Oy ve yorumlarınızı esirgemeyin canlar.
Keyifli okumalar💙
Gurur'un üzerime atılıp direksiyonu tutmasıyla ondan önce davranarak sola kırdım ve kamyonla burun buruna gelmekten son anda kurtulmuştuk. Arabayı kenara çekerek durduğumda olayın şokundan olsa gerek arabanın içinde bir sessizlik oldu.
Gurur irice açmış gözleriyle derin derin soluklar alırken inanamayan gözlerle bakıyordu bana. Dikiz aynasından baktığımda diğerlerininde bir farkı yoktu. Derince soluklandım, mahcuptum. Böyle bir şeyi bende beklemiyordum.
Tam ağzımı açıp özür dileyecektim ki Gurur telefonunda bir numarayı tuşlayarak kulağına götürdü. "Başkanım, rahatsız ediyorum kusura bakmayın." Gözlerimi sonuna kadar açıp şaşkınca Gurur'a baktım. Beni Mehmet başkana şikayetmi edecekti. Adam bir saat boyunca bana nutuk çekmişti. Temelli gözüne batacaktım. "Kuzey'in yerini öğrenebilirmiyim." Bir süre karşıdakini dinleyerek devam etti konuşmaya. "Anlıyorum efendim ama Yasmin hiç iyi durumda değil. Biraz daha Kuzey'den haber alamazsa kendine yada bizlerden birine zarar verecek." Neler diyordu bu salak. Kimle konuşuyordu böyle.
Sakince telefonu kapatarak cebine koydu. "Ne saçmaladın sen? Kiminle konuştun?" Dedim kaşlarımı çatarak.
"Sanki az önce canımıza kast etmemiş gibi birde hesap mı soruyorsun?" Diye çıkıştı.
Ardından Selim, "senin normal olmadığını biliyordum Yasmin ama kusura bakma da sen bir kaçıksın. Kontrolsuz kaçık" dedi.
"Hatalı olduğumu biliyorum. Ama kaçık maçık biraz ağır olmadı mı?" Dediğimde Defne, "bende her haline alışığım ama bu sefer gerçekten çok korkuttun Yasmin" dedi.
Haklılardı. Düşüncesizce hareket etmiştim. Bana ne söyleseler haklılardı. Kuzey bütün dengemi altüst etmişti. "Özür dilerim. Düşüncesizlik ettim. Hadi size kahve ısmarlayayım" dedim. Aynı anda arabayıda çalıştırmıştım.
Selim yüksek sesle, "Yasmin dur" diye bağırarak arabadan indi. Hızla kapımı açarak, "seni Defne'nin yanına alalım şöyle" diyerek bana arkayı işaret etti. İtiraz etmeyerek arkaya geçerek oturdum. "Daha çok gencim ölmeye hiçte niyetim yok. Daha muradıma eremedim lan ben. Daha Defne'mle evleneceğim." Dikiz aynasından Defne'ye bakarak sırıttı. Defne'de onun gibi gülümsüyordu.
Yol boyu ilerleyerek şehrin tırafiğine karıştık. "Beni kime şikayet ettin?" Gurur arkasına dönerek yüzümü incelediğinde, "kime olacak Feride başkana" dedi.
"Ee ne dedi? Oğlunun yerini söyledi mi bari?"
"Şu anda işleri varmış bu konuyla ilgilenecekmiş."
"Anasıda oğlu gibi sinir bozucu. Yerini bildiği halde geçiştiriyor. Yakında ayak bağı olmayayım diye beni sürgünede gönderir bu kadın."
"Yasmin'cim biraz abartmıyormusun. Böyle kendini yıpratıyorsun." Defne kolunu omzuma yerleştirdi ve "neyse gidip biraz gezelim kafa dağıtmış oluruz" dedi. Başkalarına göre belkide abartıyordum. Bana göre gayet yerinde tepkiler veriyordum. Yaşadığım olaylar ve ardında yeni tanıştığım bir adamla evlilik yoluna girişim, birde bu evlilik yoluna girdiğim adamın sık sık ortadan kayboluşu beni hassas bir insana dönüştürdü. Bütün bunların öncesinde ben, asi ruhlu kendinden ödün vermeyen kişiliğe sahiptim.
