İçeriğe geç

AJAN Y

Bölüm 25 · 10 dk okuma

AJAN Y

Bölüm 25

25.Bölüm

Oy ve yorumlarınızı esirgemeyin canlar. Keyifli okumalar💙 Bazı anlar vardır paha biçilmeyen, işte ben şu anda o anı yaşıyordum. Bütün sevdiklerim ve dostlarım Kuzey ve benim bu mutlu günümüzde bizimleydi. Hiç bu kadar heyecanlandığım bir an yaşamamıştım. Büyük, le şeklinde hazırlanan masalara beyaz örtüler serilmiş, beyaz güllerle donatılmıştı. Herkes masalara yerleşirken Kuzey elimi tuttu ve bizim için hazırlanmış masaya doğru ilerledik. Annem sulu gözleriyle oturduğu yerden bana bakarken yanında oturan Elvan teyze ona destek olarak kolunu sıkıyordu. Annemin diğer tarafında Feride hanım otururken babam, Ömer savcım ve Kemal beyde yanyana oturuyordu. Arada kendi aralarında konuşuyor ve gülümseyerek bizi süzüyorlardı. Anlaşılan herkes birbirleriyle çoktan kaynaşmışlardı. Garsonlar tarafından masalara çeşit çeşit yemekler ve ikramlıklar hazırlanırken herkesin yüzü gülüyor çok mutlu görünüyorlardı. Ben evde küçük bir yüzük takılma merasimi beklerken doğrusu bu ortam çok büyük bir sürpriz olmuştu. Bakışlarımı, yanımda elimi sıkıca tutup hiç bırakmayan Kuzey'e çevirdim. "Kısa sürede bu kadar şeyi nasıl hazırladın?" dedim heyecanla gözlerini izlerken. Karaları bu akşam başka parlıyordu. Belki benden daha çok heyecanlıydı. Heyecanla gülümserken, "beğendinmi güzelim" dedi. "Çok" dedim gülümseyerek. "Bana sorsaydın abartıya gerek yok, aile arasında bir yüzük takmak yeter derdim. Ama iyi ki böyle bir şey düşünmüşsün sevgilim. Beni çok mutlu ettin." Baygın bakışlarıyla iyice yaklaştı. Nefesi yüzüme vururken, "ömür boyu yaşayacağımız mutluluğumuzun bu ilk adımları sevdiğim. Seni her zaman mutluluğun doruklarında yaşatacağımdan hiç şüphen olmasın." Büyülü bakışları, esrarlı sözcükleri beni etkisi altına almıştı. Gözlerimi gözlerinden ayıramıyor, dudaklarından çıkacak her kelimeyi aklıma kazıyordum. "Ben bundan sonra hiç bir günümü sensiz geçirmek istemiyorum. Eğer kabul edersen en yakın zamanda Ankara'da düğünümüzü yaparız. Kış bitiyor, bu bahar bizim için gelsin sevdiğim." İstemsizce duygularıma hakim olamıyor gülümsüyordum. Kuzey'de tatlı tatlı gülümsemesini bahşederken birinin, "hop, ağır olun biraz" demesiyle irkilerek sesin sahibine döndük. Sıraç sırıtarak bize bakıyordu. Ellerini masaya koyarak bize yaklaştı. "E siz olmuşsunuz." Ne demek istediğini anlamazken kaşlarımı çatarak baktım yüzüne. "Halinize bakılırsa siz yarında nikah yaparsınız. Söyleseydinizde gelirken nikah memurunuda getirseydim." "Sıraç ne saçmalıyorsun?" "Ne saçmalayacağım abicim. Neredeyse birbirinizi yiyeceksiniz herkesin içinde. Hani kendinizi kaybetmeden uyarayım dedim." Etrafa bakarken Kuzeyden ayrıldım. Sıraç haklıydı resmen birbirimizin büyüsüne kapılmış, neredeyse dudak dudağa gelmiştik. Sıraç tekrar sırıtarak Kuzeye baktı. "Baban Yasmin'i isteyecek babasından. Size seslendi ama birbirinize öyle bir dalmışsınızki duymadınız." Bakışlarımızı Kemal beye çevirdiğimizde bize gülümseyerek, "Allah'ın emriyle" diye söze başlayarak beni babamdan Kuzey'e istedi. Babam, önce bakışlarını bana çevirdi. Duygularını hiç belli etmesede onu en iyi ben anlayabilirdim. Çünkü kendisine çok benzeyen, kimseyle