Oy ve yorumlarınızı esirgemeyin canlar. Keyifli okumalar💙 (Yasmin Karaaslan) Uykusuzluktan olsa gerek başım çok ağrıyordu ama ben eve gitmek yerine kulaksızın sorgusuna şait olmak istiyordum. Saat gecenin ikisiydi ve bütün dikkatimle camın ardındaki sevgili kayınvalidemin gerçekleştirdiği sorguyu izliyordum. "Bazen çok inatçı oluyorsun maviş. Eve gidip dinlenmeliydin." Kuzey benim için endişeleniyordu ama bu gösteriyi kaçıramazdım. Gözlerimi, bizi karşı tarafa göstermeyen camdan ayırmadan, "bu anı kaçırmak istemedim" dedim. "Hem bazı şeyleri olay yerinde öğrenmek daha doğru olur öyle değilmi?" "Haklısın. Ama uykusuzsun. Bitkin düşmeni yada hasta olmanı istemiyorum." "Beni düşünmeni çok seviyorum sevgilim. Ama şu anda bütün dikkatimi içeri vermek istiyorum." "Bence de artık uzatmasanız şu kulaksızın ifadesini dinleyelim" dedi yanımızda bulunan Devrim ağabey. "Demek konuşmak istemiyorsun?" Feride başkan oturduğu sandalyede öne doğru doğrularak ellerini masaya koydu. Gayet sert ve kendinden emin görünüyordu. Tam da idolüm olacak kadın. "Avukatım gelmeden konuşmayacağım." Kulaksız yüzündeki ve bedenindeki darp izlerine rağmen dik bir pozisyonda oturmaya çalışıyordu. Yıkılmadım ayaktayım sözü misali. Bizim çocuklar iyi benzetmişler adamı. "Eğer konuşmazsan sana uzun bir süre avukat yok. Yani tek çaren bütün suçlarını itiraf etmen. Aksi taktirde seni elimden kimse alamayacak. Neden senin sorguna benim girdiğimi düşünmüyormusun?" Kulaksız sesli bir şekilde gülmeye başladı. "Beni kendine ayırdığına göre her kadın gibi beni çekici buluyorsun." "Şerefsiz" Kuzey hareketlenerek küfür etmeye başlamıştı ki Feride başkan bir anda yerinden kalkarak kulaksızın suratına sağlam bir yumruk attı. Kulaksız sarsılarak yere düştü. Bu sorgu süreci daha heyecanlı bir hal alıyordu. Elimde olmadan bu hareket beni heyecanladırmıştı. Kulaksızın ağzından inilti sesler çıkarken başkan, "kalk, geç sandalyeye" dedi gür sesiyle. Kulaksız suratını büzerken kelepceli elleriyle yerden destek alarak kalktı ve tekrar sandalyeye oturdu.Feride başkanda sesli bir şekilde boğazını temizleyerek yerine oturdu ve devam etti. "Sorularımı doğru bir şekilde cevaplarsan tekrar canını yakmayacağım. Şimdi tekrar soruyorum, evime saldırmaları için neden adamlarını yolladın?" "Ben kimseyi evine göndermedim. Seni tanımıyorum neden böyle bir şey yapayım?" "Bak, fazla sabırlı biri olduğum söylenemez.Sana tavsiyem, sorduğum sorularıma beni yormadan cevap vermen. Konuşana kadar bu odada benimle yalnızsın" diyerek tekrar masanın üzerinde eğilerek kulaksıza yaklaştı. "Sana burada neler yapabileceğimi aklının ucundan bile geçiremezsin." Ölümcül bakışlarını atıyordu şu an kulaksıza. Kaşları çatılan kulaksız burnundan soluyarak, "son zamanlarda yaptığım bütün işlerim ya baskın yiyordu yada çıkmaza giriyordu. İşlerimi kimin bozduğunu araştırdığımda karşıma sen