İçeriğe geç

AJAN Y

Bölüm 32 · 13 dk okuma

AJAN Y

Bölüm 32

32.Bölüm

Oy ve yorumlarınızı esirgemeyin canlar

Keyifli okumalar💙

Hiç düşünmeden tetiğe basmıştım. Refleksleri güçlü olan Kuzey, salondaki kolonun arkasına kaçarak vurulmaktan kurtulmuştu.

"Yasmin, n'apıyorsun? Bırak şu silahı." Sesi gür ve tedirgindi. Kolonun ardından başını çıkararak bana baktı. Bir kez daha tetiğe bastığımda eğilerek yerde takla attı ve koltuğun arkasına geçti. "Sen kafayı yemişsin. Beni mi vuracaksın? Bırak hemen şu silahı."

"Bunu hak ettin. Beni aldattın. Küçük düşürdün." Gözlerimden yaşlar dökülürken ağır adımlarla saklandığı koltuğa doğru yürüdüm. Hala silahı indirmeyerek nişan alır pozisyonundaydım.

"Seni almatmayacağımı biliyorsun."

"Bilmiyorum" diye bağırdım. "Görev ayaklarına yatıp kızla gününü gün ettin. Ona bakışlarını gördüm."

"Demekki yanlış görmüşsün. Benim kalbimde senden başkasına yer yok. Bunu sana kaç kez söyledim." Koltuğun arkasına geçtiğimde yoktu. Diğer koltuğu kontrol ettim. Yoktu.

"Sana artık inanmıyorum. Bende sana, benden birşey saklama demiştim. Beni sakın aldatma, seni vururum demiştim." Salondaki bütün eşyaların yanına, arkasına baktım. Nereye kaybolmuştu bu adam. Arkamı döndüm. Etrafı bir kez daha taradım. Misafir odasının kapısını açarak baktım, yoktu.

Mutfağa doğru ilerledim. Yarı açık kapısını ayağımla ittim. İlerleyerek masanın altına, dolapların kenarlarına baktım. Balkon camına yaklaşarak bakacaktım ki ani bir hareketle silah ellerimin arasından çekilerek yeri boyladı. Hızla Kuzey'e dönerek tekme attım. Bu ani hareketim onu sarsmıştı.

Yumruğumu savurduğumda havada yakalayarak kolumu çevirdi ve belimden tutarak sırtımı göğsüne dayadı. Ben kurtulmaya çalıştıkça, belimi saran kolları daha çok sıkılaştı.

"Rahat dur artık. Konuşalım."

Dirseğimi karnına geçirdim. Öyle kolay değildi kendini affettirmek. İnleyerek kolunu gevşetti. Geri çekilerek tekrar yumruk attım. Bu defa, o yakışıklı suratına gelmişti yumruğum. Onu deliler gibi seven, ona kıyamayan beni, sonunda delirtmişti. Ona her savurduğum darbemi geri püskürtmeye çalışıyor beni incitmemeye dikkat ediyordu.

"Maviş. Bu daha ne kadar sürecek. Bu şekilde değil, konuşarak çözelim. Yeter. Dur artık. Seni incitmek istemiyorum." Mutfağın içinde dövüşüyor, elime ne geçiyorsa ona fırlatıyordum.

Duyacağım cevaptan korkuyordum ama aklımdakini sormalıydım. Onunla oturupda sakince konuşmak istemiyordum. İçimin rahatlaması için canını yakmak istiyordum. Onunkiyle kıyaslanamaz ama tıpkı benim canımı yaktığı gibi canını yakmak istiyordum.

"Onunla yattın mı?" Sorduğum soruyla bir an duraksadığında yakasından tutarak onu masanın üzerine fırlattım. "Ahh" diyerek inledi.

"Hayır. Ne onunla nede bir başkasıyla yatmadım. Sen beni şerefsiz bir adam olarakmı görüyorsun?" Diye kendini savunduğunda bir çığlık koptu boğazımdan.

