Beğeneceğinizi umduğum aksiyon dolu bir bölümle geldim. Okurken nefeslerinizi tutacaksınız. Şimdi arkanızı yaslayın ve okumaya başlayın.
Oy ve yorumlarınızı esirgemeyin canlar.
Keyifli okumalar💙
Operasyon bittiğinde Rauf Yalçın, kızı ve bütün adamlarını İstanbul teşkilatına teslim etmiştik. Saat çok geç olduğundan bu geceyi burada geçirecektik. Defne ve Devrim'in, ailesinin yaşadığı ev geniş olduğundan bütün ekip arkadaşlarım oraya gitmişti. Ben ve Kuzey ise ailemin yanına gelmiştik.
Evin önüne geldiğimizde ışıklar kapalıydı. Doğal olarak bu saatte uyuyorlardı. Elini tuttuğum Kuzey'e bakarak gülümsedim ve zile bastım. Ailemi çok özlemiştim.
Kısa sürede kapı açıldı. Babam karşımızda hiçte uykudan yeni uyanmış gibi görünmüyordu. Anlaşılan uyumamış beni beklemişti. Her zamanki ciddi surat ifadesiyle yüzümüze bile bakmadan birbirine kenetlenmiş ellerimize odaklandı.
"Bizi içeri almayacakmısın babacım" dedim ve boynuna sarıldım.
Sarılışıma karşılık verip, "hoşgeldin güzel kızım. Geç" dedi. Ben içeri geçerken Kuzey'e döndü. Onuda içeri davat etti.
Önce annem uykulu gözlerle odasından çıkıp geldi. Ardından sesleri duyan Toprak ve Ekim. Hepsine sıkıca sarıldım. Çok özlemiştim. Kaç aydır görüşemiyorduk.
Annem dolu gözleriyle tekrar sarılarak, "annecim, iyi ki geldiniz. Çok özlemişim seni" dedi. Sonrada Kuzey'e döndü, "oğlum, ayakta kaldınız hadi geçin içeri." Salondaki koltuklara geçerek bir süre vakit geçirdik, hasret giderdik.
Babamın sesiyle hepimiz ona döndük. "Sen nerede kalacaksın?" Kuzey cevap vermeden baktı babama.
Neyseki annem yetişmişti imdadına. "Himi, o nasıl soru. Tabiki burada kalacak. Kuzey artık bizim evladımız. İki hafta sonra evlenecekler."
"Ankara'daki evde birlikte mi kalıyorsunuz?" Bu defa babamın hedefi bendim.
Mecburan yalana sarıldım. "Hayır baba. Ben yalnız kalıyorum." Babamla aramın bozulmasını istemiyordum.
"Neyse" diyerek oturduğu yerden kalktı. "Yasmin, Ekim'le senin odanda yatarsınız." Bakışları yine Kuzey'i buldu. "Kuzey, sanada bu üçlü koltuğu ayarlasınlar. Uyuyalım artık. İyi geceler." Babam odasına girdi. Annem Kuzey'in yatağını hazırladı. Sonrada "iyi geceler" dileyerek odasına gitti.
Annemin gitmesini fırsat bilen Kuzey kaşlarını çatarak kardeşine baktı. "Neden burdasın? Ve benim bundan neden haberim yok."
Ekim, varla yok arasında çıkan sesiyle, "annemin haberi var ağabey. Sen ortalıkta yoktun. Gezmeye geldim" dedi.
"Tamam. Gezi bitmiştir, yarın bizimle Ankara'ya döneceksin."
Telaşlanan Ekim, "ağabey hayır. Daha Toprak'ın beni gezdireceği çok yer var" dedi.
"Ekim, yarın geliyorsun dedim."
"Gitme kızın üzerine. Biraz gezsinler canım. Biz çalışmaktan fırsat bulamıyoruz bırakta eğlensinler. Bir kaç gün sonrada gelirsin. Öyle değilmi Ekim?"
Ekim'in gözleri parlarken, "evet ağabey. Lütfen bir kaç gün daha kalayım."
