Kafedeki yoğun kahve kokusu ve neşeli gürültü, dışarıdaki serin havayla birleştiğinde masadaki herkesin uykusu tamamen açılmıştı. Belinay, elindeki son kurabiyeyi de ağzına atıp geriye yaslandı.
"Eee," dedi Belinay, gözlerini masadakilerin üzerinde gezdirerek. "Hukukçular vizeyi atlattı, iç mimarlar jüriyi patlattı. Şimdi böyle erkenden yurtlara, evlere dağılacak mıyız gerçekten? Kampüsün aşağısındaki o eski oyun salonu ve bowling alanına gidelim mi? Stres atmak için birebir."
Nisa’nın gözleri anında parladı. "Bowling mi? Arda’yı lobut niyetine fırlatabileceksem ben varım valla."
Arda hiç istifini bozmadan kahvesinden son yudumu aldı ve sırıttı. "Sen o uykusuzlukla topu elinden düşürmezsen iyi zombi reisi. Gel de gör bakalım hukuk fakültesinin şampiyonu kimmiş."
Açelya ve Duman birbirlerine bakıp gülerken, Efsun da bu fikre sıcak bakmıştı. "Aslında iyi olur," dedi Efsun, üzerindeki o günlerin yorgunluğunu silkelemek ister gibi. "Sadece çizgi çizmekten parmaklarım kasıldı, biraz hareket etmek iyi gelir."
Böylece yedi kişilik ekip, neşeli adımlarla kafeden kalkıp kampüsün alt tarafındaki o popüler eğlence merkezine doğru yürümeye başladı. Akşam saatleri olduğu için mekan oldukça kalabalıktı; içeriden yükselen müzik sesi, bowling lobutlarının devrilme gürültüsü ve gençlerin kahkahaları birbirine karışıyordu. Duman ve Arda gidip boş bir bowling hattı kiralamak için sıraya girerken, kızlar da ayakkabılarını değiştirmek için kenardaki koltuklara yerleştiler.
"Ben gidip bize içecek bir şeyler alayım," dedi Efsun, çantasını Hivda’nın yanına bırakarak.
"Ben de geleyim seninle," dedi Belinay hareketlenerek ama Açelya onu kolundan tutup geri çekti. "Dur bakalım Belinay, önce şu vize notlarının dedikodusunu bitireceğiz, sen buradasın."
Efsun, onların bu samimi haline gülerek bar kısmına doğru ilerledi. Sıraya girip bardaki görevliye içecekleri söylerken, arkasındaki masalardan birinden yükselen yüksek sesli bir gülüş dikkatini çekti. Mimarlık fakültesindeki o tanıdık, ukala tonu ayırt etmek Efsun için hiç de zor olmamıştı.
Yavaşça kafasını o tarafa doğru çevirdi.
Birkaç metre ötedeki bilardo masasının etrafında, bizim okulun üst dönem mimarlık tayfası duruyordu. Masanın hemen kenarına tünemiş, elindeki bilardo ıstakasını tebeşirleyen kişi Aras’tan başkası değildi. Üzerinde siyah bir deri ceket vardı ve her zamanki gibi etrafına o mesafeli, kibirli enerjiyi yayıyordu. Yanında ise fakültede her zaman beraber gezdiği iki yakın arkadaşı vardı: esmer, uzun boylu ve sürekli telefonuna bakan Poyraz ile masanın diğer ucundan Aras’a takılan, grubun daha fırlama tipi olduğu belli olan Baran.
"Oğlum Aras, o topu oradan hayatta sokamazsın, iddiaya var mısın?" dedi Baran, elindeki bardağı masaya bırakıp yeşil çuhaya doğru eğilirken.
Poyraz kafasını telefonundan kaldırıp sırıttı. "Baran, adamın her vuruşu giriyor zaten, boşuna paranı kaptırma yine. Git başka yerde kaybet."
Aras, arkadaşlarının bu atışmasına sadece hafifçe dudak bükerek karşılık verdi. Istakayı sabitleyip tam topa vuracakken, bakışları gayriihtiyari bar tarafına doğru kaydı. Ve o an, doğrudan Efsun’un dik ve meydan okuyan gözleriyle karşı karşıya geldi.