"İnanmıyorum" diyerek yakasına yapıştım. Beni sertçe tutarak çevirdi. Bu defa ben altta o üzerimde masaya yapışmıştım. Onu iterek yere fırlattım. Tezgah dolabına çarparak hızla ayağa kalktı.

"Peki" diyerek omuz silkti. "Şimdiden özür dilerim sevdiğim. Bende senin anlayacağın dilden konuşacağım." Karşımda dikilerek baş parmağıyla kanayan dudak kenarını sildi. Omuzlarımdan tutarak beni fırlattığında sandalyeye çarparak hızla yere düştüm. Daha toparlanamamıştım ki kollarımı sıkıca tuttu ve beni kaldırdı. Daha deminki düşüşümün acısı dinmemiti ki tekrar beni fırlattı. Patetes, soğan ve ıvır zıvırları koyduğumuz dulaba yapıştığımda dolapla birlikte yeri boylamıştım. Kırılan dolak ve patetes, soğanlar sırtıma resmen batarken boğazımdan acı bir çığlık koptu.

Kaşlarını acıyla çatarak üzerime geldi ve beni nazik birşekilde kaldırmaya çalıştı. "Özür dilerim. Canını yakmak istemedim. Beni sen zorladın." Sıkıca sarıldı bedenime. Sonrada her yerimi yoklayarak, "iyimisin? Bir yerine birşey oldumu?" Diye sordu. Öylece onu izledim. Telaşını, benim için endişesini. "Sevdiğim. Alkol kokuyorsun. Sen alkol almazdın." Yanaklarımı avcunun içine alarak dudağıma öpücük kondurdu. Kokumu içine çekti. "Acıttım seni. Böyle olsun istemedim. Ben sana kıyamam. Seni kıramam. Seni aldatamam. Seni çok seviyorum maviş. Senin için ölürüm." Sesi hırıltılı çıkarken gözünden bir damla yaş düştü. Kuzey ağlıyordu. Onu ilk defa böyle görüyordum.

Yanaklarıma, boynuma öpücükler kondurarak burnunu başıma dayadı. Kokumu içine çekerek beni kendine çekti ve sıkıca sarıldı. "Bundan sonra hiç bir yere gitmiyorum. Görev bitti. Artık hep yanındayım. Seni bırakmam. Beni affetmen için herşeyi yaparım."

Geri çekilerek başımı avuçları arasında tuttu. Buruk bir şekilde gülümsedim. Gülümsedi. Hayran olduğum kara gözleri, gülüşümü inceledi büyük bir heyecanla. Kalbim deli gibi çarpıyordu. Aşk sarhoşluğundan mı, yoksa birazdan yapacağım, belkide çok pişman olacağım şeydenmi.

Deli gibi çarpan kalbim tatlı gülüşüyle daha çok çarpmaya başladı. Kısık ses tonumla, "seni affediyorum sevdiğim" dedim. "Ama bana yaptıklarının bir bedeli olmalı." Daha fazla düşünmeden boğuşma sırasında tezgahtan aldığım metali elimde sıktım. Elimi yerden kaldırdım ve avucumdaki bıçağı koluna geçirdim. Gözleri büyürken acı bir inilti kaçtı boğazından. Aynı anda gelen çığlık ve bağırış sesleriyle başımı kapıya çevirdim.

Defne, Devrim ve doktor olan alt komşum buradaydı. Devrim, "Yasmin napın" diyerek bağırdı. Kolundan kanlar akan Kuzey üzerimden kalkmaya çalışırken Defne çoktan koluna girerek ona yardım etti.

Ölümcül bakışlarını bana cevirirken, "bu kadarınıda yapamazsın" dedi. "Kuzey'i öldürmekmi niyetin."

Kuzey acısına aldırmadan "önemli değil, uzatmayalım" dedi ve yaralı olmayan kolunu hala yerde olan bana uzattı. Sakince elini tutarak yerden kalktım.

