Marwell gitmişti, ama bende bıraktığı büyük bir etki vardı. Ya bu gün de kalacak, bu olayları unutacaktım, ya da eskiye dönüp bu hayatta en çok korktuğum kişiyle yüzleşecektim: Kendimle... Büyütmek zorunda kaldığım bir çocukla...
Yıllar sonra gelen geçmişle yüzleşmek zorunluluğu beni öyle meşgul etmişti ki, gelecek için çabaladığım, yazdığım mektuplarımı unutmuştum. Acaba mektup yerinde mi, cheesecake onu mutlu etti mi, ve ya cheesecake ve mektupların ulaştığı birileri var mı diye merak ediyordum. Duvarlarda üzerime gelmeye başladığı an hava almak için tekrar dışarı çıkmam gerektiğini anlamıştım. Tüm bu duyguları içinde barındıran bedenimi taşıyan ayakkabıma uzun uzun baktım. Canlı olsaydı neler derdi acaba? Tabi ki ayakkabım konuşmayınca daha fazla dramatize etmeyip kapıdan dışarı çıktım.
Kapıyı kilitleyip merdivene doğru döndüğümde karşı komşunun kapısından bir çift gözün bana baktığını gördüm. Her sabah gerçekleştirdiğim mektup yazma ritüelinden sonra mutlaka kadim dostuma uğrardım. Ama bugün onun bile görmediği tarzda bir filmin içinde bulmuştum kendimi.
"Bekledim Ethan, ama gelmedin."
Derin nefes aldım.
"Biliyorum dostum. Ama..."
"Seni çok aradığından bahsetti bana."
Yere diktiğim bakışlarım anında yönetmen Norman'ın yüzüne kenetlendi. Kaşlarımı çatarak anlamaya çalışıyordum.
"Sana uğradı mı o?"
"Zaten seni benim sayemde bulmuştu."
Duraksamıştım. Norman beni evine davet ederken, ben hep gittiğim eve yabancı gibi girmiştim. Evim olan kalplerden yabancı olarak ayrılışım gibi mesela.
Oturma odasına geçtim ve merakla Norman'ı dinlemeye başladım.
"Bundan 2 yıl önce kütüphaneden eve doğru geliyordum. Uzun boylu, orta yaşlı, ama gözünde gençlik ateşi olan bir adamın apartmanımızı dikkatle izlediğini fark ettim. Umursamadan evime gittim, ama 15-20 dakika sonra aynı adam kapımı çalacaktı."
Merakla, ama anlamını bilmediğim korkuyla dinlemeye devam ettim.
"Marwell'in çaldığı kapıyı açtığımda elinde bir adresin yazılı olduğu bir kağıt uzattı bana. Kibar ve düzgün bir beyefendiydi. Kağıtla birlikte bir çocuğun fotoğrafını da gördüm. Adresin doğru olup olmadığını sorduğunda ise artık her şeyi anlıyor gibiydim."
Duyduklarım benim için bir anlam ifade etmiyordu. Beni ilgilendiren Marwell'in beni nasıl bulduğu değil, neden bulduğuydu.
"Kazayı hatırlıyor musun, Ethan?"
Sarsılmıştım. Yıllardır hatırlamaya korktuğum, bunun için özel gayret gösterdiğim anlar vicdan azabı olmuş, karşıma dikilmişti. Başka bir korkum ise bu azabın insan vücuduna dönüşeceği, isminin de Marwell olacağıydı.
"Uzun zaman geç.."
"Yıllarca filmler yönetmek, farklı farklı hayatları insanlara sunmaya çalıştım. Gün boyunca çok koşuşturdum, senaryolar yazdım, kitaplar okudum. Bazen dokunaklı, dikkat çekecek şeyler yazmam için bazı olayları bizzat yaşadım, üzülmek zorunda kaldım. Ama tüm bu olanların sonunda tek bir şey anladım, Ethan. İnsan sadece yapmadıkları ve ya yapamadıkları için pişman olmazmış bu hayatta. Bazen yaptıkları da yılan gibi dolanırmış boğazına."
Normanın içinde biriktirdiği endişe yüzüne yansıyordu. Beni bir şeylerden korumaya çalışıyordu ve bu nedenle kelimelerini özenle seçiyordu. Bu bir habere beni hazırlıyor gibi hissettirmeye başlamıştı.
"Ne garip değil mi Ethan. Arkadaşın annesini öldürmene rağmen seni senelerce aramış.."
Cümle beynimde yankılanıyordu.
Annesi..
Arkadaşımın annesi..
Mezuniyyet gecesi karıştığımız o kaza..
