"Buradan gidemeyiz," derken sesim yükselmişti. O sırada Fatıma tim ile konuşabilmem adına rahat bırakmıştı bizi. "Burada durum çok ciddi yüzbaşım, onlara yardım etmeden gidemeyiz."
Doğukan "görevimiz seni alıp dönmekti. Kampı patlatanın da sen olduğuna göre işimiz bitti dönüyoruz." dese de kafamı sağa sola salladım. "Dağ gibi silah yığmışlar. Buraya varmadan yaklaşık 6 kilometre güneyde gördük. Uçuşa yasak olan bölgede... bizden gizli yığınak oluşturmuşlar. Onların kullanılması demek herkesin sonu olur demek bunu siz de biliyorsunuz"
Sarışın -en kısa zamanda isimlerini öğrenmek zorundaydım. "İki gün sonra doğudaki askerlerimiz aldıkları istihbarat ile oraya gidecekti komutanım. Sanırım bizi tuzağa çekmeye çalışıyorlar."
Sertçe nefesini verdi Doğukan "Biz nasıl bir işin içine düştük böyle?"
Timden başka biri konuştu bu sefer. "Komutanım isterseniz bir keşfe çıkalım arkadaşlarla?"
Doğukan time döndü. "Mantıklı Ali. Sen Hasan ı al keşif yap gel bakalım. Feza, Polat ve Yuşa siz de etrafı kolaçan edin dönüşümlü olarak devriye atalım. Leyla üsse bilgi geç."
...
"Bu ne lan?" dedi Hasan şaşkınlıkla. "Tanklar toplar füzeler..."
Ali "adamlar resmen ordu saklamışlar amına koyayım." Taşın ardından ellerindeki dürbünlerle içeriyi gözetlemeye çalışıyorlardı.
Hasan "bu kadar silahı kim kullanacak? Burada o kadar adam yok."
"Bu kadar silah getirebildiklerine göre," dedi Ali üsteğmen. "Kullanacak adam da getirirler Hasan. Birkaç fotoğraf çek de karargaha gönderiririz."
Hasan "yalnız bunlar var ya kullanılırsa komple yer yüzünden siler herkesi."
...
Sonunda hepsinin ismini öğrenmiştim. 10 kişilik timdi neticede. Hepsini hemen tanımıştım. Gördüğüm kadarıyla aslında canayakındılar. Döndüğümde evime davet etmek için sabırsızlanıyordum.
"Komutanım," dedi Selim. "bizler mühimmatımız bitmiş şehadetimizi beklerken siz geldiniz ve düşmanla aramıza bir duvar ördünüz."
Yaslandığım yerden doğruldum. "Benim görevim buydu Selim." Tam olarak değildi. Üstlerim dönmemi emretse de emri bozdurup taarruzu gerçekleştirmiştik. Ama bunu bilmelerine gerek yoktu öyle değil mi?
Leyla "Yine de bizi canınız pahasına kurtardığınız gerçeğini değiştirmiyor bu. Size artık can borcumuz var."
Gülümsedim. "Biz askerler birbirimize canımızı emanet ediyoruz. Ben sizi gökte savunurken, siz de beni savunuyorsunuz teğmenim. Gökte ben siz iken, yerde siz benim." Söylediklerim ile gülümsedi nazikçe. Sert bakışlarının ardındaki narin kadını görebiliyordum. Tıpkı benim gibi. Mesleğimde kendime bir maske oluşturmuştum. Eğitimin başında zaten ilk önce öğretilen şeyler genelde psikolojik odaklı oluyordu.
Can "F16 uçurmak nasıl bir his komutanım?"
"Gökyüzünde süzülüyormuş gibi. Camı belden aşağıda olunca sanki içinde değil de üstünde oturuyormuş gibi hissediyor insan."
Selim bir daha konuşacakken odaya Doğukan yüzbaşı girdi. "Rahat bırakın pilotumuzu da dinlensin."
"Rahatsız değilim ki?"
Dinlemedi. Hatta dördünü de kovdu. Fırat çok fazla konuşkan biri değildi anladığım kadarıyla. Geldiğinden beri nasıl olduğumu sormak dışında konuşmamıştı çünkü.
"Ayıp oldu onlara."
Doğukan yanıma oturdu. "Asiye'ye ne oldu?" diye sordu pat diye. Gülümsedim.
"Küçüklük aklı işte. Daha havalı olur diye mahkemeye dilekçe verip iki harfi sildirdim. Asiye ismiyle bir derdim yok seviyorum hatta da artık beni o isimle kimse tanımıyor."
Doğukan "ben tanıyorum."
Boynumdaki kolyeyi çıkarmak için uçuş tulumumun üstüne çıkardığımda Doğukan ın iri elleri elimi kolyeden çekti. "Çıkarma. Sen de belki bir gün benim yaptığım gibi pilot olmak isteyen birine verirsin."
Kime verirdim bilmiyorum. Hatta verebilir miydim bilmiyorum. Benim için anlamı çok büyük olan bir objeyi kuyumcumdan başka birine emanet edebilir miydim hiç bilmiyorum.
