Oy ve yorumlarınızı esirgemeyin canlar
Keyifli okumalar💙
Bazen, hırçın duygularla kendimi kaybettiğimi kabul ediyorum. Mecburi durumlar hariç, biraz daha nezaketli olmalıyım, bunuda biliyorum. Etrafımdaki insanlara karşı en azından sevdiklerime karşı daha düşünceli olmalıydım. Neden mi? Etrafımdaki, yüzlerini dağıttığım arkadaşlarım ve karşımdaki hala gözlerini irice açmış bana bakan, elinde büyük bir gül demeti olan Kuzey için.
"Yasmin." Tekrar ismimi seslendiğinde, mahçup bir şekilde Faruk'un üzerinden kalktım. Ne yapmalıyım, nasıl hareket etmeliyim bir an bocalarken mahçupça baktım Kara gözlere. "Neler oldu burda?" Diye sordu haklı olarak. "Şakalaşıyorduk." Bana sorulan soruya Selim cevap vererek yerden kalkmaya çalıştı. Duygu kahkaha atarak, "o yüzden mi suratın böyle dağıldı?" Diyerek daha çok Kuzey'in kafasını karıştırmıştı. "Biri adam akıllı neler olduğunu anlatsın. Bu haliniz ne?"
Abi valla sadece şakalaşıyorduk. Ama gördüğün gibi Yasmin bunu gerçek algılayıp hepimizin üzerinden geçti" diyen Tekin, eliyle suratını ovuşturuyordu. Faruk yerden kalkarak aksak adımlar ile yanımda durdu. "Asıl benim üzerimden geçti lan. Şu halime bak?" Üzerindeki tişörtünü çekiştirerek, "tersinde ne pismiş kızım senin" dedi. "Resmen kendini kaybediyorsun. Şakayı o kadar ciddiye aldınki sana sesleniyoruz duymuyorsun bile. Üzerimde debelenip durdun." Kendimi yoklama gereği duydum. Onlar dağılmışken ben gayet sağlıklıydım. Arkadaşlarım haklıydı. Şakalarını bile o kadar cittiye almıştım ki onlar bana kıyamazken, ben onlera zarar vermiştim. Mahçuptum. Bu huyumdan bir an önce vazgeçmeli ve özür dilemeliydim. Tam özür dilemeye yeltenmiştim ki Selim'in konuşmasıyla durdum. "Kardeşim, öyle görünüyor ki güzel bir teklif için hazırlanmışsın. Bence yol yakınken vazgeçsen iyi olur." Neler diyordu bu? Kaşlarımı çatarak sözlerini bitirmesini bekledim. "Elindeki güzel gülleri ve içindeki alyans olduğu her haliyle belli olan kutuyu, sence bu Amazon kaçkını hak ediyormu?" Kimi kıkırtılar halinde gülüşürken, kimide gülmemek için kendilerini zor tutuyordu. Onları görmezden gelerek bütün ilgimi Selim'e verdim. Bir kaç adım üzerine doğru yürüyerek, "hepinizden özür dilemeye niyetliyken, sen sinirlerimi hoplatmak için çabalıyorsun. Vazgeçtim... Özür dilemeyeceğim. Beni düelloya davet eden sizsiniz. Beni kışkırtan yine sizsiniz. O Bebek yüzünü dağıttığıma hiç pişman değilim. Kaşınmasaydın." Bu defa kimse kahkahasını saklamamıştı. "Anlaşılan ortada önemli bir konu yok. Şimdi müsade ederseniz, teklifimi gerçekleştirebilir miyim? Ulan, yol boyu gelirken nasıl bir konuşma yapsam diye kafa patlatırken, beni karşılayan manzara bütün düşündüklerimi silip attı. O nedenle, Yasmin sen dahil hiç birinizin bu anımı bozmaması için lafı uzatmadan direk soruyorum." Heyecan bütün bedenimi esir alırken, bütün dikkatimle izliyordum onu. "Benimle evlenir misin Yasmin?" Dün gece bu teklifi ettiğinde gayet nolmal karşılayan ben, şu anda neden böyle karmaşık duygular hissediyordum. Bir yanım heyecanla 'evet' diye haykırmamı isterken, bir yanım boşlukta süzülüyordu. Evet, Kuzey gibi bir adamla evlenmek istiyorum. Ama evlilik her insanın bir