Oy ve yorumlarınızı bekliyorum dostlar.
Keyifli okumalar
Bu gün yine yorucu bir gün geçirmiştik. Beş saatlik zorlu bir eğitim sürecinde bizi çok zorlamışlardı. İçinde bulunduğum bu durumla kendimi çok aşağılanmış hissediyordum. Psikolojik olarak buna daha ne kadar dayanırım bilmiyorum. Ne oldukları belli olmayan bir grup insanın zorla baskılarına maruz kalıyorduk. Elbette buradan çıkmanın bir yolu vardı ama bu yolu bulana kadar sağ kalabilecekmiydik bilemiyorum.
Karamsarlığı bırakıp ayakta kalmalıydım.
Yatakta sırtımı duvara dayamış, ayaklarımı uzatarak oturuyordum. Gizem gülümseyerek yanıma gelip yatağıma otururken, "dün geceyimi düşünüyorsun?" dedi. "Dalmışsın..."
"Evet, Furkan'ı bu gün hiç görmedim. Ne durumda, öldümü bilmiyorum."
"Bir de o pisliğin durumunu mu düşünüyorsun? Öldüyse öldü. buradaki katillerden biri eksildi. İnşallah ölmüştür."
"Sakin ol Gizem. Onu düşündüğümden değil." Gizem'i hiç böyle görmemiştim. Birden söylediğim şeye sinirlenip, benimle bağırarak konuşmuştu. Bir an da o sakin, korkak kız gitmiz, bana nefretle bakan birine dönüşmüştü. Gizemden şüphelenmek istemiyordum. Ona kardeşim gibi ısınmıştım. Gerçi Defne'nin ihanetinden sonra hiç kimseye güvenmemeliydim. Onun sayesinde bu kaosun içine düşmüştüm. Aklıma geldikçe içim daralıyordu.
Gizem düşünceli bakışlarımla yüzünü incelediğimi görünce hemen ifadesini değiştirerek eski haline böründü. "Ani çıkışım için özür dilerim Yasmin. Yanlış anladım galiba. Neyse boş ver" diyerek zorla gülümsemeye başladı. Bir tuhaflık vardı bu kızda.
"Ben Kuzey'i kasttetmişdim. Seninle ilgilendi. Yüzündeki kanı temizleyip krem sürdü. Ve sana olan bakışları, yakınlaşması. Birde en son ne demişti o?
"Kendine dikkat et maviş. Benim için çok değerlisin."
"Gizem" dedim derin bir nefes alarak. "Ben de bundan bahsedecektim eğer biraz sabırlı olsaydın. Furkan'a yaptıklarımın hesabını bu gün hiç kimse sormadı. Üstelik olay anında üzerime gelenlerden beni Kuzey ve Korkut kurtardı. Sonrada Kuzey şüpheli birşekilde bana çok yakın davranarak yaralarımı iyileştirmeye çalıştı. Bana karşı ilgili sözleri... Hiç normal değildi."
"Bence adam sana aşık olmuş." Bakışlarımı konuşan kıza çevirdim. Hepsi pür dikkat bizi dinliyordu. "Sana olan bakışlarını, ilgisini hepimiz gördük. Belki yanlış yerde doğru insan odur senin için.
"Benim burada ki hiç kimseye güvencim yok kızlar."
"Bizde senin gibi düşünüyorduk ama birbirimize destek olmak için arkadaş olmaya karar verdik. Bence buradan kurtulmak için işbirliği yapmalıyız. Yoksa bir gün hepimizi öldürecekler." Bu konuşan, elinden yatağını aldığım Kuzey'e sulanan kızdı. Birden masum geldi gözüme. Acaba ona haksızlıkmı etmiştim.
"Kusura bakma yatağını kaba bir şekilde elinden aldım. Malum burada zor günler geçiriyoruz" dedim tebessüm ederek. Bu günlerde biraz fazla gülüyordum. Sanki herşey yolundaymış gibi.
"Hepimiz aynı durumdayız. Sana çok kızmıştım ama artık bunun bir önemi yok."
"Bencede artık bir önemi yok" dedi Gizem. "Birlik olmalıyız ve bu kahrolası yerden kurtulmalıyız. Birşeyler düşünün."