Selim arabayı bir kafenin önünde parkettiğinde içeri girip bir masaya geçmiştik. Sadece kahve ısmarlayacaktım sözde ama yiyecek bir şeyler ardındanda kahve ve tatlıda sipariş etmişlerdi. "Başka ne yesek acaba? Nasıl olsa hesabı sen ödeyeceksin değilmi? Yasmin. Hatta buradanda şöyle güzel bir kebab yemeyemi götürsen bizi?" Diyerek sırıttı Gurur.
"Aklınca, yoldaki yaşadığın korkunun intikamını böylemi alacaksın?" Dedim onun gibi pis pis sırıtarak. "Beni böyle korkutamazsın."
"Biliyorum. Benimde kayınvalideciğim Feride başkan olsaydı bende korkmazdım. Sırtın sağlam kızım senin."
"Feride başkanın bana paramı verdiğini düşünüyorsun?" Dedim tek kaşımı kaldırarak. Gülüşü yüzünde donarken, "öyle demek istemedim. Yani ben.. sözün gelişi. Öylesine." Paniklemiş hali beni güldürürken, "sakin. Senin gibi takılıyorum. Seni bu kadar korkuttuğumu bilmiyordum" dedim.
"Valla ne yalan söyleyeyim, sağın solun belli olmaz. Bir sonraki hamleni kestiremiyorum." Hep birlikte gülmeye başladık Gurur'un sözlerine.
"Hadi kalkalım birazda alışveriş yapalım" diyen Defne'ye Selim, "güzelim, daha İstanbuldan aldıklarını üzerinde görmedim" derken telefonum çalmaya başladı. Elimi pantolonumun arka cebine atarak telefonumu aldım. Ekrandaki ismi görünce yandan ekranı kapatarak tekrar cebime koydum.
Yanımdaki meraklı bakışlara, önemli değil bakışları attığımda susan telefon tekrar çalmaya başladı. Mimiklerimi zorlayarak gülümsedim önemli değilmiş gibi. Ama içten içe yaşadığım öfkemi saklamaya çalışıyordum. Çalmayı bırakan telefon üçüncü kez çalıyordu.
"Cevap vermeyecek misin?" Dedi Gurur. Sesi düşünceli ve meraklıydı.
"Önemli değil. Hadi kalkın alışverişe gitmiyormuyduk" dedim yerimden kalkarak. Defnenin koluna girdim ve, "gelirken gördüm, buraya yakın bir çok mağaza var. Onları gezebiliriz." Defne ile kolkola kasaya ulaşarak hesabı ödedim. Kafeden çıkarken Gurur'un telefonu çaldı. Arkamdan seslendiğinde önce duymamazlıktan gelmiştim. Gurur susmayınca arkamı dönerek yüzüne baktım.
Kulağındaki telefonu bana uzattı. "Kuzey, neden telefonunu açmadığını soruyor. Seninle konuşacakmış."
Kaşklarımı çattım. "Birde bana hesap mı soruyor? Onunla konuşmak istemediğimi söyle." Önüme dönerek yürümeye devam ettim. Öfkelenmeyecektim.
Defne kolumu dürterek, "konuşsaydın kız. Ne bu inat" dedi. "Görevde olmasa senin yanında olmak için canını verirdi. Bak dayanamadı aradı hemen seni."
"Günlerdir aramayan adam, annesinin bir lafına aradı beni. Bırak ya, savunma şunu bana."
Gözlerini irice açarak baktı. "Sen şimdiden Kuzey'i kaynanandan kıskanıyorsun."