Efsun, yakalanmış olmanın verdiği o ufak irkilmeyi dışarıya hiç yansıtmadı. Kaşlarını hafifçe kaldırıp, o jüri gecesi stüdyoda arkasından konuşulanları hatırlayarak Aras’a buz gibi bir bakış fırlattı. İçinden "Bak bakalım, o inat ettiğim projeden nasıl sağ çıktım" der gibi bakıyordu.
Aras, Efsun’u görmeyi hiç beklemiyordu. Istakayı tutan elleri bir an duraksadı. Gözlerini Efsun’un üzerinden çekmedi; aksine, o jüri gecesindeki sinir bozucu, her şeyi bilen ifadesi yüzüne geri yerleşti. Efsun’un o teslimi başarıyla geçtiğini, okul panosundaki listelerden çoktan öğrenmişti zaten. Dudaklarının kenarı çok hafif, neredeyse belirsiz bir şekilde yukarı kıvrıldı. Bu, onun dilinde "Demek pes etmedin" demekti.
"Aras, kime bakıyorsun oğlum, sıra sende?" diyerek Baran araya girdi ve Aras’ın baktığı yöne, yani Efsun’a doğru döndü. Poyraz da merakla kafasını o tarafa çevirmişti.
Efsun, o üç çift gözün odağı haline geldiğini fark ettiği an, bardan içecekleri alıp arkasını döndü ve hiçbir şey olmamış gibi, soğuk bir asaletle kendi grubunun yanına doğru yürümeye başladı. Kalbi aşktan falan değil, o adama karşı hissettiği saf sinirden ve jüri hırsından dolayı hızlı atıyordu.
Kızların yanına döndüğünde, Nisa elindeki bowling topunu tartıyordu. "Efsun, nerede kaldın yahu? Bak Arda şimdiden havaya girmeye başladı, şunu ilk elden yenmemiz lazım."
Efsun içecekleri masaya bırakırken göz ucuyla arkasına, bilardo masasına baktı. Aras hala o tarafa doğru bakıyordu ama bu sefer yanında Poyraz ve Baran’la birlikte bizim gruba doğru fısıldaşarak bir şeyler konuşuyorlardı. Bölümün bu iki farklı arkadaş grubu, aynı eğlence merkezinde karşı karşıya gelmişti ve bu gecenin sadece sakin bir bowling maçıyla bitmeyeceği şimdiden belliydi.
*
Nisa elindeki bowling topunu tam fırlatacakken, arkalarından gelen ayak sesleri ve o bildik ukala gülüşler bizim grubun olduğu hatta doğru yaklaştı. Aras, elleri cebinde, arkasında Poyraz ve Baran’la birlikte bilardo masasından kalkmış, doğrudan kızların olduğu tarafa doğru yürüyordu.
Efsun elindeki içecek bardağını masaya bırakıp dikleşti. Gözlerini Aras’a dikti ama Aras’ın yanındaki Baran’ın gözü çoktan masanın diğer ucunda, Duman’ın yanında duran Açelya’ya kaymıştı. Baran, gruptaki erkekleri pek umursamadan, o rahat ve sınırları zorlayan tavrıyla öne çıktı.
"Ooo, bizim okulun birinci sınıfları jüriyi geçince kutlamaya gelmiş," dedi Baran, doğrudan Açelya’ya bakarak. "Kızlar, maket kesmekten parmaklarınız yorulmuştur, bowling topunu fırlatacak gücü nereden buldunuz? İsterseniz yardım edelim, yabancı değiliz sonuçta."
Açelya, bu patavatsız ve laf atan tavır karşısında kaşlarını çatıp bir adım geri çekildi. Nisa elindeki topu masaya vurur gibi bırakıp, "Siz gidin kendi masanızda oynayın, size ne bizim gücümüzden?" diye terslendi.
Ama Baran durmadı. Açelya’nın o rahatsız olmuş halini görmezden gelerek, "Sakin ol atarlı reis, arkadaşına takılıyoruz şurada," dedi ve Açelya’ya doğru bir adım daha attı. "Gözüm seni bir yerden ısırıyor zaten, stüdyoda görmüş olabilir miyim?"
