İçeriğe geç

Akor

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Akor

Bölüm 3

-Sen benim arkadaşımdın-

Bu gece hiç bitmeyecek gibiydi. Kafamı yastığa koyduğum saniyede uykuya dalar, günün sonunda dinlenmenin verdiği keyfi çok severdim. Ama bugün yüzleştiğim geçmişim, yatağımı bana mezar etmişti. Bu öyle zor bir çıkmazdı ki, Tanrı'nın beni cennetle mi, cehennemle mi ödüllendirdiğine bile karar veremiyordum. Belki de cennet benim için bir cezaydı ve Tanrı bu cezayı çok ince düşünmüştü.

Sabah güneşi soğuk bir şekilde doğarken yataktan kalktım. Dişlerimi fırçaladım, kahvaltımı yaptım. Bu önemli bir detaydı. En rahat kıyafetlerimi giydim ve bir bardak çay ile çalışma masama oturdum. Elime aldığım kağıda yazmaya başladım:

"Benim hiç bilmediğim, bilmek gereği duymadan karşılıksız sevdiğim, ay yüzüne şiirler yazamadığım sevdiğim...

Bu sana kaçıncı mektubum bilemem, ama devamının da geleceğinden emin değilim. Sana yüz yüze veda etmek çok isterdim, ancak hayat bazen oyunbozanlık yapar. Belki yarın yine aynı bankta benden bir mektup bulacaksındır, belki de bu son mektubumdur. Umarım şimdiye kadar yazdığım her satırı umursamışsındır. Eğer yarın bankta mektup olmazsa bir daha beni bekleme ve hayatına devam et. Seni görmeden bile seni sevecek insanlar olsun hayatında, çok sevil. Ama en önemlisi...

Yarın o bankta mektup olmazsa eğer ertesi gün oraya bir dilim cheesecake bırak. Nedenini sorgulama sevgilim, benim için yap. Seni uzaktan hissedebiliyorum. Kendine dikkat et belirsizliğim..."

Uzun süredir yazdığım mektuplar içerisinde en zoru buydu belki de. Oldum olası sevemiyordum vedaları. Veda etmek bana göre değildi, ben kaçmayı huy edinmiştim.

Özenle katladığım mektubumu zarfa yerleştirdim. Gül kokusuyla süsledim ve evime son kez bakıp kapıdan dışarıya çıktım. Kapı sesini duymuş olacak ki Norman da kendi kapısında belirdi.

"Farklı gözüküyorsun, nereye evlat?"

"Marwell'in yanına gidiyorum. Ona annesinin intikamını alması ve babasının vasiyetine uyması için bir fırsat vereceğim."

Norman gözlüğünü çıkardı ve yüzüme uzun uzun baktı. Acaba o da böyle sessiz mi veda ediyordu bana?

Sessizliğini geriye dönüp evine girerek ve kapısını kilitleyerek bozunca ben de kendi yoluma devam ettim. Belki Norman da benim gibi vedaları sevmiyordu? Bu da onun kaçışı olamaz mıydı?

Her zamankinden daha hızlı yürüdüm parka. Etraf yine boştu. Mektubumu bıraktım ve bankta terk ettiğim tüm mektuplar için derin bir nefes aldım. Ben bedel ödemeye gidiyordum.

Orada da uzun kalmadım. Mezar için acele ediyor gibiydim. Sarı bir taksiye bindim ve Marwell'in en son ailesiyle beraber yaşadığı, o gün annesinin varmak istediği ama asla varamadığı o eve doğru yola çıktım. Çocukluğumun geçtiği yollardan, ağaçların, okulumuzun, lise döneminde kızlarla gizli saklı buluştuğumuz yerlerin önünden geçtim. Villaların olduğu semte geldiğimizde daha kapılarına varmadan indim taksiden. Para üstünü bile beklemedim, çünkü geri dönemeyeceğime çok emindim.

