İçeriğe geç

ALADENİZ

Bölüm 3 · 2 dk okuma

ALADENİZ

Bölüm 3

Bölüm 3:Denk gelişin böylesi

Emir SOYKAN

Hastane iki haftadır aynı dedikodu ile doluydu. Tek göz doktorumuz Hasan amca trafik kazası sonucu vafat etmişti ve civar köylerden bir tek Karaçam köyünde birden fazla göz doktoru vardı. Yani oradaki doktorlardan biri buraya atanmıştı. Yani düşman olduğumuz tek köyün doktorlarından biri burada çalışacaktı. Sakin kalmaya çalıştım alt tarafı göz doktoru, kalp cerrahı falan değildi. Hem hepimiz gibi Hipokrat yemini etmişti. Bu sözleri defalarca kez tekrarlayarak kendimi sakinleştirmeyi başarmıştım. O doktorun Turgut Ağa’nın sağ kolu Ömer olduğunu görmeyi beklemiyordum. Onu çok tanımıyorum falanı geçersek Turgut’un her dediğini sualsiz yerine getirdiğini biliyordum onun için ölebilecek kadar deliydi. Bu herifin nasıl doktor olabildiği de ayrı soru zaten. “Ooo Emir Ağa hayırlı sabahlar. Köyünüzde pek güzelmiş.” Bu cümleyi kuruşundan yüzündeki o gıcık ifadeye kadar Atay’a o kadar benziyordu ki tek fark onun düşmanım olan adama çalışmasıydı.Düşüncelere daldığımı fark edince konuşmaya devam etti. “Ne düşündüğünüzü biliyorum sandığınızın aksine görev başındayken oldukça ciddiyimdir. Bu konuda tereddütünüz olmasın, yerime doktor atandığı gibi de buradan ayrılacağım. Yani en azından hastane sınırlarında düşmanlığı bırakmanızı öneriyorum.” Bunları söylerken ses tonu o kadar ciddiydi ki az önceki haliyle arasındaki fark inanılmazdı belki de yalnızca iyi bir oyuncuydu ama bu kadar kafaya takarsam hastalarla ilgilenmem imkansız olurdu. O sırada Hilal yanıma geldi, “Ne diyordunuz siz Karadenizliler? Hadu da hastalar bekleyur!” Gülümsedim, Ankara’dan bir yıl önce gelmesine rağmen şivemizi hızlıca sökmüştü. Ancak ciddiyeti elden bırakmadım. “Hadi Hilal hanım iş bizi bekler.”

Ece SOYKAN

“Merhaba.” Duyduğum sesle arkamı döndüm karşımda duran sima çok tanıdıktı ancak çıkartamıyordum.

“Ece çok büyümüşsün.” “Turgut! Başka şehre taşındığını sanmıştım. Bu okula geldiğine göre geri dönmüşsün.” “Hayır, aslında hep Karaçam’da yaşıyordum. Ama biliyorsun düşmanlık…” Cevap vermek yerine kafamı salladım küçükken köylerimiz düşman olmasına rağmen gizli gizli buluşup oynardık ancak düşmanlık artınca ailelerimiz buluşmamızı yasaklamıştı. “Gel seni öğretmenler odasına götüreyim.”

“Teşekkürler. Sen geçen sene mi geldin bu okula? Benden bir yaş büyüktün sanırım.”

“Evet.” dedi gülümseyerek. “Hafızan çok iyiymiş.”

Öğretmenler odasına doğru yürürken karşıdan Atay ve Kutay’ın geldiğini fark ettim. Turgut’a dik dik bakıyorlardı. Gözleri bunu abime anlatacaklarını adeta haykırıyordu. Tam karşımızda durduklarında tam ağzımı açacakken Turgut araya girdi. “Kutay hocam, Atay hocam günaydın.” Kutay cevap vermedi sanki ağzını açsa ısıracaktı. Atay’a dönüp gözleriyle Turgut’u işaret etti. Atay komutu anlamış gibi kafasını belli belirsiz salladı. “Size de günaydın Turgut hocam.” demesiyle Kutay’ın elini ensesinde hissetmesi bir oldu. Gülüşümü bastırmaya çalıştım anlaşılan komutu yanlış algılamıştı. Kutay bir adım öne atıp Turgut”un yüzüne ifadesiz bir şekilde baktı. Başıyla hafifçe beni işaret etti. “Ne iş?” Bu ses tonu kıyametin habercisiydi. Bu ses tonu benim tanıdığım Kutay Abinin değil Emir Ağa’nın sağ kolu Kutay Ulaş’ın sesiydi. “Ne ne iş?” Turgut’un sakin ses tonu onu daha çok sinirlendirdi. “Benimle dalga geçme Turgut Ağa! Emir Ağa’nın kardeşini senin ellerine bırakacağını mı zannediyordun. Eğer o kızdan uzak durmazsan Akdeniz akından olur!” Diğerlerinin aksine sinirlendiğinde şivesi değişmiyordu ki bu onu daha korkunç yapıyordu. “Karartın ula! Karartın denizi karartabildiğiniz kadar!” Bu kararmanın kanla olacağını bilmek için Karadenizli olmak yeterliydi. Dakikalar içinde Emir Ağa’ya haber gidecekti. Karadeniz ise Aladeniz olmak üzereydi.

Bölüm sonu

1 yorum