paylaşmak istemediği biricik kızıydım ben. Anlamlı bakışlarına gülümseyerek başımı aşağı yukarı salladım. Kuzey'i ne kadar çok istediğimi bilsede benden yinede onay bekliyordu. Dudaklarını kıvırarak tekrar Kemal beye döndü ve "verdim gitti" dedi. Herkes gülümseyerek alkışlamaya başladı. Babam Ömer beyle bir şeyler konuştuğunda Ömer bey oturduğu yerden kalkarak bize doğru ilerledi. Defne elindeki yüzüklerin olduğu küçük tepsiyle salınarak yanıma gelmişti. Bizde Kuzey'le yerimizden kalkarak Ömer beye doğru ilerledik. Tepsideki yüzükleri eline alarak konuşmasını yapan Ömer bey, "Yasmin kızım benim için çok kıymetli" diyerek devam etti. "Bu güzel gecede, bu kutsal görevi bana layık görmeniz benim için büyük bir şereftir. Gençlerimize ömür boyu birbirlerine sadık birer eş olmalarını ve her anlarında mutlu olmalarını diliyorum." Yüzükleri parmaklarımızdan geçirirken arkadaşlarımızdan ıslık ve coşkulu sesler yükselmeye başladı. Ömer bey tepsiden aldığı makasla, yüzüklerin bağlı olduğu kurdeleyi kesecekken Defne, "sayın savcım makas kesmiyor değil mi?" Diyerek bağırmaya başladı. Gözlerimi büyüterek Defne'ye baktım. "Sadıçları bekliyoruz buraya" Gizem ve Duygu'da Defne'ye eşlik etmişti. Gurur tepsiye bir miktar para atarken, "kardeşimin sadıçlarını korkutamazsınız kızlar" dedi. Ardından Ceyhun, Tekin, Devrim ve sırayla diğerleride tepsiye bir miktar para atmışlardı. Kırmızı kurdele kesilerek ayrıldığında Ömer bey bizi tekrar tebrik ederek yerine geçmişti. Dans müziği çalarken Kuzey elini uzattığında gülümseyerek tuttum. Gözlerimizi birbirinden ayırmadan dans ettik. Bu gece bizim gecemizdi. Gülümseyerek etrafımızdaki kalabalığa baktım. Herkes eşini, sevdiğini dansa kaldırmıştı. İbrahim ve Duygu bile aralarındaki soğukluğu kaldırmış dans ederken gözüm başka bir çifte takıldı. Ceyhun ve Gizem, ve yanlarındaki diğer çift sevgili kardeşim ve Ekim. Bu aralar hiç birbirlerinden ayrılmıyorlardı. Dansın ardından hareketli müzikler eşlik etti. Çoşku ve mutlulukla çalan parçaya eşlik ediyorduk. Hatta gecenin sonuna doğru büyüklerimiz bile kendilerini tutamamış bize eşlik etmişlerdi. Annemin omzuna elini atarak oynayan babamın bile yüzü gülüyordu. Evet, bu gece benim gecemdi. Saatler ilerlediği vakit herkes dağılmaya başladığında ekiptekiler büyüklerimizden izin isteyerek eğlenceğe biraz daha devam etmek istedi. Herkes gitmiş Kuzey ve ben ekip arkadaşlarımla başbaşa kalmıştık. Tekin, "e o zaman gelsin şampanyalar" dedi yüksek sesle. Garsonlardan biri getirdiği şampanyaları servis ederken Duygu, "Yasmin, bu gece bir kadeh içersin artık sende" dedi. Kuzey yüzüme bakarken gülümseyerek kadehlerden birini elime aldım. "Sanırım bir kadeh içebilirim." Kızlar alkış tutarak gülmeye başladılar. Müzikler eşliğinde dans ederek eğlencemize devam ettik. Eğlencemizi sonlandırdığımızda Kuzey beni evime bırakırken diğerleride Kuzeyin evine gitmek için yola çıkmışlardı. Eve geldiğimizde kapının önünde dikilmiş birbirimize bakarak gülümsüyor ayrılamıyorduk. "Git artık." "Gidiyorum. Ama bu gece ve diğer gece ayrı kaldığımız son geceler olacak. Ondan sonra bırakmam seni maviş." "Hıımm. Nasıl olacakmış o Kuzey bey" dedim çeketinin yakalarını iki elimle