dönüm noktasıydı. Hayatını bir başkası ile birleştiriyor, ömür boyu kendini ona adıyorsun. Heyecanla yutkunup, yakışıklı yüzünü inceledim. Artık bir cevap vermeliydim. Bu kadar düşünce insanı kararından döndürürdü. Göğsüme saplanan tatlı sızı nefesinimi kesmeden, "evet" dedim. "Evet, seninle evlenirim yakışıklı." Gergin yüzüne bir rahatlama gelirken, gülümseyerek elindeki Gül demetini bana uzattı. Bizim gibi sessizce bekleyen arkadaşlarımız, ıslık ve bağırışlarla destekledi bizi. Kuzey, açtığı kutudaki parlayan taşlı yüzüğü parmağıma geçirdiğinde, kalbim yerinden çıkacak gibi delice çarpıyordu. Daha önce yaşamadığım duyguları bana yaşatan bu adama teşekkür etmek istiyordum. Bir anda beni kuçaklayarak etrafında dönmeye başladı. ikimizin de yüzünde tarifsiz bir mutlulukla gözlerimizi ayıramıyorduk. Daha önce hiç gülmediğim kadar delicesine kahkahalarla gülmek istiyordum. Gurur'un açtığı dans müziğiyle Kuzey, beni kucağından indirerek elini uzattı. "O zaman, bu mutlu günümüzü kutlayalım sevgilim." Defne, elimdeki çiçeği alırken, kollarımı Kuzey'in boynuna dolayıp kendimi mutluluğun akışına bıraktım. Eşini alan, bize eşlik etmeye başladı. Herkes çok mutluydu, Ekim'i kolları arasına alan canım kardeşim Toprak bile. Umarım, hayat bize hep mutlu anlar yaşatırdı. Nefesini boynumda hissettiğim Kuzey, "bir an vazgeçeceksin diye aklım çıktı. Kafayımı yedirteceksin bana sen kadın!" dedi. Bakışlarımı büyüleyici karalarına çevirdim. Daha önce hiç etkilenmediğim kadar etkileyici görünüyordu. Bu hissettiklerim normalmiydi? "Aslına bakarsan, hayırda diyebilirdim. Bu çok önemli bir karar. Artık ciddi anlamda hayatıma girdin. Bu saatten sonra aramızda gizli saklı hiçbirşey olmayacak Kuzey. İlk ihanetinde vurum seni." Kahkaha atarak beni daha çok çekti kendine. "Sana ihanet etmek mi? Ben daha aklımı peynir ekmekle yemedim maviş. Sana söz, sana sağdık bir eş olacağım." *** Müzik eşliğinde delice oynuyor, ritimlere ayak uyduruyorduk. Bu gece bizim gecemizdi, bu gece herşeyi unutup çılgınlar gibi eğlenecektik. Planlı bir gece düzenleseydik bu kadar eğlenceli olmazdı herhalde. Duygu elindeki kadehle havuza atladığında, Gizem çığlık atarak onu taklit etti. Kuzey'le kenetlenmiş elimizi ayıran kişi, kolumu tuttuğu gibi kendisiyle birlikte beni de suya atmıştı. Suya gömülen başımı yüzeye çıkardığımda, Defne pişkince karşımda sırıtıyordu. "Seni kaçırmasam hiç ayrılmayacaksınız çifte kumrular sizi." "Ya... Öylemi? Bunu Selim'in dibinden ayrılmayan sevgili arkadaşım Defne mi söylüyor?" Diyerek onun gibi muzipçe sırıttım. "Senin saçların kuru kalmış galiba? Birazcık ıslatalım" diyerek başını tuttuğum gibi suya batırıp çıkardım. Umrunda değilmiş gibi kahkahalarla gülüyordu. Selim burnunu tutarak atlamıştı sevdiğinin yanına. Diğerleride eksik kalmayarak atlamışlardı havuza. Bir tek, sevdiceğim kalmıştı, o da beni seyretmeyi seçmişti kıyıda.Eğlenceli gecemiz uzun sürmüş, delice eğlenmiştik. Havuz dar gelmişti kalabalığımıza, eğlenceye denizde devam etmiştik. Gecenin sonunda odama girdiğimde, Kuzey'de dibimden ayrılmamıştı. Ne kadar çabalasamda beni bırakıp çıkmamıştı odamdan. Sarmaş dolaş uyandığımız sabah, istemsizce