Mağazadaki ilk haftaları hem yorucu hem de inanılmaz eğlenceli geçiyordu. Efsun ve Açelya, üzerlerinde mağazanın amblemi olan haki yeşili önlükleriyle reyonların arasında mekik dokuyorlardı. Efsun daha çok teknik çizim kalemleri, aydınger kağıtları ve cetvellerin olduğu reyonu düzenlerken; Açelya ise rengarenk defterlerin, şık tasarım kupaların ve hediyelik eşyaların olduğu taraftaydı.
"Efsun, şuraya bak," diye fısıldadı Açelya, reyonun arkasından kafasını uzatarak. "Bizimkiler tam kadro baskına geliyor."
Efsun kafasını kaldırdığında, mağazanın cam kapısından içeri giren Hivda ve Nisa’yı gördü. Ama yalnız değillerdi; arkalarından Duman ve elindeki anahtarlığı parmağında çevirerek etrafa bakan Arda da içeri süzülmüştü.
Nisa, reyonların arasındaki Efsun’u görür görmez koşar adım yanına geldi. "Ay inanmıyorum, önlükleriniz çok tatlı olmuş! Hemen bize buradan çalışan indirimi yapıyorsunuz, şu pahalı defterlerden gözüme kestirdim bir tane."
"Dur daha bismillah Nisa, ilk haftadan kovduracaksın bizi," diye güldü Açelya, Duman’ın yanına giderek.
Arda ise elleri cebinde, ağır adımlarla Efsun’un arkasındaki cetvel reyonuna yaklaştı. Göz ucuyla Nisa’ya bakıp her zamanki muzip tonuyla araya girdi: "Bence de Nisa’ya indirim falan yapmayın. İç mimarlık okuyor ama daha kendi bütçesini yönetemiyor, buraya girdiği gibi iflas eder bu."
Nisa anında Arda’ya döndü, kaşlarını çatıp elindeki T cetvelini ona doğru hafifçe salladı. "Sen kendi bütçene bak be! Kütüphanede bayılmamak için günde kaç tane filtre kahveye para bayıldığını biliyoruz herhalde."
Arda, Nisa’nın bu anında parlayan haline karşı hafifçe sırıttı, ona doğru bir adım yaklaştı. "En azından kahveye veriyorum, senin gibi yapıştırıcı kokulu odalarda maket kartonuna servet yatırmıyorum zombi reisi."
"Zombi deme bana!" diye tısladı Nisa, ama yüzündeki o engellenemez tebessüm ve yanaklarındaki hafif kızarıklık, Arda’yla didişmekten ne kadar keyif aldığını ele veriyordu.
Efsun, Hivda ve Duman onların bu hallerine alışmış bir şekilde gülerlerken, mağazanın kapısındaki rüzgar çanı hafifçe çaldı. İçeriye üst sınıf oldukları her hallerinden belli olan, ellerinde proje tüpleriyle mimarlık bölümünden birkaç öğrenci girdi. Efsun, okul dışındaki bu alanın ona ne kadar iyi geldiğini bir kez daha fark etti; burada hem arkadaşlarıyla nefes alabiliyor hem de hayatın o koşturmacasına kendi emeğiyle ortak oluyordu.
Arda, Nisa’nın elindeki T cetvelini yavaşça tutup indirdi. "Tamam, şaka bir yana... İş çıkışı hep beraber o arkadaki salaş kafeye gidiyoruz, itiraz istemiyorum. Çalışan hanımlara kahve ısmarlayacağız."
*
Mağazadaki vardiyaları biter bitmez Efsun ve Açelya önlüklerini çıkarıp hemen arkadaki o salaş kafeye geçtiler. Grubun geri kalanı çoktan büyük bir masayı kapatmış, kahvelerini söylemişti. Ancak masada bu sefer fazladan bir kişi daha vardı. Duman’ın yanında, onun gibi koyu renk gözleri olan ama abisine kıyasla çok daha enerjik ve kıpır kıpır duran, uzun saçlı bir kız oturuyordu.
"Sonunda gelebildiniz çalışan hanımlar!" dedi Nisa, Efsun ve Açelya’ya masada yer açarken.
Duman hemen yanındaki kızı işaret ederek gülümsedi. "Kızlar, sizi kardeşim Belinay’la tanıştırayım. Bizim okulda, hukuk birinci sınıfta o da. Kampüsteymiş, 'bizi yalnız bırakma' dedim."
Belinay elindeki kahve bardağını masaya bırakıp sıcak bir tebessümle el salladı. "Sonunda tanışabildik! Duman ve Arda kütüphanede sürekli sizden bahsediyordu, ders çalışırken beynim sulanmıştı zaten, ilaç gibi geldiniz."
Açelya, Duman’ın kız kardeşini ilk kez görmenin heyecanıyla hemen yanına oturdu. "Hoş geldin Belinay! Abin hiç bahsetmiyor valla, anca ders desin o zaten."
"Aman, sorma Açelya ," diye güldü Belinay, abisine takılarak. "Evde de böyledir bu. Ceza hukuku kitabını yastık yapıyor resmen." Sonra masanın diğer ucunda Nisa ile yan yana oturan Arda’ya döndü. "Arda, vize notlarını hala gruba atmadın bu arada, kaçış yok."
Arda gözlerini devirdi. "Belinay, rica ediyorum şu masada 'vize, hukuk, ceza' kelimelerini yasaklayalım. Bak şurada iç mimarlar var, sabaha kadar cetvel sallamışlar, sakinleşmeye çalışıyoruz." Göz ucuyla Nisa’ya baktı. "Gerçi bazısı hala çok gergin ama..."
Nisa masanın altından Arda’nın ayağına hafifçe basıp Belinay’a döndü. "Sen ona bakma Belinay, hukuk okuyor ama çenesiyle adam döver bu. Biz sabaha kadar jüride öldük dirildik, beyefendi gelmiş mağazada bizimle dalga geçiyor."
Belinay, Nisa’nın bu tepkisine ve Arda’nın o yüzündeki teslim olmuş, keyifli gülüşüne bakıp durumu anında çözmüştü. Efsun ve Hivda’ya göz kırparak, "Anlaşılan Arda burada da rahat durmuyor," dedi muzipçe. "Merkez kütüphanede de hep böyledir bu, millete sataşmadan duramaz."
Efsun, masadaki bu sıcak ve samimi havayı izlerken kahvesinden bir yudum aldı. Belinay’ın o cana yakın ve neşeli tavrı gruba o kadar güzel uymuştu ki, sanki uzun zamandır bu masanın bir parçasıymış gibi hissettiriyordu.