Gözlerini gözlerimden ayırmayarak kolunu omzuma sardı. Birlikte salona geçerek koltuklara oturduk. Doktor komşum hala şaşkın bakışlarını üzerimize dikerek, "ben bu sefer müdahale etmeliyim yoksa çok kan kaybedeceksin" diyerek evden çıktı.

Defne eline ilk geçirdiği tişörtü Kuzey'in koluna bastırırken bir yandan söylenip duruyordu. Bir dakika, o kana bulanan benim tişörtüm müydü? Ağzıma gelen kelimeleri yutarak sustum. Sevdiğim adamı bıçaklamıştım, tişörtü düşünmem ayıp olurdu.

"Ya sen bunu nasıl yaptın Yasmin. İnanamıyorum sana. Bu durumda seni tutuklamam gerekiyor biliyorsun değilmi?" Başını bana doğru uzatarak kokladı. "İçmişsin sen. Leş gibi kokuyorsun. Mümkünse bir daha içme sen kızım. İçince sapıtıyorsun." Diye söylenmesine devam etti Defne. Bu sırada doktor gelmişti. Bir sandalye çekerek oturdu. Çantasından malzemeleri çıkarmaya başladı. Defne, "hadi bu deli" diyerek beni gösterdi. Tekrar Kuzey'e döndü. "Sen niye uyarsın ona. Birbirinizi döverek öldürcektiniz." Defne'ye kızamadım. Haklıydı. İşin dozunu fazla kaçırmıştım.

"Gömleği çıkarabilirmiyiz" dedi doktor. Kuzey elini beyaz gömleğinin düğmelerine attığında önce davranarak düğmelerini tek tek açtım. Kaslı vücudu ortaya çıkarken önce sağlam kolundan sonrada yaralı kolundan dikkatlice çıkardım. Kolu hala kanıyordu. Yüzümü büzerek koluna baktığımda Kuzey gözlerini yüzümden ayırmadı. Gözlerimiz kesişti. Yutkunmakta zorlandım. Ben, böyle güzel bakan kara gözlümü çok seviyordum. Ona bunu niye yapmıştım.

Belki daha beterini yapacaktım. Kıskanınca gözüm dönmüştü. Ve şu ana kadar hiç pişman hissetmemiştim kendimi. Belkide dedikleri gibi ben bir deliydim.

"Yasmin hanım izin verirmisiniz." Doktorun sesiyle kendimi toparlayarak geri çekildim. Kuzey gülümseyek tepkilerimi, hareketlerimi izliyordu. "Yara fazla derin değil. Dikişe gerek yok. Yarayı silip saracağım." Defne hala bana söylenirken doktorda ona katılarak yonuşmaya başladı. "Valla ne yalan söyleyeyim, böyle birşeye ilk defa şahit oluyorum. Enteresan bir ilişkiniz var."

"Evet. O kadar enteresanki yetişmeseydik birbirlerini öldüreceklerdi" dedi Defne.

Karşımda hiç konuşmayarak ciddi bakışlarını bana yönelten Devrim'e, "umarım kapımı kırmadın" dedim.

Alay eder gibi dudağı yana kıvrılarak gülümsedi. "Evin içine sıçmışsınız kapıyımı düşünüyorsun?" Haklıydı, evin içine sıçmıştık. "Ulan silah sesleriyle uykumdam öyle bir fırladım ki baskınmı yiyoruz dedim. Şu halime bak" diyerek eliyle üzerini işaret etti. Altınta şortu üzeri ise tamamen çıplaktı. Neyseki doktor komşum pijamalarıyla gelmişti. "Birileri şikayetçi olsaydı napacaktın? Belkide çevredekiler çoktan yetkilileri aramışlardır."

Devrim'in bana yönelttiği soruya, "sen halledersin" diye cevap verdim.

Kaşlarını çatarak, "Böyle devam edersen arkanı toplamayacağım. Seni deli eden şu nişanlına söylede, seninle o uğraşsın."

Doktor Kuzey'in kolunu sardığında gitmek için ayaklanmıştı. Onu durdurarak, "senide telaşlandırdık kusura bakma. İçecek birşeyler getireceğim biraz daha otur" dedim. Doktor tekrar otururken mutfağa giderek birer bardak soğuk içecek doldurup geri geldim.

