Oy ve yorumlarınızı esirgemeyin canlar.
Keyifli okumalar💙
Bu gece yeraltı dünyasının en azılı suç örgütüne son baskınımızı yapacaktık. Dünyadaki suçlular yada örgütler hiç bir zaman bitmeyecekti. Ama en azından bir örgütü daha ortadan kaldıracaktık.
Orman içindeki ihtişamlı villaya bakınca yüzümü buruşturdum. Böyle yerlere bu şekilde evler yapılıyorsa zaten vardır bir b*kluk. Elindeki kumanda ile etrafı drone ile keşfeden Eylül'e baktım. Sonrada Devrim'e doğru ilerleyerek yanında durduğumda evi izleyen bütün dikkati dağılarak bana baktı. Kaşları hafif çatılırken, "Yasmin, iyimisin?" Diye sordu.
"Kötümü görünüyorum?" Dediğimde, "seni çok mutsuz görüyorum bu aralar" dedi. "Kuzey'i fazla kafana takma. Görevi biter bitmez soluğu yanında alacak biliyorsun güzel kardeşim." Tebessüm ederek kolumu sıvazladı. Kendince bana teselli olmaya çalışıyordu. Bir ağabey gibi. İyi ki Defne ile yakınımdaydılar. Kuzey günlerdir eve gelmiyor, telefonla bile nadir görüşüyorduk. 'Bu durum ne zamana kadar böyle sürecek' diye sorduğumda bana 'biraz daha sabret, yakında bitecek' diyerek geçiştiriyordu. Bu durum artık iyice can sıkıyordu.
"Neden bu kadar uğraşıyoruz. Daha geniş kapsamlı bir dron ile adamları pencereden nişan alarak gebertebiliriz. Böyle şerefsiz insanlar yaşasa ne olur yaşamasa ne olur."
Devrim gözlerini irice açarak inanamaz bir ifadeyle baktı yüzüme. "Adamlar bize sağ lazım. Senin kafan biraz bizden farklı çalışıyor sanki he Yasmin." Omuzlarımı kaldırıp indirdim. Olabilirdi
Evde pazarlanmak üzere olan kadın vardı. Alıcı p*zevenkler ülke dışından gelmişti. Tam pazarlık yaptıkları esnada evi basacaktık.
Evin keşfi bitmiş içeri girme zamanı gelmişti. Tam tekmil hazırlıklarımız yapılmıştı. Elimdeki silahı parmaklarımın arasında sıkarken Devrimin işaretiyle sessiz bir şekilde eve doğru ilerlemeye başladık. Evin büyük bahçesine yaklaştığımızda tek tek etrafta konumlanmış korumaları vurarak kapıya kadar ilerledik. Silahların ucundaki susturucular nedeniyle sessiz bir şekilde ilerliyorduk. Ekiptekiler hepsi birer sessiz askerdi.
Selim kapıyı açtığında Devrim önde biz arkada ikili üçlü içeri giriyordum. Yine Devrim'in işaretiyle bizi yönlendirdiği yerlere dağıldık. Geniş koridorda ilerlerken Duygu ve ben üst kata çıkan merdivene ilerledik. Kulaklıktan gelen Gurur'un sesi yankılandı. "Yasmin, Duygu dikkatli olun. Üst katta beş kız ve başlarında nöbet bekleyen iki adam var." Biz merdivenleri sessiz ve hızlı adımlarla tırmanırken diğerleri alt katta bulunan büyük salona ilerliyorlardı. Şerefsiz, kadın tüccarları orada pazarlığa başlamışlardı bile.
Üst kata ulaştığımızda Duygu, koridorda bekleyen adamı hazırlıksız yakalayarak vurmuştu. Burada bir çok kapı vardı ve ben karşıdaki büyük kapıya ulaşarak önünde durduğumda önce derin bir nefes aldım ve ardımda duran Duygu'ya baktım. Olumlu anlamda başını sallayarak kapıyı açmamı işaret etti. İçeri daldığımızda bizi gören koruma afalladığında artık onun için çok geçti. Vurulan adam yere yığılırken kızlar çığlık atmaya başladı.
"Kızlar sakin olun. Size zarar vermeyeceğiz. Aksine sizi kurtarmaya geldik. Şimdi sessiz ve sakin olursanız hepiniz buradan sağ salim çıkacaksınız." Duygu'nun konuşmasıyla kızlar susmuştu ama herbiri korkudan irileşmiş gözleriyle oldukları yerde titriyorlardı.
