İçeriğe geç

Akor

Bölüm 1 · 5 dk okuma

Akor

Bölüm 1

-Cheesecake-

"Yaradıldığı günden itibaren insan hep bir şeylerin peşinde koşar. Önce oyuncakların, sonra başarıların, hayatın, gençliğin ve her şeyin sonuna geldiğinde geçen zamanın kollarına koşmak ister. Zaten bilinmez bir gelecek peşinde koşarken, hayatın yolları bu kadar yokuşluyken ben bir de senin yollarında yorulmayı göze aldım.

Düşününce garibime gidiyor. İsmini bilmediğim, bakışlarını görmediğim, kokusunu hiç hissetmediğim bir kadına hayat gibi davranıyorum. Aynı onun yollarında yarın ne olacağını bilmediğim gibi senin yollarında da yarınla ilgili bir fikrim yok. Gerçi dünde yarındı ve ben bir şeyleri değiştirmek için hiç uğraşmadım. Hayatımız koskoca yarınlar topluluğundayken biz inatla nice yarınlara yükleniyoruz zaten. Bu döngü hiç bitmiyor.

Yarın demişken, yarın hep mektup bıraktığım bankın üzerine bir dilim cheesecake bırakacağım. Zamanı geldiğinde neden böyle bir şey yaptığımı sana yazmak, belki yüz yüze anlatmak çok isterim. Ama şimdilik bu bilgiyi satırlarımda saklamayı seçiyorum. Umarım küçük bir dilim seni mutlu eder.

Sevgilerle, Ethan..."

Heyecanla yazdığım ama asla cevap alamadığım mektuplar kadrosuna bir mektup daha ekleniyordu. Ne ben yazmaktan bıkıyordum, ne birileri bu mektupları okumaktan bıkıyordu. Belki hiç kimse okumuyordu bu özenli satırları. Parkta yerleşen bir bankta öylece duran kağıt parçası bulmuş çocukların sevinçleri haline gelmişti belki. Birileri için uçak, birileri için mektup, birileri için çöp bile olmuş olabilirdi. Benim için ise hayatımı değiştirecek bir kadına yazılan davetiyelerdi. O kadının kim olduğunu ve nerde olduğunu bilmesemde.

Yine en şık halimle hazırlandım ve artık ikinci evim olan parka doğru yola koyuldum. Yolda yanımdan geçen insanları dikkatle izliyor, "Acaba o mu?" diye beynimi meşgul ediyordum. Yanımdan geçen, hiç tanışmadığımız insanların kim bilir nasıl hikayeleri vardı. Belki de hayatımız boyunca bize iyi gelecek insanların yanından aceleyle geçmiştik ve birbirimizi hiç tanımadan göçüp gidecektik bu hayattan. Birleşmeli olan kalpler, birbirine ait ruhlar hiç tanışmayacaktı yani.

Yol boyunca yüzlerce insan hakkında düşünerek parka vardım. Yine etrafta kimse yoktu. Parkı oyun oynayan çocukların kahkahaları kaplarken, bir de yakınlardaki binaların balkonlarını dikkatle inceledim. Beni izleyen, burada olup olmadığımı merak eden kimse yoktu. Menekşe kokan zarfımı cebimden çıkardım ve elimdeki cheesecake kutusu ile birlikte bankın üzerine bıraktım. Orada beklemek hakkında çok düşündüm, ama belki kader böyle olmasını istemiyordu. Yoluma devam ettim.

Bu mektubu yazmaya başladığım, bu yolu ezberlediğim dördüncü ayımdı. Dört aydır bunun yıllar sürebileceğinin farkındalığını yaşayarak vazgeçmemek üzere adımlar atıyordum. Beni heyecanlandıran kısım mektuplarımın bıraktığım yerde olmamasıydı. Her ne kadar belirsizlikte kaybolsalar bile...

Yaşadığım evin olduğu apartmanın önündeydim artık. Kocaman binanın önünde durdum ve ışıklı pencerelerin ardındaki evlere baktım. Renkli perdelerin ardında yaşanmışlıklar, yaşananlar, yaşanacaklar yatıyordu. Belki de bir perdeyle insanlar, insanlardan en mutlu ya da en mutsuz anlarını saklıyordu. Ama o ışıklar her şey yolundaymış gibi hep açıktı.

Komşularım çok sessiz, kendi halinde yaşayan insanlardı. Aynı katta yaşadığım komşum emekli yönetmenlerden birisiydi. Yıllarca pek çok filme yönetmenlik yapmak istese de işler umduğu gibi gitmemiş, en son kendi hayat filmine seyirci kalmayı seçmişti. Ne zaman kendimi kötü hissetsem, umutsuzluk kara bulut gibi üzerime çökse soluğu onun yanında alıyordum. Bana hayatını, yaşadığı zorlukları anlatıyordu ve bu beni sakinleştirmeye yetiyordu. Bir adım uzaklığındaki evime döndüğümde ise zorluğumun karşısında kıyaslayabileceğim bir başka zorluk olmadığı için yine kedere boğuluyordum.

Derin bir iç çektim düşüncelerimin üzerinden. Apartman kapısına doğru büyük bir adım attım. Tam o sırada enseden gelen bir elin "Ethan?" diye beni irkiltmesiyle durdum. Oldukça şık, temiz ve ensedeki eline bakarsam fazla samimi olan bir beyefendi karşımda duruyordu. Saniyeler önce düşüncelerim beni öyle esir almıştı ki, yanıma son derece modern, parıl parıl parlayan arabanın geldiğini ruhum dahi duymamıştı.

