BÖLÜM 8:
~GERÇEĞİN İLK PARÇASI~
Elara, duvardaki yazıya bakmaya devam etti.
Elara.
Adrian.
Aria.
Ve altında tek bir kelime:
Yakında.
O kelime, odadaki bütün seslerden daha ağır geliyordu.
“Bu ne demek?” diye fısıldadı Elara.
Kimse cevap vermedi.
Adrian hâlâ kasetçaların yanında duruyordu. Yüzündeki ifade değişmişti. Sanki az önce duyduğu şey, onun için Elara'dan çok daha fazlasını ifade ediyordu.
Elara bunu fark etti.
“Sen biliyorsun.”
Adrian başını kaldırdı.
“Neyi?”
“Bunu.”
Elara duvardaki yazıyı gösterdi.
“Bizi çocukluğumuzdan beri izleyenler kim? Bu sembol ne? O varlık ne? Ve neden üçünüzün isimleri burada?”
Adrian sessiz kaldı.
Elara'nın sabrı tükeniyordu.
“Bana yine yalan söyleme.”
“Yalan söylemiyorum.”
“O zaman cevap ver.”
Adrian derin bir nefes aldı.
“Ben de her şeyi bilmiyorum.”
Elara ona birkaç saniye baktı.
Sonra Aria'ya döndü.
“Sen?”
Aria'nın gözleri yere indi.
“Ben bazı şeyleri biliyorum.”
“Ne kadarını?”
Aria cevap vermedi.
Elara'nın içinde garip bir his oluştu.
Bir anda etrafındaki düşünceler yoğunlaşmaya başladı.
Aria'nın zihninden bir düşünce geçti.
Bunu ona söylememeliyim.
Elara dondu.
Aria'nın zihnini okuyabiliyordu.
Fakat daha önce Aria'nın düşüncelerini bu kadar net duymamıştı.
“Aria.”
Aria başını kaldırdı.
“Ne?”
“Benden ne saklıyorsun?”
Aria'nın yüzü değişti.
“Hiçbir şey.”
Elara gözlerini kıstı.
“Yalan söylüyorsun.”
Aria sustu.
Elara ilk kez kendi gücünden korkmadı.
Tam tersine, bir şey fark etmişti.
Düşünceleri eskisinden daha net duyuyordu.
Sanki hafızası geri geldikçe gücü de güçleniyordu.
Ve bu tesadüf olamazdı.
Elara birkaç adım geri çekildi.
“Benim hafızam geri geldikçe... gücüm de değişiyor.”
Adrian ona baktı.
“Ne demek istiyorsun?”
“Eskiden insanların yalnızca yüzeydeki düşüncelerini duyuyordum.”
Elara gözlerini kapattı.
Bir anda Aria'nın zihninden başka bir düşünce duydu.
O geceyi hatırlarsa her şey ortaya çıkacak.
Elara gözlerini açtı.
“Artık insanların sakladığı düşünceleri de duyabiliyorum.”
Aria'nın yüzü bembeyaz oldu.
Adrian sessizce sordu:
“Ne duydun?”
“Elimde değil. Düşünceler kendiliğinden geliyor.”
Elara Aria'ya baktı.
“O geceyi hatırlarsam her şey ortaya çıkacakmış.”
Aria'nın gözleri doldu.
“Ben bunu söylemek istemedim.”
“Ama düşündün.”
“Evet.”
“Demek doğru.”
Aria başını eğdi.
Elara'nın zihninde bir görüntü belirdi.
Karanlık bir oda.
Bir masa.
Üç küçük sandalye.
Ve karşılarında duran üç çocuk.
Küçük Elara.
Küçük Adrian.
Küçük Aria.
Masada küçük, metal bir kutu vardı.
Elara görüntünün içinde kendi sesini duydu.
“Bunu açarsak ne olacak?”
Küçük Aria korkuyla cevap veriyordu.
“Bilmiyorum.”
Küçük Adrian ise kutuya bakıyordu.
“Babam açmamamızı söyledi.”
Görüntü bir anda kesildi.
Elara gözlerini açtı.
“Bir kutu vardı.”
Adrian'ın yüzü değişti.
“Ne kutusu?”
“Hatırlamıyorum. Metaldi. Küçüktü.”
Aria bir adım geriledi.
“Hayır...”
Elara ona baktı.
“Sen biliyorsun.”
Aria başını salladı.
“Hayır.”
“Biliyorsun.”
“Hayır, Elara.”
Elara'nın sesi yükseldi.
“Biliyorsun!”
O anda odadaki ampul titredi.
Bir kez.
İki kez.
Sonra tamamen söndü.
Karanlıkta Elara'nın nefesi duyuluyordu.
Adrian telefonunun ışığını açtı.
Işık duvara çevrildiğinde, duvardaki sembolün değiştiğini gördüler.
Göz şeklindeki sembolün ortasında küçük bir çizgi belirmişti.
Elara yaklaşınca çizginin bir harfe dönüştüğünü fark etti.
E.
“E...” diye fısıldadı.
Adrian'ın sesi arkasından geldi.
“Elara.”
Elara döndü.
“Ne?”
“Sen dokunduğunda değişti.”
Elara tekrar sembole baktı.
Bir adım attı.
Parmaklarını sembole yaklaştırdı.
Dokunduğu anda zihninde büyük bir gürültü patladı.
Bu kez yalnızca bir görüntü değildi.
Sesler vardı.
Çığlıklar.
Ağlayan bir çocuk.
Bir erkek sesi.
“Onu buradan çıkarın!”