Cheese-cheesecake..
O geceyi bilen üç şahit vardı, ama artık Norman bile kanla biten kutlamanın misafiri olmayı başarmıştı. Bilmediğim duygular içerisindeydim ve ellerim artık eskisi kadar temiz gözükmüyordu gözlerime. Her yer kırmızıydı. Her yer kıpkırmızıydı.
"Mezuniyet gecemizde ailelerimizle beraber bir akşam yemeğine çıkmıştık. Marwellin kardeşininde aynı gün doğum günü vardı ve keyfine düşkün aileler ile çocukları olarak o gece kutlama yapmak için bu bir nedendi. Çok lüks bir restoranda rezervasyon ayarlamıştı Marwellin babasi. Kendisi saygın, zengin bir iş adamıydı."
İçimde biriktirdiğim olayları seneler sonra birisine anlatıyordum, birisine içimi döküyordum. Ama tam bu noktada Norman lafımı böldü.
"Mezuniyet şerefine çok içtiniz ve o gece aileni Marwellerde kalmak için ikna ettin. En yakın arkadaşınla zaman geçirmek ve aşık olduğun kıza yakın hissetmek sana cazip geliyordu. Eve dönüş yolunda Marwellin babasini arabayı kullanmak konusunda ikna etmeyi başarmıştın. Ama yolda canın cheesecake çekti ve eve varış yolu uzanmaya başladı. Marwellin annesi size eve erken varmak istediğini, lezetli cheesecake tarifi bildigini anlatsada onu dinlemediniz ve pastane aramaya başladınız. Çok alkollüydün, bünyen alışkın olmadığı için kendini kötü hissettin. Kullandığın araba yoldan çıktı ve.."
"O lanet gece canımın cheesecake çekmesinim bedelini Marwellin annesi canıyla ödedi."
Norman geceyi bir kaç cümleye sığdırmıştı. Herşey tamda böyle gözle kaş arasında olmuş, o geceden sonra aileler ayrılmış ve bir daha kimse kimseye uğramamıştı.
"Biliyorsun Ethan, ben seni öz oğlum gibi seviyorum. Seni korumak için her şeyi yapabilirim."
Beni koruması için önce beni tehdit eden bir tehlikenin olması gerekiyordu. Norman bilmece gibi konuşmasıyla yıllardır bataklığa dönüşmüş düşüncelerime yeni düşünceler ekliyor, belkide bunu hiç fark etmiyordu.
"Tamam evlat, bana böyle buz gibi bakmanı istemiyorum. Marwellin babasi o gecenin intikamını almak için senin peşindeydi ve Marwell bu yüzden seni ondan önce aramaya başladı."
Eğlenceli bir kahkaha atarak, "Onun babası çok güçlü. Belkide şuan kapımda silahlı adamlar vardır." dedim. Norman ciddiyetini bozmuyordu.
"Ethan, o seni arıyordu ve kendisinden sonra seni bulmasını oğluna vasiyet etti."
Marwellin babasi ölmüşmüydü yani? Ama o oldukca güçlü bir insandı. Adımından yer titrer, insanlar ondan çekinirdi. Sert imajının altında naif bir kalp atsada dışarıya bunu yansıtmak istemezdi. Ama o gün yaşanan kaza hepimizi değiştirmişe benziyordu. Öyle yada böyle, bir insanı öldürmekte suçlu olmanın sözlük anlamı katil demekdi. Ethan, o minik çocuk, ben bir katildim. İsmim, ben, Marwellin arabalari, babasi, hatta cheesecake tarifi bile değişmisti. Senelerdir değişmeyen tek şey vardı. Cheesecakein kanlı, canlı, yağmurlu, ıssız yoldan gelen tadı..
Bir süredir ikimizde sessizdik. Normanın söyledikleri korku hissimi pekinleştirdi ve beni uyarmaya başladı. Ya şimdi Marwelle hesaplaşacakdım, ya da yılların yükü sırtımda daha nice yıl bana düşman olacaktı. Yapılacak şey basitti.
Normandan Marwellin adresinin yazılı olduğu bir adres aldım. Adres çocukluğuma çok uzak, o geceye çok yakındı. Yarın ilk iş Marwelli bulacak, hesaplaşacaktım. Belkide Marwelle babasının ona miras bıraktığı intikam ateşini söndürmek için fırsat tanımalıydım. Nefesimi derin bir şekilde çekdim. Yıllar sonra hasret bitiyordu. Belki yüzleşmeyle, belki ölümle. Bu cevabını sadece Marwellin bildigi ,lanet bir soruydu.