Gece boyunca kızlar buradan nasıl kurtulabiliriz diye planlar üretip, birbirleriyle tanışıp kaynaşmışlardı. Hepside haklı olarak çok tedirgin ve kimse bizi bulamadan bir gün burada ölmekten korkuyorlardı. Hepimiz bir şekilde buraya getilmiştik. Anladığım kadarıyla ya kimsesi olmayanları seçmişlerdi, yada bir şekilde suça karışmışları.
Sessizce onları dinliyor kurtuluşun bu kadar kolay olmayacağını düşünüyordum. Bir de ne kadar düşünmek istemesemde, kendimi Kuzey'i düşünmekten alamıyordum. Bana bakışları, benimle ilgilenmesi ve son söyledikleri. Onun için değerlimiydim gerçekten.
Eğer söyledikleri doğruysa, onun için değerli biriysem ondan yardım isteyebilirdim. Ama ya benimle oynuyorsa işte bu gerçekten sonum olabilirdi. Sonuçta o da buradaki katillerden biriydi.
**************
Karşımdaki adam sürekli göz kırpıyor, arada gözlerini büyüterek bana bakıyordu. Ayakları yerinde sabit durmuyor, sık sık nefesler alıp veriyordu. Her hareketimi inceliyordu. Panik olduğu her halinden belli oluyordu. Malum, Furkan'a yaptıklarımı ona da yapacağımı biliyordu. Karşımdaki rakibim benden deli gibi korkuyordu.
Bu gün bir değişiklik yapmışlardı. Bütün maviler kaşılarında birer siyahlıyla dövüşecekti. Bu düelloda mavilerin hiç şansı yoktu. Şu anda kendimden çok Gizem'i düşünüyordum. Bu durumun altından kalkabileceğini sanmıyorum. Onun zarar görme ihtimali beni tedirgin etsede karşımdaki rakibime belli etmiyordum. Bakışlarımı Gizem''e çevirdiğimde pürdikkat karşısındaki rakibine odaklanmıştı. Onu nasıl koruyabilirdim bilmiyorum.
Gözlerim Kuzeyi aradı. Ama etrafta görünmüyordu. Neden onu görmek istiyordum bilmiyorum. Belki de ondan destek almak istiyordum.
Mavilerden eksik kişiler vardı ama yinede büyük alan mahşer yeri gibi çok kalabalıktı. Mavilerin bir kısmının nerede olduklarını bilmiyordum. Geçen eğitimde dayak yiyerek bayılan kızıda götürmüş bir daha getirmemişlerdi. Bu insanlara ne yaptıklarını merek ediyordum.
Sonunda hoparlörden bütün alanı dolduran başla zili duyuldu. Zilin sesiyle hiç vakit kaybetmeden rakibim üzerime atladı. Bütün dikkatimi ona verdiğim için yere yıkılmaktan son an da kurtulmuştum. Deli gibi saldırıyor ard arda yumruk atıyordu. Tamamen kontrolsüz hareketler sergiliyordu. Korku böyle birşeydi. İnsana mantıklı düşünme yitisini kaybettirirdi.
Çok zaman geçmemişti ki dengesizce savurduğu yumruk olmuş elini tutarak ters çevirdim. Arkasında sabitlediğim elinin acısına dayanamayıp bağırarak yere diz çöktü. Boşta olan kolumla omzunda baskı uygulayarak boğazına doladım. Boğazını sıkmadan kulağına yaklaşarak,
"Seni korkak. Sonunun Furkan gibi olmasından korktun. Bu da senin paniklemene sebep oldu. Ve kaybettin" dedim gülerken. Acıyla iniltiler çıkarırken aynı anda elimden kurtulmaya çalışıyordu. "Hepinizin sonunu getireceğim, korkak." Kollarımı geri çekerken bir anlık serbest kalmanın fırsatıyla yerden kalkmaya niyetlenmişti ki, hızla iki elimle kulak altı kristallerine vurdum. Bayılıp yere yığılırken, ben de etrafa göz attım.