bakışıp gülümsüyorduk. "Odama girmemeni söylemiştim. Ama sen ısrarla burda uyudun" dedim. "Fenamı oldu? Seni bu koca adama alıştırmam gerek. Bırakta, bu anın tadını çıkaralım" diyerek yanaklarımı parmakları arasına alarak sıktı. Ve sesli bir şekilde öpücük bıraktı. "Şimdiden bizimkilere haber vermeli miyim?" "Ne demek haber vermeli miyim? Herkese ilan et aşkım. Herkes bilsin nişanlandığımızı. Hatta, en yakın zamanda evleneceğimizide söyle. Ben bu gün bizimkileri arayıp haber vereceğim. Gerçi kızlar benden önce davranıp aramışlardır bizimkileri." "Ne kadar yakın bir süreden bahsediyorsunuz Kuzey bey?" Dedim büyük bir merakla. "Bir hafta" dedi çocukça bir mutlulukla. "Yangından mal mı kaçırıyoruz? Bir haftada evlilik kararı verildiği nerede duyulmuş? Birbirimizi tanıma şansı verelim. Birlikte birşeyler paylaşıp, vakit geçirelim." Burnunu burnuma sürterek öpücükler kondurmaya başladı. "Bu kadar çok sırnaşma ama." "Elimde değil maviş. Seni böyle uysal görmüşken, öpücüklere boğmak istiyorum. Öperken, ufak ufak gıdıklamaya başladı. Sesli bir kahkaha attım. "Bana her zaman böyle gül maviş. Beni, seni sevdiğim gibi sevmeni istiyorum." Gülmelerimin eşliğinde, "yapma, gıdıklanıyorum" dedim. "Beni sevdiğini söyle Maviş." "Tamam, dur. Seni seviyorum. Seni seviyorum yakışıklı. Dur artık." El hareketleri durduğunda dudağıma kapanmıştı ki kapının açılma sesiyle bakışlarımızı o yöne çevirdik. Eylül büyümüş gözlerle bize bakıyordu."Abi? Ben, Yasmin yalnızdır diye..! Şey, ben gideyim." Arkasını dönmüş gideceği sırada Kuzey, "Eylül, dur kardeşim. Gitmene gerek yok. Gel" dedi doğrularak yataktan çıkmıştı. Kızaran yanaklarıyla bana dönen Eylül, "kızlarla bu günki kahvaltıyı biz hazırlayalım dedik. Bize katılmak istermisin?" Diye sorunca, "neden olmasın" dedim. "İsterim tabiki. Üzerimi değiştirip geliyorum canım." "Senin elinden böyle işlerde geliyormuydu ya?" Kıstığım gözlerimi Kuzey'e çevirdim. "Şüphenmi var Kuzey bey?" "Seni mutfakta hiç hayal edemedim ne yalan söyleyeyim. Sana bakınca, eli silah tutan yada yumruğunu çalıştıran vahşi bir savaşçı kadın olarak görüyorum." "Gururumu okşuyorsun ama emin ol, elimden hayal edemeyeceğin kadar her iş gelir. Beni bu konuda küçük gördüğüne göre, sen çok başarılı olmalısın?" "Bana meydanmı okuyorsun?" "Neden olmasın?" Eylül sesli bir şekilde boğazını temizlerken, "atışmanızı bölüyorum ama kızlar bizi bekliyor" deyince."Kızlara söyle, kahvaltıyı Kuzey ve ben hazırlayacağız" dedim. Az önce, utandığı için kızaran suratıyla bize bakamayan Eylül, şimdi kıkırtılar çıkaran sesiyle, "ay çok keyifli bir kahvaltı düellosu olacak. Herkese haber vermeliyim" dedi. ***** İnce ince doğradığım soğan ve biberleri, tavadaki kızgın yağa aktarırken, arkamdan bir kaç kişinin şikayet mırıltıları dökülüyordu. Elimdeki bıçağı sallayarak, sanki bir film sahnesi izleyen kalabalığa döndüm. "Kusura bakmayın arkadaşlar, ben menemeni yok soğanlımı pişirilir, soğansızmı ayrımına katılanlardan değilim. Bu ayrılmaz ikili, hangi ana yemeğe girse, o yemeğe lezzet verir." "Ama ben soğan yiyemiyorum" dedi Gizem. Sandalyeler den birine oturmuş, diğerleri gibi bizi izliyordu. "O kadar küçük doğradım