İçlerinden sarışın, yeşil gözlü güzel bir kız, "ben anneme gitmek istiyorum. N'olur kurtarın, bizi zorla kaçırdılar" dedi. Sanki sesi saatlerdir bağırmış gibi çatallı çıkıyor, kanlanmış gözlerinden üst üste göz yaşları akıyordu. Yeni farkettiğim, kızların hepsinin yaşları küçüktü.
"Kaç yaşındasınız siz" dedim kaşlarımı çatarak. Üzerlerindeki ağır dekolteli elbise ve makyajlarından kaç yaşlarında oldukları pek seçilmiyordu. Kızlar yaşlarını söylediğinde alttaki p*zevenklere olan öfkem bin kat daha arttı. Onsekiz ve ondokuz yaşlarındaydılar. "Kızlar, şimdi beni iyi dinleyin" dedim. "Sessiz adımlarla buradan çıkaracağız sizi. Sakın korkup panik yaparak kaçmak yok. Yanımızdan ayrılmak, bağırmak yok. Eğer dediğimi yaparsanız burnunuz bile kanamadan çıkarız buradan." Kızlar uslu bir şekilde oturdukları yerden kalktılar ve önde ben arkalarında Duygu, merdivenleri inmeye başladık.
Kulaklıktan gelen sesle bizimkilerin içerideki adamları etkisiz hale getirdiklerini anlayabiliyorduk. Bu kadar kolay olacağını hiç tahmin etmemiştim. Alt kata ulaşmıştık ve görünürde hiç kimse yoktu. "Başkanım, kızlar yanımızda. Dışarısı temizse çıkıyoruz biz" dediğimde Devrim, "çıkın" diye karşılık verdi.
Kızlara bakıp kontrol ettim. Korku dolu gözlerle sanki nefes almayı bırakmış birbirlerine sarılarak tutunmuşlardı. Bu halleri içimi acıttı. O bakışlardaki duyguyu içimde yaşıyordum. Dışarı çıktığımızda az bir mesafede büyük arabayı yanaştıran Eylül'ü gördüm. Etrafa bakınarak herhangi bir tehlike olup olmadığını kontrol ettik. Sonrada Duygu ile kızlara siper olup hızlı adımlarla arabaya doğru koşmaya başladık.
Arabaya bir iki adım kala nereden geldiğini anlamadığımız biri tarafından kurşun yağmuruna tutulduk. Bu durumda panik yapamazdık. Kızları arabaya bindirmiştik ki en sonda olan kız, aniden üzerime yığıldı. Kızı bırakmayıp kucakladım ve arabaya taşıdım. Duygu, evin penceresindeki ateş eden adamı farkederek vurdu ama kollarımdaki kızın gözleri kapanmış, kendinden geçmişti.
Her kulaktan bir ses geliyordu. Kızlar sesli, bağırtılı bir şekilde ağlıyor, Devrim, "neler oluyor orda" diye yüksek sesle soruyordu. Eylül ve Duygu bir şeyler söyleniyor, yanıma gelipte kızı kontrol eden Gurur, "yaşıyor ama çok kan kaybediyor" diyordu. "Ceyhun, hemen buraya gel. Kızı kontrol et. Bir an önce hastaneye yetiştirmemiz gerekiyor."
Doktor, "geliyorum" dediğinde sol elimi kızın üzerinden çekerek görüş hizama getirdim. Elim kan içindeydi. Kucağımdaki daha küçük olan kızın kanı. Belkide ölecekti. Ne için, uçkuruna düşkün bir avuç şerefsizler için. Sanki nefes almakta zorlanıyor, yutkunamıyordum. Gözlerim ellerimden, gözleri kapalı masum kızın suratına gitti. Kardeşimle yaşıt bu masum kızın, soluk teni sanki ölmüş gibi. Sizi sağ salim çıkaracağız buradan dedim ama çıkaramadım. Yapamadım. Gencecik kız kucağımda ölüyordu.
"Yasmin" Ceyhun'un gür sesiyle irkilerek kendime geldim. Üzerindeki siyah tişörtü çıkarmış, kızın yarasına bastırıyordu. "İyimisin? Kendini kaybetmiş gibisin. Kızı hastaneye yetiştirmeliyiz. Siz inin fazla vaktimiz yok."
