İçeriğe geç

AJAN Y

Bölüm 31 · 12 dk okuma

AJAN Y

Bölüm 31

31.Bölüm

Oy ve yorumlarınızı esirgemeyin canlar.

Keyifli okumalar💙

Ben, hiç böyle aşağılanmadım, küçük düşürülmedim. Hiç kimse, böyle kalbimi incitmedi, gururumu kırmadı.

Karma karışık duygular içindeyken tüm hücrelerim harekete geçti. Bir yandan ağlıyor bir yandan tüm bedenimi ele geçiren öfkemle önüme gelen tüm eşyalarımı tekmeliyordum. Kuzey ile tek tek beğenerek seçtiğimiz eşyalarımı. Herşeyi fırlatırken kırılan parçalar büyük gürültü çıkarıyor her yere dağılıyordu.

Bir süre sonra deli gibi titreyerek sarsılan bedenimle nefes alamadığımı hissettim. Duvara yaslandığımda bedenim kayarak yere yığıldı. Sıtımı duvara yaslarken hıçkırarak ağladım. Nefesimi dengelemeye çalışırken ağlama krizine girdim.

Kuzey bütün sinirlerimi alt üst etmişti. Bu yaptığının bir telafisi yoktu. İster görev için olsun, ister gönlünü gerçekten gördüğüm kıza kaptırsın, bunun asla bir açıklaması yada bir telafisi olamazdı. Bana bunları yaşatmanın, beni bu duruma düşürmenin bir bedeli olacaktı.

Kapıdan gelen gürültüleri beynim yeni algılıyordu. Defne ve Devrim ağabey kapıyı yumruklarken sürekli zile basıyor, bağırışıyordu. "Yasmin, artık aç şu lanet kapıyı yoksa kıracağım."

Devrim ağabey'e cevap veremiyordum. Soluklarımı düzenlemem gerekiyordu yoksa bayılacaktım. Onlar kapıda bağırışlara devam ederken zorluklada olsa yerimdem kalkarak kapıya doğru ilerledim. Kapıyı açtığımda kardeşler, tanımadığım bir adamla panik ve endişeyle bana bakıyorlardı.

"Bu halin ne?" Diyerek endişeyle Devrim içeri girerek kollarımdan tuttu. "N'oldu sana?"

Defne içeri girer girmez bağırmaya başladı. "Aman Allah'ım, bu evin hali ne? Neler oldu burda?" Devrim ve tanımadığım adamın gözleri benden ayrılarak salona döndü.

Devrim şaşkın bakışlarını tekrar perişan görünen yüzüme çevirdi ve, "güzelim, gel oturalım şöyle. Sonra bana, neden bu haldesin, ve neler oldu anlat" diyerek beni tek sağlam kalmış üçlü koltuğa oturttu. Defne yanıma oturup elimi tutarken Devrim, evimin içine kadar giren yabancıya, "Mert, belliki bir tatsızlık yaşanmış. Kusura bakma kardeşim. Sonra görüşürüz" diyerek adamı dışarı çıkarmaya çalıştı.

"Önemli değil. Eli yaralanmış, isterseniz bir bakayım." Adam önümde eğilirken elime bakmak istedi ama elimi geri çekerek, "önemli birşey yok" dedim güçlükle soluklanarak. Benim yaşlarda görünen genç adam kararsız bakışlarını bir elime birde yüzüme çevirdiğinde artık bakışlarımda ne gördüyse üstelemedi. Geri çekildi. "Bana ihtiyacınız olursa seslenirsiniz" diyerek evden çıkıp gitti.

"Şimdi herşeyi anlat bakalım. Bu halin ne? Ve ne olduda çok sevdiğin evini bu hale getirdin?" Görüntüler tekrar gözümün önüne geldi. Çatık olan kaşlarım daha çok çatılırken yerimde duramayıp ayaklandım. Elimi istemsizce saçlarımın arasına geçirirken tutamlarını çekiştirdim.

Huzursuzca ayakta beklerken Defne, "beni korkutuyorsun Yasmin. Neler olduğunu artık anlatacak mısın?" Dedi.

"Telefonunu ver" dedim sessizliğimi bozarak. Cebinden telefonu çıkardığında hızla elinden çekerek aldım. Merakla benden bir cevap bekliyorlardı.

