İçeriğe geç

Akıl ve kalp - Tom Riddle fanfic

Bölüm 23 · 10 dk okuma

Akıl ve kalp - Tom Riddle fanfic

Bölüm 23

Panoptikon Ailesi

İyi okumalar bol bol yorum yapın lütfen böylece yeni bölüm daha hızlı gelir 100 yorum ile başlayalım. Yeniden iyi okumalar.

Birçok seri katiller insanların arasında korkuyla dolanmışlardır isimleri. Herkes bilirdi kimden korkulması gerektiğini . Bu yüzden isimleri dolanırdı dillerden dile.

Ama insanın en büyük korkuları bilinmezliktir. Tanımadığı ve ne yapacağını bilmediği her şeyden korkar insanoğlu.

Seri katiller ise bunu kullanır ve korkulmaktan zevk duyarlar . Üstün , yenilmez olmak onların arzularıdır.

Ama bazı kötü insanlar vardır ki isimlerini duyduğumuz katilleri doğmasına katkı sağlarlar.

Bu ya bilerek yada bilmeyerek olur.

Bilmeyerek yapmak birçok sonucu önümüze serer. Temel nedeni ise oluşan travmalar , baskı altında kalma vs.

Ama bilerek bir insanı seri katil olmasını zorlamak . Üstelik bunu büyük zevkle yapmak ancak en büyük kötülerin işidir.

Muggle dünyasında birçok örneği olduğu gibi , sihir dünyasında da aynısı yaşanmaktaydı. Ama ne yazık ki bu faaliyeti yapanlar hiçbir zaman ön plana alınmamıştır.

Sihir dünyasında yaşayan bu gibi insanlar , en sinsileridir. Sihir bakanlığının ise safkan egosu ve Slytherin'e dayatılan ve kabullendirmeye çalışan diğer insanlar yüzünden göz ardı edilmekte hatta varlığından bile haberleri bulunamamaktadır.

Kötü insanları gündeme getirmek konusunda hastalık haline getirmiş aile adı altında yaşayan ve bu oluşturduğu meslekleri nesilden nesile aktaran aile çetesi vardı. Aslında bunlara Muggle'lar Seri katil çetesi derlerdi.

Çünkü uzun yıllar bu aile her ne kadar sihir gücü olan büyücü ve cadıları öldürmenin yanı sıra Muggle'ları da öldürüyorlardı.

İşlerine bu kadar sadık ve tutkulu olmaları hiçbir iz bırakmadan kaybolmalarını kolaylıkla sağlıyorlardı.

Bu aile , yetenekli cadı ve büyücülerden oluşsa da aslında kendilerini Muggle gibi gösteriyor Muggle bir hayat yaşıyorlardı. Her yıl bir hedef olarak seçtikleri çocukları evlatlık edinirler sonrasında işe başlarlardı.

Sherry Panoptikon sekiz aylık hamile karnıyla bu ailenin geleneklerini ve hedeflerini bütün bütüne bağlanan canını bile vereceği en olgun üyelerinden biriydi.

Açık sarı saçlarıyla birlikte ela gözleri insanları büyülüyor , dolgun kırmızı dudaklarıyla bembeyaz teni tam bir asil kadın havası katıyordu ona.

Hamile kalmadan önce Little Hamilton'da çalışan çok başarılı ilk kadın hemşire olarak biliniyordu. Her ne kadar cinsiyetçi yaklaşımlara rağmen Sherry gözü pek bir kadındı . Kimse onu ezip geçemezdi.

Biricik yakışıklı kocası Robert Panoptikon ise insanlarla arası Sherry den bile daha iyiydi. Sosyal , insanları eğlendirmeyi seven , grubun sevilen üyesi ve halkın bildiği en iyi avukat.

Uzun bir boyu olmasa da insanları etkileyecek kemikli bir yüzü ve yapılı bir vücudu vardı. Kullandığı dil ve seçtiği cümlelerle insanları mest ederdi. Hitabeti güçlü genç bir beyefendiydi. Karısı Sherry ile de arasında üç yaş fark olmasına rağmen ikisi mükemmel uyumla işleri yürütüyorlardı.