Kuzey beni kırmamak içinmi? Yoksa, kardeşine kıyamadığı içinmi bilmem, "tamam o zaman. Kendine dikkat edeceksin. Aklım sende kalmayacak" dedi. "Taprak' Ekim sana emanet."
Taprak kendinden emin bir şekilge gülümsedi ve "merak etme enişte, Ekim'e gözüm gibi bakacağım" dedi. Kuzey, kuzuyu kurda teslim ettiğinden habersizdi.
Toprak ve Ekim'i göndererek Kuzey'in yatağının kenerına oturdum. "Eee, biz şimdi ayrımı yatacağız" dedi Kuzey, annemin ona verdiği pijamaları giyinirken. Bu gri pijamalar Toprak'ındı. Kuzey'ede çok yakışmıştı. Dağılan biçimsiz saçlarıyla bile çok yakışıklıydı. İyice yaklaşarak ellerini iki yanıma koltuğa bastırdı.
Yüzlerimiz çok yakınken, kara gözleri beni etkisi altına almıştı bile. Ama her an baskın yapacak, yan odadaki babamda vardı. "Baskın yemeden gitsem iyi olacak" diyerek Kuzey'in kollarından çıktım ve "iyi geceler uyuyalım artık" dedim. Kara gözleri beni takip ederken, sesli bir öpücük bıraktım yanağına. Hızlı adımlarla yanından ayrıldım.
Odaya girdiğimde Ekim yer yatana uzanmıştı. "Neden yerdesin? Geç benim yatağıma" dedim ellerim belimde.
"Burası rahat, sen geç gengecim." Çok tatlı görünüyordu.
Yanına oturarak onu gıdıklamaya başladım. "Seni yaramaz seni, ne yaptın ettin biraz daha Toprak'ın yanında kalmayı kabul ettirdin ağabeyine." Gülme krizine girerek, "yeter, yengecim dayanamıyorum." Gıdıklamayı bırakarak yanağından öptüm. "Hadi çık yukarı. Burada ben yatacağım." Ben taş üzerinde bile yatardım ama Ekim yerde rahatsız olurdu.
Üzerimi değiştirerek yatağa girdim. Tam uykuya geçeceğim anda odanın kapısı açıldı. İçeri giren Kuzey, "sensiz uyuyamadım maviş' diyerek yanıma sokuldu.
Ekim doğrulmuş bize bakarken, "ağabey burada yatmayacaksın heralde" dedi. "Böyle sarmaş dolaş gözlerimin önünde."
"Valla güzel kardeşim, tamda burada karım olacak güzel kadınla uyuyacağım." Sıkıca belime sarıldı. "Rahatsız olduysan başka yerde yatabilirsin.
Ekim kalkmaya çalışırken, "hiç bir yere gitmiyorsun Ekim'ciğim. Burda uyu" dedim. Ekim'ede fırsat doğmuştu. Toprak'ın yanına gidecekti.
Sonrada Kuzey'e "erkenden kalkar gidersin salona" dediğimde Kuzey çoktan uykuya geçmiş gibi sadece mırıldandı.
Sabah uyandığımda Kuzey, babamın hışmına uğramamak için erkenden salondaki yatağına geçmişti. Hep birlikte güzel bir kahvaltı yaptık. Çok kısa bir süre ailemle vakit geçirmiştik. Ama artık gitme vaktimiz gelmişti. Vedalaşırken, Toprak'a sıkıca sarıldım. O güzel yüzünün yer yerine öpücükler kondurdum. Çok özlüyordum yakışıklı kardeşimi.
"Abla ya, sen hiç beni bu kadar öpmezdin. Beni bu kadar çokmu özledin?" Öpüşlerimden sıkılarak suratını büzmüştü."
"Tabii yakışıklı bardeşim. Çok özlüyorum seni."
"Tamam o zaman, Ekim'le birlikte gelirim bende."
"Çok iyi olur. Bekliyorum canımın içi." Tatlı tatlı gülümsedi. Herkesle vedalaşarak çıktık evden.
Havaalanında bütün ekiple buluşup Ankara"ya dönmüştük. Merkezdeki yoğun bir günün ardından evimize döndük.