"Defne" diye uyardım onu. Defne yinede susmadı. Bir süre Kuzey'i kayınvalidemden nasıl kıskandığımla hatta onu herkesten kıskandığımı söyleyip durdu. Bir an önce evlenmemiz konusunda Kuzey'e baskı kurmamı önerip durdu. Bir kaç mağaza gezerek dolaştık akşam yemeğinide bana kakıttılar tabi. Eve geldiğimizde saat on civarıydı. Fazla geç değildi ama hemen yatağıma girip uyumak istemiştim.
▪︎▪︎▪︎▪︎
"Maviş." Kuzey'in sesiyle birden beynim ve gözlerim aniden açıldı. Yanıma, yatağın köşesine oturmuş karanlıkta bana bakıyordu. Elim komodinin üzerindeki ışığa giderken hızla doğrularak oturdum. Aydınlıkta daha net görüyordum şimdi. Sağ elini yanağıma koyduğunda tutarak ittim elini.
Sinirlerimi bozan yakışıklı yüzü gülümserken, "beni özlemedinmi?Güzelim" Diye sordu.
"Niye geldin?" Kaşları havalandı. "Günlerdir hangi cehennemdeysen oraya geri dönebilirsin."
"Böyle yapma güzelim. Biliyorsun neden gelemedi..."
"Sus. Bana masal anlatma" diyerek susturdum onu. "Hadi gelemedin, günlerdir neden aramıyorsun beni?" Yataktan çıktım. Ben ayaklanınca oda ayağa kalktı. "Aradığımda neden telefonun kapalı. Annen istediğinde sana ulaşabiliyor. Ben niye ulaşamıyorum?" Kollarını bana sarmak istediğinde onu ittim.
"Güzelim bak, oturup sakince konuşalım. Böyle olmaz. Sakinleş biraz."
Tekrar sarılmak istediğinde yine onu ittim. "Sen ne saçmalıyorsun. Sakin olamam. Seni istemiyorum. Çık git. Annende kal bundan sonra. Adam akıllı ne iş çevirdiğini anlatmadanda gelme bu eve." Bana tekrar yaklaşmaya kalktığında yine iterek omuzlarına vurmaya başladım. Omuzları sert darbelerimden nasibini alırken birden kollarımdan tutarak beni kendiyle birlikte yatağa attı.
İkimizde nefes nefeseyken ben altta cebelleşiyordum o ise bütün ağırlığını üzerime vererek ellerimi sıkıca yatağa bastırıyordu. "Maviş sakinleş artık. Yoksa altta ezileceksin." Nedense ona çok öfkeliydim. Hiçbir kelimesini dinlemek istemiyordum. Hala onu itmek için uğraşıyordum. Ne yapmak istediğimi bende bilmiyordum. Birden yüzünü boynuma gömdüğünde burnuma dolan o tanıdık kokusuyla ister istemez sakinleşmeye başladım. Onu çok özlemiştim. Ama çokta kırgındım.
"Özür dilerim sevdiğim" diyerek boynuma öpücükler kondurdu. "Çok özür dilerim. Sensizlik zaten çok zor. Böyle yapma güzelim. Beni sensizlikle sınama." Sarılışına, öpüşlerine karşılık verirken anladımki bu adam ne yaparsa yapsın ondan asla vazgeçemeyeceğim.
Birlikte sarılarak ne kadar uyuduk bilmiyorum. Uyandığımızda hiçbir şey olmamış gibi sevgi sözcükleriyle sarıp sarmaladı. Kahvaltı hazırlayıp elleriyle yedirdi. Bütün günü dibimden ayrılmayarak benimle geçirdi. Akşam Defne ve Devrim yemeğe çeğırdıklarında onlara eşlik ettik.
Yemekten sonra Kuzey ve Devrim balkona geçerken ben ve Defne hazırladığımız çayları, ikramlıkları masaya yerleştirdik. Kuzey'in yanına oturduğumda kolunu bana sararak iyice kendine çekti. Defne masaya geçerken önce bana göz kırptı ve "Kuzey, bize görevinden biraz bahsetmek istermisin? Görevin şehir dışında olmalı. Yoksa bu kadar gelmemezlik yapmazsın sen eve" dedi.
