İçeriğe geç

Alacağın Olsun

Bölüm 8 · 3 dk okuma

Alacağın Olsun

Bölüm 8

BÖLÜM-8

Aras, elindeki tebeşirle ıstakanın ucunu yavaşça yuvarlarken etraftaki gürültüyü zihninde çoktan kısmıştı. Mimarlık fakültesindeki dördüncü yılı ona tek bir şey öğretmişti: Eğer odaklanamazsan, kendi çizdiğin planda bile kaybolurdun. Baran ve Poyraz yan masada her zamanki saçma iddialarından birine tutuşmuşken, onun gözü yeşil çuhanın üzerindeki siyah sekiz numaralı toptaydı. Tam eğilip açıyı alacaktı ki, bar tarafındaki o tanıdık, dik duruş dikkatini dağıttı.

Efsun.

O jüri gecesi, stüdyonun köşesinde uykusuzluktan gözleri kan çanağına dönmüş halde maket kartonunu kesmeye çalışırken arkasından konuştuğu o inatçı birinci sınıf öğrencisi... Okul panosunda projesinin karşısındaki o yüksek notu gördüğünde Aras şaşırmamıştı aslında. O gece kızın gözlerinde gördüğü o "pes etmeyeceğim" hırsı, projenin jüriden geçeceğinin kanıtıydı. Şimdi ise burada, bir eğlence merkezinde, o teslim gecesinin yorgunluğunu üzerinden atmış olarak karşısında dikiliyordu.

Üstelik yine aynı şekilde bakıyordu ona; meydan okur gibi, "Bak bakalım, senin imkansız dediğin o projeyi nasıl bitirdim" der gibi. Aras dudaklarının kenarının hafifçe kıvrılmasına engel olamadı. Bu kızın o ezberci, kırılgan tıp öğrencilerinden ya da işletmecilerden farklı bir kumaşı vardı. Çizgisine güveniyordu.

"Aras, kime bakıyorsun oğlum, sıra sende?"

Baran’ın sesiyle Aras ıstakayı masaya bıraktı. Ama Baran çoktan bakışların yönünü takip etmiş, gözünü Efsun’un yanındaki o diğer kıza, Açelya’ya dikmişti. Aras, Baran’ın o sınır tanımayan, fırlama ve bazen gerçekten patavatsızlaşan tavrını iyi bilirdi. "Baran, rahat dur," diye uyaracaktı ki, Baran çoktan ellerini cebine tıkıştırıp kızların hattına doğru yürümeye başlamıştı bile.

Poyraz arkasından sırıtırken, Aras sıkıntıyla bir nefes verdi. Istakayı masanın kenarına yaslayıp ağır adımlarla onların arkasından ilerledi. Niyeti olaya dahil olmak değil, Baran’ın saçmalamasını engellemekti.

Ancak durum tahmin ettiğinden daha hızlı büyüdü. Baran’ın o ukala laflarına karşı kızların yanındaki o kalıplı, sessiz çocuk bir anda öne fırladı. Aras, çocuğun duruşundan ve gözlerindeki o gözü kara ifadeden durumun ciddiyetini anında sezdi. Bu çocuklar okulun o pısırık tiplerinden değildi. Hele Baran’ın elini havada yakalayıp bileğini sıkan o diğer çocuk... Aras onların üzerindeki o ağır, keskin havayı hemen tanıdı: Hukukçulardı.

Baran neye uğradığını şaşırıp çırpınırken, Aras bir adım öne çıktı. Normalde Baran’ın haksız olduğunu biliyordu; durup dururken çocukların sevgilisine laf atmıştı. Ama dışarıdan bakıldığında mimarlık fakültesinin üçüncülerinin geri adım atması gibi bir durum onun o katı gururuna sığmazdı.

Elini Poyraz’ın omzuna koyup, "Baran, yürü," dedi. Sesi her zamanki gibi buz gibi ve mesafeliydi.

Ardından gözlerini o hukukçu çocuktan çekip doğrudan Efsun’a dikti. Kızın gözlerinde o arbede sırasında bile bir anlık korku görmemişti; aksine, Aras’ın ne yapacağını çözmeye çalışan, dikkatli bir mimar gözüyle bakıyordu ona. Aras, sırf o dik duruşu biraz olsun esnetmek, o hırslı kızı biraz daha kışkırtmak için, "Buradaki çizgiler bizim stüdyodakilere benzemez, fazla zorlama," dedi. Aslında lafı çocuklara değil, doğrudan Efsun’aydı. “Okulda başarılı oldun diye burayı da yöneteceğini sanma” demek istiyordu.

Hukukçu çocuğun sert çıkışına karşılık vermeden, Baran’ı arkaya doğru çeken Poyraz’a eşlik etti. Arkasını dönüp bilardo masasına doğru yürürken, Aras içindeki o garip dürtüyü bastırmaya çalışıyordu.

"Oğlum, kimdi lan o ayı?" diye homurdandı Baran bileğini ovarak masaya dönerken. "Hukuktan Duman o," dedi Poyraz telefonundan bir şeye bakarak. "Yanındaki de Arda. Bulaşmaya değmez, adliye koridorlarında büyümüş tipler."

Aras eline tekrar ıstakayı aldı, tebeşirle ucunu temizlerken göz ucuyla hala bowling hattında heyecanla konuşan o grubu izledi. Özellikle de grubun ortasında, arkadaşlarına bir şeyler anlatan Efsun’u.

"Bırakın bunları" dedi Aras, bakışlarını yeşil masaya indirerek. "Biz kendi önümüze bakalım." Ama içinden bir ses, bu inatçı kızla stüdyoda yollarının daha çok kesişeceğini söylüyordu. Ve bu sefer, sadece uzaktan bakışmakla kalmayacaklardı.

"Oğlum ne diye tuttunuz beni?" dedi Baran, ceketinin yakasını düzelterek. "Kim ulan onlar? İki tane birinci sınıf kızın yanında artistlik yapıyorlar."

Aras aniden durdu. Gecenin karanlığında bakışları o kadar sertleşmişti ki, Baran lafını bitiremeden yutkunmak zorunda kaldı. Poyraz da adımlarını yavaşlatıp kenara çekildi.

"Baran, sesini kes artık," dedi Aras. Sesi yüksek çıkmıyordu ama o kadar soğuk ve keskindi ki sokaktaki rüzgarı bile bastırdı. "Gidip orada durup dururken kızlara laf atan sensin. Ne sanıyordun? Çocukların sevgilisinin yanında gevşek gevşek konuşursan o bileği öyle eline verirler işte. Hak ettin. Bir daha ne yapacaksan kendi başına yap, beni karıştırma."

Üçlü, gecenin karanlığında kendi kaldıkları erkek yurduna doğru sessizce ilerlerken, Aras’ın aklı hala o barda dikilen kızdaydı. Efsunda.

Bölüm sonu

3 yorum