Gurur elimi tutarak, "Yasmin, hadi gel" diyerek beni arabadan indirdi. Eylül arabayı çalıştırarak Ceyhun ile kızları olay yerinden uzaklaştırdı. Hızlı adımlarla içeri geri döndüğümüzde salondan bağırış ve ağır küfürler yükseliyordu. Adımlarımı yavaşlatarak Devrim ve Duygu'nun gerisinde olanları takip ediyordum. Türkçe ve İngilizce bağırtıları kulağımı tırmalıyordu.
Salona ulaştığımızda bizimkilerin karşısında çok sayıda takım elbiseli herifler ayaklanmış, ellerindeki silahlar ile tehditle karışık küfürler ediyordu. Adamların sesi yükseldikçe gözümün önüne kanlar içinde kucağıma yığılan küçük kız geliyordu. Belkide bu, parası bol zengin p*zevenklere kurban gidecekti. Delirmemek mümkün değildi.
Dişlerimi delice sıktığımı Devrim ağabeyin bağırarak konuşmasıyla farkettim. "Silahlarınızı bırakıp bizimle paşa paşa gelmezseniz, sizi vurmak zorunda kalacağız." Ardından cümlesini birde İngilizce tekrarladı. Bu yabancı uyruklu şerefsizler içindi.
İçlerinden sarı bıyık ve sakallı olanın sözleriyle, dişlerimi dahada sıktım. "O basit kızlar için bizi tutuklayacak olamazsınız. Dünyanın parasını verdim. Onlar artık benim. İster kullanır, ister satarım. Benim kim olduğumu daha bilmiyorsunuz siz. İstersem sizide o o**spular gibi satın alırım." Ulan ne diyordu bu piç kurusu. Diğerleriyle birlikte gür bir kahkaha atmaya başladılar. Kız orada can çekişirken bu adilerin yaşamaya hakları yoktu.
Hiç kendime düşünme fırsatı vermeden ani bir kararla elimdeki silahı belimdeki kılıfına geçirdim ve hızla kolumdaki MP3'ü ellerimin arasına aldım. Önümdekileri nasıl ittiğimin farkında bile olmadan ard arda sıkmaya başladım. Bu p*zevenkler hiçte umrumda dedildi.
Biri üzerime atıldı. Silahımın ucu tavana doğrulmuştu ve bütün mermiler boşa gidiyordu. Silahım ellerimin arasından çekilirken üzerimdeki baskı nefesimi kesiyordu. "Yasmin n'aptın sen? Kafayımı yedin." Söylenen sesle derin bir soluk aldım. Soluma döndüğümde Devrim, öfke ve panik olmuş telaşıyla yerinde duramıyor, bir elini saçlarından geçirerek bana saydırıyordu. Neye sebep olduğumu anlamak için başımı sağa çevirdim. Çok sayıda adam kanlar içinde yerde yatıyordu. Zaten bu manzarayı, bile isteye gerçekleştirmiştim. Bunun için pişmanlık duymayacaktım.
Yerde sırt üstü boylu boyunca yatarken nefes nefese kaldığımdan göğüs kafesim hızla inip kalkıyordu. Üzerimdeki baskı nedeniyle, nefesim ciğerlerime zor ulaşıyordu. Ve bu baskıya sebep olan kişiye çevirdim bakışlarımı. "Biraz daha üzerimde oturursan. Faruk. Nefessizlikten öldüreceksin beni" dedim.
"Hatırlarsan, daha öncede sen benim soluğumu kesmiştin. Böyle üzerime oturarak" dedi. Sırıtırken hızla kalktı ve elimden tutarak benide kaldırdı.
Devrim, Faruk'u kenara çekerek önümde dikildi. Öfkeliydi. Hemde çok. "Bunu yapmamalıydın. N'olacak şimdi? Merkeze ne cevap vereceğiz. Kafayımı yedin sen Yasmin. Şu manzaraya bak." Kollarını iki yanında açarak etrafı gösterdi. Adamların çoğu ölmüş, kanlar içinde etrafa saçılmışlardı. Yaralı olanlar inleyerek, resmen yerde sürünüyar, kimileride hiç yara almamıştı. Bakışlarım, kana bulanmış, yerde cansız yatan sarışın adama takıldı. Iskalamadan tamda alnından vurmuştum. "Manzara hoşuna gittimi? Adamlar bize sağ lazımdı."
