Haftalar, edebiyat öğretmeninin verdiği dönem ödeviyle bu iki zıt kutbu aynı masaya mahkum edene kadar benzer sürtüşmelerle geçti. Konu: Şiirde ve İnsanda Samimiyet.
Okul kütüphanesinin en kuytu köşesinde, sararmış ansiklopedilerin arasında oturuyorlardı. Aralarındaki masaya yayılmış kitaplar, adeta iki ülkenin arasına çekilmiş bir barikat gibiydi. İkisi de saatlerdir tek kelime etmemişti. Sadece sayfaların çevrilme sesi ve dışarıdaki rüzgarın uğultusu duyuluyordu.
Alaz birden elindeki kalemi masaya bıraktı. Gözlerini Eftal’in yüzüne dikti. Eftal, saçının bir tutamını kulağının arkasına itip önündeki metne konsantre olmaya çalışıyordu ama Alaz’ın bakışlarının ağırlığını hissetmemek imkansızdı.
"Ne var?" dedi Eftal, başını kaldırmadan. "Yine hangi açığımı buldun?"
"Açık aramıyorum," dedi Alaz.
Sesi bu kez her zamankinden farklıydı. Alaycılıktan arınmış, çıplak ve ağırdı. "Sadece... bu kadar kusursuz bir duvarı örmek için ne kadar canının yandığını merak ediyorum."
Eftal duraksadı. Kalemi tutan parmakları kasıldı. Başını kaldırıp Alaz’ın gözlerine baktığında, orada her zamanki düşmanca meydan okumayı değil, derin, insanı huzursuz edecek kadar dikkatli bir keşif arzusunu gördü.
"Benim duvarlarım kimseyi ilgilendirmez. Hele seni hiç," dedi Eftal, sesinin titrememesine özen göstererek.
Alaz masaya doğru biraz daha eğildi. Aralarındaki o hayali barikat bir anda anlamını yitirdi.
"Yanılıyorsun," dedi Alaz, sesi kütüphanenin sessizliğinde bir fısıltı gibi dağıldı. "Beni ilgilendiriyor. Çünkü o duvarların arkasında sakladığın her neyse, dışarıya sızan ışığı bile insanın gözünü alıyor. Sen insanlarla kavga etmiyorsun Eftal, sen kendinle o kadar büyük bir savaş içindesin ki, yanına yaklaşan herkes o yangının kıvılcımlarından payını alıyor. Ve işin garibi, ben ilk defa yanmaktan korkmuyorum."
Eftal, kalbinin göğüs kafesine vuran ani darbesiyle sarsıldı. Bu, lise koridorlarında duyulmaya alışık olunan türden, içi boş bir iltifat değildi. Bu, Alaz’ın onun ruhunu ne kadar iyi okuduğunun, onu ne kadar dikkatli izlediğinin kanıtıydı. Bir düşmanın seni bu kadar iyi tanıması, dünyadaki en tehlikeli şeydi. Çünkü tam olarak nereden vuracağını biliyordu.
"Sus," dedi Eftal, nefesi daralmış gibi. "Ödevine dön."
Alaz geri çekildi, ama gözlerini bir an bile ayırmadı. "Sustum. Ama bu, gerçeği değiştirmez."