Görüntüleri izlediğim program uygulamasından bularak Defne'ye uzattım telefonu. Onları, ekrana bakan şaşkın bakışlarıyla bırakarak yatak odama girdim. Üzerimi değiştirerek siyah bir pantolon ve aynı renkte tişört giydim. Komidini açarak silahımı alıp belime taktım. Bugün, ya Kuzey'i yada anasını vuracaktım. Ben bu duruma ikisi yüzünden düştüm. Bana bunun hesabını vereceklerdi.

Telefon, cüzdan ne lazımsa yanıma alarak odadan çıktığımda dış kapıya yöneldim. İkiside ayaklanmış, "nereye gidiyorsun?" Diye seslendiklerinde "arkamdan gelmeyin, hava alacağım" dedim.

Devrim yanıma gelerek, "Yasmin, bütün bunların gerçek olmadığını biliyorsun değilmi?" Diyerek bana teselli vermeye çalıştı. "Kuzey böyle bir adam değil. Bizden sakladığı gizli görevi ile alakalıdır. Geldiğinde sana mantıklı bir açıklaması olacaktır." Birşey demeden bir kaç saniye yüzüne baktım. Konuşursam öfkemi onlarada yansıtmaktan korktum.

Evden çıktığımda karşımda duran mavi arabaya yaklaşarak tekerine tekme attım. Sanki karşımda duran Kuzey'miş gibi. Direksiyona geçerek hızla bahçeden çıkış yaptım.

Sevdiğim adamı başka bir kadının yanında gördüğüm görüntüler, gözlerimin önünden gitmiyordu. Kuzey bunu bana nasıl yapardı. Görev için yapmak zorundada olsa bunu benden saklamayacaktı. Beni neden bu duruma düşürdü? Bu saatten sonra kırılan kalbimi, yok olan onurumu nasıl düzeltecekti.

Elimi tişörtümün yakasına atarak genişletmeye çalıştım. Düşündükçe nefesim daralıyordu. Kahrolası şu yollar neden bu kadar uzadı. Telefonum çalarken cebimden çıkardığımda ekranda tanımadığım bir numara vardı. Kimseyle uğraşamazdım şu anda.

Büyük gösterişli evin önüne geldiğimde ard arda kornaya bastım. Demir kapı açıldığında bahçeye girerek rast gele bir yere arabamı park ettim. Hızlı adımlarla kapıya ulaştığımda zile bastığım parmaklarımı kapı açılana kadar çekmedim.

Kapıdaki şaşkın gözlerle bakan yardımcı "hoşgeldiniz Yasmin hanım" dedi. Ona cevap yerine, "Feride hanım nerde?" Diye sordum ve cevabı beklemeden etrafı aramaya başladım.

Ardımdan gelen yardımcı, "Yasmin hanım, Feride hanım arka bahçede. Geldiğizi haber vereyim" dedi.

"Gerek yok. Ben yanına giderim" diyerek evden çıktım. Her çeşit çiçek ve ağaçlarla düzenli bir şekilde dizayn edilmiş bahçede arka bölüme gitmek için bir süre yürümek zorunda kaldım. Hedefimi bulduğumda bir dizini yere koymuş, yanındaki çiçekleri düzenli bir şekilde toprağa ekiyordu.

Beni farkettiğinde başını kaldırarak gülümsedi. "Benim güzel gelinim. Hoşgeldin."

Sahte bir gülüşle, "güzel gelinin.." dedim. "Peki ya diğer gelinin." Sesli bir nefes alarak ayağa kalktı. "Onada güzel gelinim diyor musun?"

"Yasmin, şu anda neler hissettiğini biliyorum." Herşeyden haberi vardı. Nasıl olmazdıki bu görevi kendi vermişti oğluna.

"Emin olun, şu anda neler hissettiğimi bilmiyorsunuz Feride hanım."

Bir adım yaklaştı. Ellerini birbirine çarparak toprağın tozunu giderdi. "Çok öfkeli ve üzgünsün. Böyle olmaz, eve geçelim. Biraz sakinleş, sonra konuşalım."