ki yerken varlığını bile anlamayacaksın." Kollarını birbirine birleştirerek masaya dayanmış Gurur, "sihirli güçlerini yemek yaparkendemi kullanıyorsun Yasmin?" dedi. Halka halka dilimlediği sucukları tavaya yerleştiren Kuzey, küfür edermişcesine mırıldanıyordu. Anladığım kadarıyla bu bip...Ler Gurur'aydı. Doğradığım domateslerde tavayla buluşunca, buzdolabından yumurtaları çıkardım. Domatesler pişene kadar biraz bekleyeceklerdi. Sıra sarmış olduğum, peynirli sigara börekleri kızartmaya gelmişti. Kuzey sucukları tabaklara yerleştirirken, "bu kadar hamarat bir kadınla evleneceğim için çok şanslıyım" demişti. Becerebildiğimi sanmıyorum ama elimden geldiğince cilveli bir gülüş sergileyerek, "bu konuda bende çok şanslıyım" dedim. Zaten bir tek naz, cilve, işve gibi eylemlerde beceriksizdim. Benim gibi soğuk, donuk bir kadında ne buldu bu adam. "Beğendiğine sevindim maviş. Evlenince sana daha çok yemek hazırlayacağım." "Gözümüzün önünde bari oynaşmayın kardeşim. Olan var olmayan var." "Faruk, birini bulamaman bizim suçumuz değil kardeşim. Seni tutan yok. Kimse, başkasının ne yaşadığına müdahale etmeye hakkı yok. Öyle değilmi?" Ağabeyinin böyle konuşmasından aldığı deli cesaretiyle Ekim, "madem başkalarının hayatına müdahale etmeye hakkımız yok, o zaman benimde bir erkek arkadaşım olabilir değilmi ağabeyciğim. Onu seninle tanıştırabilirim." Kuzey, kaşlarını olabildiğince çatarak, "sen hariç ufaklık" dedi. "Okulunu bitirip mesleğini eline almadan, sevgili tutmak yok. Daha bu tür şeylere yaşın tutmuyor." Ah.. sevgilim, bir bilsen sevgili küçük kardeşinin, benim masum kardeşimi çoktan ayarttığını. "Ama ben yirmi yaşındayım abi. Çocuk değilim. Bir sevgilimin olması kadar doğal birşey yok." Bence sınırlarını zorluyordu bu kız. "Ekim, şansını fazla zorlama istersen." Ekmek kesme tahtasına sapladığım bıçakla, Kuzey irkilerek dönmüştü bana. Kızı bu kadar darlaması canımı sıkıyordu. "Bu kadar aç insan bizi beklerken oyalanıyorsun Kuzey'cim." Bakışlarındaki duygu karmaşası, nasıl bir bela aldım ben başıma, der gibiydi. "Ekmekleri dilimler misin hayatım." Göz kırptığımda hala hipnoz olmuş bir şekilde beni izliyordu. Bu gün seyircilerimizin canları hiç sıkılmamıştı anlaşılan. Oldukları yerden hiç ayrılmadan, kıkırtılar eşliğinde izlemeye devam ettiler. Gururla hazırladığımız kahvaltılıklarda gezdirdim gözlerimi. Kısa sürede çok iyi iş çıkarmıştık. Ellerimi büyük bir mutlulukla birbirine çırpıp, "hadi arkadaşlar soframız hazır. Başlayabiliriz" dedim. Tabağını her çeşitten dolduran Gurur, "Helal size be kardeşim muhteşem bir sofra hazırladınız" derken ağzını tıkabasa doldurduğundan, sesi boğuk çıkıyordu. "Acaba bu performansı akşam yemeğinde demi gösterseniz? Şöyle, menüde kebap çeşitleri olan bir akşam yemeği." "Bence bu şansını iyi değerlendir Gurur. Akşamki yemeğide sen hazırlayacaksın." Yanakları şiş bir şekilde duraksayarak, "valla ben yemeği severim Kuzey. Yemek pişirmekten anlamam" dedi. "Seni alacak kıza acıyorum Gurur. Neydi şu yeni sevgilinin ismi?" "Seçil" dedi Gurur, Tuğçe'ye yanıt verirken. "Ha.. Seçil'in işi zor seninle. Sen işin hariç, yemek ve güzel kızlarla takılırsın. Bari bu kızla