...
"Gönderdiğiniz fotoğrafları inceledim. Görevinizde bir değişiklik yok geri dönüyorsunuz." diyen albay ile sertçe nefes alıp verdi Doğukan. "komutanım yığınakları gördünüz. Bizi tuzağa çekmeye çalışıyorlar. Çok büyük bir eylem hazırlığındalar."
Albay "bu yüzden ilerleyecek olan birliğimizi göndermekten vazgeçeceğiz."
Doğukan sinirle telsizini sıktı. "Komutanım biz durursak bu sefer sığındığımız köy de dahil olmak üzere savunmasız köyleri hedef alacaklar. Türk toprakları tehlikede."
Albay "oğlum, gönderdiğin istihbarat uçuşa yasak bölgede. Saldırırsak meşru olmaz. Uluslararası hukuku çiğneriz."
Yemişim hukukunu dedi içinden. "O hukuk bir bize mi geçerli komutanım?"
Albay birkaç saniye sessiz kalmıştı. Eli kolu bağlıydı. "aslanım sen benden sizi ölüme göndermemi istiyorsun. Nasıl izin vereyim?"
Tim dikkatle Doğukan ı izliyordu. Odada timden başka kimse yoktu. Fatıma babası ve Asi ile birlikte yemek sofrası hazırlıyordu.
Doğukan "Türk topraklarının kanla yıkanmasına nasıl izin verelim?"
Albayın tam damarından girmişti bu sefer. "Pekala. Üstlerinle konuşup değerlendireceğiz. Bizden haber bekleyin."
Telsizi kapatıp time döndü. "Duydunuz arkadaşlar."
Selim sırıttı. "benim duyduğum komutan, biz bu yoldan döner ise namus bize ar olsun, dedi."
Can "biz de öyle duyduk valla."
Ali "bak sen şu işe, bir anda telsiz bozulmuş."
Doğukan timinin gözlerinde gördüğü kararlılık parıltılarıyla sırıttı. "Toplanın," hepsini etrafına halka oluşturması için eliyle işaret verdi. "Fırat, haritayı ver bakalım." Haritayı açıp yere sererken o da tim ile birlikte yere çöktü. "Can, burdan düşmanların gelme ihtimaline karşılık buraya, buraya ve buraya tuzaklamalarını kur. Ali ve Hasan, Can a yardım ediyorsun. Geri kalanımız da teröristin elindeki cephaneliği patlatmak için harekete geçeceğiz."
Leyla "komutanım elimizdeki mühimmat içeri sızmak için yeterli değil." O sırada aklına Kürşat düştü. Ataları Kürşat Çin i işgal etmeye gittiğinde 40 kişiydi.
Doğukan "sızmayacağız zaten. Uzaktan halledeceğiz. Ahmet bey ellerinde bulunan iki havanı bize ödünç vermek için gönüllü oldu." ayaklandı. "Şafak vaktine kadar 3 saatiniz var, dinlenin." diyip çıktı odadan. Bahçeye çıkan kapının açıklığından Asi yi gördü. Direkt onun yanına adımlamıştı.Taşların üzerinde uzanıp gökyüzünü izleyen yüzbaşının yanına uzandı o da. Bir süre birlikte gökyüzünü incelediler.
Sessizliği bozan Asi oldu. "Anladığım kadarıyla konuşmayı artık pek sevmiyorsun?" dedi sessizliğine atıf yaparak.
Doğukan istemsizce dalga içinde güldü. "İnsanın ömrü dağlarda geçince pek de konuşacak şeyi kalmıyor Asikuş." TUSAŞ tarafından geliştirilen eğitim ve hafif kara saldırı uçağı olan Hürkuş'un adını Asi'ye uyarlamıştı.
Asikuş dediğinde yüzü kızarmıştı bir anda. Allah'tan karanlıktı ortam. Sadece ayın ışığı yansıyordu yüzlerine. "Aile kurmadın mı peki?"
Doğukan ın suratı kasıldı. "Boşver," dedi. Ailesi vardı elbet. Bir eşi ve 2 yaşına yeni basmış bir oğlu vardı tam 4 sene önce Asi nin yaşlarındayken. Haince bir saldırı sonucu kaybetmeseydi onları, şimdi 6 yaşında olacaktı. "sen?"
Asi buradan yaralı olduğunu anlasa da ses etmedi. "o gün bana o kolyeyi verdiğinde benden mutlusu olmadı hiç biliyor musun? Senin sayende pilot oldum, hatta olduk."
Doğukan "olduk?"
Asi gülümsedi. "Ben aşkla uçaklardan, onları kullanan pilotlardan bahsede bahsede babamı da pilot yaptım. Türk Hava Yolları'nda pilot şuan kendisi."
Doğukan da gülümsedi. "Vay be, ben nelere vesile olmuşum resmen."
Çok şeye vesile oldun diye geçirdi içinden Asi "bu arada timin her yerde efsane. İşittiğim kadarıyla hepsi makine gibi."