İçecekleri servis ederek tekrar Kuzey'in yanına oturdum. Yüzünü ekşiterek elindeki bardağa bakan Devrim gözüme çarptığında "ne var kızım bu elma suyunda bir türlü vazgeçemiyorsun?" Dedi.

Omzumu kaldırıp indirerek, "favuri içeceğim."

Defne hemen laf yetiştirmeye başladı Kuzey'in diğer tarafından. "Doğru söylüyorsun. Alkolden iyidir. Sen elma suyunu içmeye devam et kardeşim. Yoksa birgün birimizi öldüreceksin."

Saçımı kulağımın arkasına sıkıştırarak, "o kadarda değil" dedim.

"Tabii, bu gece neler yapabileceğini bize gösterdin." Sevgili arkadaşım çok üzerime geliyordu. Ama birazcık haklılık payı olduğu için buna için veriyordum.

Doktor komşum boğazını temizleyerek ayaklandı. Elindeki boş bardağı masaya bırakarak, "ben artık gitsem iyi olacak, neredeyse sabah oldu" dedi. "Görüşmek üzere." Defne onu geçirirken ardından kapıyı kapattı. Anlaşılan kapım hala sağlamdı.

"Kuzey, artık bize neler döndüğünü anlatırsın değil mi kardeşim?" Devrim kollarını dizlerine dayayarak öne doğru eğildi. "Bu nişan olayı nedir?"

Kuzey derin bir nefes çekerek önce bana baktı. "Rauf Yalçın, günlerce baskın düzenleyerek çökerttiğiniz, ülkenin yeraltı çetelerinin başı. Teşkilat size bu görevi verirken benide Rauf Yalçın'ın inine girmem için görevlendirdi."

"Ve sende en kolay yolu seçtin. Maşallah kızımızda dünden razıymış" dedim. Kıskançlık damarlarım kabarmaya başladı yine. "Bana anlatabilirdin. Böylesi dahamı iyi oldu." Dayanamayarak ayağa kalktım. "O kadına ne kadar yaklaştınki öyle büyük bir aşkla bayıyordu sana. O görüntülerinizi aklımdan silemiyorum bir türlü."

"Yasmin yerine otururmusun? Sakinleşte adam akıllı konuşalım. Kuzey'ide anlayalım biraz." Devrim'in ikazıyla hareketlerimin farkına vardım. Konuşurken elimi kolumu öfkeyle Kuzey'e yöneltiyordum.

Oturmak için bu defa Devrim'in yanına oturmuştum. Şu anda Kuzey'e yakın olmak istemiyordum. Ayarlarımla oynuyordu yakışıklı şerefsiz. Bir an aşkla bakıyorsam yüzüne bir an öldürecekmiş gibi bakıyordum.

Kuzey'in bakışları üzerimde, canı sıkkın bakıyordu. Tekrar iç çekerek, "Yasmin, seni hiç aldatmadım. Ne o kadınla nede bir başkasıyla hiç bir ilişkim olmadı. Seni üzmek, kırmak istemedim. Böyle olması gerekti. Çok üzgünüm. Beni affet mavişim." Ayy bu adam hemen kalbimi yumuşatıyordu. Gerçekten üzgündü.

Devrim ayaklanarak, "hadi Defne, eve çıkalım. Bir iki saat sonra merkeze gideceğiz" diyerek bize döndü. "Sizde barışın. Bir taşkınlık daha yaparsanız Feride başkanı aramak zorunda kalacağım." Onlar gidince Kuzey yerinden kalkarak bana doğru adımladı.

Heybetli vücudunda çizikler oluşmuştu. Bunlara benmi sebep olmuştum. Gözlerim çıplak vücudunu tararken yanıma oturdu. Yakışıklı yüzü iyice yaklaştı. Elmas gibi parlayan gözlerini gözlerime sabitledi. Çok özlemiştim kısarak bana bakan kara gözlerini. Yakınlaştıkça buram buram burnuma dolan kokusunu. Artık inadı bir kenara bırakacaktım. Bana yakınlaştıkça bütün direncim yok oluyordu.