ciddi bir ilişkin olsun." "Bu sefer bende öyle düşünüyorum. Onu seviyorum galiba." Sofradaki herkesten bir o.. nidaları yükseldi. "Beni boş ver de, seninki hiç evliliğe yanaşmıyor. Seni pek ciddiye almıyor galiba?" Göz kırparak Devrim'i işaret etti. Tuğçe'nin yüzü düşerken, Gurur bir sır verir gibi elini ağzına götürerek, "baksana, Yasmin kısa sürede bizim yakışıklı adamı pençeleri arasına kıstırdı. Ondan biraz tüyomu alsan?" "Seni duyuyorum Gurur" dedim sahte bir kızgınlıkla. Bu gruba, artık istesemde kızamıyordum. Onları iyice benimsemeye başlamıştım. Devrim ağabey, " bu bizim özelimiz, herşeyin bir yeri ve zamanı var" deyince Tuğçe, tatlı bir gülümsemeyle bakmıştı. Bu gülüş, ben sana güzeniyorum gülüşüydü. Sofrada her kafadan bir ses çıkıyor, her konudan muhabbetler dönerken, yine konu bana gelmişti. Ceyhun, beni yüceltiyormuydu, yerden yeremi vuruyordu bilmiyorum. "Merkezde, seni tanımamız için fotoğrafını ilk gösterdiklerinde, aman Allah'ım bu ne güzel bir kadın, dedim." Kuzey sesli bir şekilde boğazını temizledi. Ceyhun aldırış etmeden devam etti sözlerine. "Dikkat çekiciydin. Siyah saçlarına yakışan mavi gözlerin, üzerinde güzel fiziğine yakışan siyah takım kıyafetinle hepimizden bir yüz puan kapmıştın. Seni canlı gördüğümüzde ise fotoğraftan daha güzel bir kadın olduğunu düşünmüştüm. Ama seni tanıdıkça, buz gibi soğuk, çok itici olduğuna kanaat getirdim." "Başladığın gibi övgüylemi bitirseydin acaba?" "Dur, daha bitmedi. Aslında zamanla, ne kadar renkli bir kişiliğin olduğunu gösterdin. Arkadaş canlısı, merhametlisin. Gerektiğinde nezaketli, gerektiğinde soğuk, itici birine dönüşüyorsun. En önemlisi, tam bir savaşçı ruhlu kadınsın." "Yasmin benim çocukluk arkadaşım. Mesleğimle ilgili konular hariç, herşeyimizi paylaşırdık. Ama geleceğimizin böyle ilerleyeceğini bilmeden, istemeden kırmıştım kardeşten öte arkadaşımı. Hepimizin huzurunda, tekrar özür diliyorum canım arkadaşımdan." Onu çoktan affetmiştim. Böyle olmasını istemezdi biliyorum. "Onu affettiğimi, yine benim en yakın arkadaşım olduğunu" söyledim. Dolu gözlerle devam etti sözlerine, "O, hapisaneyi andıran yerde tutulmak kolay değildi. Hangimizin piskolojisi sağlamdı ki orada. Görevimiz gereği aşağılanmayı kabulleniyorduk. Her an bir açık verecek olmanın tedirginliği vardı üzerimizde. Şimdi buradayız, eğleniyoruz. Ama o pislik, hala elini kolunu sallayarak geziyor bir yerlerde." Çoğumuzun suratı düşerken, ortamın havasını değiştirmek için bu kezde Tekin açmıştı laptoptan hareketli bir müzik. "Modunuzu düşürdünüz yine. Hadi kalkın bakalım. Dünkü kutlamamız kaldığı yerden devam ediyor." Eline boşalmış tabağını alan, müziğe ayak uydurarak sallana sallana kaldırıyordu. Emre bağırarak şarkı sözlerini söylerken bir yandan bulaşıkları sudan geçiriyor, Faruk makineye yerleştiriyordu. Selim, Defne'yi çekiştirdiğinde karşılıklı oynamaya başladılar. Devrim, ters bakışlar atarken, Tuğçe neşeli bir şekilde ikna ettiği sevgilisinin elinden tutarak, ayağa kaldırmış, çiftetelliye eşlik etmişlerdi. Oturduğum yerden hiç kalkmamış bu güzel tabloyu izliyordum. Kollarını bana dolayan Kuzey'e çevirdim bakışlarımı. Beni etkisi altına aldığı