4.BÖLÜM
“Eve gitmem gerek, her yerdeyim…”-Lin Pesto
Yaşayamadığım bir hayatım vardı. Saat 03:07. Neden bunları düşünmeye devam ediyorum ki?
Yatakta dönüp duruyorum ama hiç üzerine düşünmediğim bir konu var. Bu hayat benim tercihim mi? Evet, yani sanırım.
Ama yaşamım benim elimde, sonumda. Tek yapmam gereken mutfaktaki bıçklardan birini alıp bileğime doğrultmak. Annem yine bağırıyor, dayanamıyorum. Kavgalarla yaşayamıyorum. Ebedi sessizlik gerek.
Sesler yavaş yavaş kesildiğinde koridorun ışığıda söndü. Ve diğer tüm ışıklarda.
Sessizce yataktan kalktım ve sessiz adımlarla mutfağa ilerledim. Keskin bir bıçak ve serin hava, ölümün sert kokusu. Elime bıçağı aldım ve yavaşça kapıyı açarak dışarı çıktım.
Yine sahile gidecektim, ama ölmezsem döndüğümde büyük sıkıntılar yaşayacaktım. Hızlı ama bir o kadar temkinli adımlarla sahile ilerledim ve vardığımda gözüme ilk ilişen yer denize en yakın yerdeydi. Gittim ve ayaklarımı aşağı sarkıttım.
Geride bıraktığım kimse yoktu. Neden gözlerim doluyordu? Zaten istediğim bu değil miydi?
Bıçağı sol bileğime duğrulttumda biraz bekledim. Belkide bıçağın düşmesini umdum bilmiyorum ama o bıçakla bileğimi kesmedim çünkü biri beni durdurdu.
Arel.
“Sakın Lavin, sakın yapma bunu.” Dediğinde gülümsemiştim. Birinin bunu yapmasına ihtiyacım vardı. “Beni durduracak bir şey söyle Arel.” Onun ismini ilk defa ağzıma alıyordum.
Yüzümü kendi yüzüne çevirdi. “Hatırlıyor musun bilmem. Küçükken, yani sen küçükken ama bende küçüktüm. Yüzü kanlı bir çocuk. Konuşamıyor bile.” Dediğinde lafını böldüm. “Sendin.” Diye mırıldandım zorlukla.
“O çocuk için yaşa Lavin. Çünkü o çocuk seni çok sevmişti.” Dediğinde gözümden bir damla yaş düştü. Onunda gözleri dolmuştu. Elimi sımsıkı tutana dek bıçağı aldığının farkında değildim.
Ellerim titriyordu, o bıçak elimde olsa bile kesemezdim. “Bak Lavin, emin ol o çocuk şuanda seni seviyor. Yaşa Lavin, her şey uğruna..” dediğinde gözyaşlarımı daha fazla tutamadım. Ağladığımı görünce sımsıkı sarıldı bana. O sarılınca daha çok ağladım.
Gözüm yaşlarla doluydu. En sonunda geri çekildiğinde yüzünde bir gülümseme vardı. Gözümdeki yaşları sildim ve bakışlarımı tamamen ona çevirdim.
“Bir arkanı dönsene.” Dediğinde kaşlarım çatılmıştı. “Neden?” “Sen dön.” Dediğinde biraz tedirgin olsamda arkamı döndüm. Saçımda lotus toka vardı ve onu açacağını anladığımda elimle onu durdurdum. “Açma saçımı.” Dediğimde neden diye mırıldandı. “Canımı acıtıyor.” Dediğimde beni anlar gibi belime sarıldı. “Bir gün o saçın açılacak ve ben göreceğim, biliyorsun değil mi?” dediğinde gülümsedim. “Pek sanmıyorum.” Dediğimde konuyu değiştirerek “İsminin anlamını biliyor musun?” dediğinde kendimi ona çevirdim. “Hayır ama sen biliyorsun gibi duruyor.” Dediğimde kafasını evet anlamında salladı. “Neymiş?” diye mırıldandım heyecanla. Baakışları sadece gözlerimdeydi.
“Bal göz demek.” Dediğinde o da heyecanlıydı. “Sana bal gözlüm diyebilir miyim?” dediğinde yüzündeki gülümseme paha biçilemezdi. Bir an düşündüğümde söylediğim şey “Tabiki.” Oldu.
Çok mutluydu ve ben bu gülümsemeyi bozacak hiçbir şeyi istemiyordum.
“Peki sen isminin anlamını biliyor musun?” dediğimde şaşkın gözlerle bana baktı. “Sen biliyor musun?” dediğinde kafamı evet anlamında salladım. “Söylesene, unuttum şuan.” Dediğinde kıkırdadım. “Temiz ve dürüst kişi demek.” “Peki sen neden bunu araştırma gereği duydun?” dediğimde ilk başta duraksadım. “Merak ettim.” Dediğimde aynı ifadeyle bakmaya devam etti.
“Tamam, öyle olsun.” Dediğinde yüzünde dediğine ters bir sırıtış vardı. “Ciddiyim ben.” Dediğimde bakışları değişmemişti. İç çektiğimde bakışlarını denize çevirmişti.
“Eve nasıl döneceksin?” dediğinde bunu düşünmediğimi fark ettim. “Bilmem, ama tüm gece burda kalamam.” Dediğimde verdiği cevaba pek şaşırmamıştım. Aslında masum bir soruydu ama olsundu, bunun için dayak yemeye değerdi. Bu çocuksu heyecan için değerdi.
Heyecanla kafamı olur anlamında salladığımda saate baktı ve ayağa kalktı. Bana elini uzattığında tereddüt etmeden o eli tuttum ve ayağa kalktım Hızlı ama bir o kadar temkinli adımarla eve doğru ilerledik. Konuşmadı, konuşmadım.
Evin önüne geldiğimizde bir an durdum. “Bu arada,” deyip elindeki bıçağı bana uzattı. “Şüphelenmesinler.” Demesi yüzümde gülümseme oluşturdu.
Ona sıkıcasarıldığımda ilk başta hareket edemedi. Sonrasında o da sıkıca elini belime doladı. Geri çekildğimde elimle görüşürüzdedim ve o da aynısını yaptığımda binadan içeri girdim. Evden ses yoktu ve… Anahtarımı evde unutmuştum.
Kapının önünde beklediğimde zili çalsam çok dikkat çekerdi. İstemesemde o zili çaldım ve kapıyı açan kişi babamdı.
“Neredeydin sen!” diye seslendi ben içeri girdiğimde. “Sahilde.” Dediğimde saçımı tutup yüzüme sert bir tokat geçirdi. Ağzıma kan tadı dolduğunda “Bir daha olursa gözünün yaşına bakmam!” dediğinde beni yere bıraktığında bir süre bekledim.
Değmişti, o tokada bile.