Bir çok mavili direnirken kimisi de kanlar içinde yere yığılmıştı. Gürültülü kargaşanın içinde Gizem'i bulmak çok güçtü. Sanki herkes birbirine karışmıştı. Hızlı adımlarla kalabalığın içine daldım. Gizem görüş alanıma girdiğinde ona doğru koştum. Aldığı darbelerle sarsıldı. Neredeyse yere düşecekti. Yanına vardığım gibi rakibine güçlü bir tekme savurdum. Attığım tekme karnına denk gelirken hiç vakit kaybetmeden ikinci darbeyi suratına geçirdim. Ve son darbeyide etrafımda dönerek çenesine geçirdim.
Adamlar ne duruyordu nede birileri durmalarını söylüyordu. Bu gidişle mavilerin çoğu, bu gün ölecekti.
Gizem'in rakibi yerden kalkamamıştı. Baygınmı değilmi bilemiyordum. Gizem''e sarıldığım gibi kargaşanın içinden çıkarmaya çalıştım. Binanın kapısına yetişmiştik ki, başlarken hoparlörden duyulan ses bir daha yankılandı meydanda. Bu düellonun bittiğinin habercisiydi. Buna aldırış etmeden tekrar binaya girecektik ki. Önümüzde beliren adamlar içeri girmenizi engelledi.
Arkamı tekrar kalabalığa döndüm. Mavilerden bir çok kişinin cansız bedeni yerde yatıyordu. Kimisi baygın, kimisininde öldüğünden adım gibi emindim. Her yer kan içindeydi. İnsanları resmen öldürmek istemişlerdi. Bu görüntü içimde ağlama isteği uyandırdı. Neydi bu zavallı insanların suçu günahı. Eğer eğitimli olmasaydım şimdi bende ölmüş olurdum. Ya Gizem, ona yetişemeseydim kaybedebilirdim. Bu cehennemdeki en güzel şey belki de oydu.
"Yasmin." Kolumu dürterek seslenen Gizem''e baktım. Kollarıma iyice yapışmıştı. Korkuyordu. "Herkesi öldürdüler, bizi de öldürecekler" dedi. Dolu gözleriyle.
"Hayır Gizem. Senin ölmene izin vermeyeceğim. Sana söz, seni hep koruyacağım" dememle, hiç girmediğimiz karşı binanın büyük kapısı açıldı. İçeriden bir kaç adamıyla, zebanilerin elebaşı çıktı. Bize doğru gelip, yakın bir mesafede durdu.
Yerde kanlar içinde olanlara bakarak, "zayıf halkalar belli oldu demek" dedi. Kimi maviler ayaktaydı ama onlarda yıkılmak üzereydi. Tek iyi görünenler, iri yapılı güçlü oldukları belli olan erkeklerdi.
"Burada zayıf halkalara maalesef yer yok. Ayakta kalanlar hariç, hepsini götürün" diye emir verdi adi herif.
Kendimi tutamayıp bağırmaya başladım. "Seni adi pislik. Bilerek yaptın." Ayaklarıma engel olamayıp hızlı adımlarla adama yetişerek yakasından tuttum. "Ne istedin bu masum insanlardan. Bilerek onları bu hale getirdin" dedim. Ben adamı şiddetle sarsarken, etrafımı çevreleyen bir çok adam beni geri çektiler. "Bırakın lan beni. Hepinizi geberteceğim. Yemin olsun hepinizi buraya gömeceğim."
Çıldırmış gibiydim. Elimde olsa şu an hepsini öldürebilirdim. Etrafımda beni zorla tutan kaç kişi vardı bilmiyorum. "Bırakmayın şu haddini bilmez kadını. Bu manzaranın tadını çıkarsın." İğrenerek baktım karşımdaki adama. Ona bakıyordum çünkü diğer masum insanların kanlar içindeki bedenlerini görmeye dayanamıyordum. Adam görüş açımdan çıkınca gördüğüm manzara içler acısıydı.
Kimini kollarından, kimini bacaklarından tutmuş sürükleyerek karşı binaya götürüyorlardı. Bir kez daha kurtulmaya çalıştım, ama yine başaramadım. Görüş açıma Gizem girdi. "Bırakın beni" diye bağırıyordu. İki adam kollarından tutup, çekiştirerek önümde durdular.