tutarak. "Diğer gün Ankara'ya gittiğimizde göreceksin nasıl olduğunu." "Ankara'da ev tutacağım. Sakın bana ailemle kal deme. Kızlara söyledim, ev konusunda bana yardımcı olacaklar." "Bunları sonra konuşuruz. Şimdi git güzelce dinlen. Yarın öğlen seni almaya geleceğim. Bütün gün bizim olsun maviş. Herşeyi unutarak çocuklar gibi eğleneceğimiz bir gün olsun." "Olsun." Yanaklarından öperek el salladım ve arkamı dönerek eve girdim. İçerisi karanlık ve sessizdi. Anlaşılan herkes uyuyordu. Ses çıkarmadan ağır adımlarla odama girdim. Elbisemle kendimi yatağa attım. İstemsizce gülümseyerek tavanı seyrettim. Bu gün yaşadıklarımı düşündüm. Herşey çok güzeldi. Tıpkı, bir masal gibi. ***** Sabah uyandığımda önceki günün hala etkisi üzerimdeydi. Keyifle duşumu alıp elbise dolabımın önüne geçtim. Bu gün her zamankinden farklı giyinmeliydim. Pantolon yerine mini ceketli, eteği dizlerime kadar gelen bir takım seçmiştim. Kırık beyaz olan takımın içine aynı renkte bir badi giyerek saçlarımada özen göstererek salık bırakmıştım. Hafif bir makyajdan sonrada bu gün için hazırdım. Odamdan çıktığımda Toprak'ın sesi bütün evi kaplamıştı. Annemle mi tartışıyordu o? Mutfağa girdiğimde, "neler oluyor Toprak?" Diye sordum. Annem sofrayı kuruyorken Toprak'ın bakışları beni buldu.Annem elindeki kahvaltıkları bıraktı ve "Toprak bey büyümüş adam olmuşta evlenmek istiyor ablası" dedi. "Ne? Evlenmekmi istiyor?" Dedim şaşkın bakışlarımı Toprak'a çevirirken. "Neden şaşırdın ki abla? Olamaz mı? Sen evleniyorsunda ben niye evlenemiyorum?" Gülme isteğimi bastırarak bilmiyormuş gibi sordum. "Gelin adayımız belli mi bari?" Annem sesli bir şekilde gülerek, "belli belli" dedi. "Senin küçük görümcen." "Kuzeyin haberi varmı bu ilişkinizden? Hani daha yaşı küçük ya o yüzden soruyorum?" "Yaşımız küçük değil. İkimizde reşit olalı iki sene oldu. Ayrıca, Kuzey'e hesap vermek zorunda değiliz. O ablamı alırken bana sordumu? Biz Ekim'le anlaştık, en yakın zamanda onu istemeye gideceğiz. Ekim'i seviyorum ve evlenmek istiyorum." Konuşurken sinirleri bozulmuş gibi sesini yükseltiyordu. "Ablacım biraz sesinin ayarını mı düzeltsen? Derdini böyle bağırarakmı çözmeye çalışıyorsun. Şu Ekim seni kısa sürede baya değiştirdi." "Neler oluyor burada? Hayırdır oğlum, neden bağırıyorsun sabah sabah?" Babamın sesiyle Toprak susmuş, öylece babama bakakalmıştı. Hadi şimdide sesini yükseltsin bakalım. Bu gün yürek yemişti bizim oğlan. Toprak cevap veremeyince sözü ben devraldım. "Toprak evlenmek istiyormuş baba." Babam kaşlarını çatarken bende anneme yardım etmeye başladım. "Evlenmek mi? Ulan sen daha kaç yaşındasın. Okul bitmeden, mesleğini eline almadan evlilik yok." Babama cevap veremeyen Toprak, Mutfak kapısına ilerlerken, "ben çıkıyorum" dedi. "Kahvaltını yapmadan nereye gidiyorsun?" "Aç değilim Baba." Toprak önce mutfaktan çıktı ve dış kapının sesinden anlaşıldığına göre evdende çıkmıştı. Bu gün çok mutsuz görünüyordu. "Bu çocuğun nesi var böyle?" Derken masaya geçti babam. "Bilemiyorum ki" dedi annem babamın yanına geçerken. Bende çayları doldurarak masadaki yerimi almıştım. "Uyandığından beri çok agrasif. Bu akşam bana kız istemeye gidin diyor." "Kız kimmiş?" "Kuzey'in küçük kardeşi