"Doğal olarak, bu durumda olmam normal. Uzun zamandır nişanlımdan doğru düzgün haber alamıyorum. Görevde olduğunu bilerek sabrediyorum, susuyorum, sakin kalmaya çalışıyorum. Ve bu gün ekranı açtığımda nişanlımın, sevdiğim adamın bir başkasıyla coşkulu bir mutlulukla nişanlandığını görüyorum." Sesimin yükselmesine engel olamıyordum. Konuştukça daha çok öfkeleniyor, kendime hakim olamıyordum.

"Ve bana sakinleş diyorsunuz. Sakin makin olamam Feride hanım. Söyleyin bana, siz neden bu kadar sakinsiniz?"

Sabır çeker gibi derin bir nefes çekti. Gözlerini gözlerimden ayırmıyordu. "Sende artık bizim mesleğin içindesin kızım. Bazı görevler gizlilik gereği, kime verildiyse o kişi ve sorumlular arasında kalır. Kişi en yakınıyla bile paylaşamaz. Kuzey görevinin sonuna yaklaşmak üzere. Senden tek ricam, görev bitene kadar anlayış göstermen."

"Kuzey evleninceye kadarmı? Feride hanım." Bir iki adım daha yaklaşarak elini elime doğru uzattı. Elime dukunamadan geri çekildim. "Kuzey'e, benden hiç birşey saklama demiştim. Beni aldatma sakın demiştim. Görev içinde olsa, beni aldatmayacaktı. Beni bu duruma düşürmeyecekti. Belki ailemde gördü o görüntüleri. Şimdi sessiz olmam için bana ricadamı bulunuyorsunuz. Bunun için geç kaldınız Feride hanım. Bu konuyu baştan konuşacaktınız benimle."

"Ailenle ben görüşeceğim. Lütfen artık kendinide benide üzme kızım. İçeri geçelim. Bu gün güzel yemekler yaptım. Ekim İstanbul'da ama Eylül'de birazdan gelir. Hatta bu gece burda kal." Ekim İstanbul'a niye gitmiştiki. Merak etsemde sormadım.

Sahte bir gülümsemeyle, "üzgün olduğunuz hiçte mimiklerinizden belli olmuyor Feride hanım" dedim. "Beni sakinleştiemeye çalışıyorsunuz ama şunu bilinki, oğlunuz bunun bedelini ödeyecek. Bunu onun yanına bırakmayacağım." Onu arkamda bırakarak çıkışa doğru ilerlediğimde arkamdan, "Yasmin, kızım dur. Yanlış birşey yapma" diye seslendi.

Kusura bakma Feride hanım oğlunun yanına bırakamam bunu. Arabayı çalıştırıp yola çıktığımda nereye gideceğimi, ne yapacağımı bilmiyordum. Feride hanımın yanında zorlukla tuttuğum gözyaşlarım yine akmaya başladı. Boğazıma bir yumru oturdu.

Telefonumun melodisi çaldığında cebimden çıkararak ekrana baktım. Feride hanımdı. Açmadan yan koltuğun üzerine attım. Ne onunla nede başkasıyla konuşmak istemiyordum. Bir süre sonra telefonum yeniden çaldı. Başımı sağa çevirerek baktığımda bu sefer annemdi. Haberi görmüş olmalıydı. Kusura bakma anne, şu anda konuşacak durumda değilim.

Yeşilliklerle dolu bir parkın önünde durarak arabadan çıktım. Parkın etrafında bulunan koşu yoluna girerek koşmaya başladım. Belki böylelikle biraz kafam boşalır, düşünmeyi bırakırdım.

Kaç tur koştum bilmiyorum. Tek bildiğim artık havanın karardığıydı. Nefes nefese durarak dizlerimi tuttum ve eğildim. Koşmakta bir işe yaramamıştı. Düşünceler bir an olsun zihnimden silinmemişti. Kuzey'in yabancı bir kızın elini tutuşu, yüzükler takılırken kızın aşkla Kuzey'e bakışı, gözlerimin önünden silinmiyor canımı yakıyordu. Yakındaki banka oturarak ağaçları izledim. Ben bu durumu nasıl atlatacaktım.

Koşarken telefona gelen çağrı ve mesaş seslerini duymazdan gelmiştim. Ekranını açtığımda bir çok arama ve mesaj vardı. Annem, babam, Feride hanım ve arkadaşlarım aramıştı. Herkes merak etmiş nerede olduğumu soruyorlardı.

