BÖLÜM 14: ~SON GECE~
Kütüphanenin bodrumundaki sessizlik, Elara'nın zihninde yankılanan son cümleden sonra daha da ağırlaşmıştı.
“O zaman bitirelim.”
Elara, siyah taşı avucunda tutuyordu.
Taş artık soğuk değildi.
Kalbinin ritmine göre hafifçe ısınıp soğuyor, sanki onunla birlikte nefes alıyordu.
Adrian karşısında duruyordu.
İlk kez onun yüzünde korkudan çok kararlılık vardı.
Kael masanın üzerindeki eski dosyaları toplarken Nora sessizce pencerenin önünde duruyordu.
Aria ise duvara yaslanmış, hiçbir şey söylemeden onları izliyordu.
Elara sessizliği bozdu.
“Yarın gece ne olacak?”
Kael başını kaldırdı.
“Bağlantı yeniden açılacak.”
“Ve biz onu keseceğiz.”
“Evet.”
“Peki ya başaramazsak?”
Kael birkaç saniye sustu.
“Başaramazsanız bağlantı tamamen kalıcı hâle gelebilir.”
Adrian'ın yüzü gerildi.
“Yani?”
“Yani Elara ve sen birbirinizin zihnine bağlı kalırsınız.”
Elara Adrian'a baktı.
“Bunun kötü tarafı ne?”
Kael ona döndü.
“Birbirinizin düşüncelerini yalnızca duymakla kalmazsınız. Korkularınızı, anılarınızı ve duygularınızı da paylaşmaya başlarsınız.”
Elara'nın yüzü ciddileşti.
“Bu zaten oluyor.”
“Henüz tamamen değil.”
Adrian sessizce konuştu.
“Yani yarın başarılı olamazsak birbirimizin zihninden çıkamayacağız.”
Kael başını salladı.
“Evet.”
Bir süre kimse konuşmadı.
Sonra Elara hafifçe gülümsedi.
“Bunun düşündüğüm kadar korkunç olduğunu sanmıyorum.”
Adrian ona baktı.
“Senin zihninde sürekli yaşamak zorunda kalırsam fikrini değiştirirsin.”
Elara kaşını kaldırdı.
“Senin zihninde yaşamak da pek eğlenceli görünmüyor.”
Adrian ilk kez güldü.
“En azından sessiz.”
Elara'nın yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu.
“Benim zihnim sessiz değil.”
Adrian ona baktı.
“Biliyorum.”
Bu iki kelime Elara'nın içine dokundu.
Çünkü Adrian bunu söyleyen ilk kişiydi.
Onu değiştirmeye çalışmadan.
Ondan korkmadan.
Sadece anlayarak.
---
O gece herkes evine dağıldığında Elara uyuyamadı.
Yatağında tavana bakıyordu.
Yarın her şey sona erebilirdi.
Belki de ilk kez gerçekten sona erecekti.
Telefonunu eline aldı.
Adrian'dan mesaj vardı.
“Uyudun mu?”
Elara gülümsedi.
“Hayır.”
Cevap birkaç saniye sonra geldi.
“Ben de.”
Elara bir süre ekrana baktı.
Sonra yazdı:
“Korkuyor musun?”
Bu kez cevap biraz daha geç geldi.
“Evet.”
Elara şaşırdı.
Adrian'ın bunu açıkça söylemesini beklemiyordu.
“Ben de.”
Bir süre mesajlaşmadan kaldılar.
Sonra Adrian:
“Ama yarın bunu bitireceğiz.”
Elara telefonu göğsünün üzerine bıraktı.
“Evet,” diye fısıldadı.
Fakat gözlerini kapattığı anda başka bir görüntü geldi.
Küçük bir çocuk.
Karanlık bir odada oturuyordu.
Elara onu tanıdı.
Adrian.
Çocuk başını kaldırdı.
Bu kez korkmuyordu.
Sadece üzgündü.
“Beni unutma.”
Elara görüntünün içine doğru bir adım attı.
“Unutmayacağım.”
Çocuk gülümsedi.
Sonra görüntü kayboldu.