Gizem'i niye tutmuşlardı? O kazanmıştı. Sadece ölenleri ve yaralı olanları götüreceklerdi. Korku ile elebaşlarına döndüm. "Onu bırakın. O düelloyu kazandı" dedim.
Kahkaha atarak, "hayır, onu sen kurtardın. Yetişmeseydin illaki adamım onun işini bitirecekti."
"Onu bırak. Onun yerine ben gelirim" dedim. Neredeyse ağlayacaktım. Ama bu iğrenç adamların yanında zayıf görünmemeliydim.
Tekrar kahkaha atarak, "birbirinizi ne kadar tanıyorsunuz ki, kendini ona feda ediyorsun? Sert görünüşünün altında yatan bu duygusal halin, fedakarlığın gözlerimi yaşarttı resmen." Arkasını dönerek Gizem'i tutan adamlarına, "götürün" dedi.
"Bırak lan onu. Sana bırak dedim." Bağırarak adamların elinden kurtulmaya çalıştım. Ama sayıca çoklardı. Ne yapsamda kurtulamazdım. Ben bağırıp hakaretler ederken, Gizem'i de çekiştirerek zorla karşı binaya götürdüler.
Elebaşı iyice bana yakınlaşarak, "sana ders olsun diye burada ki tek arkadaşını alıyorum senden. Alıyorum ki, bundan sonra akıllan. Bana sadık ol. Ol ki seni en iyi adamlarımdan yapayım" dedi gözlerime bakarak.
"Geberteceğim seni adi pislik" diye bağırdım. Adamlar elebaşının tek baş işaretiyle beni sürükler gibi kaldığım odanın olduğu binaya taşıdılar. Odaya geldiğimizde fırlatır gibi içeri attılar ve üzerime kapıyı kitlediler.
Yere oturup dizlerimi kendime doğru çektim. İçim yanıyor, göz yaşlarımı tutamıyordum. Gizem'i kaybetmiştim. Bu olamazdı. Kardeşim Toprak'ın yerine koymuştum onu. Böyle kaybedemezdim. Bütün bunlar, yaşadıklarım kabustan beterdi. Onca insanı katletmişlerdi. Odamda kalan kızların hiç biri dönmedi. Çünkü onlarda öldü. Sağ kalanlara ne oldu bilmiyorum. Ne yapacaktım. Boğuluyordum. Bu kabus artık bitmeliydi. Bir çare, bir çıkış olmalıydı.
Fazla zaman geçmemişti ki, kapının kilit açılma sesi duyuldu. Bakışlarımı o yöne çevirdim. Ama kimse içeri girmedi. Neler olduğunu öğrenmek için ayağa kalktım. Ellerimle hızllıca gözlerimi sildim. Yavaşça kapıyı açtım. Odanın dışına çıktığımda kimseyi göremedim. Koridor boştu. Kapıyı açan kimdi? Bu bir tuzakmıydı yoksa birileri bana yardımmı ediyordu. Ne yapmalıyım, çıkışa doğrumu gitmeliydim yoksa ters yöntemi? Ana binaya girebilmek için bir yol bulmalıydım. Belki bu, Gizem'i kurtarıp buradan kurtulma şansım olabilirdi.
Bir imkansızı düşünerek çıkışa doğru hızlı ve temkinli adımlarla ilerledim. Uzun koridor boştu ama sıra sıra odalardan sesler geliyordu. Koridoru dönmemle alt kattanda sesler duyuldu. Kalan mavileri ite kalka içeri alıyorlardı. Geri çekilerek koşmaya başladım. Çıktığım odaya geri döndüm. Kapıyı kapatıp seslerin durmasını bekledim.
Bir süre sonra sesler kesildi. Yavaşça kapıyı araladım. Kimsenin olmadığını anladığımda tekrar koridora çıktım. Derin nefesler alarak ilerledim. Ne yapmam gerekiyordu şu an hiç bir pilan aklıma gelmiyordu. İlk defa düşünmeden hareket ediyordum. Koridoru tekrar döndüm. Merdivenin başına geldiğimde iki kişi alaylı bir şekilde konuşarak alt kata iniyordu. Düşünecek vakit yoktu. Hızlı hareket etmeliydim.
