BÖLÜM 4:
~KARANLIĞIN İÇİNDEKİ SES~
“Hoş geldin, Elara.”
Ses kütüphanenin karanlığında yankılandı.
Elara nefesini tuttu. Kalbi göğsüne sığmıyordu. Gözleri karanlığa alışmaya çalışırken Adrian'ın elini kolunda hissetti.
“Buradan çıkıyoruz.”
“Hayır.”
“Elara.”
“Hayır, Adrian. Biri benim adımı biliyor. Beni doğduğumdan beri biliyor olabilir. Burada kalıp cevapları bulacağız.”
Adrian ona baktı.
“Cevapları bulmaya çalışırken daha büyük bir sorunun içine girebilirsin.”
“Zaten içindeyim.”
Karanlığın içinden hafif bir gülüş duyuldu.
İkisi de aynı anda o yöne döndü.
“Sonunda bunu anlaman güzel.”
Elara'nın nefesi kesildi.
Ses bir kadına aitti.
Fakat ortada kimse yoktu.
Adrian'ın yüzü gerildi.
“Sen olmamalıydın.”
Kadın cevap vermedi.
Onun yerine Elara'nın zihninde bir görüntü belirdi.
Karanlık bir oda.
Ortada küçük bir çocuk.
Çocuk ağlıyordu.
Ve yanında duran bir kadın ona bir şey söylüyordu.
Elara görüntüyü anlamaya çalışırken bir ayrıntı fark etti.
Çocuk...
Adrian'dı.
Görüntü aniden kayboldu.
Elara başını tuttu.
“Ne oldu?”
Adrian ona yaklaştı.
“Ne gördün?”
“Seni.”
Adrian sustu.
“Çocukken.”
“Ne gördün?”
“Bir kadın vardı.”
Adrian'ın yüzündeki ifade değişti.
“Onu gördün mü?”
“Elini bile görmedim. Ama sen onu tanıyorsun.”
Adrian birkaç saniye cevap vermedi.
Sonra kütüphanenin kapısına baktı.
“Buradan çıkmalıyız.”
Bu kez Elara itiraz etmedi.
İkisi koridora çıktığında okul tamamen sessizdi.
Bütün öğrenciler gitmişti.
Saat sekizi çoktan geçmişti.
Koridorun sonunda Aria duruyordu.
Elara'nın kalbi hızlandı.
“Aria?”
Aria ona baktı.
“Burada ne yapıyorsun?”
Elara cevap vermeden önce Aria'nın zihninden gelen sesi duydu.
Adrian'ın yanında olmamalı.
Elara dondu.
Aria'nın düşünceleri devam etti.
Henüz ona söylememeliyim.
Elara'nın gözleri büyüdü.
“Aria...”
“Ne?”
“Sen neden buradasın?”
Aria çantasını omzuna taktı.
“Seni bekliyordum.”
“Beni nereden biliyordun?”
Aria birkaç saniye sustu.
Sonra gülümsedi.
“Çünkü en yakın arkadaşımın doğum gününde ortadan kaybolmasını garip buldum.”
Elara onun yüzüne baktı.
Bir şeyler yanlıştı.
Çok yanlıştı.
Çünkü Aria'nın söylediği cümle doğruydu.
Ama düşündüğü şey değildi.
Elara ilk kez birinin düşüncesinin bilinçli olarak saklandığını hissetti.
“Aria.”
“Efendim?”
“Benden bir şey saklıyor musun?”
Aria'nın yüzündeki gülümseme silindi.
Adrian bir adım öne çıktı.
“Aria, ne biliyorsun?”
Aria ona baktı.
Ve beklenmedik bir şekilde güldü.
“Sandığınızdan çok daha fazlasını.”
Elara'nın içi buz kesti.
“Ne demek istiyorsun?”
Aria'nın gözleri Adrian'a kaydı.
“Onun sana anlattıklarının yarısına bile inanma.”