"Evet. Şu anda görmek istediğim manzara, tamda bu. Onlar yaşamayı hak etmiyordu" dedim omuzlarımı dik tutarak.
"Buna sen mi karar veriyorsun? Bana sormadan, böyle başına buyruk davranamazsın." Kaşlarımı çatarak baktım. Haklı olabilirdi, ama benim kadar değil.
"Bu adi herifleri savunma sakın. O küçük kız kanlar içinde kucağıma yığıldı. Belkide yaşamayacak. Ölmek o masum kıza mı yakışır, yoksa bu iğrenç mahluklara mı? Hepsi ölmeyi hak etti. Bunun için hiç bir zaman pişman olmayacağım." Devrim tartışmamızı fazla uzatmadan bakışlarını benden çekti ve "hadi toparlanalım arkadaşlar" dedi ekibe.
Devrim telefon konuşması yaparken merkezle iletişime geçmiş, durum bildirmişti. Yaralı ve sağ kalanlar arabaya taşınmıştı. Ölenler için ayrı bir ekip gelecekti incelemek için. İlerleyen saatlerde, diğer ekip gelip etrafta geniş kapsamlı çalışmalara başlamıştı. Bizim ekip ise arabalara binmiş merkeze doğru yola çıkmıştık. Karşımda oturan Devrim, hala öfkeli görünüyordu. Onu aldırış etmeden cama çevirdim bakışlarımı.
Kendimce doğru olanı yapmıştım. Pişman değildim. 'Ah Kuzey, nerelerdesin?' her anda aklıma gelmese olmuyordu. Onsuz hiç bir şey çekilmiyordu.
Merkeze gelmiştik ve Mehmet başkanın azarlarını işitiyordum. Önce hepimizi odasına çağırmış, yaptığımız operasyonun ayrıntılarını dinlemişti. Yaptıklarımı duyunca da bir anda öfkelenerek herkesi odasından çıkarmıştı. Tabiki ben hariç.
Neredeyse bir saattir onun öfke dolu nutuklarını dinliyordum. "Yanında üstün varken kendi başına nasıl böyle sorumsuzca hareket edersin. Senin öfke problemin var Yasmin." Olabilirdi. Bazen bende bunun farkındaydım ama durup dururken gelmiyordu bu öfke. "Öldürdüğün adamların kimisi yabancı uyruklu. Bu durum biraz başımızı ağrıtacak. Yaptığının bir bedeli olmalı." Durup yüzüne baktım öylece. Nasıl bir bedel beni bekliyordu bilmiyorum. Sürgünmü edecekti. Açığamı alacaktı. Merakla ağzından çıkacak cezamı bekledim. "Ama bu seferlik acemiliğine vererek senin için bir tolerans göstereceğim. Bir dahaki hatanda affetmem ona göre." Rahatlayarak derin bir nefes aldım.
"Başkanım" dedim sakince. Her ne kadar ceza almasamda kendimi bir şekilde savunmam gerekiyordu. "O adamlar ölmeyi hak etmişti. Küçük kızları kaçırıp zorla kirli emelleri için kullanacaklardı." Kaşını çatmış, konuşmamı bölmeden beni dinledi. "Az öncede anlattığım gibi. Sorunsuz bir şekilde kızları evden çıkarmıştık. Arabaya binerken kızlardan birini vurdular. Ve ekip olarak çok ağır hakaretlere maruz kaldık."
Kısa bir süre konuşmayarak beni inceledi. Ardından, "senin anlamadığın da bu işte Yasmin" diyerek devam etti. "Sen bir istihbarat ajanısın. Özel hayatın da dahil hiç bir konuda, hiç bir görevinde duygularla hareket edemezsin. Mantığın dışına çıkamazsın. Bir programa kurulu gibi o an görevin sana neyi emrediyorsa onu yerine getireceksin." Robotmuydum ben? "Bundan sonra Psikolojide dahil bir çok eğitime tabi tutulacaksın" diyerek eliyle kapıyı işaret etti. "Şimdi gidebilirsin." Oturduğum sandalyeden kalktığımda, "vurulan kız için bende üzgünüm. Yaşaması için ne gerekiyorsa yapılacak. Merak etme" dedi.
