Gece yarısını çoktan geçmişti. Fakültenin büyük koridorları sessizliğe gömülmüş, diğer bölümlerin ışıkları birer birer sönmüştü. Sadece iç mimarlık stüdyosunun pencerelerinden dışarıya sızan o çiğ, beyaz ışık, teslim gecesinin acımasızlığını ilan ediyordu. Havada keskin bir filtre kahve kokusu, yapıştırıcı dumanı ve uykusuzluğun getirdiği o ağır teslimiyet hissi vardı.
Nisa, masanın üzerine yaydığı maket kartonunun kenarına kafasını koymuş, elinde maket bıçağıyla saniyeler içinde sızıp kalmıştı. Açelya, boş kahve bardaklarını üst üste kule yaparken, uykusuzluktan kızarmış gözlerini Efsun’a çevirdi. "Ben artık renkleri bile ayırt edemiyorum kızlar. Eşit ağırlık okuyup kafayı sıyırmak bu olsa gerek."
Hivda, esneyerek aydınlatma masasının üzerinden doğruldu. "Sayısalcılar rahat tabii... Mimarlık stüdyosunun teslimi haftaya diye hepsi akşamdan dağıldı, evlerinde mışıl mışıl uyuyorlar. Biz burada estetik algımızı masaya gömüyoruz."
Efsun, arkadaşlarının fısıltılarına yorgun bir tebessümle karşılık verdi ama elindeki dereceli kalemi bir an bile bırakmadı. Gözleri uykusuzluktan yanıyor, parmakları T cetvelini tutmaktan uyuşuyordu. Herkes yavaş yavaş pes ederken, içinde garip, inatçı bir hırs vardı. Kafasındaki o karmaşayı, Aras’ın o sinir bozucu sesini susturmanın tek yolunu kağıda daha sert bastırmakta bulmuştu. 'İç mimarlık sadece renk seçmek değildir.' Demişti mimarlıktaki bir çocuk. Sayısal kafası işte, diye düşündü hırsla. Her şeyi hesapla, formülle, statikle çözebileceğini sanan o katı, köşeli adamlardan biriydi o da.
"Efsun, ben aşağıya, otomatlara iniyorum. Bir şey isteyen var mı?" diye sordu Açelya, ayağa kalkıp esnerken.
Nisa masadan kafasını bile kaldırmadan, "Bana ruhumu geri getir," diye mırıldandı.
"Bana da sert bir kahve," dedi Efsun, bakışlarını kağıttan ayırmadan.
Açelya ve Hivda, kantine inmek üzere stüdyonun ağır kapısını açıp çıktıklarında, içeride sadece Nisa’nın düzenli nefes alışverişleri ve Efsun’un kağıt üzerinde çıkardığı o ritmik kalem sesleri kaldı. Stüdyo aniden çok büyük, çok sessiz ve çok soğuk gelmişti gözüne.
Efsun ayağa kalktı, tutulan belini esnetmek için pencerenin kenarına yürüdü. Alnını soğuk cama yasladığında, dışarıdaki karanlığa bakıp derin bir nefes aldı. Tam o sırada, koridorun derinliklerinden gelen ritmik, ağır adım sesleri stüdyonun yarı açık kapısından içeri sızdı.
O uykusuzluk sersemliğinde bile kalbi, o tanıdık ve tehlikeli ritmini anında buldu. Adım sesleri stüdyonun kapısında durdu. Açelya ve Hivda, ellerinde karton bardaklarla stüdyonun ağır kapısını açıp içeri girdiklerinde, içerideki o kasvetli hava kahve kokusuyla biraz olsun dağıldı.
"Al bakalım Efsun, tam istediğin gibi filtre kahve, şekersiz ve sert," dedi Açelya, bardağı Efsun’un masasının köşesine bırakırken.
Efsun pencerenin kenarından ayrılıp masasına geri döndü. Sıcak bardağı parmaklarının arasına aldığında uykusuzluktan sızlayan gözlerini kırpıştırdı. "Çok teşekkür ederim kızlar, hayatımı kurtardınız."
Hivda, masanın üzerine yayılmış aydınger kağıdına baktı. Efsun'un saatlerdir sildiği, çizdiği o perspektif çizgileri hala tam oturmamıştı ama en azından kağıt üzerinde bir kararlılık vardı. "Hadi, kahvenden bir yudum al da şu kaçış noktasını baştan kurallarına göre çizelim. Bu gece bu stüdyodan o proje bitmeden çıkış yok."
Nisa masadan kafasını güçlükle kaldırıp saçlarını geriye doğru attı, gözleri yarı açık şekilde gülümsedi. "Eğer Hivda çizgilere yardım ediyorsa, ben de senin maket parçalarını keserim Efsun. Yeter ki hepimiz şu jüriden sağ salim geçelim."
Dört arkadaş, sabaha karşı saat dörde gelirken Efsun’un masasının etrafında toplandılar. Aras’ın ya da dışarıdaki dünyanın hiçbir önemi kalmamıştı o an. Açelya cetveli tutuyor, Hivda kaçış noktalarını hesaplıyor, Nisa ise uykulu gözlerle kartonları milimetrik olarak kesiyordu. Efsun, arkadaşlarının bu karşılıksız desteğini gördükçe içindeki o hüzünlü yorgunluğun yerini garip bir huzura bıraktığını hissetti.
Saatler birbirini kovaladı; çiğ stüdyo ışığının yerini yavaş yavaş pencerelerden sızan soluk sabah güneşi aldı. Efsun kalemi masaya bıraktığında, projenin son çizgisini de çekmişti. Kağıt mükemmel değildi, yer yer silgi izleri ve uykusuz gecenin tortuları vardı ama tamamen ona, kendi emeğine aitti.
"Bitti..." diye mırıldandı Efsun, arkasına yaslanırken. "Gerçekten bitti."
Hivda onun omuzlarını sıktı. "Bitti tabii. Şimdi tek yapmamız gereken yurda gidip iki saat uyumak ve jüri için tekrar buraya dönmek."
Kızlar eşyalarını toplayıp yorgun adımlarla fakültenin çıkışına doğru yürürken, Efsun proje tüpünü omzuna astı. Bahçeye çıktıklarında yüzüne vuran soğuk sabah havası onu kendilerine getirdi. Kafasını kaldırıp mimarlık bloğunun tamamen boşalmış, karanlık pencerelerine baktı. Aras buralarda bir yerde değildi, o gece hiç gelmemişti. Ama Efsun, projesini kendi tırnaklarıyla bitirmiş olmanın verdiği o gururla, onun o "Bu inatla bu stüdyolardan sağ çıkamazsın" sözünü zihninde sessizce çürüttü.
Sağ çıkmıştı.