çıktın. Tam olarak ne iş yaptığını bulamasamda bir devlet görevlisi olduğunu biliyordum. Beni çok zarara uğrattın Feride hanım. Özelliklede son işim olan kadın ticaretinde." Feride başkan alayla güldü. "Kendinden hiç utanmıyorsun değilmi? O kızları kurtarmasaydım başlarına neler gelecekti." Pis pis sırıttı kulaksız. "Yaptığım hiç bir işten utanmıyorum. Büyük bir zevkle bu işi yapıyorum." Başkan birden ayaklanarak kulaksızın yakasından tuttuğu gibi yerinden kaldırarak onu duvara çarptı. "Ulan senide bir ana doğurmadımı lan?" Yere yığılan kulaksıza defalarca tekme atarken, "seni aşağılık, adi herif. Seni gebertirim lan." Bu duruma gözlerim büyüdü. Başkan fazla mı agrasif di? Devrim ağabey, "adamı öldürecek. Ben içeri giriyorum" diyerek ayrıldı yanımızdan. "Hak etti şerefsiz" diyen Kuzey'e döndüm. "Annene hayran kaldım doğrusu. Tam bir savaşçı kadın. Yaşı, hiçbir enerjisini tüketmemiş maşallah." Kuzey suratımda ne gördüyse önce kaşlarını kaldırarak şaşırmış gibi beni izledi bir süre sonrada sesli bir şekilde gülerek, "sana bazen inanamıyorum maviş. Sanki şiddetten besleniyorsun. Bu şiddete meyilli halin beni bazen korkutuyor. Acaba bir gün dönüp dolaşıp bana da uğrarmı diye." Kuzey böyle söyleyince bir an düşündüm. Ben ona kıyamazdım ki. Kara gözlerinde takılı kaldım. Bakışları böyle bir ortamda bile içimi ısıtıyordu. Kara gözlerini perdeleyen uzun kirpiklerine bile kıyamam ben. İç çekerek aramızdaki bir adımıda kapatarak kollarımı boynuna doladım. "Beni nasıl görüyorsun bilmiyorum ama seni çok seviyorum Kuzey. Sana kıyamamki ben." Kollarımı boynuna daha çok dolayarak bir öpücük kondurdum. "Tabi ki hak etmediğin sürece." Gülümsemesi genişlerken o da kollarını sıkıca belime doladı. "Seni seviyorum mavişim." Aramızdaki çekimin ve Kuzey'in büyüsüne kapılmıştım. Sıcacık kollarında uyumak istiyordum. Tabiki buna uykusuzluk ve yorgunlukta sebepti. Şu anda camın ardındaki sesler hiçte umrumda değildi. Kuzey'i bırakmak istemiyor ve ona sıkıca sarılmak bütün yorgunluğumu unutmak istiyordum. Kapının hızla açılıp duvara çarpmasıyla Kuzey'in kollarında sıçradım. Bir an boşluğuma gelmişti. N'oluyordu ya? Kollarımı çözerek Kuzey'den ayrıldığımda arkamı dönemle sevgili kayınvalidemle gözgöze geldik. Gözleri öfkeden Alev saçıyordu. "Siz napıyorsunuz burada?" Ne diyeceğimi bilemedim. Sanki bir suç işliyormuşuzda yakalanmışız gibi hissettim. Gözlerimi Feride hanımdan ayırarak Kuzey'e döndüğümde gülümseyerek bana bakıyordu. Göz kırptım başımı sallayarak. Annesine bir cevap vermeliydi. "Ben Devrim'le devam edeyim sorguya." Kuzey odadan çıkarak annesiyle bizi başbaşa bırakıp gitti. Fazlamı umursamazdı bu? Feride hanım derin bir nefes alarak kendini sakinleştirdi ve, "çok yorgun görünüyorsun bence eve gidip dinlenmelisin" dedi az önce sorduğu soruyu unutarak. "Herkes burada. Sorgu bitince beraber gideriz. Hem sadece ben değil, herkes