Yemekler yenilip masadaki tabaklar yavaş yavaş eksilirken, restoranın göle bakan teras katındaki loş ışıklar biraz daha karardı. Salonun köşesindeki küçük sahnede yerini alan grup, gecenin ruhuna yakışır, ağır ve ritmik bir vals melodisi çalmaya başladı. Pistin ortasındaki boşluk, sarı loş ışıkların altında parıldıyordu.
Baran, masanın altından bacağını sallamayı bırakıp ceketinin önünü tek eliyle ilikledi. Karşısında yemeğini bitirmiş, dik duruşundan bir an bile ödün vermeyen Hivda’ya baktı. "Eee esmer kız," dedi Baran, sesindeki o her zamanki fırlama tonu bu kez daha davetkar bir yere çekerek. "Herkesin gözü protokol masasında, hocalar kalkmadan şu pistin açılışını biz yapalım mı? Bakalım çizimdeki o keskin hatların dansta da var mı?"
Hivda, Baran’ın bu ani teklifi karşısında tek kaşını kaldırdı. Siyah ceketinin kollarını düzelterek oturduğu yerde dikleşti. Normalde hayatta kabul etmezdi ama Aras ve Efsun arasındaki o boğucu gerilimden, masadaki bu elektrikli havadan biraz uzaklaşmak istiyordu. "Pistte ayağıma basarsan o çok övündüğün mimarlık vizyonunu dağıtırım Baran," dedi, sesindeki o dişli tonda hafif bir tebessüm gizleyerek.
Baran sırıttı, elini uzattı. Hivda, elini çocuğun avcuna bıraktığında salondaki herkesten önce, iddialı ve jilet gibi adımlarla dans pistine doğru ilerlediler. Siyah takımlarının içinde, müziğin ritmine anında ayak uydurarak dans etmeye başladıklarında masadaki herkesin gözü bir anlığına onlara kaydı.
O sırada Poyraz, Baran’ın bu hızlı hamlesinden cesaret alarak derin bir nefes aldı. Sandalyesinde hafifçe öne doğru eğildi, bakışlarını tamamen zümrüt yeşili elbisesinin içinde heyecanla Hivda’yı izleyen Belinay’a dikti. "Belinay," dedi Poyraz, sesi her zamankinden daha kibar ve yumuşaktı. "Bu güzel geceyi sadece masada oturarak geçirmek haksızlık olur. Bana bu dansı lütfeder misin?"
Belinay’ın gözleri anında parladı, kalbi boğazında atmaya başladı. Tam elini Poyraz’a doğru uzatacaktı ki, masanın diğer ucundan gelen o buz gibi, ağır sesle elini havada dondurdu.
"O elini bir indir önce bak Alayım," dedi Duman. Sesi o kadar sert ve korumacı çıkmıştı ki, masadaki çatal bıçak sesleri bile bir anlığına durdu. Duman, simsiyah takım elbisesinin içinde omuzlarını dikleştirmiş, çenesini kasmış bir halde doğrudan Poyraz’ın gözlerinin içine bakıyordu. Bir abi olarak koruma içgüdüsü anında tavan yapmıştı. "Benim kardeşimin kiminle dans edeceğine, nerede duracağına ben karar veririm. Otur oturduğun yerde."
Poyraz, Duman’ın bu sert çıkışıyla bir an duraksadı ama centilmenliğini bozmadan geriye çekildi. Belinay ise hayal kırıklığıyla, "Abi ya! Alt tarafı bir dans, ne var bunda?" diye homurdandı.
Tam o sırada Açelya devreye girdi. Pudra pembesi elbisesinin içinden zarifçe sıyrılıp, masanın altından Duman’ın kasılmış olan elini yavaşça okşadı. Başını Duman’ın omzuna doğru yaklaştırıp o sakinleştirici, duru sesiyle fısıldadı: "Duman... Sevgilim, sakin ol lütfen. Bak herkes bize bakıyor. Belinay çocuk değil artık. Hem... bizim de uzun zamandır baş başa kalmaya ihtiyacımız vardı."
Açelya, Duman’ın gözlerinin içine o büyüleyici, cilveli bakışıyla baktı ve elini ona doğru uzattı. "Benimle dans eder misin?"
Duman, Açelya’nın o tenine değen yumuşak dokunuşu ve duru sesiyle birlikte adeta büyülenmiş gibi gevşedi. Gözlerindeki o öfkeli hukukçu ifadesi, yerini tamamen aşık bir adama bıraktı. Derin bir nefes alıp Açelya’nın elini tuttu, ayağa kalktı. "Sen istersen, dünyanın sonuna bile gelirim güzelim," diyerek Açelya’yı belinden kavradı ve onu pistin en güzel köşesine doğru yönlendirdi. Duman ve Açelya pistte birbirlerine kenetlenmiş bir şekilde yavaşça dönmeye başladıklarında, Belinay da abisinin gazabından kurtulmanın rahatlığıyla Poyraz’a gizlice göz kırptı.
Masada ise bir anda derin, uğultulu bir sessizlik çöktü.
Herkes piste çıkmış, masadaki diğer öğrenciler de etrafa dağılmıştı. Şimdi koca uzun masanın iki ucunda, tam anlamıyla karşı karşıya sadece ikisi kalmıştı: Efsun ve Aras.
Müziğin ritmi salonda yankılanırken, Aras elindeki kadehi masaya bıraktı ve kollarını gevşetip tamamen Efsun’a doğru döndü. Loş ışıklar, kızın gece mavisi elbisesinin üzerinde oynaşırken, iki çift göz salondaki tüm o kalabalığı tamamen silerek yeniden birbirine kilitlendi. Kaçacak hiçbir yer, araya girecek hiçbir arkadaş kalmamıştı.
