Salı sabahı fakültenin koridorları, teslim saati yaklaştıkça o bildik kaotik havasına bürünmüştü. Kollarına koca pafta tüplerini sıkıştırmış, ellerinde maket kartonlarıyla koşturan öğrencilerin arasından sıyrılan Efsun ve Hivda, doğruca zemin kattaki ortak maket atölyesine indiler. Nisa ve Açelya kendi teorik dersleri için yukarı katlara çıkmıştı ama bu ikilinin yeni projenin ölçekli kesitleri için acilen lazer kesim sırasına girmesi gerekiyordu.
Efsun adını sıraya yazdırmak için panoya ilerlerken, Hivda da çantasını boş masalardan birine bıraktı. Dün gece kızlar odasında diğerleri dondurmacı maceralarını anlatırken o sessiz kalmıştı ama kafasında hala kütüphanede Baran’ın tavan yüksekliğiyle ilgili söylediği detay dönüp duruyordu. İnat etmeyip çizimi gece düzeltmişti ama çocuğun haklı çıkması hala canını sıkıyordu.
"Bakıyorum o kalın ansiklopediyi taşımaktan kolların kopmamış."
Gelen sesle Hivda arkasını döndü. Baran, elinde bir koli bandıyla malzeme dolabının önünde dikilmiş, yüzünde o her zamanki fırlama gülüşüyle ona bakıyordu. Yanında ne Aras vardı ne de başka biri; tek başınaydı.
Hivda, çizim tüpünü masaya koyarken hafifçe gözlerini devirdi. "Kopmadı merak etme. Ayrıca tavsiyene çok ihtiyacım varmış gibi konuşma, statik hesabı zaten kendim kontrol edecektim."
Baran dolaba yaslanıp hafifçe güldü. "Tabii, kesin öyledir esmer kız. Ama çizim tüpünün duruşundan anlaşılan, gece tavan kesitini bayağı bir geriye çekmişsin. Hocalardan fırça yemekten kurtardım seni, bir teşekkürü çok görme bari."
Hivda lafın altında kalmamak için arkasındaki lazer makinesini işaret etti. "Sıram geliyor, işim var Baran. Hadi sen git kendi paftalarını yetiştir, yarın jüride ağlayan üst dönem görmek istemiyorum."
Baran, onun bu ters ama bir o kadar da geri adım atmayan hallerine karşı başını salladı. "Yetişir merak etme, mimarlık burası. Hadi kolay gelsin sana," diyerek elindeki bantla atölyenin diğer ucundaki kendi masasına doğru yürüdü.
O sırada Efsun, flash belleğini lazer makinesine bağlamış, tamamen kendi projesine odaklanmıştı. Aras’ın ya da mimarlık katının o tepeden bakan havasının buralarda olmaması onun da işine gelmişti; en azından kafası rahat bir şekilde, sakin kafayla çizimini bilgisayara aktardı. Başlat düğmesine bastığında, kırmızı lazer ışığı pleksiyi milimetrik bir titizlikle kesmeye başladı.
Efsun, çiziminin makineden pürüzsüzce çıktığını görünce rahat bir nefes aldı. Hivda’ya dönüp, "Benim parçalar hazır, hadi seninkileri de verelim de bir an önce yukarıya, stüdyoya çıkalım," dedi.
Efsun ve Hivda, lazer makinesinden taze çıkan pleksi parçalarını kutularına yerleştirip hızla üçüncü kattaki İç Mimarlık Stüdyosu'na çıktılar. Sınıfa girdiklerinde Açelya ve Nisa çoktan masalarını birleştirmiş, eskiz kağıtlarını sermişlerdi. Haldun Hoca ise her zamanki ciddi ve asil duruşuyla kürsünün önünde dikilmiş, elindeki listeyi inceliyordu.
Kızlar yerlerine geçip malzemelerini çıkardıktan birkaç dakika sonra, Haldun Hoca boğazını temizleyerek sınıfa doğru döndü. Sınıftaki hararetli fısıldaşmalar anında bıçak gibi kesildi.
"Arkadaşlar, projelere geçmeden önce yönetim kurulu olarak aldığımız ortak bir kararı iletmek istiyorum," dedi Haldun Hoca, gözlüğünü düzelterek. "Bildiğiniz gibi mimarlık ve iç mimarlık, piyasada et tırnak gibi olan, birbirini tamamlayan iki disiplindir. Ancak okulda her iki bölümün de kendi kabuğuna çekildiğini görüyoruz. Bu kopukluğu gidermek adına, önümüzdeki Pazar gecesi Mimarlık ve Tasarım Fakültesi’ne özel bir organizasyon düzenledik."
Sınıfta bir anda şaşkın mırıltılar yükseldi. Nisa hemen Efsun’a doğru eğilip "Ne yemeği kızım, vizeler yaklaşırken şaka mı bu?" diye fısıldadı.
Haldun Hoca konuşmasına devam etti: "Kampüsün hemen yakınındaki o büyük göl kenarı restoranı sadece bizim fakülte için rezerve edildi. Hem mimarlık hem iç mimarlık öğrencilerinin ve hocalarının eksiksiz katılımını bekliyoruz. Orada hocalarınızla daha rahat bir ortamda konuşabilir, üst dönemlerin tecrübelerinden faydalanabilirsiniz. Pazar akşamı saat sekizde herkesi orada, şık bir şekilde görmek istiyorum. Şimdi, kimlerin projesinde ilerleme var, masaya görelim..."
Hoca projeleri incelemek için ilk masaya doğru yürürken, bizim kızların masasında resmen küçük çaplı bir bomba patlamış gibiydi.
Nisa elindeki kalemi masaya bırakıp gözlerini devirdi. "Şık bir şekilde mi? Ay resmen abiye falan giyeceğiz yani. Ayrıca 'üst dönemlerin tecrübesi' dediği o gıcık mimarlar mı? Araslar, Baranlar falan da orada olacak demek bu."
Açelya, dondurmacıdaki o Poyraz mevzusunu hatırlayarak Belinay’ın bu habere ne kadar sevineceğini düşündü. "Poyraz kesin gider o yemeğe. Belinay bunu duyarsa kütüphaneyi bırakıp elbise aramaya çıkar valla," diyerek kıkırdadı.
Hivda ise atölyede az önce karşılaştığı Baran’ı düşündü. Çocuğun orada takım elbiseyle ukala ukala gezeceğini hayal etmek bile şimdiden sinirini bozmuştu. "Bizim gitmeme gibi bir şansımız yok mu acaba?" diye mırıldandı.
Efsun ise paftasının kenarını düzeltirken sessizdi. Pazar gecesi, o resmi ve şık ortamda Aras’la karşı karşıya geleceği gerçeği içindeki o inatçı duyguyu körüklemişti. Okul koridorlarında, tozlu atölyelerde köşe kapmaca oynamak kolaydı; ama öyle bir yemekte, herkesin gözü önünde nasıl bir duruş sergileyeceklerini o da merak ediyordu.
"Gideceğiz mecburen," dedi Efsun, defterine yeni bir çizgi atarken. Sesi kararlı ve meydan okuyan bir tonda çıkmıştı. "Gidip şu mimarlık bölümüne iç mekanın nasıl tasarlandığını gösterelim bakalım."