çok yoruldu" dedim yönümü yan odanın camına dönerek. Kulaksızı yerden kaldırıp tekrar sandalyesine oturtmuşlardı. Adam kanlar içinde iki büklüm oturmaya çalışıyordu. "Adamı fena benzettiniz başkanım. Neredeyse bayılmak üzere." "O da evimi mahvetmeseydi." Bakışlarımı çevirip yan profiline baktığımda sert çehresiyle dimdik durarak benim gibi içerdekileri izliyordu. Ona karşı hissettiklerimi saklamayarak konuşmaya başladım. "Feride hanım, size karşı büyük bir hayranlık besliyorum." Tabiki bazen sinirlerimi bozsada bunu ona şimdilik söylemeyecektim. "Kendinizden emin güçlü duruşunuzla sizi idol olarak görüyorum. Belki böyle konuşmam size biraz tuhaf gelmiştir. Ama size karşı bu düşüncelerimi söylemek istedim." Bana bakarak önce bir durakladı sonrada gülümsemeye başladı. "Çok teşekkür ederim. Belki de bende kendini görüyorsundur." Bu söylediğiyle kaşlarım havalanmıştı. Ne yani, kayınvalideme mi benziyordum. "Bende, sende gençliğimi görüyorum. Ayaklarını yere sağlam basıyorsun. Korkusuz ve birazda inatçısın. Biraz savaşçı ve sabırsızsın. Daha bunun gibi bir çok benzer özelliklerimiz var." Daha ne kadar oldu tanışalıki beni bu kadar tanımıştı. "Yarın oğlumla nişanlanacaksın ama hala bana Feride hanım diyorsun." Ne diyecektim. "Bundan sonra anne demeni istiyorum." "Bunun için biraz zamana ihtiyacım var Feride hanım. Belki nikahtan sonra." Aklıma annem geldi. Kaç gündür aramıyordum. Babam bu gün iki defa aramıştı ama telefon sessizde olduğu için duymamıştım. Bu saatte uyuyor olmalılar. Telefonum arabada kalan çantamdaydı. Buradan çıkınca ilk işim onlara durumu anlatan bir mesaj yazmaktı. "Şu nişan olayını bir kaç gün ertelesek olmazmı? Biraz hazırlık yapmak gerekir." "Erteleyemeyiz. Bir kaç gün içinde Ankara'ya dönmeliyiz. Hazırlık için ne gerekiyorsa yarın hep birlikte halledebiliriz. Zaten aramızda küçük bir nişan olacak. Böyle aceleye gelmesini bende istemezdim. Artık düğünü istediğin gibi yaparız." Anlaşılan dinlenmek yoktu. Kulaksız artık yediği dayaklardan dayanamamış olacak ki konuşmaya başlamıştı. "Alev, Doğan, Veysel ve Sedat birlikte iş yapıyoruz. Kadınları Alev ayarlıyor. Yurt içi ve yurt dışına pazarlıyoruz. Uyşturucuyu Veysel ve Sedat'ın atölyelerinde üzetip satışa sunuyoruz." "Ulan, canın çıkana kadar seni burada dövmek istiyorum. Seni kanı bozuk adi herif. O kadar insanı zehirleyerek canını aldınız. Özellikle gençleri kandırıp zehirliyorsunuz." "Kimseye zorla bir şey satmıyoruz. Bence buna bayılıyorlar." "Lan, elimde kalacaksın şimdi hala pişkin pişkin konuşuyorsun." Kuzey öfkeyle kulaksızın boğazını sıkmaya başladı. Kulaksız nefes alamazken gözleri büyüdü ve boğazından hırıltılı sesler çıkmaya başladı. Feride hanım yan odaya giden ses düğmesine basarak otoriter sesi ile, "Kuzey bırak adamı" diye seslendi. Sanki o da aynı şeyi yapmamıştı. Kuzeyin adamı bırakmaya hiç niyeti yoktu. Devrim