Ekim." "Kuzey'in kardeşi mi?" Babam bu duruma çok şaşırmıştı. "Bu yaşta ne evlenmesi? Kızı göreli kaç gün olduki? Bu ne acele bu çocukta." "Baba. Yarın Kuzeyin ailesi ve bütün ekip Ankara'ya gidiyoruz. Toprak'ta bu yüzden endişeleniyor olabilir. Bir daha Ekim'i görememe korkusundan evlilik gibi bir çare düşündü herhalde. Belliki Ekim'i çok seviyor." "Böyle saçmalık mı olur ya." "Aman Hilmi, genç onlar. Bizde bu yollardan geçmedik mi? Rahat bırakalım biraz gençleri. Geldiğinde ben konuşurum oğlumla adam akıllı." Annem ortamı yumuşatmayı başarmıştı. Kahvaltımı yaptıktan sonra, "bende dışarı çıkıyorum, Kuzey beni almaya gelcek" dedim. Annem, "kızım akşam erken gel. Yarın gidiyorsun bir daha ne zaman görüşürüz belli değil. Akşamı ailece birlikte geçirelim" dedi. Haklıydı. Bir daha ne zaman geleceğim belli değildi. Annemi öptükten sonra babamın boynuna sarılarak öptüm. "Siz bu gün evdesiniz galiba? Başbaşa vakit geçirin. Akşama görüşürüz" dediğimde bamam konuyu değiştirerek, "Ankara'ya gidince nerede kalacaksın? Nasıl bir yol çizdin kendine Yasmin? Bu konuyu hiç konuşma fırsatımız olmadı." "Bu konuyu sizinle konuşacaktım. Devrim ağabey ve Defne'nin kaldığı binada boş bir daire varmış oraya yerleşeceğim." "Peki, eşya işini nasıl halledeceksin? Hesabına biraz para göndereyim ihtiyacın olur. Yada seninle geleyim." Sandalyeyi çekerek babamın yanına oturdum. "Babacım, gelmek istiyorsanız annemle gelin sizde. Ama ben orada yalnız değilim. Aklınız bende kalmasın. Şimdilik paraya ihtiyacım yok. Olurasa söz isteyeceğim." O anda kapının zili çaldı. "Ben bakarım. Kuzey gelmiştir" diyerek hızlı adımlarla kapıya ilerledim. Kapıyı açmamla karşımda Kuzey'i gördüm. Dünden beri yüzündeki tebessüm hala tazeliğini koruyordu tıpkı: benim gibi. Kendimi tutamayıp boynuna sarıldım. "Hoşgeldin." "Hoşbuldum güzelim. Baban evde değil mi? Bizi böyle görürse seni bana vermekten vazgeçer birde." Gülümseyerek kollarımı geri çektim. "İçeri gelmek istermisin?" "Ailene bir selam vereyim" diyerek içeri girdi. O sırada annem ve babam mutfaktan çıkıyordu. "Kuzey oğlum hoşgeldin. Nasılsın?" Annemle birbirlerinin hatırlarını sorduklarında babam Kuzeyi kahvaltıya buyur etmişti. Kuzey aç olmadığı halde nezaketende olsa babamı geri çevirmeyip bir bardak çay içmişti. Evden çıktığımızda gideceğimiz sinemanın olduğu AVM"ye geçmiştik. Birbirimize söz vermiştik bir günlüğüne herşeyi bir kenara bırakıp çocuklar gibi eğlenecektik. Elele AVM'ye girerek sinema bölümüne geçtik. Biletlerimiz hazırdı birer mısır ve içecek alarak izleyeceğimiz filmin salonuna geçtik. Işıklar sönmüş filmimiz başlamıştı. Romantık ve aksiyon dolu filmin kadın ve erkek karakteri tıpkı ben ve Kuzey'i andırıyordu. Aksiyon dolu en heyecanlı sahnesine odaklanmışken Kuzey'in beni kendine çekmesiyle bütün odak noktam kaybolmuştu. Belime sıkıca sarılmış filmi izliyordu. Ama ben gözümü ondan alamıyordum. Bakışları sahnede, gülümsemeye başladı. Bana bakmadan ağzıma mısırları tıkadığında ağzımın açık olduğunun o anda farkına vardım. Film bitmiş biz salondan çıkmıştık. "Film güzeldi. Sende beğendin mi?" Diye sorduğunda, "sonunuda izleseydim daha çok beğenecektim" dedim. Sesli gülümseyerek, "ama sen daha güzel bir sahne