Daha fazla direnmeden kollarımı boynuna doladım. O da hiç vakit kaybetmeden dudaklarıma yapıştı. Kokusuna, sıcaklığına sığındım. Onu deli gibi seviyordum. Deli gibi kıskanıyordum. Ondandı bu hırçınlığım. Ondandı bu deliliğim. Kuzey yalnızca benim olsun istiyordum. Bende onun.

Dudaklarımız ayrılınca alnını alnıma dayadı. Güzel dudakları kıvrıldı. "Beni affettinmi mavişim?"

"Affettim" dedim onun gibi gülümseyerek. "Sende beni affettin mi?"

"Sana hiç kızmadımki mavişim. Haketmiştim kolumdaki bıçak yarasını. Ama merak ettiğim birşey var. Kaçmasaydım, beni gerçekten vuracakmıydın?"

Hiç düşünmeden "evet" dedim. "Sana beni aldatırsan seni vururum demiştim."

"Ama seni aldatmadım."

"Bir anlığına unutmuştum. Neden hatırlatıyorsun?" Dedim geri çekilerek.

Omuzlarımdan tutarak beni tekrar kendine çekti. Kollarını sıkıca sardı bedenime. "Seni çok özledim sevdiğim" dedi saçlarımı koklayarak. "Herşeyi bir kenara bırak, şu anda birlikteyiz. Seni ne durumda bıraktığımın farkındayım. Bu görev için hiç istekli değildim. Bir an bitmesi için çok çabaladım. Örgütün içine en kolay yol olanı seçtim. O kızın gururuylada oynamak istemedim. Başka çarem yoktu. Maalesef, bazen babaların günahını evlatları çekermiş.

Sensizlik çok koydu be maviş. Sensizlik ölüm gibi geldi bana. Seni arayamazdım. Bir yerden açık ederdim kendimi. Artık görevimi tamamladım. Her yerlerini, her adımlarını ezberledim. Bir iki güne baskın düzenleyeceğiz."

Koltuğa uzanarak başını dizlerime koydu. Gözlerini kapattı. "Biraz saçlarımı okşasana mavişim."

Parmaklarımı saçlarının içinde gezdirdim. Huzurlu bir nefes çekti. Gülümsedi. "Kolun açıyormu?"

"Acımıyor. Sana kavuştum ya şu an çok huzurluyum. İnan beni vursaydında yine acı hissetmezdim sevdiğim."

"Suçluluk hissediyorum."

Sesli bir gülüş çıktı dudaklarından. "Valla ne yalan söyleyeyim, artık senden bir tık daha korkmaya başladım."

Bu söylediğine şaşırarak, "ne yani sen benden korkuyormuydun" dedim.

"Tabi kızım. Bazen sağın solun belli olmuyor. Neler yapabileceğini kestiremiyor insan."

"Sende diğerleri gibi beni deli olarakmı görüyorsun?"

"O da nereden çıktı. Kim seni deli olarak görüyor." Kalkıp oturdu ve gözlerime baktı.

"Kim olacak, ekiptekiler. Senin yokluğunda bazen delirmiş gibi olabilirim" dedim dudaklarım kıvrılırken.

Tekrar sarıldı sıkıca. "Tekrarı yaşanmayacak sevdiğim. Hayatımızdaki bütün olumsulukları bir kenara bırakalım. Operasyon bittiğinde hiç vakit kaybetmeyelim artık. Nikah için bütün işlemleri ayarlayalım. Düğün için hazırlıkları yapalım. Bir iki haftaya nikahıda düğünüde birlikte yapalım. Tabiki sanada uyarsa."

Işıldayan karalarına baktım. Bu teklife nasıl hayır derdim ki. İçten bir gülümseme ile "olur sevgilim" dedim. Yanaklarını tutarak dudaklarımı dudaklarına bastırdım.