Kuzey'in kollarını tutarak müdahale etmeye çalıştı. Ama oda başarısız çıktı. Adam suratı kırmızıya dönerken Feride hanım, "Kuzey hemen adamı bırakmanı emrediyorum" dedi gür sesi ile. Kuzey'in eli gevşerken kulaksız bayılarak yeri boyladı."Ekibini toparlayıp hemen terkedin burayı." Aldığımız emir üzerine odayı terkederek Devrim ve Kuzeyin olduğu tarafa geçtim ve, "hadi beyler, emir büyük yerden çıkıyoruz" dememle Kuzey iğrenerek baktığı yerde yatan kulaksızdaki bakışlarını bana çevirdi. "Bu günlük bukadar yeter. Yeterince yorulduk eve gidiyoruz." Kuzey'in beni gören bakışları yumuşarken, ikisininde kollarına girerek onları odadan çıkardım. Koridorda ilerlerken buradaki meslektaşlarımıza selam vererek çıkışa doğru ilerliyorduk. Evet İstanbul teşkilatındaydık. Herkes canla başla çalışıyordu. Dışarıya çıktığımızda ekiptekiler kimi ellerinde çay ve kahveyle muhabbet ediyorken kimide arabalarda uyuya kalmıştı. "Arkadaşlar gidiyoruz" diye seslenen Kuzey'le hepimiz arabalara yerleşerek yola çıktık. Herkes suspus kimseden ses çıkmıyordu. Çok yorulmuştuk. Yarın şu nişan merasimini nasıl yapacağız hiç bir fikrim yoktu. Evin bahçesine arabaları parkettiğimizde bütün ışıklar kapalıydı. Tabiki Toprak ve Ekim bu saatte uyuyodur. İkisini nasıl yalnız bıraktık evde bilmiyorum. Umarım uslu durmuşlardır. Eve girdiğimizde Kuzey ışıkları açarak kendini koltuklardan birine bırakırken, "Ekim ve Toprak uyuyor olmalılar" diyerek ellerini saçlarına götürerek karıştırdı. "Ben onları kontrol edeyim." Hareketlendiğimde Kuzey elimden tutarak beni kendine çekti. Yanında oturtup, "birlikte gideriz" dedi. Toprak ve Eylül'ü ne durumda bulacağımızı bilmediğimden bu fikir beni biraz tedirgin etmişti. Ama bunu Kuzey'e belli etmemeliydim. Bakışlarımı etrafda gezdirirken, gülümseyerek bana göz kırpan Duygu'ya baktım. Ne düşündüğümü anlamıştı. "Ben hallederim" diyerek sessizce dudaklarını oynattı." Ben odama çıkıyorum Kuzey. Yarın öğlene kadarda kalkmam sanırım. Size iyi geceler" diyen Devrim ağabeye, "iyi geceler dediğimizde diğerleri de "İyi geceler" diyerek kimi merdivenlere kimide asansöre doğru ilerledi. Kapıdan içeri giren Emre ve Faruk bavulları ve çantaları içeri doğru sürüklerken Gurur'da kendi malzemeleri olan çantalarını taşıyordu. Asansör boşalınca, "hadi bizde çıkalım odamıza sevgilim" dedi Kuzey."Odalarımıza, diyecektin galiba?" Elimi tutarak benide kendisiyle koltuktan kaldırdı. "Doğru duydun. Bundan sonra birlikte uyuyacağız." "Kuzey, biz yarın nişanlanıyoruz, evlenmiyoruz. Sen bu nişan meselesini nikahla karıştırdın galiba. Ayrıca, bu tür emribakilerden hiç hoşlanmıyorum." "Karıştırmadım. Ama nişanda evlilik kadar kutsal benim için sevgilim. Biliyorsun annem burada. Sabahta babam gelecek. Artık bir odan olmadığı için benimle kalacaksın." "Kocaman evde bir tek bana oda yok zaten." Gülümsemesi genişlerken, "bakıyorumda keyfin