İçeriğe geç

Akıl ve kalp - Tom Riddle fanfic

Bölüm 27 · 8 dk okuma

Akıl ve kalp - Tom Riddle fanfic

Bölüm 27

Beklenmedik Karşılıklar

İyi okumalar

İksir dersinden sonra , çoğu bakışlar benim üzerimdeydi. Hah , bakışları fark etmemek büyük umursamazlık olurdu . Ve imkansız.

Pazar günü yapılacak etkinlik için herkes çok heyecanlıydı. Yine de Tom ile dedikodumuzu yapmaktan da eksik kalmamışlardı.

Bunlar benim zerre umurum da değildi. Çünkü benimsediğim hedefler bütün vaktimi , bedenimi ve aklımı ele geçiriyordu.

Bedenim eski haline dönmese de daha iyiydim. Ama ne yazık ki tedavi almadan lanet üzerimdeyken geçirdiğim zaman içinde kolum kalıcı bir hasar almıştı. Kolum artık pek işlevsel değildi . Neyse ki iki elimi de kullanabiliyordum.

Lanetin izleri çoğu ortadan kalksa da isabet ettiği noktada izleri vardı. Aklıma Harry'nin yara izi gelmişti.

Bana bu laneti Tom yapmasa da o yolunda olan bir izdi .

Tom isi beni olabildiğince görmezden gelmeye kararlıydı. Yine de çok uzun sürmeyecekti çünkü bütün sınıf gruplarını oluşturmuş ve teslim etmişti. Profesör Slughorn ise bundan çok memnun kalmış bu yüzden pazar günü yapılacak etkinliğini iki gününe çıkartarak cumartesiyi de eklemişti.

Çoğu kişi , etkinliğin erkene alınmasından heyecanlı ve endişelilerdi. Tom ise duyuru yapıldığında ortak salonda hiç kaptırmadığı şöminenin önündeki tekli koltukta otururken okuduğu kitaptan başını kaldırmadan yan gözle bana bakmıştı.

Bunu fark ettiğimi görünce gözlerini hemen kitabına çevirse de herhalde korkak ve utanmış gözükmemek için tekrardan gözlerime dikmişti gözlerini.

Komik bulunacak bir şey olmasa da ( aslında gerilip korkulacak çok şey vardı) kıkırdayıp sonra da gülmüştüm.

Yüzümdeki ifadeyi gördüğünde sinirlenerek kitabını kapatıp yatakhanesine gitmişti. Hızlı ayağa kalkması birkaç kişiyi korkudan yerinde zıplamasını sağlasa da kimse onu fark etmemişti.

Bu davranışları beni mutlu ettiğini söyleyebilirdim. Çünkü bu tedavinin işe yaradığını gösteriyordu. Elbette .... sonuçlarının da .

Tedavi işe arasa da , psikolojik olarak aşırıya kaçma gibi kontrol süreci vardı. Ne kadar tedavi etsem de şimdi duyguları boşluktaydı . Bu demek oluyordu ki tedavi almadan önce hissettiği duygulardan farklı duyguları da hissedebilir ama aşırıya kaçtığı veya hissettiği duyguları iki katı fazla tepki gösterebilirdi.

Örneğin nefret , kin ve hırsı iki katına çıkmıştı. Ardından gelen başka duygularda kafasını karıştırarak duygu aşırılığına neden oluyordu.

Dumbledore'a olan nefreti öldürücü seviyeye gelebilirdi. Hırsı iki katına çıkabilir gelecekte olacak olaylar erkene alınabilirdi.

Bir dezavantajı vardı onun için. Duygularını yoğun yaşayınca kafası karışıyor ve başarısız oluyordu. Bu yüzden sakin kalması ve soğukkanlı olması lazımdı.

Hangisini tercih edeceğimi bilememiştim. Onu delirtip sonra kıvamına getirmek mi ? Yoksa sakin sakin beni dinlemesini sağlamak mı?

