2.BÖLÜM
“Nefes gibi muhtacım sana…” -Kenan Doğulu
3 Ocak 2011 (Arel Kara)
Yüzüm kan içinde, canım acıyor, görüntüm bulanıklaşıyor. Yanağımdan çok kan akıyor, annem sadece bana bakıyor. Neden bir şey yapmıyor?
Babam yok, ayağa kalkamıyorum. Neler oluyor, neden kimse bana yardım etmiyor? Ellerimi hissetmiyorum. Her yerim kan. Neden aynı şeyleri tekrar ediyorum ki?
Ölecek miyim? Ama çocuklar ölmezki. Zaten yaşamadan ölemem.
Yerde sürünerek dışarı çıktım. Yerler kirlendi diye yine dayak yerdim ama yara çok acıtmaya başlamıştı. Ayağa kalkamıyorum, nereye gittiğimi bile bilmeden hareket ediyorum. Aniden kafam bir yere çarpınca daha fazla dayanamdım ve kendimi olduğum yere bıraktım.
Ağlamak istemiyordu ama çok acıyordu, dayanamayacağım kadar çok.
Ve birinin elini omzuma koyduğunu hissettim. Yüzünü göremiyordum ama saçları omzuma değiyordu. Bir kızdı. Önüme eğildi ve elindeki peçete ile yüzümü silmeye başladı ama yaranın üstünü silmedi. Çünkü canım acırdı, biliyordu ve biliyordum.
“İyi misin?” diye sordu bana. Beni merak ediyordu. Sadece kafamı salladım. “Acıyor değil mi?” yine sadece kafamı salladım. Eli yaramın üstünde gezindiğinde hafihçe tısladım ve elini hemen geri çekti.
“Adın ne?” diye sordu, yutkundum. Yüzümü oynatmakta zorluk çekiyordum. “Arel.” Diye mırıldandım zorlukla. “Bende Lavin, baban mı yaptı o yarayı?” diye sorduğunda kafamı evet anlamında salladım. Büyük ihtimalle aynıları ondada vardı ama tek farkımız onda yaşama enerjii vardı, bende yoktu.
Ve yara artık kanamıyordu.
Lavin o gün Arel’e yaşamını heiye etmişti ama kimse bunun farkında değildi.
Lavin Ak (Günümüz)
“Tamam!” diye seslendim anneme. Akşam yine birileri geliyordu ve ben hazırlanmaktan nefret ediyordum. Sıkını şu ki yinede gözlerine gözükmek zorundaydım. Başım zonkluyordu.
“Ben dışarı çıksam olmaz mı, cidden hiç halim yok.” Dediğimde “Sen, dışarı? Eğer cidden dışarı çıkacaksan olur.” Dediğinde gülümseyerek gözlerimi devirdim. “Ben çıkıyorum o zaman.” Dediğimde “Böyle mi?” diye sordu. Halimde ne var der gibi baktım. Üstümde kapüşonlu, altında tişört ve altımda ispanyol paça pantolon vardı. Önemli olan şıklık değil rahatlıktı bana göre.
Odamdan telefonumu ve bana yetecek miktarda parayı alıp cebime koydum ve anneme kocaman sarılıp dışarı çıktım. Umarım babamı görmezdim.
Birkaç dakika nereye gideceğimi düşündüm ve sonra yola çıktım.
Sahile gidecektim. Denizleri bu zamana kadar hep sevmiştim. Sahile gitmeden önce bakkala uğrayıp birkaç şey aldım ve hızlıca sahile yöneldim.
Güneş batmak üzereyken ayrı bir güzelliği vardı. Biraz daha ilerledim ve gözüme ilişen boş bir banka oturdum. Aldığım limonatayı içmeye başladım ve aniden yanıma birinin oturduğunu hissettim.
Kafamı oraya çevirdiğimde ise onu gördüm, Arel’i. Elinde birden fazla yarabandı vardı, nedenini sormaya ise hakkım yoktu.
“Neden buradasın?” diye sordu sessizliği bozup. “Sen?” diye sordum. “Ben hep buradayım Lavin.” Demesi ise kaşlarımın çatılmasına neden oldu.
İstemesemde “Eline ne oldu?” diye sordum. “Yemek yaparken yandı.” “Bakabilir miyim?” dediğimde yüzünde bir anlık gülümseme oluştu. “Bak tabi.” Dediğinde şakayla karışık omzuna vurdum. Sonrasında bir yarabandını yavaşça açmaya başladığımda yüzünü buruşturdu.
İlk defa elini tutmuştum ama canı acıdığından elimi geri çektim. “Özür dilerim.” Diye mırıldandım sessizce. “Özür dilemene gerek yok. Canımı sen acıtabilirsin Lavin.” Dediğinde yüzümde bir gülümseme oluştu. “Hep gül olur mu? İnan bana seni güzelleştiryor.” Dediğinde onunda yüzünde bir gülümseme vardı.
Onunda gülmesi hoşuma gidiyordu. Hayat bizi hep güldürür müydü?