İçeriğe geç

ALBATROS

Bölüm 8 · 9 dk okuma

ALBATROS

Bölüm 8

7| Atmaca ve garip bir akşam

Başlamadan önce, yorumlarınızı görmek istediğimi belirtmek istiyorum. Tepkilerinizi görmek isterşm şahsen. Ya da yıldıza basmayı unutmayın.

...

'Asi hiçbir zaman pes etmemişti.'

¤

Doğukan “Esna doktor?” diye şaşkınlıkla arkadaşıma bakarken timin geri kalanı da doluştu içeri. Esna hüngür hüngür ağlamaya devam ediyordu.

Ali “komutanım birşey mi oldu? Neden ağlıyor doktor hanım?”

Gözüm elindeki kitabı buldu. Gel de açıkla şimdi.

Esna “öldü!” diye bağırıp ağlamaya devam etti.

Can “Esna ne oldu? Kim öldü?”

“Ya kitaptaki bir karakter.”

Esna “ah Theodore. Başına gelenleri hiç haketmemişti.”

Time döndüm. “oturun şöyle.”

Bu sefer garip bakışlarını suratıma yönelttiler.

“Ne oldu?”

Doğukan “suratın,” dediğinde elim istemsizce yüzüme gitti. Siktir. Maske kalmış suratımda.

Derin bir nefes aldım. “Uçaktan düşünce çok kurumuştu cildim,” diye açıkladım.

Fırat “çok rahat çok profesyonel.”

Göz devirdim. “deneyimlemek ister misin? Garajımda var bir tane uçak, ama paraşütsüz.”

Fırat “pardon komutanım.”

Feza “oha uçağınız mı var?”

“F16 pilotuyum ben Feza. Olmasa da alırdım.”

Maaşlarımız oldukça yeterli miktardaydı rütbeli savaş pilotları olarak.

Selim “yalnız hayvan gibi karizma akıyor bu söyleminizde bile komutanım.”

Doğukan “Selim,” diye uyardı onu.

“Ben bir yüzümü yıkayıp geliyorum, Esna misafirlerimizle ilgilen.”

Salondan çıkıp odama koşturdum. Odamdaki lavaboya girerken arkamdan biri daha girmişti. Göz ucuyla Doğukan olduğunu görmüştüm. Kapıda duruyor, odamı süzüyordu. Oldukça sade döşenmiş bir odam vardı. Pek fazla heykel biblo vesaire bile yoktu. Sadece bir hocamın hediye ettiği masamda duran bir F16 maketi vardı.

Yüzümü yıkadım sakince. Doğukan en sonunda sessizliği bozmuştu. “iyi olmana sevindim.”

Tek elimle yüzümü maskeden iyice arındırdığımdan emin olduğumda kapattım suyu. Doğukan o sırada bana bir havlu uzatmıştı. Teşekkür ederek aldım elinden. “Seninle son görüşmemizde de iyiydim.”

Doğukan “sonrasında kötüleşmiş de olabilirdin?”

“Birşey mi diyecektin?"

Yüzümü kurulayıp havluyu kenara koymuştum o sırada.

Omuz silkti. “Kolun nasıl oldu?”

“Gayet iyi. Yarın filoya gideceğim.”

Hımladı. “Dikkat et. Bir de Deniz senin neyin oluyor?”

Kaşlarım çatıldı. “Sen bana hesap mı soruyorsun?” en nefret ettiğim şeydi bu. Bana hesap sorulması.

Doğukan “yo,” dedi sanki öylesine bir şeyden bahsediyormuş gibi. “sadece merak ettim.”

“Etme.”

Banyomdan çıkacakken sağlam kolumdan tuttu. “bana bir daha sesini yükseltme.”

Herkes gergin bugünlerde.

“Yükseltirsem ne olur?”

Doğukan “üzülürsün, ve ben senin üzülmeni istemem.”

“Tehdit savurmaya mı geldin?”

Kolumu kurtardım elinden.

Doğukan “hayır. Sadece yarın tekrar bir operasyona çıkacağız ve senden birşey rica etmek istiyorum.”

Derin bir nefes aldım. “Daha dün gelmediniz mi niye hemen operasyon?”

Doğukan “operasyon beklemez bunu sende biliyorsun.”

“Tamam neyse sadede gel.”

Doğukan “kız kardeşim, sizin filodaymış. Yeni geldi. Onun hocası sen olur musun?”

“Gelen tek kız teğmen senin kardeşin mi?” şaşkınlıkla sormuştum.