Ahh , elbette birinci seçenek çok açıktı. Eğer ikinci seçeneği seçersem yakalanırdım. Amacımı yerine getiremezdim. Ve her şey bozulurdu. Özellikle şu anda en nefret ettiği kişi ben olduğum için daha dikkatli olmam gerekiyordu.

Yani bu orman etkinliğini iyi değerlendirmeliydim. Eğer , onu çıldırtırsam duyguları serbest kalacaktı bana saldırsa da en önemli anı olduğu için her şekilde duygusal bağ oluşacaktı . Hem beni öldüremeyecek hem de onu yönlendirmemin kapıları açılacaktı.

Belki de onunla arkadaş olabilirdim. Ruhunun sakinleşmeye ihtiyacı vardı. O anda aklıma hem çılgınca hem de çok güzel bir plan gelmişti.

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Saat sabahın beş olmadan toparlanıp hazırlanmamız gerekiyordu. Dört buçukta bahçeye inmemiz böylelikle ormana girmemiz gerekiyordu.

Uykulu olan öğrenciler ( ben uykusuz gecelere alıştığım için diğerleri kadar uykum yoktu.) uyanmaya çalışıyor bir yandan da kıyafetlerini dolaplarından çıkarıyorlardı.

Güneşin doğmasına saatler olduğu için , camın dışarısında kara göl manzarası simsiyahtı .

Dün , grupların her birinin eline getirmeleri gereken malzemeler yazılmıştı. Ben , her ihtimale karşın daha fazlası için içinde derin oda bulunan okul çantamı herkes uyurken doldurmuştum bile.

Elbette , cebimde siyah ve beyaz yılanlarım olmazsa olmazdı. Onlar beni seçmişti.

Aslında , doğuştan çatal dilini bilen Tom Riddle gelecekte neden seçmediklerini anlamıyordum. Her ne kadar çatal dili Salazar dışında öğrenen kara büyücüler olsa da hiçbiri Salazar kadar hakim olamamıştı. Salazar yılanların ruhuna dokunuyordu.

Bu yüzden seçmemeleri beni düşündürmüştü. Beni seçtiklerini de merak ediyordum. Daha önce onlara sorduğumda pek anlamamıştım ama şimdi az çok anlayabiliyordum . Sadece üzerinde durmak istememiştim . Aslında .... yakın zamanda dursam iyi olurdu. Sonuçta nereye kadar kaçabilirdim ki?

" Biz yılanların Kral ve Kraliçesi olarak anılırız . Bazıları bize iyi ve kötünün sembolü der. Doğru olduğunu söylemem ama yanlış da sayılmaz ama bir sembol değildir. Biz Akıl ve Kalbin sembolüyüz . Birimiz devreye giremediğinde diğerimiz olaya girer . Diğerimiz eksik olduğunda diğerimiz yardımcı oluruz. Pek insan seçmeyiz. Seçtiklerimiz de içimize sinmemiştir. Biz kendimiz gibi insanları seçeriz .... Evet , biz ikimiz bir ruhu oluşturuyoruz . Sadece senin değil ruhunun da eş değer olan hayatını kaplayacak arkadaşını da seçiyoruz...."

Sesler yavaş yavaş uğultuya dönerken Cedrella ve Olivia ile buluşamazdım. Birlikte de gidemezdik çünkü orman yanına takımlar halinde çıkmak gerekiyordu ve ben bozarsam yanlış anlaşılabilir ve Tom'un eline kötüleme kozu verebilirdim.

Çantamı ve eşyalarımı alarak Tom'un erkekler yatakhanesinin kapısında bekledim. Çünkü dün yatakhaneme çıkmadan önce yanıma gelmiş ve hazırlanınca kapısında beklememi söylemişti. Bende onun zaten sinirini bozacağım bol vaktim olduğu ve etrafta gözlerini diken olduğu için kabul etmiştim.

Kapının önünde beklerken , bizim yatakhaneye kıyasla fazla ses çıkmadığını fark etmiştim. Büyük ihtimalle daha yeni yeni uyanıyorlardı.