yerine gelmiş" dedim. "Evet. Keyfim hiç bu kadar yerine gelmemişti. Bana sarılarak uyursan, belkide o Doğan itiniyle yakınlaşma girişimini unutabilirim." "Bunun için bana hesap sorana bak. Alev karısıda neredeyse seni yiyecekti. Onunla ortadan koybolmanı saymıyorum bile." Aklıma gelenlerle sinirlenmeye başlamıştım. Kuzey derin bir nefes alarak, " gel buraya" diyerek beni kolları arasına aldı. Bir eliyle saçlarımı okşarken koklayarak öpüçük kondurdu. "Aramıza böyle basıt insanların girmesine izin vermeyelim maviş. İkimizde görev için olduğunu biliyoruz. Bu tür konularla canımızı sıkmayalım. Hadi odamıza çıkıp dinlenelim." Asansöre bindiğimizde camdan görünen etrafı inceleyerek, "zenginliğinizi bu kadar göze sokmasaymıydınız acaba" dedim. "Olan var olmayan var. Çok şatafatlı." "Tamamen annemin seçimi. Anladığım kadarıyla gösterişi sevmiyorsun. Ama hiç bir otel yada ev bu kalabalığımızı kaldıramazdı. Öyle değilmi?" "Orası doğru." Asansörden indiğimizde Kuzey kızların odalarının olduğu tarafa yönelmişti ki aceleyle, "hayatım, sen odana geç. Duşunu al, üzerini değiştir. Ben Ekim'e bakarım. Şimdi kızlar müsait değillerdir" dedim. Gülümseyerek, "tamam" dedi. "Çabuk gel. Seni bekliyorum." Gülünce başka bir yakışıklı oluyor bu adam. Bütün direncimi sanki bırakıyorum. Elimi hiç bırakmak istemiyormuş gibi ağır çekimle bırakarak odasına ilerledi. Ardından iç çekerek baktım bir süre. Aşık olmak güzel şeydi. Odasının kapısını açıp içeri gireceği anda bana döndü bakışları, tekrar gülümseyerek el salladım ve arkamı dönerek hızla Eylül ve Ekim'in kaldığı odaya girdim. Ama kimse yoktu. Duygu'nun olduğu odanın kapısını açtığımda o da yoktu Defne'de. Duygu Ekim'in nerede olacağına bakacaktı sözde. Arada kalan odaya girdiğimde Tuğçe yalnızdı. "Tuğçe, kızlar nerede? Ekim ve kardeşime bir şey mi oldu yoksa" dedim telaşla."Sakin ol. Hepsi senin odanda" dediğinde hiç beklemeyerek hızlı adımlarla kaldığım odaya doğru ilerledim. 'Neden oradalardı?' "Yasmin sorun yok. Sakin olurmusun" diyerek peşimden geliyordu Tuğçe.. Odanın kapısını açtığım gibi gördüğüm manzaraya kızsam mı sevinsem mi bilemedim. İçeri girdiğim gibi yatağımda, yani Feride hanım ve Kemal Bey'in yatağında, bizim küçükler sarmaş dolaş uyuyordu. İyilerdi çok şükür ama hemen kalkmaları gerekiyordu. Toprak'ın olduğu tarafa geçerken Defne kolumu tutarak, "Yasmin elleme, çok güzel uyuyorlar" dedi tatlı tatlı gülümsuyordu bu görüntüye. Diğerlerine baktığımda onlarda Defne gibi durmuşlar bizim yaramazları seyrediyorlardı. "Uyanmaları gerekiyor" dedim Toprak'ı dürterken. "Toprak, uyan kardeşim." "Elleme işte Yasmin. Sende Kuzey'in yanında uyursun bu gece." Duygu'nun konuşmasıyla onlara döndüm. "Birazdan Feride hanım gelince görürüz uyumayı." "Feride hanım mı?" Dediler hepsi bir ağızdan. Eylül ise, "annemi unuttuk" diyerek kardeşinin kolundan tutarak sallamaya başladı. "Kalk