Elara gözlerini açtı.
Ve o anda bir şeyi fark etti.
Yıllardır Adrian'ın hafızasında kalan kişi kendisiydi.
Ama Adrian da Elara'nın hafızasında kalmıştı.
Belki de onları birbirine bağlayan şey güçleri değildi.
Belki de o gece birbirlerini seçmiş olmalarıydı.
---
Ertesi gün okulda herkes normal davranıyordu.
Elara için bu garipti.
Öğretmenler ders anlatıyor, öğrenciler sınavlardan şikâyet ediyor, koridorlarda günlük konuşmalar devam ediyordu.
Dünyanın geri kalanı hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu.
Ama Elara biliyordu.
Bu gece her şey değişecekti.
Öğle arasında Adrian'ın yanına gitti.
“Hazır mısın?”
Adrian kitabını kapattı.
“Hayır.”
Elara gülümsedi.
“Güzel.”
Adrian şaşırdı.
“Güzel mi?”
“Çünkü ben de değilim.”
Adrian hafifçe güldü.
“Bunu duymak garip bir şekilde rahatlatıcı.”
Elara ona baktı.
“Bir şey soracağım.”
“Ne?”
“Yarın gece... eğer işler kötü giderse...”
Adrian hemen sözünü kesti.
“Gitmeyecek.”
“Elbette. Ama yine de.”
Adrian sustu.
Elara devam etti.
“Beni bırakma.”
Adrian'ın yüzündeki gülümseme kayboldu.
“Bırakmam.”
Bu kez Elara onun düşüncelerini duymadı.
Sadece söylediği sözlere güvendi.
---
Akşam olduğunda dört kişi eski kütüphanede yeniden buluştu.
Kael odanın ortasına siyah taşı yerleştirdi.
Nora yanında eski bir saat taşıyordu.
“Bağlantı saat on ikide başlayacak.”
Aria başını salladı.
“Ne kadar sürecek?”
“Bilmiyoruz.”
Kael cevap verdi.
“Fakat bağlantı kurulduğu anda Elara ve Adrian aynı zihinsel alana girecek.”
Elara derin bir nefes aldı.
“Orada ne göreceğiz?”
“Geçmiş.”
Adrian sordu:
“Sonra?”
“Sonra seçim yapacaksınız.”
Elara kaşlarını çattı.
“Ne seçimi?”
Kael cevap vermedi.
Elara ona baktı.
“Kael.”
“Bağlantı başladığında anlayacaksın.”
Elara iç çekti.
“Bir kere de her şeyi açıkça söyleyin.”
Nora hafifçe gülümsedi.
“Bu ailelerde kimse açık konuşmayı bilmiyor.”
Aria istemeden güldü.
Adrian da gülümsedi.
Elara ilk kez odadaki herkesin gerçekten bir ekip gibi hissettirdiğini fark etti.
Bir zamanlar aynı olayın içinde kaybolmuş çocuklardı.
Şimdi ise kendi seçimleriyle buradaydılar.
Saat ilerledi.
23.30.
23.45.
23.55.
Elara'nın kalbi hızlandı.
Adrian onun yanında oturuyordu.
“Hazır mısın?” diye sordu.
Elara başını salladı.
“Sanırım.”
Adrian elini uzattı.
Elara onun elini tuttu.
Saat tam on ikiyi gösterdi.
Siyah taş bir anda parladı.
Odanın bütün ışıkları söndü.
Elara'nın gözleri kapandı.
Ve dünya sessizleşti.
---
Gözlerini açtığında kütüphanede değildi.
Bir koridorun ortasında duruyordu.
Duvarlar bembeyazdı.
Karşısında Adrian vardı.
Ama bu Adrian on altı yaşında değildi.
Beş yaşındaydı.
Elara etrafına baktı.
“Burası...”
Adrian ona yaklaştı.
“Hatırladığımız yer.”
Elara başını salladı.
“Evet.”
Koridorun sonunda bir kapı vardı.
Kapının üzerinde aynı sembol bulunuyordu.
Göz ve daire.
Adrian kapıya baktı.
“Bunu açmamız gerekiyor.”