Başkana sırtımı dönüp ilerledim. Kapıya ulaştığımda aklıma gelenle duraksayıp geri döndüm. Hala ayakta dikilip gergin bir şekilde beni izliyordu. "Başkanım, Kuzey'in nerede olduğunu öğrenmek istiyorum" dedim. Öfke dolu bakışları yumuşarken, "bu konu hakkında bir bilgim yok." Diyerek beni geçiştirdi. Bende uzatmayıp odadan çıktım. Söylemeyecekti. Yoksa, her birimizin ne halt işlediğinden haberi vardı.
Ekiptekilerin yanına geldiğimde bir toplantı salonunda yayılarak oturmuş dinleniyorlardı. Beni gördüklerinde ne durumda olduğumu incelediler. "Yasmin, nasıl geçti başkanla konuşmanız? Seni çok azarladımı?"
Defne'nin sorusuyla yanına geçerek oturdum. "Çok sıkıcıydı" dediğimde Defne gülümseyerek kolunu omzuma attı ve beni iyice kendine çekti. "Neden hala hepiniz buradasınız? Yorgunluktan pertiniz çıkmış."
"Hepimiz senin akibetini merak ettik. Başkan, hakkında neye karar verdi bunu bilmeden gidemezdik" dedi Gizem.
"Daha acemiymişim. Bu nedenle bu seferlik benim için tolerans gösterecekmiş. Bir çok eğitime tabi tutulacakmışım. Ve bir dahaki hatamda beni affetmeyeceğini söyledi."
"Haklı abicim" dedi Devrim. "Bundan sonra kendi başına hareket etmezsen sevinirim. Yoksa başına işler açacaksın."
Emre, "neyse arkadaşlar, şu gergin havayı dağıtın. Gidip evlerimizde dinlenelim" diyerek yerinden kalktı ve önümde durdu. "Yasmin, biz arkaşlarla vedalaştık bir sen kaldın. On günlük izne ayrıldım, memleketime gidiyorum. Sarılabilirmiyim" dediğinde gülümseyerek kalktım sandalyeden ve boynuna sarıldım. Faruk'ta ayaklanarak, "bende gidiyorum" dedi ve onunlada sarılıp vedalaştık. "Sizi özleyeceğim."
Hepimiz ayrılarak evlerimize dağıldık. Eve girdiğim gibi üzerimi değiştirip kendimi yatağa bırakmıştım.
Tek başıma kahvaltı yapmak istemediğim için, üst kata çıkarak zile bastım. Defne uykulu gözlerini ovuşturarak açtı kapıyı. Elini esneyen ağzına kapatarak, "hoş geldin şekerim" dedi zorlukla.
"Hala uyuyor musunuz? Neredeyse öğlen olacak" dedim. İçeri girerek direk mutfağa yöneldim.
"Dün yine yorucu bir gündü. E malum, bizde insan olduğumuz için yoruluyoruz şekerim. Sen nasıl böyle ayakta kalıyorsun anlamıyorum."
Çaycının suyunu ayarladıktan sonra buzdolabına yönelerek kahvaltılıkları çıkarmaya başladım. "Bilmem. Ne kadar yorgun olsamda bir iki saat uyusam dinleniyorum." Ben masayı hazırlıyorken Defne, kollarını bedenine sarmış beni izliyordu. "Orada öyle dikileceğine git üzerini değiştir, elini yüzünü yıka."
"Ay seni böyle izlemek daha cazip geldi. Benim için kahvaltı hazırlıyorsun."
"Kendim için" dediğimde gözlerini açarak baktı. "Bu kadar açık sözlü olmamalısın" dedi. "Yoksa benim dışımda herkes yanlış anlayabilir."
"Genelde konuşurken, başkalının düşüncelerini önemsemiyorum. Ama sen beni çok iyi tanıyorsun. Yanlış anlayacağını sanmam. Önümü Defne'ye döndüm ve, "hadi arkadaşım, git işlerini hallette sonrada ağabeyini kaldır." Defne sözümü ikiletmeden çıktı mutfaktan.
Biraz sonra herşey hazırken Devrim girdi mutfağa. "Günaydın Yasmin. Valla mis gibi kokan menemen beni uykumdan uyandırdı" diyerek tatlı tatlı gülümsedi.
"Günaydın. Evet, mis gibi kokuyor. Hadi sende yüzünü yıkada gel. Yoksa ikinizide beklemem yemeğe başlarım" dememle sesli bir gülüş sundu ve mutfaktan çıktı. Dünkü, bana olan kızgınlığından eser kalmamıştı.
