BÖLÜM 13: ~SON HAZIRLIK~
Ertesi gün Elara gözlerini açtığında ilk düşündüğü şey, geceden kalan rüyaydı.
Karanlık bir oda.
Ortada siyah bir taş.
Karşısında Adrian.
Ve aralarında görünmeyen bir bağ.
Rüyadaki Adrian ona bir şey söylemişti.
Elara ne söylediğini hatırlayamıyordu.
Ama hissettiği şeyi hatırlıyordu.
Korku değil.
Güven.
Elara yatağından kalkıp aynanın karşısına geçti.
Bir süre kendi yansımasına baktı.
Artık eski Elara değildi.
Birkaç hafta önce insanların düşüncelerini duymaya başladığında bunun bir lanet olduğunu düşünmüştü.
Sonra Adrian'ı tanımıştı.
Onun zihnindeki sessizliği fark etmişti.
Annesinin yıllardır sakladığı sırrı öğrenmişti.
Çocukluğuna ait anıları geri kazanmıştı.
Ve şimdi bütün bunların tek bir gecede başladığını biliyordu.
On altıncı doğum gününden sonra.
Elara elini göğsüne koydu.
Kalbi hızlı atıyordu.
Bugün her şey sona erebilirdi.
Ama bunun gerçekten sona ermesi için önce geçmişiyle yüzleşmesi gerekiyordu.
---
Okula vardığında Adrian onu bahçede bekliyordu.
Elara yanına geldi.
“Ne zamandır buradasın?”
“Bir süredir.”
“Uyudun mu?”
Adrian omuz silkti.
“Pek sayılmaz.”
Elara ona baktı.
“Sen de benim kadar korkuyorsun.”
Adrian gülümsedi.
“Ben korkmuyorum.”
“Elbette.”
“Gerçekten.”
“Elini titretmeyi bırakırsan inanabilirim.”
Adrian ellerine baktı.
Elara istemeden gülümsedi.
Bu küçük konuşma bile içindeki gerginliği biraz azaltmıştı.
Tam o sırada Nora ve Aria bahçeye çıktı.
Dördü birbirine baktı.
Bugün hepsinin bildiği bir şey vardı.
Artık geri dönüş yoktu.
Nora yanlarına geldi.
“Kael hazır.”
Adrian başını salladı.
“Planı tekrar konuşalım.”
Aria şaşkınlıkla baktı.
“Burada mı?”
“Hayır.”
Nora okulun eski binasını işaret etti.
“Orada.”
---
Öğleden sonra dersler bittiğinde dört kişi eski kütüphaneye gittiler.
Kael onları bodrum katındaki küçük odaya götürdü.
Odanın ortasında yuvarlak bir masa vardı.
Masanın üzerinde siyah taş için hazırlanmış küçük bir bölüm bulunuyordu.
Elara taşı çıkardı.
Taşı gördüğü anda başının içinde hafif bir uğultu başladı.
“Başlıyor.”
Kael başını salladı.
“Henüz değil.”
Elara taşı masaya bıraktı.
“Bağlantıyı nasıl keseceğiz?”
Kael karşısına oturdu.
“Önce geçmişte ne olduğunu tamamen hatırlaman gerekiyor.”
Elara'nın yüzü gerildi.
“Her şeyi mi?”
“Her şeyi.”
Adrian hemen araya girdi.
“Bu tehlikeli.”
Kael ona baktı.
“Evet.”
“Ne kadar?”
“Hatırladığın şeyler gerçekliğin bir parçası gibi zihnine geri dönecek.”
Elara derin bir nefes aldı.
“Bunu yapacağım.”
Adrian ona baktı.
“Emin misin?”
“Elimden geleni yapacağım.”
“Bu aynı şey değil.”
Elara onun yanına oturdu.
“Adrian.”
“Ne?”
“Bütün hayatım boyunca başkalarının benden sakladığı şeylerle yaşadım.”
Bir an durdu.
“Artık kendi geçmişimden korkmak istemiyorum.”
Adrian cevap vermedi.
Sonra başını salladı.
“Tamam.”
Kael masaya siyah taşı koydu.
“Elara, elini taşın üzerine koy.”
Elara elini uzattı.
Parmakları taşa değdiği anda dünya değişti.
---
Küçük bir çocuk kahkahası duyuldu.
Elara gözlerini açtığında kendini eski evin bahçesinde gördü.
Beş yaşındaydı.
Elinde kırmızı bir balon vardı.
Yanında Adrian vardı.
Biraz ileride Aria duruyordu.
Ve ağacın altında Nora.
Elara şaşkınlıkla etrafına baktı.
“Bu...”
Kael'in sesi uzaktan geliyordu.
“Hatırla.”
Elara görüntünün içinde yürümeye başladı.
Küçük Adrian ona bir taş uzatıyordu.
“Bunu sakla.”
Küçük Elara taşı aldı.
“Ne bu?”
“Babamın odasından aldım.”
Nora hızla yanlarına geldi.
“Onu geri koymalısınız.”
Adrian başını salladı.
“Hayır.”
“Adrian.”
“Babam bunun ne olduğunu söylemiyor.”
Aria onlara yaklaştı.
“Belki de açmamalıyız.”
Elara görüntünün içinde konuşmalarını izliyordu.
Sonra kapı açıldı.
Adrian'ın babası bahçeye çıktı.
Çocuklar sustu.
Adam doğrudan Adrian'a baktı.
“Elindeki şeyi bana ver.”
Küçük Adrian taşı arkasına sakladı.
“Hayır.”
Adamın yüzü sertleşti.
“Adrian.”
