Emir SOYKAN
Ameliyattan yeni çıktığım için yorgundum. Ömer tam yanımdaki sandalyeye oturunca ona ters ters baktım, bari moladayken beni rahat bıraksındı. Her gün sabahın köründe ameliyat yapmıyordum. Ama beklediğimin aksine hiç konuşmadı. O da en az benim kadar yorgun görünüyordu. O sırada telefonum çaldı. Atay arıyordu. Bu saatte aradığına göre önemli olmalıydı. Açtığımda alo bile demeden hemen konuya girdi. “Hemen bizim okula gelmen gerekiyor.” “Atay ne oluyor?” “Gel burada açıklarım, acele et!” Bunu duyduğum gibi telefonu kapattım ve Ömer’e döndüm hiç istemesem de ondan yardım istemek zorundaydım. Başka kimseye söyleyecek vaktim yoktu. Tam ağzımı açacakken onun da telefonu çaldı. Açmasıyla beraber iki saniye içinde tamam geliyorum diyip kapamıştı. Bunu duyduğumda bakışlarından her şey anlaşılıyordu ben Hilal’e o Okan’a haber verdi ve hızlıca hastaneden çıktık fazla söze gerek yoktu. Arabayı bozuk köy yollarında ne kadar hızlı kullanabilirsem o kadar hızlı kullanırken Ömer’in aradığını gördüm. Hiç konuşmak istemesemde orada ne olduğunu daha detaylı anlatabilirdi hızımı biraz düşürerek açtım telefonu. “Söyle.” “Dinle benim bu işle bir alakam yok. Ajan diye kellemi astırma yani.” “Sen değil misun Turgut Ağa’nın sağ kolu da! Nasıl alakan yok!” “Planlı değilmiş demek ki kesin senin Kutay dellenmiştir.” “Sakin sakin gonuşup benum sinirlerimu bozma Ömer!” Bu sözleri söyledikten sonra telefonu kapatıp hızımı arttırdım.Yasin ve Çağrı da oradaydı, kapıda beni bekliyorlardı. Yanlarında tanımadığım bir kaç kişi daha vardı Turgut’un adamları olmalılardı. Arabadan inip onlara doğru yürürken peşimde Ömer de geliyordu. En sonunda kapının önünde durup birbirimize ters bakışlar attık. Birden sırıtmaya başladı. Önlüğüm üzerimde kalmıştı. Bunu farkettiği için gülüyordu ancak kendisi de çıkarmayı unutmuştu. En sonunda kendi üzerine bakmayı akıl etti de sırıtmayı kesti ve yerini sinirli bir ifade aldı. “Ameliyat vardı! La ameliyatı unuttum!” Bana baktı. “Lan. Sen beyin cerrahı mıydın?” “Ona daha var.” Dedim umursamaz bir sesle, saate baktım. 47 dakikamız vardı. “O kadar da yokmuş.” 47 dakika içinde o ortak ameliyata girmezsek hem biz hem hasta biterdi. Kan dökmeyecektik. Dökemezdik, şimdi olmazdı. Önlüğümü çıkarıp Baran’a attım. “Arabaya bırak.” Diyip anahtarı uzattım, Ömer banka bırakmakla yetinmişti. Kapını önünde bekleyen herkes birbirine baktı, içeri girmemiz gerekiyordu ama bir yandanda gerçekleşebilecek senaryolar gözümüzde canlanıyordu. Tam bir adım attığım sırada Atay kapıyı açtı. İçeride kan olmadığını görünce herkes içeri doluştu. Ömer ve yanındakiler Turgut’un yanına doğru giderken ben, Atay, Çağrı, Yasin ve köyden birkaç güvendiğim adam Kutay’ın yanına doğru koştuk. Ece Turgut ile konuşuyordu, adeta sohbet ediyordu! Sinirle Ece’nin kolundan tutup kendim doğru çektim, ne konuştuklarını bile duyamayacak kadar sinirliydim. “Kutay ne oluyor burada!” “Bu ikisi çocukluk arkadaşıymış ta hasret gideriyorlar! Biz de kızı koruyalım başına bir iş gelmesin diye kendimizi yiyoruz!” Kutay Ece’nin ikinci abisi gibiydi. Onunla çok ilgilenmişti. O yüzden bu kadar sinirliydi. “Ece doğru mu bu!” Sesim beklediğimden daha yüksek çıkmıştı. Ece ağlamaya başladı. Yasin hemen yanına koştu. Ben ve Kutay en sinirli olanlardık. Atay en eğlenceli olan, Çağrı en korumacı olan, Yasin ise onunla en çok ilgilenip sakinleştirendi. Genelde Ece’yi Kutay ve benden korurdu, yine öyle olmuştu. İkimizin arasına girip ona döndü. “Sen Atay ile bahçede bekle, ben de birazdan geliyorum.” Kimse söylediğine itiraz etmedi Yasin hem en büyüğümüz hem de kriz anında en sakin kalanımız olduğu için genelde onu dinlerdik. Şuan Ece’yi en iyi sakinleştirebilecek kişi Atay’dı ama olanları Yasin’den başkasına anlatmazdı. Sonra diğer herkese döndü, “Bu meseleyi toplantıda konuşuruz şimdi hepimizin işleri var. Herkes nerede çalışıyorsa oraya dönsün Atay şimdi gelir. Ben de Ece ile konuşacağım, sakinleşince o da işine döner zaten.” Turgut’a baktı. Sen de gel diyordu. Turgut sevmese bile ona saygı duyuyordu. Gereken en adil kararı vereceğini hepimiz biliyorduk, bana saygısından her seferinde fikrimi sorsada sonunda onun dediği olacaktı. İkisi dışarı çıkmadan önce Turgut adamlarından birine başıyla emir verdi. Ömer’in işi olduğunu bildiği için ona söylememişti. Saatime baktım, altı dakikamız vardı. Buradan hastaneye gitmek beş dakikamızı alırdı. Geç kalmamıştık ama her an kalabilirdik. Ömer ile birbirimize bakıp adeta koşarcasına okuldan çıktık peşimizden Çağrı bağırdı, “Çok hızlı sürmeyin ha ceza yazarım!”