Tam o anda, Duman oturduğu koltuktan ağır adımlarla kalktı. O her zamanki sakin, sessiz duruşundan eser kalmamıştı. Boyu Baran’dan biraz daha uzun olan Duman, araya girerek Açelya’nın tam önünde durdu. Baran ile burun buruna geldiklerinde, salonun o gürültülü müziği bile arkada silinip gitmiş gibiydi.
"Arkadaşım," dedi Duman, sesi buz gibi ve son derece net çıkmıştı. "Lafını tart da konuş. Kimseye takılacak ya da yardım edecek durumun yok senin. Hadi, masana dön."
Baran, Duman’ın bu sert ve dik çıkışıyla bir an duraksadı. Beklemediği bu tepki karşısında yüzündeki o sırıtan ifade hafifçe dondu ama geri adım atmak da istemedi. "Sen kimsin birader? Arkadaşlarımızla konuşuyoruz şurada, ne bu artistlik?" diyerek Duman’ın omzuna doğru elini uzatacak oldu.
O eli daha havada yakalayan Arda oldu. Arda, her zamanki o gevşek halini tamamen bırakmış, hukukun o soğuk ve keskin yüzünü kuşanmış gibi dikildi Baran’ın karşısına. Baran’ın bileğini sıkıca kavrayıp aşağı indirdi. "Elini kolunu indirmeyi öğretmediler mi sana? Bak burası kalabalık, canın sıkılmasın akşam akşam. İkile hadi."
Poyraz durumu fark edip hemen araya girdi, Baran’ın omzundan tutup geriye çekti. "Tamam Baran, uzatma, yürü gidelim," diye mırıldandı.
Efsun’un gözleri ise tüm bu arbede sırasında arkada sessizce duran Aras’a kaydı. Aras, ne Duman’a ne de Arda’ya bakıyordu; gözleri doğrudan Efsun’un üzerindeydi. Yüzünde o eski kibirli ifadeden çok, durumun nereye varacağını tartan, ne yapacağını kestirmesi zor, derin bir bakış vardı. Arkadaşının bu patavatsızlığına dahil olmamıştı ama oradan öylece çekip gitmek de onun o gururlu yapısına uymuyordu.
Aras elini Poyraz’ın omzuna koydu, ses tonu ortamdaki gerilimi daha da sabitleyecek kadar cool ve mesafeliydi. "Baran, yürü," dedi sadece. Sonra bakışlarını Efsun’dan ayırmadan ekledi: "Buradaki çizgiler bizim stüdyodakilere benzemez, fazla zorlama."
Duman geri adım atmadı, Açelya’yı eliyle arkasında tutmaya devam ederken Aras’ın gözlerinin içine baktı. "Çizgiyi kimin zorladığı belli. Al arkadaşını, git."
Baran sinirli bir şekilde söylenerek Poyraz’ın çekiştirmesiyle arkasını döndü. Aras da son bir kez Efsun’a bakıp, o ağır ve umursamaz adımlarıyla bilardo masasına doğru geri yürümeye başladı.
Kızların hattında derin bir nefes alındı. Belinay hayretle, "Neydi be bunlar böyle? Okulun belalı mimarları mı?" diyerek ortamı yumuşatmaya çalıştı. Nisa ise hemen Duman ve Arda’ya dönüp, "Valla enişte helal olsun, mahkeme duvarı gibi dikildin adamın önüne! Arda sen de az değilsin ha, bileğini nasıl kavradın öyle," diyerek o heyecanlı haline geri döndü.
Açelya, Duman’ın koluna girip derin bir nefes aldı. "Teşekkür ederim," dedi fısıldayarak. Duman ise sadece onun saçlarını hafifçe öpüp, "Sorun yok, yanındayım," dedi. Ama Efsun’un gözü hala o arkadaki masadaydı; bu karşılaşma, mimarlık fakültesindeki günlerin hiç de sakin geçmeyeceğinin ilk büyük kanıtıydı.