Elara derin bir nefes aldı.
“Bu kez korkmayacağım.”
Adrian ona baktı.
“Ben de.”
Birlikte kapıya doğru yürüdüler.
Kapının önüne geldiklerinde Elara elini uzattı.
Tam dokunacağı sırada bir ses duyuldu.
“Emin misin?”
Elara durdu.
Ses tanıdıktı.
Kendi sesiydi.
Kapının arkasından geliyordu.
“Eminim.”
“Kapıyı açarsan her şeyi göreceksin.”
“Biliyorum.”
“Bazı şeyleri unutmak daha kolaydır.”
Elara gözlerini kapattı.
“Ben artık unutmak istemiyorum.”
Adrian onun yanında durdu.
“Birlikte.”
Elara kapıya dokundu.
Kapı açıldı.
İçeride karanlık yoktu.
Sadece anılar vardı.
Elara küçük hâlini gördü.
Adrian'ı gördü.
Nora'yı.
Aria'yı.
Kael'i.
Evelyn'i.
Ve Adrian'ın babasını.
Ama bu kez geçmişi uzaktan izlemiyordu.
Anıların içine giriyordu.
Her şey yeniden yaşanıyordu.
Küçük Elara'nın Adrian'ın elini tuttuğu an.
Adrian'ın korktuğu an.
Evelyn'in onu korumaya çalıştığı an.
Ve son olarak...
Elara'nın kendi zihnini Adrian'ınkiyle birleştirdiği an.
Elara gözlerini açtı.
“İşte.”
Adrian ona baktı.
“Ne?”
“Bağlantı burada başladı.”
Elara elini uzattı.
Siyah taş yeniden ortaya çıktı.
Fakat bu kez taşın yanında ince bir ışık vardı.
Elara ışığa dokundu.
Bütün anılar bir anda sustu.
Adrian'ın zihnindeki ses ilk kez açıkça duyuldu.
“Beni yok etmeye çalışmayın.”
Elara durdu.
Adrian gözlerini kapattı.
“Ne istiyorsun?”
Ses cevap verdi.
“Beni kabul edin.”
Elara Adrian'a baktı.
Kael'in sözleri aklına geldi.
Onu yok etmeye çalışmayacağız.
Adrian derin bir nefes aldı.
“Tamam.”
Elara elini onun eline koydu.
“Tamam.”
Ses yavaşça uzaklaştı.
Ama bağlantı hâlâ kopmamıştı.
Elara şaşkınlıkla etrafına baktı.
“Ne oldu?”
Adrian cevap vermedi.
Çünkü önlerinde yeni bir görüntü oluşmuştu.
Bu kez geçmiş değildi.
Gelecekti.
Elara ve Adrian yan yana duruyordu.
Ama görüntünün sonunda siyah taş çatlıyordu.
Ve taşın içinden bir ışık yükseliyordu.
Elara fısıldadı:
“Bu ne?”
Adrian ona baktı.
“Bilmiyorum.”
Görüntü bir anda kayboldu.
Elara'nın gözleri açıldı.
Kendini yeniden bodrumda buldu.
Nora ve Aria başlarında duruyordu.
Kael saate bakıyordu.
“Bağlantı hâlâ devam ediyor.”
Elara nefesini tuttu.
“Biliyorum.”
Adrian da gözlerini açtı.
İkisi birbirine baktı.
Artık birbirlerinin zihninde değillerdi.
Ama bağlantı tamamen kopmamıştı.
Elara elindeki siyah taşa baktı.
Üzerindeki sembol çatlamıştı.
Kael yavaşça konuştu:
“İlk aşama tamamlandı.”
Elara başını kaldırdı.
“İlk aşama mı?”
Kael cevap verdi:
“Şimdi asıl zor kısmı başlıyor.”
Elara'nın yüzündeki kararlılık kaybolmadı.
Bu kez korkmuyordu.
Çünkü artık geçmişin ne olduğunu biliyordu.
Ve yarının ne getireceğini de öğrenmeye hazırdı.
Bağlantıyı tamamen kesmek için son bir adım kalmıştı.