Bunu yanı sıra Tom Riddle , dinç düzenli ve şık şekilde kapının arkasında görünmüştü.

Saçları siyah dalga dalga ve ışıl ışıldı , tarakla yan yatırmış ve güzel hacimli şekle sokmuştu. Okul üniforması yerine sade ama ona çok yakışan taşralı temiz kıyafetler giymişti . Sağ kolunun altında lacivert bir çantayı sıkıştırmıştı.

Gözleri beni bulduğunda onu süzdüğümün farkındaydı . Ondan saklamaya gerek duymamıştım. Oda beni hızla süzdükten sonra bakışlarını yere çevirerek kapıyı kapatmışrı.

" Gidelim." diye ağız içinden mırıldandıktan sonra hızla merdivenlerden inmeye başladı . Bende onu ormana kadar takip ettim.

Konuşacak fırsatlar armaya çalışsam da yakalayamamıştım . Önümde ilerliyor ve arkasına bakmıyordu. Yanlış bir şey yapmamak için bilerek konuşmadığını düşünüyordum.

"Riddle ."

Sesim duyulmayacak kadar kısık değildi. Fazla yüksek olmasa da onun duyabileceği şekildeydi. Yani beni duyamadığını söyleyemezdi kendine.

Tepki vermemeye devam edince ani hareketle pelerininin sırt kısmından tutup Tom'u kendime döndürdüm.

İlk önce şaşkınlıkla bana baktı. Sonrada kara kaşlarını çattı.

"Sen.......amacın ne ?" cümleye başlamadan kükreyecek gibi olmuştu sonra tıslayarak cevap vermişti. Gözlerinden saf nefret okunuyordu. Kontrolünü hale ellerinde tutuyordu. Daha önce bu kadar ... kontrolünü sağlamaya çalışmadığı belli oluyordu ama ilkine göre gayet başarılıydı.

Ne yazık. Bu kadar zorlukları kaldırabilecek becerisinin gerçek gücü olduğunu anlamamıştı. Bir insanın görünüşüne aşık olmak gibi yıkımın gücüne aşık olmuştu. Ama yıkım güç değildi. Yıkım sadece kötücül bir yok etme makinesiydi. Güç zor olanı kaldırabilmekti. Her şeye rağmen dayanabilmek ... hatta ağlamak. Ağlamanın her insan küçük düşme olduğunu düşünürlerdi. Hayır , aslında ağlamak uzun süre güçlü kalındığında beliren sebeplerden biriydi. Yorulduğun ama devam ettiğin bir sonucu. Bu dünyada başı olanların elde edemediği gerçek güç.

Gözlerimi tereddütsüz gözlerine dikerken hiç çekmemiştim.

"Immm amacım ?...." düşünür gibi yaparak parmağımı çeneme koydum.

" Ahh buldum beni görmezden gelmeni engellemek ve bu görevde takım çalışmasını sağlamak . Sonuçta ..." gözlerine daha derin bakarak ona yakınlaştım. Yakınlığımdan biraz rahatsız olacaktı ki bedeni geri çekildi . Ama benden uzaklaşmamıştı.

" Sen bana teklif ettiğinde .... profesörün belirlediği hedef doğrultusunda birlikte çalışmamız istendi. Ayrıca ..." uzun olduğu için parmak ucuna kalkarak dudaklarımı onun kulaklarının hizasına gelecek kadar uzanmaya çalıştım. Kafası eğik olduğu için ona ulaşmamı kolaylaştırıyordu.

" ...İkimizden çok şey bekledikleri aşikar. Sonuçta gözler bizim üzerimizde olan örnek öğrencileriz."

Ardından normal hizama gelerek yüzüne baktım. Çenesi kasılmış ve daha da beyazlaşmıştı. Bu karanlıkta bile parlayan zümrüt yeşili gözleri seğiriyordu.