Adrian'ın yüzü sertleşti.
“Aria.”
“Ne?”
“Bunu yapma.”
Aria başını yana eğdi.
“Beş yıl önce ne olduğunu anlatmasını ister misin, Elara?”
Elara Adrian'a döndü.
“Beş yıl önce ne oldu?”
Adrian sessiz kaldı.
Aria konuştu.
“Adrian'ın gücü ortaya çıktığında sadece düşünceleri duymaya başlamadı.”
Elara'nın kalbi hızlandı.
“Ne oldu?”
Aria'nın sesi alçaldı.
“Birini de uyandırdı.”
Karanlık koridorda soğuk bir hava dolaştı.
Elara'nın zihninde o kadın sesi yeniden yankılandı.
“Beni hatırlamıyorsun.”
Elara gözlerini kapattı.
Bir görüntü daha geldi.
Bu kez kendisini gördü.
Ama daha küçüktü.
Belki dört ya da beş yaşında.
Yanında annesi Evelyn vardı.
Evelyn ağlıyordu.
Ve karşılarında siyah paltolu bir kadın duruyordu.
Kadın Elara'nın alnına dokundu.
Sonra görüntü kayboldu.
Elara gözlerini açtığında Aria ona bakıyordu.
“Sen de gördün, değil mi?”
Elara'nın sesi titredi.
“Ben bu kadını tanıyorum.”
Adrian hemen sordu:
“Kim?”
“Elimi tuttu.”
Adrian'ın yüzündeki renk çekildi.
“Bu mümkün değil.”
“Sen onu biliyorsun.”
Adrian cevap vermedi.
Elara bu kez bağırdı.
“Kim o?”
Adrian gözlerini kapattı.
“Annenin eski arkadaşı.”
Elara şaşkınlıkla ona baktı.
“Annemin mi?”
“Evet.”
Aria başını salladı.
“Adı Evelyn'e göre artık yok.”
Elara'nın kaşları çatıldı.
“Yok ne demek?”
Aria cevap vermeden önce koridorun lambaları tekrar titremeye başladı.
Bir.
İki.
Üç.
Sonra hepsi söndü.
Karanlığın içinde Elara'nın zihnine onlarca fısıltı doldu.
Ama bu kez hiçbirinin kime ait olduğunu anlayamıyordu.
Sonra tek bir ses diğerlerinin arasından sıyrıldı.
“Elara, annene sorma.”
Elara'nın gözleri açıldı.
Çünkü ses bu kez yabancı değildi.
Annesinin sesiydi.
Ama annesi okulda değildi.
Adrian da bunu fark etmişti.
“Bu imkânsız.”
Elara titreyen elleriyle telefonunu çıkardı.
Ekranda bir mesaj vardı.
Gönderen:
Anne.
Mesajda yalnızca tek cümle yazıyordu:
“Bu gece eve gelme.”
Elara ekrana bakarken ikinci mesaj geldi.
“Adrian'ı da yanında getirme.”
Ardından üçüncü mesaj.
Bu kez numara yoktu.
Sadece şu yazıyordu:
“Çünkü artık seni buldular.”
Elara başını kaldırdı.
Koridorun en sonunda bir siluet duruyordu.
Kımıldamıyordu.
Onlara bakıyordu.
Adrian Elara'nın önüne geçti.
Aria geri çekildi.
Siluet yavaşça bir adım attı.
Sonra bir adım daha.
Elara'nın zihninde aynı kadın sesi yankılandı:
“Beni yıllardır beklettin.”
Siluet ışığın altına çıktığında Elara nefesini tuttu.
Kadını daha önce hiç görmemişti.
Ama nedense onu tanıyordu.
Kadın gülümsedi.
“Merhaba, Elara.”
Ve o anda Elara, hayatındaki en büyük sırrın aslında on altıncı doğum gününde başlamadığını anladı.
Belki de o gün sadece hatırlamaya başlamıştı.