Sherry ve Robert , yeni evlenmiş Panoptikon son üyesiydi. Üç ablası ve altı ağabeyi çoktan evlenmiş , çocuk yapmış ve büyüttükleri çocukları eğitimine başlamışlardı.

Her ne kadar görünüşleri ve hayatı Muggle'lara benzese de aslında Panoptikon ailesinin hepsi Cadı ve Büyücü'lerdi.

Ama onlar normal cadı ve büyücülerden oluşmuyordu. Gelenek ve adetleri diğer insanlardan farklı olsa da onların temel ayıran yetenekleri vardı.

İnsanlar arasında aynı kategori içerisinde farklı türlerdendi onlar. Hem insana benzeyen hem de benzemeyen birçok yetenekleri vardı.

Örneğin amcası bin ton dan fazla - kaldırma gücü bilinmiyor- her şeyi kaldırabiliyordu. Halası ise illüzyon ve halüsinasyon alanında uzmandı. İnsanların aklını karıştırmak ve delirtmek en büyük önem kazandırıyordu onlar için.

Bunun gibi Tanrının vergisi hediyeleri aldıkları gibi elbette onlarda da kusurlar çıkacaktı.

Uzun senelere dayanan aile üyesinin içinde gelenekleri kabullenmeyenler , evden kaçarlar ve başka hayat kurarlardı. Üç ablası ve altı ağabeyi olmasına rağmen onunla ikiz olan bir erkek kardeşi daha vardı. Çocukluğundan beri birbiriyle iyi anlaşırlardı. Ama sonra aile yapısını ve gelenekleri görmeye başladığında bunu kabullenememişti.

Kaçmak istese de ailesi her ne kadar kötü olsa da nefret etseniz de onları sevmek istersiniz. Bu yüzden kaçamamıştı.

Robert ile ikiz olması ise büyük bir avantajdı. Her ne kadar Robert aile geleneğini tercih etse de kardeşinin tercihlerine saygı duyuyor ve onu kaybetmek istemiyordu. Hayır , aslında saygı duyduğu felan yoktu sadece ikizini kaybetmek istemiyordu. Onunla her şey yaşamıştı. Tek yumurta ikizi oldukları için birbirlerine daha da fazla çekiliyorlardı. Kardeşiyle tek farkı boy uzunluğuydu. Tek yumurta ikizi olsa da kendisinden çok daha uzundu.

Ailesinden çok şey saklamıştı onun için. Sırf ikizi zarar görmemesi için susmuştu. Çünkü eğer babası öğrenirse kardeşini acımadan öldürürdü. Hayır , öldürmezdi ama ölmek isteyecek bir seviyeye getirirdi. Babası ziyanlardan hoşlanmazdı.

Reşit oldukları zaman , kardeşi genç , minyon yapıta bir kadınla tanışmıştı. Ailesi onu ilk görüşte sevmese de oğulları ile ilişkisi olduğunu düşünmüyorlardı.

Ama Robert onlardan çok şey biliyordu. İkiz kardeşi bu minik yapıdaki kıza aşık olmuştu.

Aşık olduğu kadın bir cadıydı ve en yakın bir tane arkadaşı vardı. Onunla birlikte yaşıyordu. Sevdiği ve yaşadığı arkadaşının da aşık olduğu ve yaşadıkları yerde en görkemli konakta yaşayan bir Muggle'a aşıktı .

Uzun yıllardır bu sır saklanmaya çalışılmıştı. O güne kadar . O günden sonra kardeşini kaybetmişti. Kardeşinin aşık olduğu kadın ve onun karnındaki bebekte gitmişti.

Ailesi , onun kardeşini söküp almıştı elinden.

Ve Robert o gün ilk defa aile geleneklerini sorgulamıştı.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------

Yaşlı buruşmuş suratı üzüme benzerken adamın suratındaki ifade hiçte dostça değildi.