Geçen gecenin ardından Kuzey, hiç yanımdan ayrılmamıştı. Nikah işlemlerimizi halletmiş ve iki hafta sonrası için düğün günümüzü kararlaştırmıştık. Nikah ve düğünü aynı gece büyük bir otelin bahçesinde yapacaktık. O kadar mutluydum ki yere göğe sığamıyordum. Çok sakin çok huzurluydum.

Bir kaç gündür alışveriş yapıyorken gelinliğimi bile sipariş etmiştik. Bu kararımızı ailelerimize anlattığımızda anlayışla karşılamışlardı. Bu arada babamı aradığımızda Ekim'inde orada olduğunu öğrenmiştik. Kuzey kardeşine biraz söylensede güvenli ellerde diyerek onu sakinleştirmiştim. Zaten İsanbul'a giderken annesindende izin almıştı.

Şu anda bizde İstanbul'daydık. Ekip olarak tam tekmil hazır, Rauf Yalçın'ın evine yakın bir yerde konumlanmış Kuzey'den işaret bekliyorduk. Rauf Yalçın, haklı olarak damadı Kuzey'i akşam yemeğine çağırmıştı. Ama Kuzey, gerçekleri açıklayarak Rauf Yalçın'a teslim olmasını teklif edecekti. Tabiki, ülkede en yüksek vergi veren iş adamlarından biri gibi görünen, aslında yeraltı mafya lideri Rauf Yalçın böyle bir teklifi kabul etmeyecekti. Bu nedenle hali hazırda baskın için bekliyorduk.

Kulaklığımıza dolan, içerideki soğuk havanın gerginliğini olduğum yerden hissediyordum. Kuzey konuyu açmıştı. Rauf'tan ses çıkmazken sahte nişanlı Umay, "Kuzey"? dedi sorarak. Sesi şaşkın ve tedirgindi. "Hayatım bu bir şakaysa hiç hoş değil. Hemen babamdan özür dile." Bu kızı elime geçirirsem tokat manyağı yapacaktım.

"Gayet ciddiyim. Yolun sonu Rauf Yalçın. Buraya kadar. Bütün kirli işlerini, yasa dışı bir çok örgütün başında olduğunu biliyoruz. Bana kalırsa fazla uzatmayalım. Teslim olman için sana son uyarım."

Rauf'un sakin ve otoriter sesi kulaklarımızı doldurdu. "Teslim olmazsam ne kadar ileriye gidebilirsin. Buradan sağ çıkacağınımı sanıyorsun."

"Anlaşılan olayın ciddiyetini kavrayamadın Rauf. Şu anda bütün iş yerlerin ve devre mülklerine el konulmuş durumda." Evet, İstanbul teşkilatı Rauf'un bütün mal varlığına el koymuş, baskınlar düzenliyordu. "Adamlarına silahlarını bırakmalarını söyle ve bir tatsızlık çıkarmadan teslim ol. Ekibim dışarda tetikte bekliyor."

Önce masaya vurulan yumruk sesi ve ardından Rauf'un kükremesi duyuldu. "Ulan, seni içimize kızım istedi diye aldım. Lan sen benim soframa oturdun. Yemeğimi yedin. Meğer sen beni bitirmek için kızıma yanaşmışsın. Kızımın gururuyla oynadın lan sen. Seni geberteceğim."

Bir başka adamın sesi duyuldu. "Efendim, bütün iş yerlerine baskın düzenlenmiş. Sizi arıyorlar ama telefonunuzu açmıyormuşsunuz." Kötü haber tez duyulurmuş.

Rauf kükremeye devam ederek Kuzey'e tehtitler yağdırdı. "Bunu bana ve kızıma yapmayacaktın. Kızımın gururunu ayaklar altına almana izin vermeyeceğim. Bunun hesabını ödeyeceksin."

