4.BÖLÜM
“Müziksiz geçen her anım zaten cenazem...” Bazen- Ezhel ft. Emel
Yine başım ağrıyordu. O tokat yüzünden de olabilirdi veya uyuyamadığım için, bilmiyordum. Okula gitmeyi hiç istemiyordum ama gitmezsem olan bana olacaktı. Kalktığımda saçım başım dağınıktı. Yanağımdaki acı hala duruyordu, iz yoktu ama çok etkilenmemiştim. Birkaç dakika yatakta kaldıktan sonra kalkıp hazırlandım ve okula gittim. Klasik rutinim buydu.
Teneffüslerde ya uyuyordum ya da müzik dinliyor ya da kitap okuyordum. Şarkılar değişmiyordu ve karışanda olmuyordu. Zaten genelde müzik dinlemeyi tercih ediyordum.
Okula vardığımda ilk ders sorunsuz geçmişti. Teneffüste yine müzik dinliyordum. Kafamı sıraya koyup telefonu tam yanıma koyduğumda her şey kıvamındaydı.
Çalan şarkı: Sevmeden Geçer Zaman- Redd, Şebnem Ferah
Bu şarkıyı şu sıralar çok dinlemeye başlamıştım. Yanımda bir hareketlilik hissetsem de pek aldırmamıştım. Ta ki şarkının yarısında şarkı değişene kadar. Kafamı kaldırdığımda ise kimse yoktu.
Çalan şarkı: Yüzük-Oğuzhan Koç
Kimin açtığını az çok tahmin edebiliyordum. Bu ise yüzümde gülümseme oluşmasına sebep oldu. Birinin bana bir şarkı seçmesi -hediye etmesi- çok garip bir histi. Şarkının sözleriyle beraber bambaşka bir anlam katıyordu.
Okul bittiğinde herkesin hızlıca sınıftan çıkması dikkatimi çekmişti. Zira normalde hazırlanmaları en az beş saat sürerdi.
Çantamı sırtıma takıp çıktığımda biri beni arkamdan çekip ona göremeyeceğim şekilde rastgele bir sıraya oturttu. O anın etkisiyle konuşamadan söze başladı. “Beni tanıyor musun?” sesinden belliydi. Abimdi. Ani bir hareketle kolumu geriye attığımda kolumdan tutup ona görebileceğim şekilde beni çevirdiğinde dişlerimi sıktım.
“O yanık izi hala duruyor ha.” çocukken kolumu yakmıştım. Geçmeyince de haliyle iz olmuştu ve bastırınca tabii acıyordu.
“Dönmüşsün, hangi dağda kurt öldü.” dediğimde gülümsedi. “Baktım sen gelmiyorsun ben geldim.” dediğinde bende gülümsedim. “Ama hala kapkaççı gibisin.” “Sende hala kısasın.” dediğinde sahte bir üzülme hareketi yapıp ayağa kalktım. “Tamam, hadi gidelim artık.”...
“Ee, neden geldin sen?” dediğimde yapay bir sinirle elini eline vurmuştu. “Geliyoruz yine yaranamıyoruz.” dediğinde gülümsedim. “Babam mahvedecek seni, bu zamana kadar evin yolunu yeni mi buldun diye.” “Eve gelmeyeceğim ki.” dediğinde şaşırarak ona döndüm.
“Nasıl, başka nerede kalabilirsin ki?” “Ev kiraladım.” dediğinde gözlerim büyüdü, o kadar parayı nereden bulmuştu? “İyi de ben gelemem ki.” “Geleceksin kızım, o adamın yanında kalıyorsun da ne oluyor!” Haklıydı. Zaten babam evde değildi ve eşyalarımı toplamamda uzun sürmezdi.
“Tamam, sen kapının önünde bekle bende hazırlanıp geleyim.” dediğimde kafasını olur anlamında salladı. Ah, size onu tanıtmadım. Kendisi öz abim Atlas Ak. Genelde yüzünü pek görmem ve her geldiğinde benimle uğraşsa da onu seviyorum. Hatta en sevdiğim akrabam diyebilirim. Aramızda 4 yaş var...
Çantamı hazırlayıp hızlıca aşağı indiğimde onun sol tarafta telefonla uğraştığını gördüm. Arkasından gizlice gelip baktığımda bir kızla konuştuğunu fark ettim. “Vay, senden beklemezdim.” dediğimde irkilerek arkasını döndü. “Büyümedin mi sen, yine beni dikizliyorsun!” dediğinde kahkaha atmıştım.
“Laf yapmada yürü, seni bekleyemem.” dediğimde arabaya doğru ilerlemişti.
“Sen bu parayı nereden buluyorsun kötü çocuk?” “Kötü çocuk iş buldu abisi, örnek al beni.” dediğinde yüzümü buruşturarak ona baktım. Arabaya bindiğimizde anahtarı takıp arabayı çalıştırdı.
“Annem nasıl?” “Daha iyi, babam ona bulaşmıyor artık.” dediğimde kafasını tamam anlamında salladı ve sessizce yolculuğumuza devam ettik...
Arel Kara
“Günaydın ev ahalisi!” diye seslenerek annemin yanına, yani mutfağa gitmiştim. “Hiç uyanmasaydın oğlum, biz uyandırırdık.” dediğinde yavaş yavaş onun yanına ilerledim. “Aşk olsun, oğlun maçlar kazansın ama birazcık uyuması sana laf olsun.” diyerek üzülmüş gibi baktım.
“Oğlum maçlar kazansın tabi ama on dört on beş saat uyumasın.” diyerek salatalıklarını doğramaya devam etti. “Yardım edilecek bir şey var mı, ve Güneş nerede?” “Yardım edilecek bir şey yok ve Güneş dışarıda, top oymuyorlar.” dediğinde kafamı tamam anlamında salladım ve mutfaktaki rastgele bir sandalyeye oturdum. Tam bu sırada kapı çaldığında oflayarak da olsa kapıya ilerledim.
Gelen büyük ihtimalle Güneş’ti ve kapıyı açınca o olduğundan emin oldum. Güneş kim mi? Öz kardeşim, daha 15 yaşında bir çocuk. Aramızda tam 5 yaş var. Bazen saçma sapan hareketlerine katlanamasamda kardeşim olduğu için mutluyum. Çünkü büyük ihtimalle başka bir kardeşim olsa o da bana katlanamazdı.
İçeri girdiği gibi beni kenara çekip “O kız kimdi?” diye sorduğunda ilk başta afallasamda sonrasında kendimi toparladım. “Ne kızı cüce, bir de peşimde mi geziyorsun.” diyerek onu geri ittim. “Sen benim her şeyime karışıyordun, ben yapınca mı sıkıntı? Soruma cevap ver abi.” dediğinde arkamı dönüp ona baktım. “Abiciğim, emin ol şuan senin bu saçma sorularına cevap verecek mecalim yok. Daha sonra bir daha dene.” deyip hızlıca odaya geçip kapıyı kapattım.
Bunu nereden öğrenmişti?