Doğukan "sen birde onları birkaç saat sonra şafak operasyonunda gör."
...
Doğukan Asi ile birlikte timin yanına ilerlerken ikisinde de birer tüfek vardı. "Selim," diyerek kendinden sonra en kıdemlisini çağırdı.
Selim komutanının karşısında esas duruşa geçti. "Asil Türk milletinin namus ve şerefini, vatanın bölünmez bütünlüğünü, sorumluluk bölgemde korumakla görevli birliğim, yine vatan ve millet uğruna can vermeye hazırdır komutanım!"
Asi dün laubali gördüğü sarışın adamın bugün komutanının karşısında otoriter duruşuna hayran kaldı. Her tekmil duyuşunda tüyleri diken diken olmaya devam edecekti.
Doğukan "tekmili duydunuz. Bugün de bu vatanı vatan yapan kahramanların izinden gitmeye devam edeceğiz. Allah yardımcımız olsun!" Kısa ve öz.
"Sağol!"
...
Selim "Can dikkat et!" diye bağırırken Can kendi yerinde sinip üzerine atılan bombanın şiddetinden kurtuldu.
Doğukan şarjör değiştirmek için duvarın arkasına kendini siper aldı. "Asi gitmen gerekiyor."
Asi elindeki tüfekle terör unsurlarını nakavt ederken "çok konuşma yüzbaşı," dedi. "Az laf çok iş."
Doğukan ın dudağı beğeni ile kıvrıldı. "İyi," dedi siper aldığı yerden doğrulurken. Görevine kaldığı yerden devam etti. "iyiliğin için söylemiştim. Burası gökten bomba yağdırmaya benzemez."
Asi de askerdi. İyi eğitimli bir asker. "İyi ya, yerde de arkanızı kolluyorum işte."
...
Acıyla inlerken kendimi yerde buldum bir anda. "Hay sizin yapacağınız işe!" Diye bağırıverdim.
Doğukan "Asiye!" Diye bağırınca göz ucuyla ona baktım. "Ulan," dedim. "Beni kim vurduysa gebert çabuk."
Sinirlenmiştim. Kurşunun sıyırıp geçtiği yerden tekrar vurmayı nasıl becermiştiniz acaba?
Gözüm o an tepemizde süzülmeye başlayan taarruz helikopterini gördü. "Aha," dedim sevinçle. "Atak!"
Gözlerim parlamıştı üreticisinin Türk Havacılık ve Uzay Sanayi'nin olduğu T-129 ATAK isimli helikopterini görünce. Bu helikopter o kadar hoşuma gidiyordu ki bir türlü fırsatım olmamıştı kullanmaya. İki adet LHTEC CTS800-4A motoru kullanılan Atak 145 knotluk bir hıza ulaşıyordu. Bu da normal araç hızıyla kıyaslandığında saatte 269km hıza tekabül ediyordu. Tam 20bin feet (yerden 6km) yüksekliğe ulaşabilen bir helikopterdi ve türklere aitti.
F16 pilotuydum ama helikopter kullanmak çok ayrı bir zevkti. F16 yağ gibi kayarken helikopterle havada gerçekten uçtuğunu hissediyordu insan.
Doğukan vücudumu doğrultmama yardımcı olurken Atak düşmanları taramaya başlamıştı bile. İlerideki bize yaklaşan askerleri görebiliyordum. Tamamen doğrulunca kolumun acısı yeniden gün yüzüne çıktı. Başım dönmeye başlamıştı o an.
"Doğu," dedim gözüm karıncalanmaya durmuşken. "B-ben kendimi hiç," yutkundum sertçe. Ama hissetmemiştim. "İyi hissetmiyorum."
Beni sakince göğsüne yatırdı. Saçlarımı yüzümden çekmişti. "Şşhh, tam konuşup yorma kendini."
"Vücudumu his-sedemiyorum." Elimi kaldırmaya çalıştım. Kalbim deli gibi çarpıyordu.
Doğukan "oynatabiliyorsun sakin ol. Vücudun fazlaca adrenalin salgılıyor şuan." Yanımıza biri geldi. "Birazdan herşey geçecek tamam mı? Sorun yok ben buradayım, yanındayım. Güvenli alandasın."
Görüşüm hafiften kendine gelirken yanağımı silen Doğukan ile gözümden yaş aktığını anlamıştım. Zangır zangır titremem yavaşça beni terk ediyormuş gibi hissediyordum. Gözlerim yeşillerini bulurken kalp atışlarım yavaşladı.
Doğukan "İşte böyle..."
Gördüğüm son şey de gözleri olmuştu.
.
.
.
.
Dört bölüm süren sınır dışı operasyon umarım sıkmamıştır. Hep farklı farklı şeylerden bahsedip araştırdığım sitelerin bilgisi ışığında ilerledik ben yazarken sıkılmadım takır takır geldi devamı. Umarım siz de benim gibi hissetmişsinizdir. Artık dönüyorlar, bakalım neler olacak.