Zeus Panoptikon , ailenin yaşayan en yaşlı üyesiydi. Kardeşleri , anne ve babası ölmüştü. Şimdi ise kendi çocuklarının , kardeşlerinin çocuklarını ve onların çocuklarının çocuklarına bakması görevini üstelenmişti.

Elbette uzun süren aile geleneğinden de devam ettirme payını almıştı.

Uzun zamandır açılmadığını belli eden aşınmış kapının deliğine paslı anahtarı koyarak çevirdi.

Sonra elindeki feneri alarak aşağıya inmeye devam etti.

Bodrum katı , Zeus için önemli eşyalarının sakladığı hazine deposu gibi eşyalar ve çeşitli malzemelerle doluydu.

Hayatında yaşadığı acı güzel şeyleri burada biriktirmişti. Ayrıca , kimsenin bilmemesi gereken şeyler de yapmıştı.

Eğer , hatıraları ortaya çıkarsa aileden çıkartılır ve elindekileri de kaybedebilirdi. Canından bile olabilirdi.

Odada ki eski ahşap kokusunu içine çekere arkasındaki kapıyı tekrardan kilitledi ve beyaz maundan yapılan sandığını açtı.

İçinden , çok güzel bir kadının fotoğrafını titreyerek aldı.

Resimde , yüzünde siyah çillerinin zıttı olan kızıl saçları ile gülümseyen ve dans eden bir kadın vardı.

Gençliğinde , görevinin başında karanlık büyücünün yandaşlığını yapmıştı. O zamanlar içerisinde verildiği görevlerin arasında bu kadını görmüştü.

Çoğu görevinin başarısız olması bu kadına borçluydu. Kalbini çalmasına da. Ama ne yazık ki kadın başka biriyle evlenmişti kendisi de ailesinin içinde kuzenlerinden bir kadınla .

Hala evli olduğu kadının yatak odası dışında bir yer de görmezdi.

Ne kadar acı. Pişman olduklarının yükü ise bir o kadar ağır.

Yaptıklarından dolayı pişmandı . Ama başka seçeneği yoktu . Ve bu korkaklığı yüzünden kendinden bir kez daha nefret etti.

---------------------------------------------------------------------------------

Alice Panoptikon , kocası Zeus'a her zaman heyecanlı gözlerle bakardı. Evlendiklerinde bayılacak gibi hissetmişti. Ama bu duygular zamanla değişmiş heyecan yerine acıma almıştı.

Sevdiği bir zamanlar sevdiği adamın korkak ve zayıf olması onu utandırıyordu. Yaşadığı yıllar içerisinde çöküşünü izlemiş yatak dışında yüzünü bile görememişti.

Makyaj masasının aynasından yaşına göre az kırışıklıklarla dolu yüzüne baktı. Otuzunun ortalarında gibi gözüküyordu.

Kuzgun siyah kıvırcık saçları bir tel beyazlamamış ama hafiften solmuştu.

Gözlerinin rengi kömür gibi siyahtı . Bembeyaz teniyle birlikte kuzgunların kraliçesi gibi görünüyordu.

Alice her zaman güzelliğine düşkün bir kadın olmuştu. Genç ve aptal zamanlarında kocasını önemsemek gibi bir hataya düşmüştü ama şimdi güzelliğinden sonra en düşkün olduğu şey kusursuzluktu.

Bu yüzden en küçük çocuğunun sevdiği kadını öldürmekten çekinmemişti.

Genç kadının kan kırmızısı güzel yüzünü hatırlıyordu. Her hatırladığında da sinirleri bozuluyordu. Çünkü yıllar önce , en büyük kara büyücü yükseldiğinde ve yanında olduğunda bir kadın vardı.

Kızıl saçları parıl parıl insanları etkiliyordu. Yaptığı her şey ise kusursuzdu. Sanki olmak istediği ama olamadığı kadın simgesiydi.

Gençliğinde hatırladığı acı sözler tekrar kafasında dönüp durdu. O kızıl kadın ile öldürdüğü ve oğlunun çocuğuna hamile kaldığı kadın arasında çok benzerlik vardı. Bu yüzden daha da hırsa kapılmıştı.