Kuzey'le birlikte yemek yaptık. Sofrayı birlikte kurduk. Keyifle yemeğimizi yiyip vakit geçirdik. Çok şükür yine bir aradaydık. Mutluyduk. Düğünümüze az kalmıştı. Her şey çok güzel olacaktı. İçimde kelebekler kıpır kıpır hiç durmuyordu.
Sabah gözlerimi açtığımda Kuzey'e sıkıca sarılmıştım. Yanağım Kuzey'in çıplak göğsündeydi. Onu uyandırmamak için göğsüne küçük bir öpücük kondurdum. Bitiyorum bu adama. Hem kalbi hemde dış görünüşü güzeldi.
Ağır hareketlerle kolunun arasından çıktım. Bir iki adım atmıştım ki Kuzey uykulu sesiyle "nereye gidiyorsun" dedi.
Gülümseyerek ona döndüm. "Su içeceğim. Sanada getireyim mi?"
"Hı hıı" diye mırıldandı. Saat sabahın altısıydı, uykusunun açılmaması normaldi.
Mutfağa girince bir bardak su doldurup içerken camdan dışarıya baktım. Hava yeni aydınlanmaya başlıyor, loş bir havası vardı. Koşu için çok güzel bir görüntü.
Bir bardak daha doldurup yatak odasına girdim. Bir süre çok tatlı uyuyan Kuzey'i izledim. Uyandırmaya kıyamıyordum ama o da susamıştı. "Kuzey" diye seslenerek yanağından öptüm. Gözlerini açarken "canım" dedi.
"İç şunu bir tanem." Başını kaldırdığında bardağı dudaklarına götürdüm. Suyunu bitirdi ve beni kendine çekti. "Hayatım, saat daha erken, sen dinlen bende biraz koşu yapıp geleceğim."
Yanağıma öpücük kondururken, "beni bırakıp gidecek misin" dedi. Dağınık saçları alnına yayılmıştı. Aşık olduğum gözleri parlıyor beni içine çekiyordu.
Dudağına küçük bir öpücük kondurdum. "Hayatım, sanki seni terkediyorum. Biraz koşup geleceğim." Gülümsedim, "gelirken simit alıp gelirim. Merkeze gitmeden güzel bir kahvaltı yaparız. Olurmu?"
Başını ağır ağır salladı. "Çay koyup seni beklerim. Erken gel."
"Olur aşkım" diyerek kaltım üzerinden.
Üzerimde siyah bir eşofman altı ve tişörtle evden çıktım. Hızlı adımlarla bahçeden çıkarak koşmaya başladım. Derince bir nefes çektim içime. Bu saatlerdeki havayı çok seviyordum. Ne soğuk ne sıcak. Eylül ayına girmiştik ve gündüzleri hala çok sıcak oluyordu.
Evden fazla uzaklaşmamıştım ki karşıdan gelen siyah araba yavaşlamama neden oldu. Araba tam önümde durduğunda kapıları açıldı ve elleri silahlı dört maskeli adam dışarı çıktı. Olamaz bunlarda kimdi.
İçlerinden biri önümde durarak, "bizimle geleceksin Yasmin Karaaslan" dedi.
Kaşlarımı çattım. "Kimsiniz siz? Önce onu açıkla?"
"Arabada kim olduğumuzu öğreneceksin." Aksanı, kıyafetler ve maskeler bana geçmişi hatırlattı. Evet. Kesin bunlar onlardı.
"Gelmezsem ne olur." Dedim bir yandanda bu dört silahlı adamı nasıl alt ederim diye düşündüm.
"Öyle yada böyle bizimle geleceksin. Hem senin için bir sürpriz hazırladık." İşte bu sürpriz kelimesi içime korku düşürdü. Birine bir şeymi yaptılar. Bunu öğrenmek istiyordum. Ama teslimde olmak istemiyordum.
Tekrar dönemezdim o cehenneme.
Gardımı alarak karşımdakinin suratına yumruğumu geçirdim. Bana doğrulttuğu mp3 silahını elinden çekip almıştım ki başıma geçirilen çuvalla hepsi birden beni kavrayarak arabaya bindirdiler. Hazırlıklı gelmiştiler şerefsizler.