"Ani bir karşılaşma oldu, Ethan. Umarım bana ayıracak zamanın vardır."

Bu kendinden emin, kalın sesin sahibinin kim olduğu hakkında en ufak tahminim bile yoktu. Merakla açtığım gözlerle ona baktım. "Kimsiniz ve beni nereden tanıyorsunuz?" diye sordum.

Sorgulayan bakışlarım farkedilmeyecek gibi değildi. O da fark etmiş olacak ki üzerindeki şık kıyafetini düzelterek konuşmaya devam etti:

"İnsanların zamanlarını almamayı severim, Ethan. Aynı zamanda insanlara zaman ayırmayı da sevmem. Ama görünen o ki ikimizde de bugün bazı kurallar çiğnenmeli."

"İnsanlara zaman ayırmayı severim, ama insanların zamanımı almalarını sevmem. Daha açıklayıcı ve sorduğum soruyu cevaplayacak şekilde konuşmayacaksanız..."

"Sen küçükken de böyleydin, Ethan."

Dünyanın dönme hızını artıran bir cümleydi bu. Geçmişimden, hatta çocukluğumdan hiç kimseyi yanıma yürüdüğüm bu yolda almamıştım. Gerçi kimse gelmek istememişti. Yıllardır hayatımı hep 32 yaşındaymış gibi yaşıyor, öncesini hatırlamamaya gayret gösteriyordum.

"Şimdi bana sadece biraz zaman ayırır mısın?"

İçimdeki meraka yenilmiştim. Büyük kapıyı işaret ederek ona benimle gelmesini söyledim. 3. kata varıncaya kadar kimse bir şey konuşmadı. Bu sessizlik evimin salonunda da devam etti. Yumuşak olmayan yeşil koltuklarda otururken, açıklama bekler gibi tanışmadığım bu misafiri süzmeye başlamıştım. Gözlerindeki ışıltı, yüzündeki tebessüm bana hiç çocukluğumu hatırlatmıyordu. Sessizlik bozulmaya başlıyordu:

"Evin ruh halini nasılda anlatıyor. Modern bir şehirde, insanlardan uzak bir dünya kurmuşsun kendine."

Duraksadı. Daha sonra lafına devam etti.

"Kim olduğumu, neden burda olduğumu merak ediyorsun biliyorum. Geçmişin hayaletlerinden nefret etmekte çok haklısın. Çünkü biz seni yalnız bıraktık Ethan."

"Söyledikleriniz bana ipucu vermiyor. Gerçekten kimsiniz?"

"Ben Marwell.."

İki kelime, tek cümle..

Yaşananlar..

O araba..

Anılar..

O..

Parlayan gözlerdeki ışıltı yerini o gece gibi zalim bir siyaha bırakmıştı. Gözünde oluşan yaş akmamak için çaba gösteriyordu. Sorgulayan ve yıllardır zaptedilmiş bakışlar üzerime kilitlenmişti.

Marwell çok değişmişti. O küçük çocuk artık bir yetişkindi ve küçükken yapamadığı o şeyi yapmaya hazır hale gelmişti.

Sorgulamak... Artık tüm gerçekleri öğrenebilirdi.

Ayağa kalktım ve odanın içinde sessizce yürümeye başladım. Bacaklarımın bedenimi taşıyamaz hale geldiğini anladığımda masaya yaslandım ve başımı önüme eğdim.

"Çok değişmişsin Maxwell."

"Değiştim Ethan. Yıllarca seni aradım. Şehir hastanelerini, ceza evlerini tek tek gezdim, gidebileceğin her yere baktım. Ama s..."

"Bir tek bana uğramamışsın. Zira, hiç gidemedim kendimden."

Eski dostum yüzüme bunları bekliyormuş gibi bakıyordu. Beni nereden bulduğunu merak ediyordum.

"Eskicinin önünden geçerken bir resim çerçevesi gördüm camın önünde. Fotoğraftaki kişinin sen olduğunu anladığımda içeri girdim. Küçük bir incelemeden sonra çerçevenin arkasında yazan yazıları okudum. Bu evin adresini gösteriyordu ve ben bunları 2 sene önce yaptım."

Lafını bitirir bitirmez gitmek için ayağa kalktı ve kapıya doğru yöneldi. Benden bir reaksiyon beklediği çok belliydi, ama ben seneler önce yaptığım gibi sessizliği seçtim.

Marwell kapıya doğru yaklaştıkça içimdeki "Acaba onu bir daha görecek miyim?" sorusu beni rahatsız etmeye başlamıştı bile. Akıl ile mantık arasındaki çelişki bitmek bilmiyordu.

"Daha bu gün... Daha bu gün seninle karşılaşmadan önce bir banka cheesecake bıraktım."

Buruk bir gülümseme belirdi yüzünde, diktiği bakışlarının eşliğinde. Sessiz sakin çıktı o kapıdan. Sessizliğini bile unutmuştum eski dostumun. Giydiği kıyafetler, bindiği araba onu bambaşka birisi yapmış gibiydi. Belki bu seneler sonra gerçekleşen son vedamızdı birbirimize. Unuttuklarımız olacaktı, unuttuklarımız vardı. Ama yüzünde oluşan gülümseme buruk dahi olsa bana tek bir şey anlatıyordu. Marwell o cheesecake'in tadını hala unutmamıştı...

Bölüm sonu

1 yorum