Başını salladı. “evet. Aslıhan Demirkol.”

“Hoca görevlendirmesi benim elimde olan birşey değil. Ama yarın döndüğümde ne yapabiliriz bir bakacağım.” yeni gelen teğmenlerin eğitiminden başka bir şey yapamayacağımı biliyordum. Kolum felaket durumdaydı ve o iyileşene kadar üstlerim beni uçuşa çıkarmazlardı.

Gülümsedi. Ama bir anlık birşeydi. “Teşekkür ederim.”

Rica ederim dedikten sonra salona adımlamıştık ikimiz. Esna sakinleşmiş hatta timle sohbet ediyordu. Anladığım kadarıyla birbirleriyle yakındılar askeriyede.

“Esna çay koyar mısın?”

Kolum vücuduma sabitli olduğu için o çay tepsisini taşıyamazdım. Esna da madem yardım için gelmişti etsindi.

Iki kız mutfağa gitmek için salondan ayrıldığında Leyla da arkalarından ayaklandı.

Selim “komutanım,” dedi ima içeren gülüşü eşliğinde. “ne iş?” diye sorduğunda Ali den bir dirsek yedi.

Kaşları çatıldı Doğukan ın. “Ne ne iş Selim?”

Selim “Asi yüzbaşıyla...”

Feza “yalnız komutanım çok yakışıyorsunuz benden söylemesi.”

Doğukan “bizim aramızda birşey yok. Yalan yanlış şeyler düşünüp benim asaplarımı bozmayın,” diye çıkıştığında Selim güldü. “emin miyiz?”

Hasan “Selim komutanım çok fena kaşınıyor,” diye fısıldadı yanında oturan Yuşa ya.

Leyla mutfağa girdiğinde “birşeye ihtiyacınız var mı komutanım?” diye sordu direkt.

Asi sertçe nefesini verdi. “Var Leyla,” dedi. “komutanım dememene ihtiyacım var. Şuan benim evimdesin ve gayet normal konuşabiliriz bence.”

Gülümsedi Leyla. “Doğru, haklısınız.”

Esna “askeriyede terör estiriyorsunuz teğmenim.”

Leyla “askeriye ciddi bir ortam Esna,” derken mutfağın bahçeye açılan kapısına doğru yürüdü. Boydan boya kapı olan pencereye bayılmıştı. Dışarıyı görünce daha da sevdi. Küçük bir veranda vardı ve genişçe bir oturma grubu. Asi ağırlayacağı misafirleri genelde çok oluyor diye bu şekilde seçmişti. “Çok güzel görünüyor.”

Asi “hava güzel aslında,” derken Esna ya döndü. “Bahçeye kuralım mı?”

Başını salladı Esna da. “Olur, hava almış oluruz.”

Kısa sürede bahçeye güzel bir masa kurmuşlardı. Doğukan ve arkadaşlarını da oraya davet ettiklerinde hava biraz daha ısınmıştı hatta.

Polat “burası gerçekten çok güzelmiş,” derken çayından bir yudum almıştı.

Ali de ona katıldı. “Bu civarlarda böyle yerler de varmış.”

“Aslında burayı ben, yani babamla ben yaptırdık. Tamamen benim ve babamın zevki. Tek kişi için yeterli, uçağım için işlevsel olsun istedik.” Asi nin kısa açıklamasından sonra Doğukan gözlerini ona dikmişti. Çözmeye çalışıyordu. Eski Asiye nin nerelerde olduğunu merak etmişti. Onu incelerken birden aklına geçmiş düştü. 14 yaşlarındaki Asiye ile son görüştüğü zaman.

“Abi,” dedi. Günlerden Doğukan ın izinli olduğu günlerden biriydi. “Siz şimdi dövüş dersleri de alıyor musunuz?”

Genç kız da asker olmak istiyordu. Ama pilot olanından. Bu yüzden sürekli bunlarla ilgili sorular sorardı. Meraklıydı.

Güldü Doğukan da. “boşver,” dedi. “Bugünlük eğitimlerle ilgili sorular sormak yok. Sana söylemek istediğim bir şey var.”

Asiye bacaklarını birbirine dolayıp bağdaş pozisyonu aldıktan sonra abi dediği 18 yaşındaki adama döndü merakla. “Dinliyorum.”

Doğukan “bugün benim doğum günüm. Bugün reşit oldum.”

Kaşları hayretle havalandı. “gerçekten mi?” iki haftada bir pazar günleri aynı bu parkta buluşurlardı. “Geçen hafta neden söylemedin? Sana hediye almak isterdim.” Üzülmüştü. Geçen hafta söylemiş olsaydı ona bir hediye alırdı.