Bu tür soruları defalarca sormuştum Kuzey'e. Bana kaçamak bakışlar atarak cevapladı Defne'yi. "Daha öncede anlattığım gibi. Gizlilik kuralları olan bir görevdeyim. İnanın bu durumdan bende hiç memnun değilim. Yoksa..." diyerek omzumdaki eliyle kolumu sıvazladı. "Yasmin'i hiç yalnız bırakırmıydım." Derince bir nefes içine çekerek, "bizim şu anda evlilik hazırlıklarıyla ilgilenmemiz gerekiyordu" dedi. Başımı omzuna koyarak bende derin bir iç çektim.
"Neyse, canımızı sıkmayalım" dedi Devrim. Kardeşine dönerek, "hadi doldur şu çayları." Gece geç vakite kadar oturup zaman geçirdik. Eve geldiğimizde Kuzey saatlerce yatağımızda uzanırken saçlarımı öpüp okşadı. Sarıldı, sıkıca sarıldı. Sanki bir daha bir araya gelemeyecekmiş gibi. Sabah olunca yine gideceğini biliyordum. Bu seferki ayrılığımız kaç gün sürecekti bilmiyorum. Günlermi, haftalarmı yoksa aylarmı sürecekti.
Bütün öfkemi, önümdeki kum torbasını yumruklayarak çıkarıyordum. İçimde dizginleyemediğim bir öfke vardı. Kuzey'in son gelişinin ardından tam 28 gün geçmişti. Nadiren aradığında kısıtlı konuşuyor ben aradığımda ona ulaşamıyordum. Daha ne kadar bu duruma sabretmem gerekiyordu bilmiyorum. Arada tepemin tası atıyor, bu ilişkiyi bitirmeliyim diyordum. Ama Kuzey'e olan sevgim daha ağır basıyor ve biraz daha sabret diyordu.
Faruk kum torbasını tutarak önümden çekti. "Kendine çok yüklenmiyor musun?" İzne ayrılan Faruk ve Emre bile izinlerini tamamlayıp gelmişti.
"Canım çok sıkkın Faruk, beni kendi halime bırak." Kum torbasını elinden çekiştirdiğimde bırakmadan başıyla etrafı gösterdi.
"Bak herkes çoktan yorulup pes etti." Antreman yapan ekip yorulduğu için her biri bir yere yığılmış dinleniyordu. "Hadi bırak sende, evlerimize gidip biraz dinlenelim. Hatta istiyorsan birşeyler yapalım."
Derin bir nefes bırakarak baktım yüzüne. Bana moral vermek istiyordu. "Tamam" dedim. "Ne yapmak isterseniz size katılırım." Gülümseyerek kolunu omzuma attı. Diğerlerine seslenerek, "millet bu gece napıyoruz?" Diye seslendi.
Herkesin kararıyla bir gece kulubüne gitmek için merkezden çıktık. Maviş arabama ilerlerken, "benimle gelmek isteyen varmı?" Diye seslendim. Selim, "yok biz almayalım, daha önce ağzımızın payını aldık" derken Duygu ve Gizem, "biz geliyoruz" diye seslendi. Biz arabaya yerleşirken Ceyhun ve İbrahim'inde binmesiyle arkamı dönerek onlara baktım.
"Sizin araç yokmuydu ya?" Dedim.
İbrahim, "benimki tamirde" diye cevap verdi.
Gülümseyerek Ceyhun'a baktım. "Doktor, seninkidemi tamirde?" O daha cevap vermeden, "kızların yanında olmak istediğinizi biliyorum." İbrahim ve Ceyhun afallayarak birbirlerine baktıklarında göz kırparak, "çekinmeyin canım rahat olun" dedim.
Ceyhun kaçlarını kaldırarak afallarken, "sen, nasıl?" Diye sorduğunda "benden birşey kaçmaz canım. Artık gizli bakışmaları bırakın. Hepinizin yaşı yerinde maşallah. Çekinecek adamlarda değilsiniz. Evleninde çocuk sevelim" dedim.