Çırpınmanın bir anlamı yoktu. Daha çok kendimi yorardım. Ne olacaksa olsun artık. Başımda çuval, iki tarafımdan beni tutan adamlarla sakin kalmaya çalıştım. Araba hareket etti.
"Geliyorum işte, bırakın kollarımı" dedim. Çuval nefesimi kısıtlıyordu. "Çuvalıda çıkarın."
"Emrin olur. Çay kahvede istermisin?" Lan, ben bu sesi tanıyorum. Olamaz ya. Her şey tekrar başa dönemez. Hayatımın içine şıçmalarına izin veremem. Bütün ülke onları ararken, onlar beni nasıl buldu.
Umursamaz görünmek için kendimi zorladım. "Hiçte fena olmazdı. Furkan."
Furkan sesli bir gülüşle, "güzel, demek beni unutmamışsın" dedi.
"Unutmak ne mümkün, seninle kapanmamış hesabımız var unuttunmu?"
Karşımda oturan bir başkası konuşmaya başladı. "Çıkarın şunu." Başımdaki çuval bir çırpıda çıkarılırken karşımdaki şeytanı görmemle öfkeden gerilmeye başladım. Pamir Kozlov, buz mavi gözlerini bana dikmiş nefretle bakıyordu. Yanında oturan Furkan, maskesini çıkardı. Ve hiç unutmadığım iğrenç gülüşünü sergiledi. "Çok uğraştım. Ama seni buldum" dedi Pamir.
"İntikam hırsın yakalanmanı önlemiş. Demekki hala özgürsen, bunu bana borçlusun" dedim sahte bir gülüşle. "Yoksa çoktan içerde çürümeye başlamıştın." Hala iki omzumdan sıkıca tutan adamlarını kastt ederek "söyle şunlara beni rahat bıraksınlar" dedim. "Benden bu kadar korktuğunuzu bilmiyordum."
Kollarını dizlerine koyarak eğildi. Tehlikeli bakan buz mavisi gözleri, yakından insanı hipnoz ediyordu.
"Öz güvenine hayranım Karaaslan. Seninle başka şartlarda tanışmak isterdim." Burnundan sesli bir nefes çekti içine, "ama üzgünüm. Öleceksin. Kız kardeşime yaptığın gibi. Öleceksin."
İçim ürperdi. Daha önce yarım bıraktıkları işi tamamlayacaklardı. Ölecektim. Kuzey beni bekliyor. Ailem kahrolur. Kahretsin ya yine kendimi nasıl düşürdüm bu duruma.
Dişlerimi sıktım. "Kardeşin ölümü hak etmişti. Ve hepinizde onun gibi gebereceksiniz. Yada bir hücrede çürüyeceksiniz. Vatan için canım feda. Ölürkende götürebildiğim kadarınızı götüreceğim."
Adamların ellerinden kurtulup Pamir'in belindeki silahı almaya niyetlendim ki Furkan'ın konuşmasıyla vazgeçtim. "Patron, hadi sürprizide söyle biraz neşelenelim." Ne sürprizinden bahsediyordu bu salak.
Pamir gözlerini benden ayırmadan onay verir gibi Furkan'a başını salladı. Bu sürpriz dedikleri şey, o anda içimi ürpertti. Aklıma gelen bütün senaryolar kalbimi sıkıştırırken Furkan'ın elindeki, bana doğru uzattığı telefon ekranına baktım. Gördüğüm manzarayla bağırmaya başladım.
"Adi herifler. Bırakın lan onları. Sizin sorununuz benimle. Bırakın çocukları." Çırpınmaya başladım. Kollarımı kurtararak dirseklerimi yanımdaki adamlara geçirdim. Ve o anda boynuma aldığım sert darbeyle inlerken kulağım çınladı, gözlerim karardı.
Bayılmadan önce Pamir'in, beni kahreden sözlerini duymuştum. "Kardeşin tıpkı benim kardeşim gibi ölecek. Ve sende her gün parça parça öleceksin. Seninle, kedinin fareyle oydığı gibi oynayacağım."