Gülümseyerek yanından geçerek Profesör Slughorn'un yanına ilerledim. Birkaç saniye sonra toparlanarak hızla oda arkamdan gelmişti.

Sabahın geç saatleri olduğundan ve öğrenciler uykusundan uyanamadıkları için ilk gelenler Ben ve Tom olmuştuk.

Profesör Slughorn , sinirlenmiş şekilde karanlık ormanın önünde bahçede saatine bakarak kahverengi uzun cüppesi ile sağ kolunda çantayla bizi bekliyordu.

Bizi gördüğünde - özellikle ben ve Tom ile birlikte gördüğünde daha da tuhaf hallere girmiş büyük bir sevinçle - gözleri parlayarak yüzünde kocaman Slug gülüşü diye isimlendirdiğim bir gülümsemeyle bürünmüştü.

" Ahh çocuklarım benim! Sizlerin ilk geleceğinizi biliyordum!"

İkimizde selam verirken sol tarafımızda bir ses daha duymuştuk. Sesin geldiği yöne kafamızı çevirdik.

Gelen , yaşlı olmasa da yine yaşı vardı . Saçları ve sakalları yer yer beyazlaşmıştı. Yine de hala kahverengilerdi.

Büyük ihtimalle karanlık ormanın tehlikelerden korumak için kendisi gönüllü olmuştu. Ayrıca , Tom'a odaklandığım için etrafındaki insanlardan habersiz gibi görünsem de her şey haberdardım.

Dumbledore , ilk geldiğimden beri gözleri Tom ve benim üzerimdeydi. Duyguları Tom'un ve yoldaşlarının bana zarar verme ihtimalli yüzünden endişeliydi.

Yeteneklerimin Tom'un rakip görmesine neden olacağını düşünüyordu. Ama haklıydı. Tom beni rakip olarak görüyordu.

İlk başlarda onun için tehdit kaynağıydım. Ama şimdi beni rakip olarak görüyordu. Hırslıydı , büyük ihtimalle takımda beni seçmesi beni gözlemlemekti.

Sonuçta rakibinizi yenmeniz için onu çözmeli ve yakınında olmalıydınız .

Dumbledore , yanımıza geldiğinde Tom'un tepkisi beklediğimden daha farklıydı. Hoşlanmadığı belliydi yine de bana olan nefreti ile ona olan nefreti derecesi çok farklıydı. Haklıydım. En nefret ettiği kişi bendim.

Tom , konuşamayacak kadar gergin gözüküyordu. Bu yüzden sadece bir baş selamı vermişti.

" Evet . Profesör Dumbledore bugün bizimle birlikte yardım amacıyla burada. Öyle değil mi Albus?"

"Ah elbette Profesör Slughorn . Bu gibi etkinlikleri her zaman eğlenceli bulmuşumdur . Yardım etmek benim için mutluluktur."

Albus Dumbledore ve Profesör Slughorn konuşmaya daldıktan kısa bir süre sonra öğrencilerde gelmişti.

Takımlar toplanmıştı . Yorgunluğun verdiği enerjiyle kimse konuşmuyordu.

Öğrencilerin aksine Profesör Slughorn çok heyecanlıydı .

"Evet öğrencilerim! Zamanı geldi! Malzemeler için artık tamamız . Size söylemem gereken son şey ise iyi ve başarılı iş çıkarmanız ! Kusursuz takıma suprizlerim de olabilir ." hınzırca gözlerini kırptı.

"Evet ! Takım arkadaşlarınızla el sıkıştıktan sonra , başlayabilirsiniz."

Birkaç öğrenci kötü kötü bakarken bazısı da 'Şaka mı yapıyor ?' diye mırıldanmıştı.Öğrenciler arasında şimdi yüksek uğultular hakimdi.Dimdik duran ve duygusuz sadece gözlerini ormana diken Tom'a döndüm.Bana sert ve ne yaptığımı anlamaz gözlerle bakıyordu. Yüzüme dostça gülümseme yerleştirdim ve elimi ona uzattım.

Bölüm sonu

3 yorum