Ceyhun, afallamış aptal suratıyla kalakalmışken kızlar kıkırdıyordu. İbrahim şen bir kahkaha atarken, "sendende hiç birşey kaçmıyor kız" dedi.
Gülümseyerek önüme döndüm ve arabayı çalıştırdım. Diğerlerini takip ederken yanımdakiler artık daha rahat konuşup kızlarla filörtöz bir şekilde resmen cilveleşiyorlar, şakalaşıyorlardı. Ben nişanlımı uzun zamandır görmüyordum. Biraz bana karşı ayıp oluyordu. Gerçi bunuda ben istemiştim değilmi?
Bir gece kulubümü yoksa pavyonmu ne olduğunu seçemediğim bir mekana gelmiştik. Ankaranın pavyonlarının namını duymuştum ama gelmek hiç nasip olmamıştı. Bize gösterilen büyük bir masaya geçtiğimizde bizimle bir erkek garson ilgilenmeye başladı. Herkesin içki ve meze siparişini alırken sıra bana geldiğinde, "yüzüne bakarak elma suyu" demiştim. Genç adam afallayak kaşlarını kaldırdı. "Elma suyumu?" Diye sordu.
"Evet, elma suyu. Bunun anlaşılamayacak neyi var" dedim.
"Elma suyumuz yok. Burada alkollü içecek dışında başka içeceğimiz yok efendim" dedi.
Kollarımı masaya dayayarak eğildim ve yüzüne baktım. "Ben müşteriyim, bir elma suyu bulmak bu kadar zor olmamalı." Genç adam yüzümü incelerken bıyık altından gülmeye başladı.
"Elma suyu bizde yok. Size hafif bir içecek getireyim."
"Elma suyu yoksa bulursun o zaman. Ben başka bir içecek istemiyorum."
Adam inadıma yenik düşerek, "temin etmeye çalışırım efendim" diyerek yanımızdan ayrıldı.
Sıraç, "burdada elma suyu içilmezki kardeşim" dediğinde. Tekin, "valla helal olsun kız, adam elma suyu yok diyor sen ısrarla bul o zaman diyorsun" dedi.
Devrim ağabey neşeli bir sesle araya girdi. "Helal benim kardeşime, isteklerinden kimseye taviz verme. Ne yapmak istiyorsan onu yap güzel kardeşim." Aslında, mekanda olmayan elma suyu için bu kadar ısrar etmezdim. Adamın pis sırıtışları hoşuma gitmemişti. O nedenle bulsundu elma suyunu.
Eğlenceli müzük çaldığında sahneye çıkan dansçı kadınlara takıldı gözlerim. Müziğin ritmine göre figürler sergiliyor bize güzel bir dans şöleni izletiyorlardı. Masamıza bir çok çeşit mezeler gelirken az önceki genç adam elindeki büyük tepsiyle herkesin içkilerini servis etti. Sıra bana geldiğinde adam yine sırıtarak elma suyunu önüme bıraktı. "Elma suyunuz hanım efendi." Cevap vermeyince hemen yanımdan uzaklaşmıştı.
Sahnedeki dansçı kadınlar müziğe uyumları ve figürleri ile müşterileri o kadar çoşturuyorlardı ki bizimkiler bile çok eğleniyor, oturdukları yerden alkış ve hareketleriyle onlara eşlik ediyorlardı. Bu hallerine gülümsedim. İyi ki gelmiştik. Hepimiz için bir değişiklik olmuştu. Bir süre sonra garson genç tekrar yanıma gelerek, "elma suyunu büyük şişe aldırdım. İsterseniz bir bardak daha doldurabilirim" dedi.
"İstemez" dedim onu geçiştirerek. Bu adamın bakışları hiç hoşuma gitmemişti.