Gözlerimi açtığımda tavanla bakıştım. Nerdeydim ben. Yüzümü buruşturarak elimi ağrıyan enseme götürdüm. Etrafı görünce hızla bulunduğum yataktan kalktım. Küfür ederek etrafımı döndüm. Burası, aylar önce kaldığım hücreydi. Olamaz ya, tekrar başa dönmüştüm. Bu binayı boşaltıp mühürlediklerini biliyordum.
Elim hala ensemdeyken, aklıma gelenle kalbim duracak gibi oldu. Bana izlettikleri videoda kardeşim Toprak ve Ekim ellerindeydi. Videoyu izlerken kadrada önce güvenliğimiz için terkettiğimiz evimizin salonu girdi. Sonrada Toprak ve Ekimin bağlanmış şekilde koltukta oturuşları. Gözlerindeki korku aklıma gelince delirecek gibi oldum. Ah Toprak, o eve gitmemeliydin.
Eski ve tozlar üstünde kalıp olan komidinde bir telefon vardı. Telefonu aldım. İçinde sadece bir numara vardı. Demir kapıyı açarak hücreden çıktım. Aynı zamanda numarayı aradım. Koridorda ilerlerken telefon açıldı.
Pamir'in iğrenç sesi kulaklarımı doldurdu. "Demek uyandın savaşçı."
"Şu saçmalığı bırakta çocuklar nerede onu söyle?"
"Sen bu duruma saçmalık mı diyorsun? Seni, kardeşini ve o köstebek Kuzey'in kardeşini öldüreceğim. Hemde yavaş yavaş, büyük bir zevkle."
"Seni bulacağım şerefsiz. Kendi ellerimle canını alacağım. Çocukların kılına zarar gelirse ölmek için bana yalvaracaksın."
Kahkaha atmaya başladı. "Cesaretine hayran olduğumu söylemiş miydim?. Telefon kulağımdayken bir yandanda önüme çıkan odaları kontrol ediyordum. "Beni bul Yasmin. Seni heyecanla bekliyorum."
"Sakın çocuklara dokunma" dememle telefonu suratıma kapattı şerefsiz. Koşar adımlarla bulunduğum katı kontrol ettim. Kahrolası bina o kadar büyüktü ki kimbilir hangi deliğe saklanmıştı. Ekim ve Toprak ne durumda. Onlara bir zarar gelme korkusu göğsümü sıkıştırıyordu.
Bulunduğum bölgede vakit kaybetmek istemediğim için diğer bölgeye geçiş yapan balkona geçtim. Hızla ilerlerken aşağıdaki büyük alanıda kontrol ediyordum. Kimse yoktu. Sanki bu koca yapıda tek başımayım gibi. Üzerimde silah sayabileceğim hiçbir şey yoktu. Başıma neler gelecek bilmeden ilerliyordum. Bu belirsizlik panik yapmama sebep olacak diye korkuyordum.
İlerleyerek balkonu geçtim. Artık ikinci bölgedeydim. Hızla ilerledim. Koridoru döndüğümde iki maskeli adamın beni farketmesiyle silahlarına doğrulması bir oldu. Geri çekilerek köşeyi döndüm ve duvara yaslandın. Gözlerimi kapattım ve bana doğru adımlarını saydım. Ağır adımlarla yaklaşıyorlardı.
Adımlarını dibimde hissettiğimde köşeden çıkarak bana yakın olanın kolunu tuttum. Diğerine doğru tuttum ve ateş alan kurşun alnına denk geldi. Arkamdamdaki adam sol koluyla boğazımı kavramış nefesimi kesiyordu. Elimi pantolonunun alt cebine ulaştırdım. Bıçağı çektiğim gibi boynuna geçirdim. Kolu boynumdan ayrılarak bıçağa sarıldı. Sesli, kesik kesik soluklar almaya çalışırken koca gövdesiyle yere yığıldı. Yerde titreyerek can verdi.
Derince soluklandım. Yüzlerindeki maskeleri çektim. İkisinide daha önce gördüğümü sanmıyorum. Üstlerindeki silah sayabileceğim herşeyi aldım. Belime yerleştirirken ilerledim. İkisi öldü kaç kişi kaldı bilmiyorum.