parfüm kokusu ile konuşmadan bakıştık birbirimize. "Tahtaya sapladığım bıçaktan sonra bir daha bana yaklaşmazsın diye düşünmüştüm" dedim muzipçe. "Ah.. Maviş, her yaptığın eylemle, beni ne kadar büyülediğini bilemezsin." Elini saçlarımda dolaştırmaya başladı. "Şu an yaptığın gibi safir gözlerini bana her diktiğinde, böyle kollarımdayken içime çektiğim kokun, yani herşeyinle beni büyülüyorsun. Ayrıca her atarlı davrandığın hallerinde bile beni daha çok büyülüyorsun." "Hislerinden bu kadar eminsin yani?" "Bu kadar eminim, benim hırçın sevgilim." Göz kırpışıyla beni yine heyecan basmıştı. Yüzlerimiz daha da yaklaştı. İstemsizce gözlerimi kapattım. "Ağabey." Boşlukta bulunup irkildiğimde, aramızdaki büyü bozulmuştu. "N'oldu Ekim? Niye tepemizde bağırıyorsun?" Ayakta dikilmiş bize bakan Ekim'e döndüğümde, Toprak'da aynı vaziyette elinde telefon bekliyordu. "Annem telefonda seni istiyor." Elindeki telefonu ağabeyine uzattığında Toprak, "abla sende annemi arayacakmışsın. Kaç kez aramış seni. Neden cevap vermediğini soruyor?" Telefonu elinden aldırken, "bunlar haberleşerekmi arıyorlar ya?" Dedim. Anneme cevap verdiğimde, Kuzey'de annesiyle konuşmak için oturduğu yerden kalkarak bahçeye doğru çıktı. "Yasmin, kızım neden şu telefona cevap vermiyorsun? Kaç defadır arıyorum seni. Toprak yanında olmasa senden haber alamayacağım. Kuzey sana evlenme teklifi etmiş? Ne zaman söylemeyi düşünüyordun? Acaba biraz daha sıkmı arasan anneni?" "Benim güzeller güzeli annecim. Biraz sakin ol lütfen. Telefonum odamda kaldı. Evet, Kuzey evlilik teklifi etti, bende kabul ettim. Haber verecektim size." "Çok gürültü var orada. Yoksa nişan kutlamasımı yapıyorsunuz? Kızım bari seni istemeye gelsinler. Hep birlikte yaparız kutlamayı. Örf adetlerimize göre seni babandan ve benden istemeden olmaz kızım bak. Seni istemeye ne zaman gelmeyi düşünüyorlar? Babanı bilirsin, duyarsa çok bozulacak." "Anne, biraz abartmıyormusun? Daha dün gece teklif aldım. Herşey sırasıyla. Babam ne yapıyor?" "Kızım, çok gürültü geliyor. Daha sessiz bir yere geçme imkanın varmı?" Bende Kuzey gibi bahçeye yöneldim. "Baban karşımda, seninle konuştuğumu bilmiyor. Merkezdeyiz. Şimdilik ona birşey demeyeceğim. Şimdi kendi kendine kurulur durur. Neden benden kızımı istemeden yüzük taktı diye. Biliyorsun, seni Kuzey'den çok kıskanıyor. Birde aynı evde kalmanız deli ediyor onu."Çimenlerin üzerinde ağır adımlarla ilerlerken, "bu çok saçma" dedim. "Aynı evde bir orduyla kalıyoruz. Toprak'da ikramiyesi. Bazen babama inanamıyorum doğrusu." Kulağıma gelen kıkırtılarla başımı yerden kaldırdığım da, Kuzey kulağındaki telefonu indirirken, bir noktaya bakıyordu. Sırtı bana dönüktü ama baktığı noktada birşeyler gördüğü apaçık ortadaydı. "Annecim, kapatmalıyım. Ararım sonra konuşuruz yine." Ben telefonu kapatmadan önce annem, "arada ara beni" diyordu. Kuzey'in yanına ulaştığımda, ben yetişmeden karşısındaki şahıslara saydırmaya başlamıştı. Yani, abileriyle aynı evde yaşarken, bu yaptıkları büyük bir cesaretti, bu kızların. Eylül, Sıraç ile çimlerin üzerinde uzanıyordu. Bölümü nasıl buldunuz? Düşünceleriniz benim için çok kıymetli. Yorumlarda buluşalım canlar.💙