"Beni merak etmeyin. Biraz dolaşıp yalnız kalmaya ihtiyacım var. Sonra ararım sizi" diye yazarak herkese toplu mesaj attım. Telefonu tekrar kapatarak cebime koydum. Ani bir kararla arabama binerek aklıma gelen yere doğru sürdüm.

Mekana geldiğimde beni karşılayan valeye verdim anahtarı. İçeri girdiğimde kapıda beni karşılayan görevli, "hanım efendi henüz açmadık mekanı" dediğinde "açılışa kadar beklerim" dedim ve ilerlemeye başladım. Görevlide itiraz etmemişti.

Daha önce ekiple geldiğim mekanda kısa bir göz gezdirip bara doğru ilerledim. Etrafta gezinen bir kaç kişi ve bar bölümünde duran kız harici kimse yoktu. Bar taburalerinden birini çekip oturduğumda barmen kız gülümseyerek bana doğru yaklaştı.

"Hoşgeldiniz" diyen kıza başımı sallayarak karşılık verdim. "Ne alırdınız?"

"Sert birşeyler olsun. Biraz rahatlamak istiyorum" dedim. Kız gülümseyerek arkasını döndü. Bardağı hazırlayıp önüme koyduğunda hiç vakit kaybetmeden hızla yudumlayak bitirmiştim.

Geri kıza uzattığımda "yanlış anlamayın ama bu hızla içerseniz çok çabuk sarhoş olacaksınız" dedi.

"Rahatlamaya ihtiyacım olduğunu söylemiştim. Hiç tanımadığın biri için endişe edecek değilsin ya öyle değilmi? Doldur şu kadehi." Kız uzatmayıp tekrar bardağımı doldurdu. Bardağım boşaldıkça önüne uzatıyordum. O da itiraz etmeden dolduruyordu. Artık kafamın rahatladığını vücudumun biraz gevşediğini hissediyordum. Normalde alkol kullanmazdım, ama görevim gereği alkole dayanıklılık testine girmiştim. Kararında içersem kendimi kontrol altında tutmayı bilirdim.

Artık içmeyi bıraktığımda tek tek müşteriler gelmeye başlamıştı. Hatta mekanın orkestrasıda hareketli parçalarını çalmaya başladı. Birazdan dans eden kızlarda sahneye çıkardı.

Çalan müziğe odaklanarak tamamen dış dünyadan kendimi soyutlamaya çalıştım. Üstelik yüzümde benden bağımsıs gülümsüyordu. O anda birinin arkamdan omzuma dokunmasıyla, orkestradaki bakışlarımı çekerek bana kimin dokunduğuna baktım.

Bar tezgahının üzerine neredeyse uzanarak bana yetişen elin sahibi, ekiple geldiğimizde bana ve elma suyuma takılan genç adamdı.

"Merhaba. Seni tekrar burada görmek ne güzel." Adam beni gördüğüne gerçekten sevinmiş gibi şaşkın ve ağzı kılaklarına varır gibi sırıtıyordu.

Kaşlarımı çatarak, "önce şu elini çek" dedim.

Sırıtarak, "kızma güzelim" diyerek elini çekti. "Yine elma suyumu içersin?"

"Ben içeceğimi içtim. Seni uyarıyorum. Benimle konuşurken mesafeni koru." Arkamı ona dönerek sahneye gelen kızlara baktım. Yine çok güzel dans ediyorlardı. Mekan neredeyse dolmak üzereydi.

Arkamdan yine adamın sesini duymaya başladım. "Çok güzel bir kadınsın. Anlaşılan yalnızsın. Sana seve seve eşlik ederim. Gözlerin büyüleyici. Saçların.." dediğinde ona dönmüştüm. Bana doğru eğilerek kokumu içine çeker gibi derin bir nefes çekti içine. "Çok güzel kokuyor. Beni büyüledin." Baygın bakışlarını dikti suratıma. Bu adamın pek tekin biri olmadığını biliyordum.

"Seni uyarmıştım" dedim keskin bakışlarımı ona sabitlerken.

"Nazlanma güzelim. Yalnız olduğunu biliyorum." Elimi önünde salladım parmağımdaki yüzüğü görsün diye. Ama o ırarla askıntı olmayı sürdürdü. Daha çok sırıtarak, "kocanın seni aldattığını biliyorum. Yoksa buralarda yalnız takılmazdın." Lan bu adam canınamı susadı. Ben buraya unutmaya gelmiştim. "İstersen geceyi birlikte geçirerek kocanı sana unutturabilirim. Sabaha kadar memnuniyetle, her türlü onu unuttururum."