Adımlarımı hızlandırarak merdivenleri inmeye başladım. Adım seslerimi daha yeni fark etmişlerdi ki, onlar bana dönmeden kollarımı boyunlarına doladım. Var gücümle sıkarak boğmaya çalıştım. Üçümüz bir merdivenlere düştük. Güçlüydüler, işim çok zordu. Biri dirseğini karnıma geçirirken, acıyla inledim. Yinede kollarımı gevşetmedim. Belkide bu benim son şansımdı. Bunu kullanmalıydım. Birini bacaklarımlada sabitlerken diğeri kolumdan kurtuldu. Elini belindeki silaha götürürken, diğerininde boğazını bırakarak var gücümle kafasına tekme attım. Adam bağırarak merdivenden yuvarlanırken, silahını çıkaran adamın bacaklarından tutarak çektim.
Üzerine atladığımda silah tutan elini merdivenlere vurmaya başladım. Silah elinden düşerken aramızda bir boğuşma yaşandı. Şimdi ise ben altta o üzerime çıkmıştı. Eli boğazımı sıkıyor bir yandan da bana hakaretler ediyordu. "Seni sürtük. Geberteceğim seni." Başımı tutup merdivene çarptı. Acı dolu bir çığlık koptu dudaklarımdan. Ama kendimi bırakmadım. Zorla da olsa kurtarabildiğim dizimi karın boşluğuna geçirdim. Onu üzerimden atarak tekmelemeye başladım. Birlikte merdivenleri kayatak sert zemine düştük. Ondan hızlı davranarak üzerine atladım. İki elimi boğazına sararak var gücümle sıkmaya başladım. Bir süre sonra hırıltılı sesler çıkararak soluğu kesildi.
Adam ölmüştü. Şimdi ne yapmalıydım. Düşünmeye fazla vakit yoktu. Etrafı taradım ilerideki demir kapının dışarıdan sürgülü kilidini çekerek kapıyı açtım. Oda boştu. Sanırım ölen mavilerle aitti. Geri dönerek adamlardan birini bacaklarından tutarak odaya doğru sürükledim. Sonra diğerinide. İçeri girdimde kapıyı kapattım. Sonrada yaslanarak derin derin nefesler alıp verdim.
Adamların nabızlarını yokladım. İlk merdivenden ittiğim hala yaşıyordu. Onu sağ bırakırsam beni ele verirdi. Ellerimi boğazına sararak onuda boğmaya çalıştım. Artık oda nefes almıyordu. Ne yapmam gerektiğini hızlı düşünmeliydim. Her yerde kameralar vardı belki de bu odada da. Ama henüz hiç kimse gelmemişti.
Adamların üzerlerini yokladım. Ceplerinde ne varsa çıkardım. Silah, jop, bıçak, ip, kelepçe, kar maskesi ve bir de kart vardı. Sanırım bu kart karşı binanın kapısını açan karttı. Aklıma gelen fikirle adamlardan zayıf olanın üzerindeki siyah kıyafetleri çıkardım.
*****
Üzerimde siyah kıyafetler ve kar maskeyle odadan çıktım. Heyecanımı ve korkumu baskılayarak çıkış kapısına doğru ilerledim. Kapıya ulaştığımda. Duraksayıp, derin bir nefes aldım. Dikkat çekmemeli onlardan biri gibi davranmalıydım. Omuzlarımı dikkeştirerek dışarı çıktım. Çaktırmadan etrafı kolaçan edip karşı binaya doğru ilerledim.
Yerler hala kanlar içinde ama boşaltılmıştı. Balkonlara yerleştirilmiş adamlar hariç çok az kişi vardı bahçede. Adım attıkça sanki yol bitmiyor yakalanma korkumu baskılayamıyordum. Her an tetikçilerden biri benden şüphelenebilirdi.