Biraz sonra ikiside geldiğinde kahvaltıya başlamıştık. Masanın ortasına koyduğum büyük menemen tavasına ekmeğimizi bandırarak yiyip tadını çıkarıyordum. Annem ve Elvan teyze menemeni çok güzel yapardı. Defne ile lise dönemimizde sıksık annem ve Elvan teyze den bize yapmaları için ısrar ederdik. O sıralar Devrim ağabey ünüversite okuyordu. Bazen evde olduğunda tıpkı şimdiki gibi menemen tavasını ortamıza alıp ekmekle sıyırarak yiyorduk.
"Yasmin, geceyi hatırlatıp canını sıkmak istemiyorum. Ama bu konuyu son kez konuşmak istiyorum senle." Bozuntuya vermeden çayımdan bir yudum aldım. Dün gece yeterince azar işitip canım sıkılmıştı. Anlaşılan bir kez daha nutuk dinleyecektim. Bakışlarımı Devrim'e çevirdiğimde Defne bacağıyla abisini dürtüyordu. "Abi, bu konu yeterince konuşuldu bence. Tekrar konuşupda Yasmin'in canını sıkmayalım."
Devrim kardeşinin uyarısını dinlemeyip devam etti. "Seni Defne'den ayırt etmiyorum. Sende benim kardeşim sayılırsın. İşte bu nedenden dolayı bir kez daha konuşmalıyız. Dün üzerine çok gittim bunun farkındayım. Mehmet başkanda sert bir uyarı vermiştir biliyorum. Sana Bir ağabey nasihati, bundan sonra öfkeni kontrol et kardeşim. Aksi taktirde seni ne ben nede Kuzey ikimizde kurtaramayız." Haklıydı, ama elimde değildi bazen. Ortada bir haksızlık, bir zulüm varsa buna tahammülüm yoktu.
Kuzey demişken, tekrar içime bir sıkıntı oturdu. "Haklısın ağabey, hatalıydım. Bundan sonra daha kontrollu olacağım" dedim sakince.
"Biraz Kuzey'in yokluğuda etkiliyor tabii" dedi Defne. "Kaç gündür ortalarda yok. Arıyor mu bari?"
"İki gündür telefonu ulaşılamıyor. Belki şarkı bitti. Belkide telefonunu kapatması gereken bir yerde. Bilemiyorum."
"Haliyle endişe ediyorsun. Eminim bu durum onunda çok canını sıkıyordur." Bir şey demeden sofrayı toplamaya başladım. Çok düşünmemeliydim. Yoksa sinirlerim bozulacak ve istemsizce yine bir vukuat işleyecektim. Konuyu değiştirerek, geceden beri aklımdan çıkmayan kızı sordum. "Vurulan kızdan varmı bir haber?"
Beni cevaplayan Devrim, "ameliyatı başarılı geçmiş. Ama durumu hala kritikliğini koruyor. Onun ve diğer kızlarında ailelerine haber verildi. Artık güvendeler" dedi. Umarım bir an önce iyileşir ve ailesine kavuşurdu.
Sessizde olan telefonum titrediğinde gri alt eşofmanımın cebinden çıkardım. Ekranda Selim'in ismini görünce yanımda dikilmiş bana bakan Defne'ye baktım. Merakla ekrana bakıyordu. "Efendim" dediğimde Selim'in neşeli sesi doldu kulaklarıma. "Yasmin, bahçeye çıkarmısın? Burda senin için güzel bir sürpriz hediye var."
"Ne hediyesi?" Diye sordum.
"Dışarı çıkda kendin gör." Lafı uzatmadan telefonu kapattım ve dış kapıya yöneldim. Defne'de beni takip ederken, "neler oluyor?" Diye sordu merakla.
"Bilemiyorum. Seninki bir sürprizden bahsediyor" dedim. Apartmanın dışına çıktığımda Selim ve Gurur lüks, mavi bir arabanın yanında durmuş sırıtarak bana bakıyorlardı. Selim elindeki anahtarı kaldırarak salladığında neler olduğunu anlamaya çalışdım.
"Yasmin, bak bu bebek senin. Hadi gelde yakından bak" dedi Selim keyifli bir gülüşle.
Kaşlarımı kaldırarak, "nasıl benim oluyor?" Diye sordum.
Gurur, "Kuzey senin için almış. Nasıl beğendin mi? Baksana" diyerek elini arabanın parlak yüzeyinde gezdirdi. "Tamda gözlerinin rengi." Evet, tıpkı gözlerimin safir mavisi rengindeydi.