Gülümseyerek oturduğum tabureden kalktım. Almış olduğu karşılıktan memnun olarak ağzı kulaklarında gülümsedi. Yakasından tuttuğum gibi adamı bar tezgahına yatırdım. Hızımı alamayarak uzun bar tezgahında hızla sürüklemeye başladım. Yere düşerek parçalanan bardak sesleri ve kiminin çığlık sesleri doldurdu ortamı.

Adamı sürüklemem, barın bitişinde adamın yere düşmesiyle son buldu. Yerdeki adam acılar içinde inleyip kıvrılırken, yakasından tutup oturttum. Diğer elimle belimdeki silahı çıkararak başına dayadım.

"Seni adi. Ne sandın lan beni." Elimden kurtulmaya çalışırken silahı başına daha çok bastırdım.

Gözleri büyüyerek bakan adama üstten baktığımda "n'apıyorsun lan sürtük" diyerek elimden kurtulmaya çalıştı. Dinginlemeye çalıştığım bütün öfkemi tekrar geri getirmişti şerefsiz. Bu gün birini vuracağım demiştim o da bu şerefsiz olacak galiba. Suratına sert bir tekme attığımda sert bir şekilde yere serildi. Etraftakilerin bağırışlarına kulak asmadan kaldırdığı başına bir tekme daha attım. Bu adamı parçalasam içim rahat etmeyecekti.

Eğilerek saçlarından tutarak başını kaldırdım. Yüzü çoktan kana bulanmıştı. "Demek sürtük, öylemi?" Diyerek başını set zemine çarptım.

Koşarak iki koruma bana doğru gelerek biri sağdan biri soldan kollarımı tutup beni çekiştirmeye başladılar. Kollarımı hızla savurarak korumaların ellerinden sıyrıldım. İkisiyle dövüşmeye başladığımızda birinin gür sesi ikisinide durdurdu. "Neler oluyor burda? Mekanımı dağıtmaya utanmıyor musunuz?"

Karşımdaki tos bıyıklı, kilolu adama baktığımda benimle dövüşen korumalardan biri, "bu kadın Cihan'ı dövüyordu efendim." Koca göbekli adam bir bana ve elimdeki silaha birde yerden güçlükle kalkan Cihan denen şerefsize baktı.

"Hanım efendi, Cihan'la alıp veremediğiniz nedir?" Etrafdaki kalabalıkta merakla bana bakıyordu.

"Bu şerefsizle ne işim olacak. Sarkıntılık etti ve bende cezasını kesiyorum" dedim tek kaşımı kaldırarak.

Adam "Cihan denen adama bakarak, "doğrumu bunlar? Diye sordu.

Cihan, ağzı burnu kan içinde "sadece onu çok beğendiğimi söyledim patron. Beni yanlış anladı" dedi.

"Ulan şerefsiz" diyerek silahın kabzasıyla başına vurdum. Cihan kendinden geçerek yere yığıldı. Aynı anda korumalarda silahlarını bana doğrulttu. Patronlarının, "indirin silahları" komutunu duyduklarında iteat ederek silahlarını indirdiler.

"Bir gün bunun olacağı belliydi zaten. Son zamanlarda kadın müşterilerden şikayet geliyordu. Cihan sarkıntılık ediyor diye. Bence artık dersini almıştır hanım efendi. Size bir şeyler ikram edelim böylelikle kapatalım konuyu."

Gerek yok" diyerek karşılık verdim patronları olan göbekli adama. "Bir daha karşıma çıkmasın yeter." Silahımı belime yerleştirerek arkamı döndüm. Artık buradan çıkmalıydım.

"Sakıncası yoksa, ne iş yapıyorsun kızım? Bileğinde çok kuvvetliymiş." Adamın sorusuna cevap vermedim. Ardıma bakmadan çıkışa ilerlerken kaldırdığım elimli salladım. Arabama binerek evin yolunu tuttum.