Sonra Evelyn'in sesi:
“Henüz hazır değil!”
Başka bir ses:
“Artık çok geç!”
Elara'nın başı dönmeye başladı.
Ve ardından kendi çocukluk sesi geldi.
“Adrian, korkma.”
Elara'nın gözleri açıldı.
Bir başka görüntü belirdi.
Küçük Adrian yerde oturuyordu.
Gözlerinden yaşlar akıyordu.
Küçük Elara onun karşısında diz çökmüştü.
“Bana bak.”
Adrian başını kaldırdı.
“Ben seni unutursam ne olacak?”
Küçük Elara gülümsedi.
“Ben seni unutmam.”
Görüntü değişti.
Evelyn içeri girdi.
Yanında Adrian'ın babası vardı.
Adamın yüzü öfkeliydi.
“Başka çaremiz yok.”
Evelyn başını sallıyordu.
“Onun hafızasını silemezsiniz.”
“Başka türlü onu koruyamayız.”
“Ya Adrian?”
Adam Adrian'a baktı.
“Adrian zaten hatırlamayacak.”
Elara'nın kalbi sıkıştı.
Görüntü tekrar değişti.
Bu kez küçük Elara'nın karşısında Adrian vardı.
Küçük Elara ağlıyordu.
Adrian ona bir şey söylüyordu.
“Beni hatırlarsan seni bulacak.”
“Kim?”
Adrian cevap vermiyordu.
Sonra küçük Elara'nın alnına dokunuyordu.
Bir ışık parlıyordu.
Ve görüntü kayboluyordu.
Elara yere çöktü.
Adrian hemen yanına geldi.
“Elara!”
Elara onun elini itti.
“Sen biliyordun.”
Adrian sustu.
“Beni sen unutturdun.”
Adrian'ın gözleri doldu.
“Ben istemedim.”
“Hatırlıyordun.”
“Evet.”
“Beni hatırlıyordun.”
“Evet.”
“Ve bana söylemedin.”
Adrian'ın sesi titredi.
“Çünkü seni korumam gerekiyordu.”
Elara birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.
Sonra fark ettiği başka bir şeyi söyledi.
“Hayır.”
Adrian ona baktı.
“Elara...”
“Beni korumak için değildi.”
Elara ayağa kalktı.
“Sen de korkuyordun.”
Adrian'ın yüzü dondu.
“Benden değil.”
Elara gözlerini onun gözlerine dikti.
“Bende olan şeyden.”
Sessizlik.
Aria yavaşça konuştu.
“Artık anlamaya başladın.”
Elara ona döndü.
“Neyi?”
Aria'nın gözlerinden bir yaş süzüldü.
“Senin gücün insanları okumak değil.”
Elara'nın nefesi kesildi.
“Ne?”
“Sen insanların zihnindeki düşünceleri duymuyorsun.”
Aria duvardaki sembole baktı.
“Sen onların unuttukları şeylere ulaşabiliyorsun.”
Elara'nın kalbi hızlandı.
“Yani?”
Aria yutkundu.
“Birinin zihninde unutulmuş bir anı varsa... sen onu geri getirebiliyorsun.”
Elara hiçbir şey söylemedi.
Artık birçok şey anlam kazanmaya başlamıştı.
Adrian'ın zihnindeki sessizlik.
Beş yaşında yaşadığı o gece.
Annesinin korkusu.
Eski ev.
Fotoğraflar.
Kaset.
Ve yıllardır neden bazı şeyleri hatırlayamadığı.
Elara yavaşça kendi ellerine baktı.
“Ben sadece düşünceleri duymuyorum.”
Adrian başını salladı.
“Hayır.”
“Anıları da görüyorum.”
“Evet.”
Elara gözlerini kapattı.
Ve o anda zihninde tek bir cümle belirdi.
Onu hatırlarsan, o da seni hatırlar.
Elara gözlerini açtı.
“Adrian.”
“Ne?”
“Ben o şeyi daha önce gördüm.”
Adrian'ın yüzündeki renk çekildi.
“Nerede?”
Elara cevap vermeden önce birkaç saniye düşündü.
“Rüyamda değil.”
Duvardaki sembole baktı.
“Çocukken.”
Aria'nın nefesi kesildi.
Elara devam etti:
“Ve o gece... onu durduran kişi ben değildim.”
Adrian sessizce sordu:
“Kimdi?”
Elara'nın aklına son bir görüntü geldi.
Karanlık bir oda.
Bir kapı.
Kapının arkasında duran biri.
Ve küçük Elara'nın elini tutan bir çocuk.
Fakat o çocuk Adrian değildi.
Elara'nın gözleri büyüdü.
“Üç kişi değildik.”
Aria fısıldadı:
“Ne?”
Elara duvardaki üç isme baktı.
Sonra yavaşça konuştu.
“Biz dört kişiydik.”
Odanın içindeki sessizlik ağırlaştı.
Adrian bir adım attı.
“Dördüncü kim?”
Elara cevap veremedi.
Çünkü zihninde o çocuğun yüzü hâlâ bulanıktı.
Ama bir şeyi net olarak hatırlıyordu.
Çocuğun elinde aynı sembol vardı.
Ve çocuk ona tek bir cümle söylemişti:
“Beni hatırladığında, kapı açılacak.”
Elara gözlerini açtı.
Artık korkmuyordu.
Çünkü ilk kez geçmişinin ona sadece cevaplar vermediğini anlamıştı.
Geçmişi ona bir şey söylüyordu.
Birinin geri dönmesini bekliyordu.