İlerleyen saatlerde müşterilerden de dansçılara eşlik edenler olunca Defne ve Duygu'da ayağa kalkarak hadi bizde oynayalım dediklerinde itiraz ederek kalkmadım. Ama yanımda oturan Eylül kolumdan çekiştirerek, "hadi yengecim bizde kalkalım" diyerek ısrar etti. "Bak bizede çok iyi gelecek." Eylül'ü çok seviyordum. Onun bu masum hallerine hayır diyemeyecektim.
Bizde sahnedeki kalabalığa katıldığımızda müziğe ayak uydurmaya çalıştık. İkimizde oynamayı bilmiyorduk. Bu halimize gülerek sallanıp duruyorduk. Gizem ve Ceyhun'da bize eşlik edince diğerleride teker teker masadan kalkarak bize eşlik etmeye başladı.
Gecenin sonunda hepimiz neşeli ve mutlu bir şekilde evlerimize dağılmıştık. Bu gün çok yorulmuştum. Duşumu alarak hemen yatağa attım kendimi.
Sabah uyandığımda güzel bir kahvaltı yaparak başladım güne. Bu gün hafta tatilimdi ve dışarı çıkmak istemiyordum. Gece çok eğlenmiştim. Hala gecenin etkisiyle içim huzurluydu. Keyfim yerindeydi. Balkonda kahvemi içip sessiz ve sakin olan sokağımı izledim. İleride bir adam arabasını yıkıyorken, yan binanın bahçesinde bir kişi çıkan otları yoluyordu. Başkada kimse yoktu etrafta. Alt kattaki balkondan ise sigara dumanı gelmeye başladı burnuma. Hiç alt komşumla tanışmamıştım. Defne'nin dediğine göre genç bir doktor oturuyormuş. Sigara kokusunu pek haz etmediğim için içeri girdim.
Televizyonu açtığımda bir magazin programı vardı. Kumandayı koltuğun üzerine bırakarak mutfağa yöneldim. Magazin programı Defne ile izlenince güzeldi. Ama dün oda çok yorulduğu için rahatsız etmek istemiyordum. Onun yerine güzel bir aksiyon filmi ayarlayıp izleyecektim. Biraz mısır patlatıp yanınada büyük bir pardak dolusu elma suyu doldurdum. Tepsiye dizdikten sonra mutfaktan çıkmak için hareket ettiğimde televizyondan gelen konuşma sesleriyle ayaklarım resmen olduğum yere çivilendi. Duyduklarım, bilinç altımın bana oynadığı bir oyunmuydu yoksa gerçekmiydi, algımı kaybediyordum.
Güçlükle ayaklarımı hareket ettirerek mutfaktan çıkarak salona girdim. Duyduğum konuşmalar gördüğüm görüntü ile netlik kazandı. Elim titrerken gözlerim sonuna kadar açıldı. Yok. Bu gerçek olamaz. Algım, zihnim, bedenim benimle oyun oynuyordu. Bedenimin daha çok titremesiyle tepsi ellerimden kayıp gitti.
Haber tekrar tekrar dönüp duruyordu ekranda. Sunucunun sesini tekrar duyduğumda bütün sinir hücrelerim bedenimi deli gibi harekete geçirdi.
"Ünlü iş insanı Rauf Yalçın, biricik kızı Umay'ın dünya evine ilk adımlarını gösterişli bir nişanla kutladı. Mutluluğu her halinden belli olan Umay Yalçın, bütün gece nişanlısı ve sevdikleriyle çılgınlar gibi eğlendi."
Umay denilen kız bazı görüntülerde ağzı kulaklarında neşeyle nişanlısının karşısında oynayıp eğlenirken, son gördüğüm görüntüleri ile artık kendimi kapbetmiştim.
Kuzey ve Umay denilen kıza nişan yüzükleri takılırken gözleri birbirine kenetlenmiş, mutlulukla gülümsüyorlardı.
Bölümü nasıl buldunuz canlar?
Düşüncelerinizi yorumlarda yazarsanız çok mutlu olurum.
Sizce Kuzey neden Umay denilen kız ile nişanlandı?
Oy ve yorum yaparak desteklerinizi bekliyorum canlar.
Seviliyorsunuz.💙💙💙