Doğukan “üzülme,” diyerek gülümsedi. “Sarılarak da kutlayabilirsin.”

Asiye de kocaman gülümsedi. Sonra Doğukan ın boynuna atladı birden. “Doğum günün çok çok kutlu olsun.”

Doğukan ın kalbi hızla çarpmaya başlamıştı. Kızın bedenine sıkıca sarıldı. Derince kokladı saçlarını. Öpmek istedi ama yapmadı. Onun yerine ondan ayrıldı. O daha 14 yaşındaydı, kendisi ise henüz yeni reşit olmuştu. Bu doğru değildi. Yapmaması gerekiyordu. Yanlış hisler beslememeliydi.

Asiye Doğukan ın düşmüş suratına baktı. “Neden düştü suratın?” oğlanın ellerini tuttu. “Merak etme ben sana hediye alacağım. Üzülme lütfen.”

Yanlış anlamıştı ama işine geldi. Ondan uzak durmalıydı. “Artık buluşamayacağız.”

Asiye nin kaşları çatılmıştı birden. “O niye?”

Doğukan “çıkmama izin vermeyeceklermiş.”

O onun ilk ve son yalanı olmuştu. O gün onu orada bırakıp terk etmişti. Kendini bunun için çok kötü hissetse de en doğrusunun bu olduğuna kanaat getirmişti çünkü. Ona abi diyen 14 yaşındaki henüz reşit olmayan kıza hisler beslemektense böylesi daha iyiydi. Asiye o gün hüngür hüngür ağlamıştı. Öyle ki veliler onun kaybolduğunu veyahut birinin ona zarar verdiğini düşünerek başına üşüşmüştü. Oysa Asiye sadece üzülmüştü. Hayatının ilk terkini almıştı çünkü.

Ancak Asiye tüm olanlara rağmen gidip hediyesini hazırlamıştı. Buluşma vakti geldiğinde her zaman bulundukları parkta onu beklemişti. Hemde sabaha kadar.

Doğukan gözlerini Asi’den kaçırdı. Derin bir nefes almıştı. Hatırlıyor muydu acaba tüm olanları? Aklından geçen şeyler bunlardı. Onu orada yüz üstü bırakmasından sonra pilotluktan uzaklaşmasından çok korkmuştu. Ilk karşılaştıklarında bu yüzden korkmuştu. Endişesi onun olmadığı ortaya çıkarsa umudunu kaybedeceğindendi. Ama onun her şeye rağmen mesleğine devam ettiğini görünce üzerinden büyük bir yük kalkmıştı sanki. Istemsizce gülümsedi. Asi hiçbir zaman pes etmemişti.

Esna “akşam yemeğine de kalsanıza?”

Selim “ziyaretin kısası makbuldür doktor hanım.”

Doğukan hiçbir şey söylememişti. Sanki ortamdan soyutlamıştı kendini. O an neler düşündüğünü o kadar merak etmiştim ki.

Hasan “Selim komutanım haklı.”

“Aslında kalmanızı isterdim.”

Selim “akşam randevum var ya,” göğsünü kabarttı. “Kusura bakmayın Asi yüzbaşım.”

Leyla “komutanım biz niye bilmiyoruz?”

Selim “yeni tanıştım teğmenim. O yüzden bilmiyorsunuz.”

Ali “Selim in flört yeteneklerini unuttum deme sakın Leyla.”

Leyla “daha dün görevden geldik. Bir haftadır dağ başındayız ne ara yaptı merak etmiştim.”

Esna “ben çayları tazeleyeyim.”

Arkasından Leyla da gitti. Vardı bu kadında da birşeyler.

“Bu arada ben size doğru düzgün teşekkür edemedim. Yarın askeriyeye gelsem, sizi bulabilir miyim?”

Yarın operasyona çıkacaklarını söylemişti ama bir umut sormuştum. Sadece Doğukan ı da konuşturmak istediğimdendi.

Istediğim oldu. “Yarın göreve çıkacağız.”

“Peki. Geldiğiniz zaman haber verir misiniz?”

Selim “ben haber veririm yüzbaşım merak etmeyin.”

Ali nin kafasına vuruşuna güldüm. Ama gülüşüm hapşuruklarımla solmuştu. Az önce sertçe esen rüzgarla bütün polenler havalanmıştı çünkü.

