İçeriğe geç

Alacağın Olsun

Bölüm 4 · 4 dk okuma

Alacağın Olsun

Bölüm 4

BÖLÜM-4

Fakülte bahçesinden ayrılıp yurdun dik merdivenlerini tırmanırken dördünün de ayakları geri geri gidiyordu. Odanın kapısını açıp içeri sızdıklarında, dört ranzalı o küçük ama sıcak alan onlara dünyanın en lüks yeri gibi göründü. Proje tüplerini ve T cetvellerini duvar kenarına fırlatıp kendilerini yataklara attılar.

Açelya, montunu bile çıkarmadan alt ranzaya uzanıp telefonunu çıkardı. Ekrandan sızan ışık yüzünü aydınlatırken yorgun dudaklarında bir tebessüm belirdi.

"Bizimki yine adliye koridorlarında nöbette herhalde," dedi Hivda, kendi yatağına tırmanırken Açelya’ya takılarak. "Hukukçuların derdi de bitmiyor."

Açelya iç çekerek telefonu göğsüne bastırdı. "Duman mesaj atmış. Ceza hukuku vizesi için sabaha kadar uykusuz kalmış o da. 'Jüriden çıkınca haber ver, fakültenin önüne geleyim, sizi kahve içmeye götüreyim' yazmış."

Nisa yastığın altından boğuk bir sesle mırıldandı: "Ay lütfen gelsin, bari aramızda akıl sağlığı yerinde, düzgün bir ilişki yaşayan birini görelim de hayata inancımız artsın. Duman’ın o sakin kafasına şu an hepimizin ihtiyacı var. Kalın ceza hukuku kitaplarını oku oku, çocukta peygamber sabrı oluştu resmen."

Efsun, ranzanın kenarına oturmuş spor ayakkabılarının bağcıklarını çözerken arkadaşlarının bu tatlı haline gülümsedi. Açelya ve Duman’ın o birbirini yıpratmayan, sakin ve destekleyici sevgisini görmek ona her zaman çok güzel geliyordu. Kendi hayatında şu an aşka ayıracak bir saniyesi bile yoktu; uykusuzluktan sızlayan beyni sadece jüri anını düşünüyordu.

"Efsun," dedi Hivda üst ranzadan kafasını sarkıtarak. "Sen maketin o son kısmını yapıştırabildin mi? Kurumuştur herhalde şimdiye kadar."

Efsun ayağa kalkıp masanın üzerindeki küçük köpük makete baktı. "Evet, kurumuş. Biraz yamuk oldu ama hoca ilk proje için bunu görmezden gelir herhalde. Tek derdim jüride hocaların karşısında heyecanlanıp saçmalamamak."

Açelya yataktan hafifçe doğrulup Efsun’a baktı. "Saçmalamazsın, sabaha kadar o çizgileri tek tek ellerinle çizdin. Duman’a söyleyeyim de jüri çıkışı bize en büyüğünden kahve ısmarlasın, bunu sonuna kadar hak ettik."

Odanın içine yavaş yavaş çöken sessizlik ve uykunun ağırlığıyla kızlar gözlerini kapattı. Efsun da yatağına uzandığında, sadece birkaç saat sonra hocaların karşısına çıkacağı o büyük sunumun heyecanıyla derin, deliksiz bir uykuya daldı.

Sadece iki saatlik uykudan sonra alarm çaldığında stüdyoya geri dönme vakti gelmişti

*

Büyük stüdyonun kapısında adları okunduğunda Efsun, Hivda, Açelya ve Nisa derin birer nefes aldılar. İçeri adım attıklarında salonun ortasındaki o devasa jüri masası ve arkasında oturan üç hoca adeta bir mahkeme heyeti gibi dikiliyordu. Ortada, bölümün en zor, en ters hocası olan Muzaffer Bey vardı; gözlüğünü burnunun ucuna indirmiş, önündeki kahve bardağını çeviriyordu.

Kızlar, sabaha kadar tırnaklarıyla kazıyarak yaptıkları o devasa paftaları titreyen ellerle mantar panolara iğnelediler. Nisa ve Açelya, gözü gibi korudukları maketi masanın tam ortasına, hocaların önüne bıraktı. Maketin bir köşesindeki ufak bir yapıştırıcı lekesi Efsun’un gözüne batıyor, kalbini küt küt attırıyordu.

Muzaffer Hoca paftalara şöyle bir baktı, ardından kalın parmaklarıyla maketin duvarına hafifçe vurdu. "Evet kızlar," dedi, sesi stüdyoda buz gibi yankılandı. "Bize ne çizdiğinizi anlatın. Ama sakın bana 'şuraya koltuk koyduk, buraya masa koyduk' demeyin. Bana mekanın felsefesini anlatın."

Grupta bir anlık sessizlik oldu. Hivda heyecandan yutkunurken, Efsun öne çıktı. Sesinin titremesine engel olmaya çalışarak konuşmaya başladı.

"Hocam, biz bu mekanın tasarımında 'akışkanlık' kavramından yola çıktık," dedi Efsun, paftadaki çizimleri tek tek göstererek. "İç mimarlığı sadece duvarlar arasına mobilya yerleştirmek olarak görmedik. Işığın ve gölgenin, insanın mekandaki hareketini nasıl yönlendirdiğini hesapladık. Kullandığımız dikey çizgiler, tavan yüksekliğini hissettirirken..."

"Çizgiler güzel," diyerek lafı pat diye böldü Muzaffer Hoca. Kaleminin arkasıyla Hivda’nın çizdiği teknik kesite vurdu. "Ama şuradaki kaçış noktasında milimetrik bir kayma var. Bu mekan gerçeğe dönse, bu tavan insanın üzerine çöker gibi durur. Kim çizdi bunu?"

Hivda tam mahcup bir şekilde "Ben..." diyecekti ki, Efsun hemen lafa girdi: "Ortak projemiz hocam. Gece yarısı o derinliği verirken perspektifte bir anlık perspektif algımız yanılmış olabilir ama plan şemasında o hatayı sirkülasyonla telafi ettik."

Muzaffer Hoca diğer iki hocaya baktı. Yanındaki kadın hoca hafifçe gülümsedi, "Fikir çok güçlü Muzaffer, birinci sınıf için bu konsepti bu kadar iyi makete dökmeleri büyük başarı," diyerek kızları korudu.

Muzaffer Hoca son bir kez maketi inceledi, arkasına yaslandı. O gergin suratı hafifçe gevşer gibi oldu. "Çizgide inatçı olmanız güzel. Hatalarınız var ama ne yaptığınızı bilerek yapmışsınız. İlk proje için geçer notu aldınız, çıkabilirsiniz."

"Teşekkür ederiz hocam!"

Salondan çıktıklarında dördü birden kapının önünde derin bir nefes verdi. Nisa ellerini havaya kaldırıp, "Öldüm öldüm dirildim, Muzaffer Hoca makete dokunduğunda kalbim durdu sandım!" diye fısıldadı.

O uykusuz gecenin, o gergin dakikaların ardından aldıkları bu başarıyla bahçeye, çardağa doğru yürürlerken üzerlerindeki o devasa yük kalkmıştı. İşte tam o anda, çardakta onları bekleyen Duman ve yanındaki o fırlama arkadaşı Arda’yı gördüler...

Bölüm sonu

1 yorum