İçeriğe geç

Aklımdaki yabancı

Bölüm 4 · 5 dk okuma

Aklımdaki yabancı

Bölüm 4

FISILTININ ARDINDAN

BÖLÜM 3:

~FISILTININARDINDAN~

Elara, defterdeki cümleye bakmaya devam etti.

Adrian'a güvenme.

Üç kelimeydi sadece. Ama o üç kelime, şimdiye kadar yaşadığı her şeyden daha ağır geliyordu. Birkaç saat önce Adrian'ın kim olduğunu bile bilmiyordu. Şimdi ise onun zihninin neden sessiz olduğunu, yıllar önce aynı gücü yaşadığını ve zihninde başka birinin olduğunu öğrenmişti. Üstelik şimdi önünde duran defter, Adrian'a güvenmemesi gerektiğini söylüyordu.

Elara yavaşça defteri kapattı.

“Bunu kim yazdı?”

Adrian cevap vermedi.

“Adrian.”

“Bilmiyorum.”

“Az önce de bilmiyorum dedin.”

“Çünkü gerçekten bilmiyorum.”

Elara gözlerini ondan ayırmadı. “Peki neden korkuyorsun?”

Adrian'ın yüzündeki ifade değişti. Birkaç saniye boyunca cevap vermedi. Sonunda gözlerini yere indirdi.

“Çünkü bu daha önce oldu.”

“Ne oldu?”

“Defterin kendi kendine yazması.”

Elara'nın içi ürperdi.

“Ne zaman?”

“Beş yıl önce.”

Adrian cebindeki ellerini sıktı. “On iki yaşındayken düşünceleri duymaya başladım. İlk başta senin gibi ben de bunun bir hastalık olduğunu düşündüm. Sonra bazı insanların zihninin farklı olduğunu fark ettim. Bazı insanların düşünceleri çok yüksek geliyordu. Bazılarınınki ise uzaktan gelen bir fısıltı gibiydi.”

“Benimki?”

Adrian ona baktı.

“Seninki hiç duyulmuyor.”

“Bunu biliyorum.”

“Hayır, Elara. Anlamıyorsun. Senin zihnini duyamamam normal değil. Beş yıl boyunca yüzlerce insanın zihnini duydum. Bazılarını birkaç saniyeliğine, bazılarını yıllarca. Ama seninki... sanki yok.”

Elara'nın kaşları çatıldı. “Benim zihnim var.”

“Biliyorum.”

“O zaman neden duyamıyorsun?”

Adrian cevap vermedi.

Elara bir adım yaklaştı.

“Bana her şeyi anlat.”

“Her şeyi anlatırsam benden uzak durursun.”

“Belki de bunu hak ediyorsundur.”

Adrian acı bir şekilde gülümsedi.

“Belki.”

Tam o sırada koridordan ayak sesleri geldi. İkisi de aynı anda sustu.

Bir öğretmen köşeden çıktı.

“Burada ne yapıyorsunuz?”

Elara hemen defteri çantasına koydu.

“Hiçbir şey, öğretmenim.”

Öğretmen ikisine şüpheyle baktı. “Ders başladı. Sınıfa dönün.”

Adrian başını salladı.

Elara onun yanından geçerken kulağına eğildi.

“Bu akşam saat sekizde eski kütüphaneye gel.”

Elara durdu.

“Eski kütüphane?”

Adrian cevap vermeden yürümeye devam etti.

Elara arkasından bakarken içinde garip bir his oluştu. Gitmemesi gerektiğini biliyordu. Mantıklı olan buydu. Fakat hayatında ilk kez mantıklı davranmak hiçbir işe yaramıyordu.

Çünkü artık normal bir hayatı kalmamıştı.

---

Dersler bittiğinde Aria kapıda Elara'yı bekliyordu.

“Beni bütün gün görmezden geldin.”

Elara çantasını omzuna taktı.

“Öyle yapmadım.”

“Yaptın.”

Aria'nın düşüncesi Elara'nın zihninde belirdi.

Kesinlikle bir şey saklıyor.

Elara istemsizce gözlerini kapattı.

Aria hemen sordu, “Başın mı ağrıyor?”

“Elbette.”

“Ne oldu?”

Elara cevap vermedi.

Aria birkaç saniye onu inceledi. Sonra yumuşak bir sesle konuştu.

“Ben senin en yakın arkadaşınım.”

Elara ona baktı.

“Biliyorum.”

“Ne olursa olsun bana anlatabilirsin.”

Elara'nın içi burkuldu. Aria'nın bunu gerçekten düşündüğünü biliyordu. İlk kez düşünceleri duymanın iyi bir tarafını görmek istemişti.

Ama aynı zamanda bir şey fark etti.

Aria'nın zihninden gelen ses, diğerlerinden daha zayıftı.

Sanki aralarında görünmez bir mesafe vardı.

“Elara?”

“Efendim?”

“Benden bir şey saklıyorsun.”

Elara birkaç saniye sessiz kaldı.

“Evet.”

Aria şaşırdı.

“Ama sana anlatamam.”

“Adrian mı?”

Elara'nın gözleri büyüdü.

“Bunu nereden çıkardın?”

Aria gülümsedi.

“Çünkü bütün gün sana bakıyordu.”

Elara bir şey söylemedi.

Aria'nın yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.

“Onunla ilgili bir şey var, değil mi?”

Elara başını salladı.

“Evet.”

“Tehlikeli mi?”

Elara cevap veremedi.

Çünkü bilmiyordu.

Ve bilmediği şey, onu en çok korkutan şeydi.

---

Saat sekize birkaç dakika kala Elara eski kütüphanenin önünde durdu.