"Beni değilde kendini düşün sen Rauf bey, içerde sayacağın günleri düşün. Şimdi adamlarına silahlarını bırakmalarını söyle yoksa ekibim hiçte hoş olmayacak şekilde içeri girecek." Kısa bir süre ardından Rauf adamlarına silahları bırakın emrini verdi. Bu kadar kolay olacağını düşünmemiştim doğrusu. Oysaki kendimi büyük bir kaosa hazırlamıştım.

Evin içinde ve dışındaki bütün adamlar silahları bırakarak teslim oldu. Ekibin bir kısmı adamları ve silahları toplarken bir kısmımızda içerisinin temiz olup olmadığını kontrol ettik.

Kuzey, yanında Rauf ile dışarı çıktığında ardındaki kadın telaşla onları takip ediyor ve aynı zamanda Kuzey'e yalvarıyordu. "Kuzey, bunu bana yapamazsın. Beni seviyordun. Bana aşıktın. Yaşadıklarımızın hiçbiri yalan olamaz." Bak, aklımı çeliyordu bu kadın. Neler yaşamışlardı ki. Önce durup şöyle bir kızı izledim. Yeşilçam filmi izler gibi. Bir kadın böylesine gururunu ayaklar altına almamalıydı. Ama aşık olmuş yazık n'apsın, demektende kendimi alıkoyamadım..

Rauf kızını sert bir dille uyarsada kız yinede baba sözü dinlemeyerek Kuzey'in ardından yalvarmaya devam ediyordu. En son Kuzey'in kolunu tutarak çekiştirdi. Deli gibi ağlayarak gür çıkan sesiyle, "Kuzey sana aşığım, bırakma beni" diye bağırdı. Keşke babanın sözünü dinleseydin kızım.

Hızla bir kaç adım atarak kıza yaklaştım. Kolundan tuttuğum gibi kendime çevirmiştim. Eli Kuzey'in kolundan ayrıldığında gözgöze geldik. Daha ne olduğunu anlamadan okkalı bir tokat geçirdim suratına. Kusura bakma Kuzey, geçen gece sana söz vermiştim uslu duracağıma. Ama bu kadının sana olan aşkını söküp almalıydım kalbinden.

Yere düşen kadını yakasından tutarak tekrar kaldırdım. Konuşacak gibi oldu. Fırsat vermeden tekrar tokat attım. Etrafında bir tur döndü ve bir tokat daha. Kadın çığlık atarak onu tutan Gizem'in kucağına düştü. Tekrar elim havalanmıştı ki Duygu hızla kolumu tuttu. "Yasmin napıyorsun. Bu yaptığın hiç normal değil."

Kuzey karşımda durunca kaşlarını çattı. "Yine rahat duramadın be maviş." Lan gerçekten bana kızıyormuydu bu.

Yüzü kızaran Umay, içli içli ağlarken nazlı bir şekilde "Kuzey, bu kadının bana yaptıklarını görüyorsun değilmi? Çok canım acıyor. Benimle ilgilenirmisin lütfen."

Kadına doğru bir adım attığımda Kuzey kolunu belime sardı. "Lan Kuzey'e yavşayıp durma elimde kalacaksın şimdi."

"Sana n'oluyor be. Nişanlım değilmi istediğimi yaparım. Değil mi Kuzey?" Kuzey'e dokunmaya çalıştı ama Gizem kadını öyle bir tutuyordu ki yerinden kımıldayamadı.

Yüzüme sinsi, bence korkutucu gülüşümü takınarak, "oyun bitti güzelim, kocamı artık rahatsız etme" dedim. Kadın kocaman olmuş gözleriyle bakarken Gizem onu sürüklercesine bizden uzaklaştırdı.

Arabaya bindiğinde aklı başına gelen kadın, "olamaz" diye bağırmaya başladı.

Bana bakan Kuzey, sesli bir kahkaha attı. Ne yani, söylediğim şey yalan sayılmazdı. Şurada evlenmemize sadece iki hafta vardı.

Evet. Geldik yine bir bölümün sonuna. Bölüm hakkında düşüncelerinizi çok merak ediyorum canlar.

Oy ve yorumlarınızı bekliyorum.

Sağlıcakla kalın💙🌹🥰

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.