana geleceğini tahmin etmeliydim.
İlerleyen zamanda Doğukan ile sohbet etmiştik. Sonra üniformalarının hala üstünde olduğunu fark edince kalkıp gitmişti. Ardından annemler gelmişti. Bu yüzden çok fazla sıkıştıramamıştı beni Esna. Annemler de Allah’tan hemen gelmişlerdi. Annem umarım benim evde kalırdı da Esna gelmezdi. Onun dilinden kaçabildiğim kadar kaçmam gerekirdi.
Babam “benim güzel kızım iyi olduğuna emin misin?” Onun üzerindeki pilot üniforması bizimkilerden çok farklıydı. Beyaz bir gömlekti. Kravatlı, 4 çizgi apoletli. Benim üzerimdeki uçuş giysisiydi. Uçtuğumuz şiddetten, yangın çıkması durumda yangından korunmak için özel tasarlanmış yeşil bir tulum. Göğsümdeki savaş pilotu olduğumun göstergesi olan bröve... Ben Hava Pilot Yüzbaşı Asi Poyrazlar’dım işte.
“İyiyim baba merak etme. Sadece önlem amaçlı ve biraz da dinlenmem için buradayım.”
Esna gelirken bir pijama getirmişti. Asla alıp giymeyeceğim türden sarı, Civcivli bir pijama. Bu fazla sevimliydi. Bahanesi de hazırdı Esna nın. Yeni aldığı tek pijama oymuş. Sanki daha önce giydiklerinden getirse giymeyecektim. Bunu da biliyordu da neyse demedim birşey.
Annem “bugün kalayım artık seninle. Refakatçin ben olurum.”
“Olur,” dedim hevesle.
Esna “Berna ablacığım ben kalırım merak etme. Hem ben doktorum biliyorsun birşey olursa hemen müdahale ederim.”
Allah ım al canımı da kurtulayım.
Annem “olur mu öyle şey kızım? Senin de bir evin var.”
Babam “kızları rahat bırakalım hanım. Hem yarın altın günün yok muydu senin?”
Of. Başa gelen çekilirdi. “Beni merak etme annem. İyiyim ben.”
Annemler bir saat kadar daha oturmuşlardı. Sonra doktorum gelip kalabalık etmememizi söyleyince gitmişlerdi. Evimin anahtarını vermiştim ama almamışlardı. Babam zaten uçuşum var diyince eve dönmüşlerdi.
Esna “evet Asi hanım,” derken kollarını bağlayıp oturdu koltuğa. “Anlat bakalım şu Doğukan yüzbaşı meselesini.”
“Ya acil kalkış emri geldi tamam mı, bir timi kurt-” Esna sözümü kesti. “Hz. İsa’nın doğumundan başlama.”
Göz devirdim. “Kurtarmaya gittiğimde uçağım düştü. Atmaca timiymiş yardımcı oldular bana işte.”
Esna “sonra?” Dahası olduğunu anlamıştı doğal olarak.
“Of sana anlattığım liseli çocuk var ya, işte o.”
Gözlerinin parladığına yemin edebilirdim. “Oha! Ciddi misin? Ay bende diyorum ne kokusu bu havadaki.”
“Ne?”
Esna “kızım basbayağı aşk kokusu var havada duymuyor musun sen de? Of çok şanslısın ya. Doğukan yüzbaşı yunan tanrısı gibi adam.”
“Öyle birşey olmayacak Esna hülyalı hayallere dalmaz mısın? Doğukan ile şu saatten sonra karşılaşacağımızı bile düşünmüyorum.”
Esna “ben düşünüyorum. Bak gör, yarın evine damlamazsa ben de Esna değilim. Ay bide Asikuş dedi resmen. Bu aşk değişde ne?”
.
.
.
Bu bölüm geçiş gibi birşeydi. Gelecek bölümler için oldukça heyecanlıyım.