Tetikte olmalıydım. Ellerine geçersem başıma neler gelirdi bilmiyorum. Sapık herif beni bir kerede öldürmek yerine benimle oyun oynuyordu. Belirsizlikle yürürken korku ve heyecan sardı her yanımı. Duygularıma yenilmemeliydim. Daha önce hiç bu kadar korkmamıştım. Yalnızdım. Toprak ve Ekim'in ellerinde olması beni çaresiz bırakıyordu.
Merdivenden yukarı ilerledim. Kiç ses yoktu kimse yokmuş gibi. Pamir'in odasına girdim. Eşyalar boşaltılmıştı, kimse yoktu. Geri çıkarak hızlı adımlarla ilerledim. Kat boştu, üst kata çıktım. Gördüğüm sadece boşluktu. Nerdeydi kahrolası herifler.
Aklıma gelenle merdinlere ulaşarak hızlı adımlarla inmeye başladım. Elektirikler kesikti. Karanlık çökmeden onları bulmalıydım. Bodrum kata indiğimde burası üst katlara göre daha loştu.
Burasıyla ilgili kötü anılarım aklıma geldi. Koridoru döndüğümde gördüğüm manzara sanki benim için hazırlanmıştı. Büyük alanın her tarafında tavandan sarkan naylon perdeler vardı.
Bir silah patlamasıyla kendimi yere attım. İki silahıda doğrultarak yüz üstü yerde uzanıyordum. Emekler şeklinde ilerleyerek gördüğüm bir çift ayaklara ateş ettim. Bağırarak yere yığılan adam bana ateş etmeye başladı. Yerde yuvarlanarak kurşunlardan kurtuldum. Ayaklanarak gölgesini gördüğüm bir başkası perdelerden birin arkasındaydı. Hiç beklemeden ateş ettim. Perdeleri tek tek aşarak ilerledim. Çok sessiz olmalı ve yerimi belli etmemeliydim.
Gözden kaçırdığım bir darbe geldi. Yediğim yumrukla sarsılırken hızla toparlandım ve karşılık verdim. Karşılıklı dövüşürken perdeler aramızda savruluyordu. Burada zaman kaybediyordum. Çocukları bir an önce bulmalıydım.
Daha fazla bu durumu sürdürmeyip belimdeki bıçağı çektim ve karnına bir kaç kez geçirdim. Adam yere yığılırken yerde yatan diğer yaralı silahını bana doğrulttu. Önce davranarak bıçağı fırlattım. Bıçak suratına saplanırken silahından çıkan kurşundan son anda kurtuldum.
Perdeleri iterek ilerlemeye başladım. Başkaları varmıydı? Benim için tuzaklar kurulmuşmuydu bilemeden ilerledim. Kimse yoktu. Ama büyük bir perdeyi açtığımda sedye, ameliyat malzemeleri vardı. Olamaz. Bina boşaltırken bunlarında binadan çıkartılması gerekiyordu. Bunları yeni getirmiş olmalılar. Benim için. Söylemesi bile korkunçtu.
İçim ürperirken oradan uzaklaştım ve merdinlere doğru hızlı adımlarla ilerledim. Merdivene az mesafe kala, karşımdaki adamı görmemle olduğum yerde durdum. Benim gibi durmuş bakıyordu. Birden bana doğru koşmaya başladı. Bende hareket ederek koştum. Birbirimize sert bir şekilde çarparak yere düştük. Hızla kalkarak gardımı aldım ve saldırdım. Çok hızlıydı ama bu onu yenmem için bir engel değildi.
Belinden aldığı bıçakla kolumu sıyırdı. O an sıcağı sıcağına acıyı hissetmemiştim. Bende belimdeki iki bıçağı çıkardım ve ikisinide fırlattım. Adam bu ani hareketime afallayarak yenik düştü. Ve karnındaki iki bıçakla yeri boyladı.
Nefes nefese duvar kenarına sindim. Kolumdaki büyük çiziğin acısı kendini belli etmişti. Üzerimdeki tişörtü çıkarıp kanayan koluma sarıp bağladım. Üzerimdeki siyah büstüerle kalmıştım. Duvarda sürtünerek yere oturdum. Çok yorulmuştum.