Okulun bu bölümü yıllardır kullanılmıyordu. Koridor karanlıktı. Duvarlarda eski öğrenci fotoğrafları asılıydı. Bazı çerçevelerin camları kırılmış, bazı fotoğrafların yüzleri ise zamanla silinmişti.

Elara kapının koluna uzandı.

Kapı kendiliğinden açıldı.

İçeriden soğuk bir hava geldi.

“Adrian?”

Cevap yoktu.

Elara içeri girdi.

Kütüphane sandığından çok daha büyüktü. Tavana kadar uzanan raflarda yüzlerce eski kitap vardı. Ortadaki masanın üzerinde ise küçük bir lamba yanıyordu.

Ve masanın yanında Adrian duruyordu.

“Geldin.”

Elara ona baktı.

“Gitmemi isteseydin gelmezdim.”

“Biliyorum.”

Adrian masanın üzerindeki eski bir kitabı açtı.

“Bunu sana göstermek için çağırdım.”

Elara yaklaştı.

Kitabın sayfalarında eski fotoğraflar vardı.

Öğrenciler.

Öğretmenler.

Ve bazı isimler.

Elara sayfalardan birinde tanıdık bir yüz gördü.

Adrian.

Ama fotoğraf çok eskiydi.

“Bu imkânsız.”

Adrian sessizce başını salladı.

“Ben de ilk gördüğümde böyle düşündüm.”

Fotoğrafın altında bir tarih yazıyordu.

1998.

Elara fotoğrafa daha yakından baktı.

“Bu sen değilsin.”

“Hayır.”

“Benzerliği korkunç.”

Adrian fotoğrafı gösterdi.

“Çünkü bu kişi benim büyükbabam.”

Elara'nın kalbi hızlandı.

“Onun da bu yeteneği mi vardı?”

“Evet.”

“Peki neden bana daha önce söylemedin?”

“Çünkü hikâye burada bitmiyor.”

Adrian kitabın başka bir sayfasını çevirdi.

Orada farklı isimler vardı.

Hepsinin yanında aynı yaş yazıyordu.

16.

Elara isimleri okudu.

Bazılarının yanında “uyandı” yazıyordu.

Bazılarının yanında ise başka bir kelime vardı.

Kayboldu.

Elara'nın boğazı düğümlendi.

“Bunlar kim?”

“Bizim gibi insanlar.”

“Ne demek kayboldu?”

Adrian cevap vermedi.

Elara kitabı kapattı.

“Adrian, bana gerçeği anlat.”

Adrian derin bir nefes aldı.

“Bu güç bir hediye değil.”

“Bunu zaten anladım.”

“Hayır. Henüz anlamadın.”

Adrian gözlerini ona dikti.

“İnsanların düşüncelerini duymak, sadece başlangıç.”

Elara'nın içinden soğuk bir ürperti geçti.

“Daha ne var?”

Adrian cevap verecekken kütüphanenin kapısı sertçe kapandı.

İkisi de irkildi.

Lambanın ışığı titredi.

Elara'nın zihninde bir fısıltı belirdi.

Elara...

Bu kez ses çok yakındı.

Elara arkasına döndü.

Kimse yoktu.

“Sen de duydun mu?” diye sordu.

Adrian başını salladı.

“Evet.”

Fısıltı yeniden geldi.

Onu dinleme.

Elara Adrian'a baktı.

Adrian'ın yüzü bembeyaz olmuştu.

“Kim konuşuyor?”

Adrian cevap vermedi.

Sonra kütüphanenin raflarından birinin arkasından bir kitap yere düştü.

Elara yavaşça kitaba yaklaştı.

Kitabı yerden aldığında kapağında hiçbir isim olmadığını gördü.

İlk sayfasını açtı.

Ve orada tek bir cümle vardı:

“Elara'nın uyanışı beklenenden erken gerçekleşti.”

Elara'nın elleri titremeye başladı.

“Bu benim adım.”

Adrian yanına geldi.

“Biliyorum.”

“Bu kitap beni nasıl biliyor?”

Adrian cevap vermedi.

Elara sayfayı çevirdi.

Bir sonraki sayfada kendi doğum tarihi yazıyordu.

Sonraki sayfada annesinin adı.

Sonra babasının.

Sonra Aria'nın.

Elara'nın nefesi kesildi.

“Bunları kim yazdı?”

Adrian kitabı elinden almaya çalıştı.

“Bırak.”

Elara geri çekildi.

“Hayır.”

Bir sonraki sayfayı çevirdi.

Bu kez yalnızca bir cümle vardı.

“Adrian onu korumaya çalışacak.”

Elara yavaşça Adrian'a baktı.

“Bu ne demek?”

Adrian'ın gözlerinde korku vardı.

“Bilmiyorum.”

Elara kitabın son sayfasını çevirdi.

Sayfa tamamen boştu.

Sonra gözlerinin önünde mürekkep belirmeye başladı.

Bir harf.

Sonra bir tane daha.

Cümle yavaş yavaş tamamlandı.

“Fakat Adrian'ın zihnindeki kişi buna izin vermeyecek.”

Elara'nın nefesi kesildi.

Adrian kitabı kapattı.

“Artık gitmelisin.”

“Adrian...”

“Şimdi.”

“Zihnindeki kişi kim?”

Adrian cevap vermedi.

Çünkü kütüphanenin karanlık köşesinden başka bir ses yükseldi.

Bu kez ses Elara'nın zihninden gelmiyordu.

Gerçekten duyulmuştu.

Soğuk ve sakin bir ses:

“Bunu öğrenmesine henüz hazır değiliz.”

Elara'nın kalbi duracak gibi oldu.

Adrian gözlerini kapattı.

Ve ilk kez Elara, onun korktuğunu gördü.

Kütüphanenin ışıkları söndü.

Karanlığın içinde yalnızca bir fısıltı kaldı.

“Hoş geldin, Elara.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.