Duman ve Açelya’nın piste doğru ilerlemesini fırsat bilen Poyraz, Belinay’a muzipçe gülümsedi. "Görünüşe göre abinin vizesini atlattık," diyerek elini tekrar uzattı. Belinay bu kez hiç vakit kaybetmeden elini Poyraz’ın avcuna bıraktı ve ikili, pistteki diğer çiftlerin arasına karıştı.
Müziğin ritmine ayak uydurup yavaşça dönerlerken, Poyraz elini Belinay’ın beline yerleştirdi. Aralarındaki mesafe ilk defa bu kadar kısalmıştı.
"Ee, geleceğin hakimesi," dedi Poyraz, ses tonunu sadece Belinay’ın duyabileceği bir seviyeye indirerek. "Kütüphane köşelerinde hukuk kitaplarının arasında kaybolurken, bir gün bir mimarla böyle bir gecede dans edeceğin aklına gelir miydi?"
Belinay, Poyraz’ın gözlerindeki o flörtöz parıltıya bakıp hafifçe gülümsedi. Heyecandan kalbi yerinden çıkacak gibiydi ama duruşunu bozmadı. "Açıkçası kütüphaneye gelen mimarların genelde sadece projelerle ilgilendiğini sanıyordum. Kendini hatırlatmak için bu kadar resmi bir organizasyonu beklediğini bilseydim, Anayasa Hukuku’nu çoktan bitirirdim."
Poyraz, kızın bu hazırcevap hallerine karşı hafifçe güldü, elini biraz daha sabitleyerek onu kendine doğru çekti. "Kendimi hatırlatmak için her fırsatı değerlendiririm, bilirsin. Ayrıca yeşil sana gerçekten çok yakışmış." Belinay gülümsedi. O sırada Poyraz Belinayın yüzüne doğru eğildi ve alnına bir buse kondurdu.
*
Pistte herkes kendi ritminde kaybolmuşken, masada kalan o ağır sessizlik Efsun için artık katlanılmaz bir hal almıştı. Tam karşısında oturan Aras, arkasına yaslanmış, hiçbir şey söylemeden sadece elindeki kadehi çeviriyor ve o kömür karası gözlerini bir an bile Efsun’un üzerinden ayırmıyordu. Lavaboda söylenen o "Benim olan şey" cümlesi hala Efsun’un kulaklarında çınlarken, bu göz hapsinde daha fazla oturamayacağını anladı.
Efsun aniden sandalyesini geriye doğru iterek ayağa kalktı. Gece mavisi elbisesinin eteklerini sinirle düzeltti.
Aras, kızın bu ani hareketini görünce tek kaşını kaldırdı. Yüzündeki o sinir bozucu, cool ifadeyi hiç bozmadan sordu: "Nereye iç mimar? Savaş alanını bu kadar erken mi terk ediyorsun?"
Efsun çantasını sıkıca kavrayıp Aras’a dik bir bakış attı. "Hava almaya çıkıyorum," dedi, sesini buz gibi tutmaya çalışarak. "İçerinin havası bazı insanların egoları yüzünden fena halde ağırlaştı, nefes alınmıyor."
Aras’ın cevabını beklemeden arkasını döndü ve restoranın göle açılan, loş ışıklı büyük bahçe kapısına doğru hızla yürümeye başladı. Açık havaya çıktığı an, gölden esen serin gece rüzgarı yüzüne çarptı ve derin bir nefes aldı. Bahçenin teneke pencereli, taş patikalı loş köşesine doğru ilerleyip nehre bakan korkuluklara yaslandı.
Tam sakinleştiğini düşünüyordu ki, arkasından gelen o tanıdık, ağır adım seslerini ve mermere vuran kösele pabuçların ritmini duydu. Arkasını döndüğünde, Aras’ın elleri lacivert ceketinin ceplerinde, gayet rahat tavırlarla ona doğru yürüdüğünü gördü.
Efsun daha fazla dayanamayarak öfkeyle çıkıştı: "Gittiğim her yerde arkamda bitmek zorunda mısın sen? Niye peşimden geliyorsun Aras?"
Aras, Efsun’un tam karşısında, aralarında birkaç adım mesafe kalacak şekilde durdu. Ceketinin iç cebinden siyah sigara paketini ve metal çakmağını çıkardı. Yüzünde o umursamaz, sinir bozucu gülüşlerden biri vardı.
"Çok fazla üzerine alınıyorsun iç mimar," dedi Aras, paketinden bir dal sigara çıkarıp dudaklarının arasına yerleştirirken. Çakmağı çaktı, sarı ışık o keskin yüz hatlarını bir anlığına aydınlattı. Derin bir nefes çekip dumanı gökyüzüne doğru üfledikten sonra gözlerini tekrar Efsun’a dikti. "Senin peşinden geldiğim falan yok. İçerisi sıktı, sigara içmeye çıktım."
Efsun gözlerini kısarak ona baktı, kollarını göğsünde birleştirdi. "Tabii, koskoca restoranın bahçesinde sigara içecek başka yer kalmadı, geldin tam benim durduğum köşede tüttürüyorsun yani? Kimi kandırıyorsun sen?"
Aras sigarasından bir fırfır daha çekip dumanın arkasından Efsun’un rüzgarda uçuşan saçlarını süzdü. "Restoranın en iyi göl manzarası bu köşede, mimari bir gözlem diyelim," dedi, sesindeki o gizli meydan okumayı büyüterek. "Hem... fena mı oldu? Lavabodaki yarım kalan konumuza devam ederiz belki."