kızım kalk. Annem geliyor. Ekim uyansana." Ekim ve Toprak seslere kayıtsız kalmayarak sersem bir şekilde birbirlerinden ayrılıp doğrularak oturdular yatakta. Hortlak görmüş gibi gözlerini açıp neler olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Hepimizde gözlerini gezdirirken Toprak benimle gözgöze geldi ve, "abla? Dedi şaşkınca." "Abla ya. Toprak'cım burada ne yapıyorsunuz? Bizim yerimize Feride hanım gelseydi. N'olacaktı." Elimi sallayarak, "kalk hadi kendi odana git uyu" dedim. Yataktan çıkarak doğruldu. Uykulu gözlerini kırpıştırarak, "abla valla kötü bir şey yapmıyorduk. Sadece uyuyorduk" dedi. "Biliyorum Toprak'cım. Ama bu odadan çıkman gerekiyor. Ya bizden önce Kuzey girseydi odaya. Ne diyecektin? Abi valla bir şey yapmıyorduk yalnızca uyuyorduk mu diyecektin?" "Sen nasıl ablamın yanında uyuyorsan bende kardeşinin yanında uyuyorum diyecektim" dedi ve odadan çıkıp gitti. Kaşlarımı çatarak Ekim'e döndüm. Toprak'ın kafasına bunları o mu işliyordu?Ekim'e döndüğüm gibi, "yalanmı yengecim, Ankara'daki evimizde ağabeyimle aynı odada uyumuştunuz. Nedense siz istediğiniz gibi hareket ediyorsunuz. Gördüğün gibi bizde artık iki yetişkiniz." Ne diyeceğimi bilemezken, suratını asarak ayaklarını yere vura vura odadan çıkıp gitti. Bir şey söyleyip onları kırmak istemiyordum. Gizem alaylı şaşkınlığıyla, "vay be, bizim bücürlere bak. Bizden hızlı çıktılar. Ulan daha ben birini bile bulamadım. Bunlar birlikte uyuyamıyorlar diye yaptıkları tribe bak" deyince Duygu, "herkes sizin gibi cesaretsiz mi kızım, Ceyhun'da sende birbirinizi seviyorsunuz ama bir türlü bunu kendinize itiraf edemiyorsunuz" diyerek cevap verdi. Bende dağılan yatağı düzeltmeye başladım. "Yatağı bile düzeltme zahmetinde bulunmadı bücürler." Yatak düzeldiğinde eşyalarımı toplamak için elbise dolabına yöneldim. "Sen şimdi Kuzey'in odasındamı kalacaksın?" "Evet Defne, başka oda olmadığına göre?" Eşyalarımı dolapta bulunan el çantasına doldurdum. "Kızlar bence, bizde bu gece bizimkilerle aynı odalarda uyuyalım. Sevdiklerimize sarılır huzurlu bir uyku çekeriz. Hem yorgunluğumuzuda atmış oluruz he? Ne dersiniz?" "O zaman bende Sıraç ile uyuyabilirim." Defne'nin parlak fikrine Eylül, ışıldayan gözleriyle heveslenmişti. "Eylül'cüm, Defne'nin gazına gelme bence. Sabah annen ve baban burada olacaklar. "Tuğçe söze girerek, "kızlar onu bunu boş verinde yarın nişan var. Hiç bir hazırlığımız yok. Böyle birden bire nişanmı olur. Nasıl yapacağız? Bunu konuşmadık hiç." "Feride hanıma nişanı biraz erteleyelim, dinlenip hazırlık yapmalıyım dedim. Bir kaç güne Ankara'ya dömeliyiz zaten aramızda küçük bir nişan olacak dedi. Ama yinede nasıl yaparız bilemiyorum." "Yengecim, bence hiç merak etme, ağabeyim her konuda sana yardımcı olacaktır. Bizde varız, her birimiz bir işle meşkul olur ve herşeyi hallederiz." "Eylül doğru söylüyor. Şimdi gidip güzel