Tek acısı ise oğlunu silmesi ve sürgüne göndermesiydi. O günden sonra da zaten kocası yüzüne bile bakmamıştı. Zayıf ve duygulara kapıldığı için.

Onun nasıl bebek gibi oğluna sarılarak ağladığını hatırlıyordu. Ne yüktü ama.

Koyu lacivert şişenin içerisindeki kırmızı sıvıyı önündeki kaseye boşalttı.

----------------------------------------------------------------------------------------------------

Athel ve Morgan Panoptikon genç yaşta eğitilmenin verdiği baskıyla birlikte sıkı sıkı çalışıyorlardı. Annesi ve babası onların hatalarını görmeyi istemezlerdi.

Yoksa cezalandırılırlardı.

Bugün ise ölümcül bir lanet denemeleri gerekiyordu.

Panoptikon ailesi her zaman kendi büyülerini icat etmiş ve çıkarmışlardır. Öğrendikleri büyülerde onlar gibi sıra dışı , keskin ve ölümcüldü.

Ailenin hiçbir üyesi Hogwarts'a eğitim için yollanmazdı. Eğitim , onların sahip olduğu zenginliklerden faydalanarak özgün kitaplardan öğrenmekti.

Safkan aile olmanın yanı sıra yetenekleri ise başkaları tarafından da keşfedilmemeliydi.

Yoksa işleri başlamadan biterdi. Atalarının uğraştığı her şey kül olurdu.

Uzun zaman önce , ortaçağ zamanın da olduğu düşünülen kara bir büyü kitabını okuyorlardı. Bugünkü lanet ise "Internum Exitio Venenum" adı verilmişti. Anlamı ise içten yok eden zehir.

Büyük büyük dedesi , bu ailenin kötücül kara büyücüsü ismini çıkardığından beri gizlenmeleri gerektiği bir büyüydü. Saklanmaları gerektiği büyü.

Internum Exitio Venenum

Deride kök gibi yanık izleri bırakarak zamanla vücuda yayılan ve vücudun direncini düşürerek acı içinde yanma hissi veren ardından gözlerden yeşile bürünerek ölmesini sağlayan çok acı bir lanettir.

Büyüyü yaparken bir diğer ismi " Intertiovenenum." da denilebilirdi.

Asanın ucundan bu lanetin çıkabilmesi için içten şekilde kindar olmak gerekiyordu. Bazı insanlar buna büyücünün kini de derlerdi.

Tedavi , yapan büyücü tarafından her yolu denense de alınamamıştır. Ama yine de bu lanetten kurtulmanın imkansız olduğu anlamına gelmiyordu. Çünkü kısa süre sonra başka bir cadı tarafından tedavi bulunmuştu.

Bu laneti bulan kişide infaz edilmiştir.

Tedavi ise şu şekilde yapılmıştır , yedi tepeli gölden yeşim taşı suyu ile elmas taşı suyunun birleştirerek gözyaşı ağacın özünden elde edilen iksir karışımının ay ışığında bir gün bekletilmesiyle elde edilmiştir.

Lanetin etki etme ve öldürme süresi de üç gün sürerek. Lanetten ölen kişi ise cesedi tanınmayacak halde yanmış gibi siyahla kaplanır .

--------------------------------------------------------------------------------

Gökyüzü kararmış Panoptikon ailesi gecenin güzelleşmesi şerefine gece eğlencesi düzenlemeye karar vermişlerdi. Bütün aile atalarının alışkanlıklarından olan zevk düşkünlüğünü her zaman kullanırlardı.

Bugün de ailenin keyfi yerindeydi. Yeni insanlar , yeni lanetler ve işlerine yarar her şeyi elde etmiş işleri yoluna koymuşlardı.

Uzun zamandır kötücül işler yapmasalar da zemini hazırlamak her zaman iyi gelmiştir onlara.

Sherry , kuzenleri ve kocasının kız kardeşleri ile birlikte ( aslında hepsi kuzenlerdi .) masayı hazırlamaya başlamışlar erkeklerde günün şerefine depolardan yiyecekleri çıkartıp hazırlamaya koyulmuşlardı.