Doğukan “hasta mı oluyorsun?” unutmuş muydu? Benim alerjim o zamanlardan bile vardı.

Başımı sağa sola salladım. Ama hapşurmaktan konuşamamıştım. Cebimdeki peçeteyle burnumu silerken Esna konuştu. “Polen alerjisi var.”

Kaşları çatıldı. “O zaman neden dışarıdayız Asi?”

Bir nebze dindiğinde gözlerim de kaşınmaya başlamıştı. “Sorun değil. Hava çok güzel diye oturmak istedik.”

Doğukan ayaklandı hemen. “İçeri giriyoruz.”

Ali “komutanım haklı,” diyip o da ayaklanınca diğerleri de ayaklandı. Hızlı bir şekilde herşeyi içeri taşımıştık. Bende elimi yüzümü yıkayıp alerji ilacımdan bir tane içtim. Akan gözlerimin yanında birkaç dakikaya toparlarım diye düşünüyordum.

Öyle de oldu zaten. Sohbet muhabbet eşliğinde geçirirken alerjim de dinmişti.

İyi çocuklardı. Daha yakından tanımak istemiştim hatta. İlerleyen zamanlarda da onları tanımaya yönelik sorular sormuştum bu yüzden.

Fırat ın nişanlısının olduğunu, Hasan ın evli olduğunu ve hatta bir kızı olduğunu, en küçüklerinin Feza olduğunu da öğrenmiştim. Tim içindeki görevlerine kadar konuşmuştuk. Keyifli geçen birkaç saat sonra onları yolcu etmiştik. Esna da onlarla gitmişti. Koca evde tek başıma kalınca dosyalara gömülmüştüm bende. Görev raporu yazmıştım. Tabi sonra savunmamın olduğu raporu da uzunca yazıp diğer dosyanın içine yerleştirdim. Saat epeyce geçtiğinde kapım çaldı yine.

Ağlayan Esna görmeyi beklediğim son şeydi. Kapıyı açar açmaz boynuma sarılan arkadaşıma bende karşılık verdim.

“Şşh, tamam sakin ol bak geçti.”

Etrafı gözetlemiştim onu peşleyen biri mi var diye ama yoktu. Içeri soktum sakince. Kapıyı örtüp salona götürdüm ve sürahiden bir bardak doldurup ona uzattım.

“Ne oldu?”

Esna sudan birkaç yudum aldı. “Asi... Toygar beni reddetti!”

Derin bir nefes alıp ağlamaya devam eden arkadaşıma sarıldım. Omzunu sıvazlamıştım destek olmak için. “Tamam sakin ol,” dedim yatıştırıcı ses tonumu kullanmaya çalışarak. Bir asker olarak oldukça sert çıkardı sesim ama yakınlarıma törpülemeye çalışırdım bu durumu.

Esna bir anda ayrıldı benden. “ne sakin olması Asi? Git açıl dedin açıldım şimdi bok gibiyim!”

Kaşlarım çatıldı bir anda. “O ses tonuna dikkat et.”

Esna ayaklandı. “Etmezsem ne olur? Döver misin bombalar mısın ne yaparsın?”

Pekala, bu patlamayı beklemiyordum. “Sonradan pişman olacağın şeyler söyleme.”

Sinirlenmeme rağmen sesimi yükseltip sert konuşmuyordum. Eğer tam tersi olsaydım şuan Esna benim suratıma bakamazdı. Ama ben de bir yere kadar tölere edebilirdim sonuçta.

Esna “ya bırak ya,” diyerek yere düşen çantasını aldı ve kapıya yöneldi. “Arama beni.” dedi ve çıktı gitti evimden.

Göz devirdim. Zaten aramayacaktım. O gelecekti sakinleşince biliyordum. Ama artık ona nasıl davranmam gerektiğini bilmiyordum. Sanırım artık Rumeysa yı aramam gerekiyordu. Rumeysa Esna nın yüzünden kavga ettiğim arkadaşımdı. Aslında o bana çok daha yakındı. Bir ay oluyordu. Aramızı düzeltmek için uğraşmamıştım çünkü sinirliyken gitseydim işler daha da sarpa sarardı. Onun sinirini biliyordum. Kolay kolay sinirlenmez ama sinirlendi mi de sakinleşmesi zaman alırdı.

Allah ım sen benim aklıma mukayyet ol. Umarım birilerini dövmem bu işin sonunda.

¤

Asi birilerini döverse sağlam çıkmaz ki :(

Nasıldı? beğendiyseniz yıldıza basmayı unutmayın lütfennn

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.