Fermarlı cebimi açarak telefonu çıkardım. Numaraya bastım. Hemen açılan telefonda Pamir, "aradığına çok sevindim Yasmin" dedi. "Bende seni görüntülü arayacaktım. Sana bir süpriz hazırladım. Merak ediyormusun?"
"Zırvalamayı kes. Nerdesin. Bu kahrolası yerde hangi deliğe saklandın."
"A, çok acelecisin. O zaman şöyle yapalım. Seni görüntülü arayacağım. Nerde olduğumu gördüğünde, sürprizimide göreceksin" deyerek yüzüme kapattı.
Kısa süre sonra görüntülü arıyordu. Görüntüyü açtığımda iğrenç yüzü karşımdaydı. "Şimdi göreceklerin sana çok tanıdık gelecek" diyerek sinsice gülümsedi.
"Çocuklar nerde? Onların kılına zarar gelirse seni en kötü şekilde geberteceğim. Yerlerini söyle" diye bağırdım.
İğrenç gülüşünü tekrar sergiledi ve "burdalar" diyerek telefonu çevirdi. Toprak ve Ekim kollarından tutularak kadraja girdi. Toprak beni gördüğünde "abla" diye bağırdı. Ardından Ekim, "yenge kurtar bizi" diyerek ağladı.
Yerden kalkarak doğruldum. Çok korkmuş, çok ağlamışlardı. "Sizi kurtaracağım çocuklar. Sakin olun" dedim. Merdivenleri tırmanıyor görüntüde tanıdık bir yer bulmaya çalışıyordum.
Pamir telefonu bir başkasına verdi ve Toprak'ın kolunu sıkıca kavradı. "Bırak lan kardeşimi. Senin derdin benimle onları bırak. Bırak gitsinler. Ne yapacaksan bana yap."
Kahkaha atarak, "bu mütiş zevki yaşamalıyım" dedi ve kardeşimi sürükler vaziyette kendiyle çekiştirdi. Olamaz, Parla'yı öldürdüğüm noktaya doğru ilerliyordu. Balkona geçtiler. Merdiveni iki üç basamakla geçiyordum. Yetişmeliydim. Yoksa Toprak'ı balkondan atacaktı.
Kata geldiğimde bulundukları bölgeye açılan kapı kilitliydi. Kolunu tutup salladım açılmadı. Ekrana bakmaya korkuyordum. Kilide ateş ettiğimde kilit açılmıştı. Kapıyı açtım. İki adam çırpınan Ekim'in kollarını kavramış, üç maskelide beni görür görmez silahlarını kaldırmıştı. Ama benim tek kurşunum kaldığı için onu Pamir'e harcayacaktım.
Bakış açıma Pamir ve yakasından tuttarak balkondan aşağı sarktığı Toprak girdi. "Dur. Yapma" diye bağırarak onlara doğru koştum. Nefes alamıyor kalbim patlayacak gibi hissediyordum. Bu olamazdı. Toprak'a bir şey olma düşüncesi beni kahrediyordu. Balkona girdim. Az kalmıştı ulaşıyordum kardeşime.
Pamir sinsi gülüşünü tekrar sergiledi. Onu vursam kardeşim elinden kurtulur ama aşağı düşerdi. Vuramazdım.
Toprak baktı yüzüme. Gülümsedi. "Abla beni affet. Seni bu duruma düşürmemeliydim. Gitme dediğin halde Ekim'i alarak eve gittim. Affet" dedi. Korkuyordu. Gözleri gözlerimdeyken Pamir, ellerini serbest bıraktı. Yetişmiştim. Hayır. Toprak yere doğru çakılırken, içimden bir şeyler koptu.
Avazım çıktığı kadar çığlık attım. Bu bir rüyaydı gerçek olamazdı. Toprak ölemezdi. Bu hayata, bu hayatı cehenneme çevirenlere lanet olsun.
Bu duruma düştüğüm için bana lanet olsun.
Nasıl buldunuz canlar. Düşüncelerinizi yorumlara yazın. Bir başkasının gözünde görmek istiyorum.
Oy vermeyi unutmayın.
Seviliyorsunuz canlar💙💙💙