bir uyku çekelim. Yarında kahvaltıdan sonra alışverişe gider sana güzel bir kıyafet alırız." Duygu'dan sonrada Gizem konuşmaya başlayarak, "biz artık kardeşiz Yasmin'cim, yarın elbirliğiyle bütün işleri oldu bil" diyerek gelip bana sarıldı. Bu hali, Pamir'in cehenneminde dibimden ayrılmadığı günleri hatırlattı. "Annenlere haber verdin mi Yasmin? Bizimkilerede haber vereyim de sabah size giderek evdeki yapılacaklar için yardım etsinler." "Saat geç olduğu için mesaj attım yolda gelirken. Sizinkilerin bizim eve gitmeleri iyi fikir. Annemin eli ayağına dolanır şimdi. Ne yapacağını bilemez heyecandan" dedim Defne'ye. "Babam ise sinir olup küplere binecek bu ne acele diye. Neyse, çok yorgunuz. Gidip uyuyalım." Hep birlikte Feride hanımın odasından çıkarak dağıldık. Kuzeyin odasına girdiğimde duşunu almış lacivert pijamalarını giyerek yatakta oturuyordu. Geldiğimi görünce, elindeki telefonu komidine bıraktı. "Neredeyse seni almaya gelecektim maviş. Geciktin." Elimdeki çantayı bir kenara bırakarak içinden pijamalarımı çıkardım. "İyi ki gelmedin." "Neden? Bir sorun mu var?" Diyerek kaşlarını çattı hafiften. "Ekim ve Toprak iyi. Odalarında uyuyorlar. Kızlarla konuşuyorduk. Malum, bu yorgunluğun üzerine hiç zamanımız yokken isteme ve nişan yapacağız ya. Bundan önemli sorun mu olur." Gülümserken gözleri kısıldı. Yataktan kalkarak yanıma geldi. "Ulan sen benimle nişanlanmayı kabul etmişsin, ben seni hiç darda koyarmıyım." Aniden beni kucakladığında etrafında dönmeye başladı. "Kuzey yapma. Bak çok yorgunum başım dönecek." Kuzey kahkaha atınca bende onunla gülmeye başladım. Gülüşlerimin arasında, "yeter, Kuzey indir beni" diyordum. Kuzey aniden durduğunda bir an dengemi tutamayıp kollarımı beline sardım. Başım göğsünde kendime gelmeye çalışıyordum. Bir kolunu bana sıkıca sararken diğer eliyle çenemi tutarak kaldırdı. "Beni büyülüyorsun maviş" güzel kara gözleri yakından çok etkileyiciydi. Bende onunla aynı duyguları paylaşıyordum. "Bu halimle mi?" diyerek saçım başım dağılmış, yorgunluktan perişan görünen halimi kasteddim. "Bu halinle" diyerek eğildi. Aramızdaki mesafeyi kaldırarak dudaklarıma yapıştı. Bu adam benim bütün duvarlarımı kırıyordu. Banyo yaptığı için mis gibi kokuyordu ama ben pek güzel koktuğumu sanmıyordum. Kuzey'den ayrılarak, "ben bir duş alıp geleyim sen uyu bekleme beni" diyerek yere düşen pijamalarımı alarak banyoya girdim. İşim fazla sürmemişti. Kısa sürede banyodan çıktığımda Kuzey yatağa girmiş beni bekliyordu. Işığı södürerek örtüyü kaldırdım ve yatağa uzandım. Kuzey arkamdan sarılarak saçlarımı kokladı. "Çok güzel kokuyordun sevgilim." Gülümsedim, "sende" dediğimde kollarını sıkıca sardı. "İyi uykular" dediğimde keyifli sesi doldu kulağıma, "iyi uykular sevgilim." Yorumlarda buluşalım canlar. Hoşça ve sağlıcakla kalın💙💙💙
Bölüm 22
22.Bölüm
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.