Görünüş bakımdan mükemmel mutlu aile tablosu çizmelerine rağmen içleri dopdoluydu. Yine de sanki hiçbir sorun bu geceyi bozamayacakmış gibi davranıyorlardı.

Onca ölen masum insanların katilleri ve mahvettiği hayatların ecelleri olmalarına rağmen...

O sırada Hogwarts'da hastalanan ve okulun kısa sürede göz bebeği olmuş gen cadı lanetten yavaş yavaş solmaktaydı.

Müdür ve profesörler bu durum karşısında daha da gerilmişler ve hemen laneti yapan kişiyi bulmak için birkaç öğrenciyi sorgulamaya almışlar zihinlerine bile girmişlerdi.

Ama sonuç bulunamamıştı.

Bayan Dixie ise lanetin ne olduğunu açıkladığında ve tedaviye başlandığında çoktan ne olduğunu söylemişti gerçekleri.

Artık endişe ve korku daha da artmış ve sorun sihir bakanlığına taşınmıştı. Elbette , sihir bakanlığı Müdür Dippet'den aldığı mesajı okumuş ve konuyu araştırmak için hemen hazırlıklara başlamıştı.

Seherbazları hemen konuyu araştırması için Panoptikon'ların evini gözlemlemek için görevlendirdiler.

Onlarla bu konuyu konuşması için de en iyi seherbazlardan biri olan Edward Choi hemen Panoptikon'ların evine gönderilmişti.

Edward Choi , bakanlıktan aldığı görevi öğrendiğinde gerilse de kısa sürede görevini benimsemişti.

Sihir bakanlığında kimsenin duymaması gereken cinayet vb gibi suçları inceliyordu.

Şimdi ise karşısında büyük bir suç çıkmıştı. Çoğu insan bu ailenin neler yapacağını biliyor ama kimse ne yaptıklarını kanıtlamıyordu.

Edward , badem gözlerini parmaklarıyla ovduktan sonra siyah saçlarını eliyle geriye attı ve sol elindeki şapkasını kafasına geri taktı. Derin bir nefes aldıktan sonra Panoptikon'ların evinin kapısına tıkladı.

--------------------------------------------------------------------------------

Kapı çalındığında , kötücül alametin geldiğini haber verilen tepkiyi vermişlerdi Panoptikon ailesi. Hazırlıkları bitirmiş neşeyle masaya oturuyorlardı halbuki .

Kıvırcık kuzgun saçlı kadın gözlerini otoriter bir havayla Sherry'ye çevirdi.

Sherry , sarışın saçlarını düzelterek kırmızı yüzünü olabildiğince beyaza çevirmeye çalıştı ve hamile karnını hafiften ovdu.

Sonra yüzüne sahte bir gülümseme yerleştirerek kapıya doğru ilerledi.

---------------------------------------------------------

Edward , oturduğu koltukta bakışlarıyla tacize uğrayacağını hiç düşünmemişti. Amma lakin görünüşleri cana yakın ve mükemmeldi.

İçinde onların kendisini öldürmek istediğine dair kötücül bir his uyandı. İşini hemen yapmak için konuşmaya başladı.

" Sizlere , bugün bakanlıktan Hogwarts'da yaşanan suç için geldim. Okula daha yani transfer olan genç bir cadı sizin büyük babanız bulduğu lanet tarafından bir hafta önce hastane kanadına yatırıldı."

Kısa şekilde söyleyeceklerin devamını getirmeden önce ona bakan gözleri inceledi. Yüzlerinde her ne kadar şaşırmış ve konuyla ilgilenmiş gibi yapsalar da endişelendirdikleri belliydi.

"Sizin de bildiği gibi. Bu laneti ancak sizin aileden gelen insanlar yapabilir . Bu yüzden size soruyorum."

Şimdi artık hiçbirinin yüzlerinde sahte ifade yoktu.

"Hanginiz sihir tarihinin en yetenekli cadısını lanetledi ?"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.