Küçük Elara öne çıktı.
“Onu korkutma.”
Adam Elara'ya baktı.
Bir an sessiz kaldı.
Sonra yüzündeki ifade değişti.
“Sen.”
Elara'nın içi ürperdi.
Adam onun yanına yaklaştı.
“Senin yeteneğin diğerlerinden farklı.”
Küçük Elara ne olduğunu anlamıyordu.
Adam Adrian'a döndü.
“Onu odama götür.”
Adrian başını salladı.
“Hayır.”
Adamın sesi sertleşti.
“Şimdi.”
Görüntü değişti.
Elara kendini karanlık bir odada buldu.
Adrian yanında oturuyordu.
Nora kapının önünde bekliyordu.
Aria ağlıyordu.
“Ne olacak?” diye sordu küçük Elara.
Adrian onun elini tuttu.
“Hiçbir şey.”
Ama sesi titriyordu.
Kapı açıldı.
Adrian'ın babası içeri girdi.
Yanında Evelyn vardı.
Evelyn'in yüzü korku içindeydi.
“Bunu yapmak zorunda değiliz,” dedi.
Adam cevap verdi.
“Başka yolu yok.”
Elara annesine baktı.
“Anne?”
Evelyn ona yaklaştı.
“Bana bak.”
Küçük Elara'nın gözleri doldu.
“Ne olacak?”
Evelyn onu kucakladı.
“Bir süre bazı şeyleri hatırlamayacaksın.”
“Niye?”
“Çünkü seni korumam gerekiyor.”
Elara görüntüyü izlerken gözlerinden yaşlar aktı.
Demek annesi ona yalan söylememişti.
Sadece gerçeği söyleyememişti.
Görüntü bir kez daha değişti.
Adrian yerdeydi.
Etrafında karanlık bir gölge vardı.
Gölge büyüyordu.
Adrian korkuyla Elara'ya baktı.
“Git!”
Elara ona doğru koştu.
“Hayır!”
“Benden uzak dur!”
“Hayır!”
Küçük Elara Adrian'ın elini tuttu.
O anda taş parladı.
Karanlık gölge geri çekildi.
Elara'nın zihninde bir ses yankılandı.
“Beni bırakma.”
Elara cevap verdi.
“Bırakmayacağım.”
Ses tekrar geldi.
“O zaman benimle bağ kur.”
Elara ne yaptığını bilmiyordu.
Sadece Adrian'ın korkusunu hissetti.
Ve onu kendine çekti.
Bir anda bütün karanlık Elara'nın zihnine doldu.
Küçük Elara yere düştü.
Adrian bağırdı.
“Elara!”
Sonra her şey beyaza döndü.
---
Elara gözlerini açtığında bodrumdaki odadaydı.
Nefes nefese kalmıştı.
Adrian hemen yanındaydı.
“Elara.”
Elara ona baktı.
“Hatırladım.”
Kael sessizce sordu:
“Ne gördün?”
Elara gözlerini kapattı.
“Ben Adrian'ı kurtarmaya çalışırken onun zihnindeki bağlantıyı kendi zihnime aldım.”
Kael başını salladı.
“Evet.”
“Sonra beni unutturdular.”
“Evet.”
Elara Adrian'a baktı.
“Ve sen beni korumak için yıllarca hiçbir şey söylemedin.”
Adrian başını eğdi.
“Evet.”
Elara'nın gözleri doldu.
“Bunu neden tek başına taşıdın?”
Adrian cevap vermedi.
Elara onun elini tuttu.
“Artık taşımayacaksın.”
Adrian başını kaldırdı.
Bir süre birbirlerine baktılar.
Sonra Kael konuştu.
“Artık son aşamaya geçebiliriz.”
Elara ayağa kalktı.
“Ne yapmam gerekiyor?”
Kael siyah taşı gösterdi.
“Bağlantıyı sen başlattın.”
Elara taşı eline aldı.
“Ben bitireceğim.”
“Evet.”
Adrian ayağa kalktı.
“Ben de ne yapacağım?”
“Zihnini açık tutacaksın.”
Adrian derin bir nefes aldı.
“Peki ya o bilinç?”
Kael cevap verdi.
“Onu yok etmeye çalışmayacağız.”
Elara şaşırdı.
“Ne?”
“Onu kabul edeceğiz.”
Adrian kaşlarını çattı.
“Nasıl?”
Kael ona baktı.
“Çünkü o artık senden ayrı bir şey değil.”
Elara bunu duyunca Adrian'a baktı.
Belki de yıllardır yanlış soru soruyorlardı.
Sorun, Adrian'ın zihninde bir şeyin bulunması değildi.
Sorun, onun o şeyden korkmasıydı.
Kael devam etti:
“Bağlantıyı kesmenin tek yolu onu bastırmak değil. Onu kendi zihninin bir parçası olarak kabul etmek.”
Adrian gözlerini kapattı.
“Bunu yapabilirim.”
Elara yanına geçti.
“Ben de burada olacağım.”
Kael başını salladı.
“İşte plan bu.”
Tam o anda siyah taş parladı.
Odadaki bütün ışıklar titredi.
Elara taşın içinden gelen sesi duydu.
Bu kez korkutucu değildi.
Sadece yorgundu.
“Artık hatırladın.”
Elara gözlerini kapattı.
“Evet.”
“O zaman bitirelim.”
Elara gözlerini açtı.
Adrian ona baktı.
İkisi de aynı şeyi anlamıştı.
Yarın gece artık geçmişten kaçmayacaklardı.
Geçmişin kendisine gideceklerdi.
Ve bu kez...
kimse onları ayıramayacaktı.