Alkolün etkisi hala geçmemişti. Ama bilincim gayet anıları hatırlayacak kadar taptazeydi. Bir iki adamla dövüşmek sinirlerimi biraz yatıştırsada Kuzey beyin bana yaptıkları yine beynimi kemiriyordu. Ben bu ihaneti nasıl atlatacaktım. Yıllardır güçlü kalmak için uğraştığım bütün çabalarımı Kuzey duygusal yönümle çürütmüştü. Ben, babamın kopyası, asi kızı bir erkek için sinir krizleri geçiriyordum.

Evmin önüne geldiğimde etraf sessizdi. Anahtarı kilide geçirerek açtım. İçeri girmeden beni karşılayan karanlıkla bakıştım. Işığı açtığımda etrafın gayet temiz ve düzenli olması çekti dikkatimi. Defne mi temizlemişti ortalığı.

Saat geç olmuştu ama bir teşekkürü hak ediyordu. Telefon ekranında Defne'den iki cevapsız çağrı vardı. Üzerine bastım. Açtığında uykulu sesiyle, "canım" dedi. "Seni merak ettim güzelim. İyimisin? Nerdesin?"

"İyiyim merak etme. Biraz dolaşıp rahatlamaya ihtiyacım vardı. Geldim, evdeyim."

"Geleyimmi? Yanında kalırım bu gece."

"Teşekkür ederim canım. Bu gece yalnız kalayım. Yarın kahvaltıyı birlikte yaparız."

"Tamam o zaman. Hiç birşey düşünmüyor mışıl mışıl uyuyorsun tamammı güzelim. Uyanınca gel kahvaltı yaparken konuşuruz. Hem Kuzey'ede ulaşır onuda dinleriz.

"Evi toparlamışsın. Teşekkür ederim" dedim konuyu değiştirerek. Bir süre Kuzey'i konuşmak istemiyordum.

"Sevgili ağabeyim yardım etti birlikte toparladık. Aman, artık sakin ol lütfen. Evin içine sıçmıştın resmen." Uykudan uyandığı halde enerjisi yerindeydi. Gür sesiyle gülümsetti beni.

"Emrin olur arkadaşım. İyi geceler. Artık uyuyalım." Defne'de iyi geceler dediğinde kapattım telefonu.

Mutfağa girerek sandviç hazırladım. Yanınada elma suyu alarak salondaki koltuğa oturdum. Bu gün hiç birşey yememiştim. Arada düşüncelerimden dolayı lokmalarımı yutmakta zorlanıyordum.

Oflayarak kollarımı dizlerimin üzerine koyarak başımı ellerimin arasına aldım. Dağılan siyah saçlarım tüm yüzümü kapattı. Bu duygu karmaşasıyla napacaktım. Kuzey'in nerede olduğunu bilsem hiç durmaz gidip hesap sorardım. Canını yakardım. Böylelikle içim biraz rahatlardı.

Görev için böyle birşey yaptı biliyorum. Ama kendime yediremiyorum. Kıza bakışları belki boştu ama kızın bakışları, gülüşleri gercekti. Kızın elini tutuşu. Bu sahne bile beni delirtmeye yeterdi. Hepsinden önemlisi, benden bunu sakladı. Bana yalan söyledi. Beni aldatti.

Başımı kaldırarak derin bir nefes aldım. Kafayımı yiyorum. Telefonu elime alarak Kuzey'i aradım. Böyle düşünmekle delirecektim. Telefonu açıktı. Çaldı çaldı ama açmadı. Neden? Yoksa Umay denen kız yanındamıydı. Kızla bir yakınlık yaşamışmıydı. Onu öpmüşmüydü. Onunla yatmışmıydı. Bağırarak telefonu koltuğa attım. Tek başıma düşün düşün çıldıracaktım.

Evin içinde bilinçsizce ayakta dolanıp sallanırken kapının kilidi açıldı. Belimdeki silahı çekerek yönümü kapıya döndüm.

Kuzey içeri girerken ona doğrulttuğum silahla beni karşısında görmesiyle duraksadı. Şaşkın bakışlarıyla gözleri büyürken hiç düşünmeden tetiğe bastım.

Sevgili okurlarım, kitabımı nasıl bulduğunuzu yorumlarda yazarak belirtirseniz çok mutlu olurum. Düşünceleriniz benim için çok kıymetli.

Oy vermeyi unutmayın canlar.

Sevgiyle kalın.💙

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.