"Çok beğendim. Harika" dedim. Selim'in elinde salladığı anahtarı kaparak, "hadi test sürüşü yapalım, bakalım ne kadar harika." Ben direksiyona geçerken Gurur'da yanımdaki koltuğa yerleşti. Selim flörtöz bir şekilde Defne'ye sarılarak onu arabaya yönlendirdi. Arabayı çalıştırdığımda yağ gibi giden araba, ben lüksüm diye bağırıyordu. Bu araba nerede benim İstanbul'daki külüstürüm nerede. Arada dağlar kadar fark vardı.
Her zaman sakin olan sokakları geçtiğimde iki tarafıda ağaçlıklı uzun yola girerek hızımı arttırdım. "Kuzey'e bak sen, sevdiğine çok güzel bir sürpriz yapmış. Helal olsun valla. Öyle değilmi Selim'cim."
Selim, Defne'nin imalı sözüne karşılık, "bende sana alırım güzelim. Yeterki sen iste" demişti. Kuzey kendini affettirmek için böyle bir hediye almıştı. Gelipte kendi verseydi daha mutlu olacaktım. Ama yoktu işte. Kaç gündür yoktu. Nerelerdeydi, niye aramıyordu. Onun yokluğunu hiçbir şey dolduramıyordu. Bir anlığına özlemini unutsam, fazla sürmüyor yine yerini koruyordu.
"Yasmin, biraz hızlı kullanmıyor musun?" Gurur'un ikazıyla daldığım düşüncelerden çıkarak ona yandan bir bakış attım. "Öylemi?" Diyerek gülümsedim. Bakışlarım yola döndüğünde gülüşüm solmuştu bile. Biraz daha hızımı arttırırken Selim, "Yasmin senin ehliyetin vardı değilmi?" Diye sordu.
"Kızım şakamı yapıyorsun Yasmin? Yavaşla biraz." Gurur'u duymamazlıktan gelerek biraz daha hızlandım. Okkalı bir küfür savururken, "delirdin mi sen, yavaşla artık" diye sesini yükseltti. Tek tük arabanın geçtiği yola bakarken tekrar gülümsedim.
"Bizi öldürmeyemi niyetlisin güzel arkadaşım. N'apıyorsun?" Defne'de panik olmuştu. "Şakanın sırası değil, hadi yavaşla artık."
Dikiz aynasından baktığımda gözgöze geldik. "Bir şartla." Üçüde ses çıkarmadan irileşmiç gözlerle beni izliyorlardı. "Kuzey'in yerini bana söyleyeceksiniz."
"Bizimle dalgamı geçiyorsun. Kuzey'in yerini sen bilmezsen biz nereden bileceğiz" diyen Gurur'u duymamazlıktan geldim. Üçüde gerilmiş hatta sinirlenmeye başlamışlardı. Selim, "Allah belamı versin bir daha senin sürdüğün arabaya binersem" dedi yüksek sesle.
"Yasmin, gerçekten Kuzeyin yerini ne biz nede ekipteki kimse bilmiyor. Bu konuyu sen yokken aramızda da konuştuk. Ama hiç kimse yerini bilmiyor. Bana inanmıyor musun?" Tam anlamıyla birine güvenmek aptallıktı. Bunu görev içinde olsa, bana deneyimletmiştin sevgili arkadaşım Defne.
Elbette hızımı düşürecektim ama biraz bu korkmuş hallerini görmet istiyordum. Belkide Kuzey'in yerini öğrenirdim. "Nerede olduğundan haberiniz yoksa, bu araba nereden geldi?"
"Beni aradı" dedi Gurur. "Bana bir iyilik yaparak, galeriden Yasmin için satın aldığım arabayı alıp ona ulaştırırmısın dedi. Neredesin? Gelde kendin ver hediyeni dediğimde, şehir dışındayım. İşlerim bitince geleceğim diye cevap verdi" Şehir trafiğine girdiğimizde tam hızımı düşürecekken karşıdan bize doğru hızla gelen tırı son anda farkettim. Gurur, "Yasmin" diyerek bağırdı ve üzerime atılarak direksiyonu tuttu.
Bölümü nasıl buldunuz canlar?
Düşünceleriniz benim için çok kıymetli benimle paylaşırsanız çok sevinirim.
Umarım beğenmişsinizdir.
Seviliyorsunuz.💙💙💙🥰🥰🥰