Büyük kahverengi bahçe kapısına varmıştım. Çok beklemeden içeri girdim. Ev zamanla bakımsız hale gelmiş, hep oturduğumuz masalar, salıncak çürümüştü. Ağaçlar artık eskisi gibi yeşil, toprak eskisi kadar canlı değildi. Hem de can almış olmasına rağmen.

Kapıyı çaldım. Marwell beni bekliyormuş gibi kapıyı açtı ve içeriye davet etti. Bu ev çocukluğum gibi kokuyordu. Salon, diğer odaların aksine kapıya en uzak olan odaydı.

Eski arkadaşımla oturduğumuz koltuklara geçtim. Tam karşımda duran Marwell'in konuşmasına izin vermeden konuyu ben açtım.

"Geçmişte yaşananları bir yerlerde gömdüm ve unuttuğumu sanıyordum, ancak seninle tekrar yüz yüze geldiğimde içimdeki pişmanlığı anladım. Sana ve ailene büyük bir acı yaşattım. Bana 'beni affet' diyemem. O yüzden bu yükü benden al ve ne yapman gerekiyorsa yap."

Marwell acı dolu gözlerini bana dikti. Gözlerimde belirsizlik, acı ve kararsızlık vardı.

"Bunları burada değil, bizi bu hale getiren yerde konuşmak istiyorum Ethan. Annemin mezarında, o yolda."

Benim için zordu, ama bugün söz hakkına sahip değildim. Gitmem gerekiyordu. Öyle de yaptım. Marwell'in lüks siyah arabasıyla o geceye geri gittik. Yolu onarmışlardı. Etraftaki her şey çok değişmişti. Her şey bu kadar muazzam yenilenmişken, eski kalan tek şey bu yolda o gün yaşanılan kazaydı. Siren sesleri, insan feryatları da yıpranmıştı bu yolda.

"Arabadan inmek için cesaretin var mı Marwell?"

Elini direksiyondan çekti, nefes aldı ve düşünmeden kapıyı açarak arabadan indi. Tam kazanın olduğu noktaya doğru yürümeye başladı. Onu takip ediyordum.

Annesinin canını alan noktada durdu. Yüzünü bana dönemiyordu. Arkasından dolanıp önüne geçtim. Bir cesaretle gözlerinin içine baktım.

"O geceye dönecek olsaydık eğer, emin ol arabanızın yanına dahi yaklaşmazdım, Marwell."

Bir şey söylemedi. Belki de yaşadıklarımız gözünün önünden geçmişti. O gün tam buradan, bu noktadan annesiyle aynı ambulansa binmişti. Sarhoştu, önünde yatan kadının annesi olduğunu dahi algılayamıyordu. Sadece ismimi fısıldadığını söylemişti doktorlar. Sarhoşken bile benim suçlu olduğumu idrak edebiliyordu. Şimdi aynı yerde canımı almaması için hiçbir neden yoktu.

Marwell derin bir nefes aldı. O günün izlerini yerde arıyormuş gibi bakışlarını yere dikti.

"Tam burada, annemin öldüğü yerde hayatına son verirsem eğer annemin geri döneceğini bilseydim yine de yapmazdım biliyor musun?"

"Ben buraya gelirken hiç böyle düşünmemiştim ama..."

"Ne düşünmüştün?" diye sordu kaşının birini kaldırırken. Gülümsedim ve gözlerimi devirerek, "Bu sabah kahvaltı yaptım," dedim.

O, benim sabah kahvaltılarından nefret ettiğimi çok iyi biliyordu.

"Gidelim Ethan, seni affettim," dedi ciddi yüz ifadesiyle. Şaşkınlığımı gizleyemedim ve arabada konuşacağımızı düşündüğüm için eliyle arabaya doğru yaptığı "buyur geç" işaretini takip ettim. Arkamı döndüm, bir adım attım.

Bir...

İki...

Üç...

Kanlar içerisinde yere yığılırken son defa toparlayabildiğim gücümle tek bir cümle söyleyebildim.

"Sen benim arkadaşımdın..."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.