Neyse ki, kapıya ulaşmayı başarmıştır. Cebimdeki kartı çıkararak kapıdaki kilit bölümüne okuttum. Anında büyük sürgülü demir kapı açılmaya başladı. İçeri girmemle büyük bir hol karşıladı beni. Zeminde kanlar vardı. Gizem nereydi onu bir an önce bulmalıydım. Kan izlerini takip ettim. Bir süre sonra izler koridorda ikiye ayrıldı. İlk seçeneğimi kullanarak sağ tarafa yöneldim. İleride açık olan kapıdan sesler geliyordu.
Ne ile karşılaşacağımı bilmemek beni korkutuyordu. Kesik kesik nefesler alarak sessizce kapıya yöneldim. Görgüm manzara dehşet vericiydi. Ölenlerin bir çoğunu üst üste yere yığmışlar ikişer kişi onları çuval gibi tutarak masalara atıyordu. Gözlerim doldu kalbim sıkıştı. Olduğum yere çakılmış onları izliyor birşey yapamıyordum.
"Sen, orada ne duruyorsun? Hadi bir el at da çabuk bitirelim."
Karşımdaki adam beni çağırıyordu. Ama ayaklarım hareket etmiyordu. Ne kadarda normal birşeymiş gibi davranıyorlardı. "Kazık gibi dikilmede gel."
Dikkat çekmemek için ilerleyip yerdeki ölü bedenin bacaklarından tuttum. Bu aynı odada kaldığım kızlardan biriydi. Bedenini kaldırdığımız gibi masaya attık. Ellerim titriyor midem bulanıyordu. Farkedilirsem benim de sonum böyle olurdu. Biraz daha direnmeliydim. Oda da dört adam daha vardı. Benim aksime yüzleri açıktı. Bir kaç bedeni daha masaya attıktan sonra artık midemin bulantısını durduramıyordum. Öğürmeye başladığımda elimi ağzıma kapadım. Hızla arkamı onlara döndüğümde, "oğlum nede dayanıksız çıktın" dedi benimle cesetleri taşıyan adam. Beklemeden orayı terkettim.
Hızlı adımlarla ilerlerken peşimden gelip gelmediklerini kontrol etmek için arkama baktım. Kimse yoktu. Yoluma devam ettim. Sıra sıra kapıları açık odalar vardı. Kimisi boşken kimisi yaralı ve ölü bedenleri masalara taşıyordu. Hiç birinde Gizem'i göremiyorum. Koridorun sonuna geldiğimde büyük camekanlı reviri andıran odanın önünde durdum. Doktor olduklarını tahmin ettiğim beyaz önlüklü, iki kadın ve iki erkek, sedyede yatan kişiyle ilgileniyordu. Ne yapıyorlardı bu insanlar. Tedavimi yoksa başka bir şeymi? Allah'ım nereye düşmüştüm böyle.
Üstkatın merdivenlerine yöneldim. Karşımdan gelen iki kişiyi görünce omuzlarımı dikleştirdim. Dikkat çekmemeliydim. Karşı karşıya geldiğimizde ikisi de dikkatle gözlerime baktı. Bu sefer yakslandığımı düşünürken, baş selamı verip merdivenleri inmeye devam ettiler. İçimden bir oh çekerek derin bir nefes aldım. Üst kata ulaştığımda yine boş uzun bir koridor karşıladı beni. Bina okadar büyüktü ki, artık Gizem'i bulma ümidim tükenmişti. Yine sıra sıra odalar vardı. Her birine bakmak istiyordum. Alt kattaki odaların aksine buradaki odaların kapıları kapalıydı.
Elimi ilk gördüğüm odanın kapısına atmıştım ki, ilerideki bir odadan sesler duymamla oraya doğru adımladım. Nedense orada Gizem'i bulacağımı hissediyordum. Ben odaya yaklaştıkça boğuşma sesleri yankılanıyordu. Gizem narin, ürkek bir kızdı. N'olur Allah'ım onu sağ salim bu odada bulayım.
Kapının kulpunu tutarak hiç düşünmeden bir kerede açtım. Gördüğüm manzarayla şaşkın bir şekilde donakaldım.
Karşımda, hiç tanımadığım bir Gizem vardı.
Umarım bölümü beğenmişsinizdir.
Bir sonraki bölümde buluşmak dileği ile
Hoşça kalın♥️