izlemeyi seçtin" dedi. Artık ona hiç bir şekilde kızamıyordum. "Açmısın? Bir şeyler yemek istermisin?" Koluna girerek, "bence bu gün bir değişiklik yaparak hamburger yiyelim. Ardından Elmalı şeker ve dondurma. Çocuklar gibi eğleneceğimizi söylemedik mi? Ne dersin?" Dedim. Üstten bir bakış atarak tatlı tatlı gülümsedi. "Bu gün sen ne dersen o." Karşılıklı hamburgerimizi yerken, "filmin sonunda tam olarak ne oldu?" Diye sordum. Kuzey kaşlarını kaldırarak suratıma baktı. "Gerçekten filmin sonunu izlemedin mi?" "Hayır, izlemedim." Kuzey sesli bir gülüş sergileyerek, "başını nasıl döndürdüysem artık, dikkatini tamamen dağıtmışım. Sen normalde böyle dikkatsiz biri değilsin maviş" dediğinde yanaklarım istemsizce kızarırken ağzımdaki lokmayı zorla yutmuştum. "Ajan kızımız, malesef ki peşindeki adamlardan kaçarken yüksek binadan düşerek öldü. Sevgilisi ise kızın intikamını almak için bütün adamları binanın içine çekerek, binayı patlattı." Sahnenin sonunu duymamla son lokmam neredeyse boğazımda kalıyordu. Yüzüm düştü. Moralim bozuldu. Oysaki filmdeki baş karakter olan kadın ve erkeği, ben ve Kuzey'e çok benzetmiştim. Kadın ölmüştü. Muhtemelen patlayan binada erkekte ölmüştü. "İyi ki izlememişim." Dedim ve modum düşmüştü. "İzlediğimiz bir kurguydu maviş, gerçek bir hayat hikayesi değil. Üzülmene gerek yok." Yerinden kalkarak elimi tuttu. "Hadi kalk bakalım elma şekeri bulalım sevdiğime." "Erkek karakterde öldümü?" Merakıma yenilerek sormadan edemedim. "Maviş." "Hadi söyle? Gerçi muhtemelen ölmüştür ama sen yinede söyle?" "Ölmedi. Son anda binadan çıktı." "Sevgililer bu dünyada ayrıldı yani?" Kuzey iç çekerek kolunu belime sardı. Dudaklarını saçlarıma gömerek, "biz hiç bir zaman ayrılmayacağız sevdiğim" dedi. Bir kafeye girerek iki külahta dondurma sonrada bir tane elma şekeri sipariş ettik. Etrafta bize gülümseyerek bakan gözleri önemsemeden elma şekerini ortamızda tutarak bir tarafından ben bir tarafından Kuzey ısırıyordu. Çocukça yaşamak ne güzel şeydi. Kimseyi takmadan içinden geldiği gibi. "Hayret, bu gün kimse peşimize takılmadı" dedim tatlı elmayı çiğnerken. "Biraz bizi yalnız bıraksınlar bir zahmet. Yasmin, ben sana başka bir şey söyleyecektim" dedi boğazını temizleyerek. Merakla ne diyeceğini bekliyordum. "Yarın sabah Ankara'ya gidiyoruz. Gidince bizim evde kalmanı doğru buluyorum." "Bunu konuşmuştuk Kuzey. Kızlar bana ev ayarlayacaklardı. Defne ve Devrim ağabeyin oturdukları binada boş bir daire varmış. Onu ayarlayacaklardı. Beni yanlış anlamanı istemiyorum. Aileni çok sevdim. Ama ben kendime ait bir evim olsun istiyorum." Donuk bir surat ifadesiyle baktı suratıma. "Nasıl istiyorsan maziş. Ama seni yalnız bırakamam. Bende seninle aynı evi paylaşacağım." Söylediği şeyle gözlerim büyüdü. "Nasıl?" Dedim şaşırarak. "Baya birlikte yaşayacağız. Birlikte, istediğimiz gibi eşyalarımızı alır evi döşeriz. Ve böylelikle hiç ayrılmayız." Ne diyordu bu ya? Tam ağzımı açıp itiraz edecekken, "itiraz istemiyorum Yasmin. Bu saatten sonra sensiz yaşamak istemiyorum." Bölümü nasıl buldunuz canlar. Düşünceleriniz benim için çok kıymetli. Yorumlarda buluşalım. Hoşça ve sağlıcakla kalın💙

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.