Oy ve yorumlarınızı esirgemeyin canlar. Keyifli okumalar💙 Kahvelerimizi yudumlarken, yan masada kıza kur yapan Gurur'a takılıyordu gözlerimiz. Hangi ara kızı ayarlamıştı bu adam. Bu kadar kolaymıydı bu işler ya. Her ne anlatıyorsa, kız sürekli kahkaha atıyor, gözlerini Gurur'dan ayırmıyordu. Sevgili görümcelerim birer suçlu gibi yanımıza gelerek masamıza oturduklarında, abilerinin az önceki hallerinden habersiz olduğunu anlayınca rahatlamışlardı. Ekim ve Toprak'ın, Avm'nin ortasında çılgınca yaptıkları gösteriyi eğer Kuzey görseydi yada Eylül hanımı Sıraç ile Elele görseydi, bu şekilde rahat otururlarmıydı... Hiç zannetmem. Toprak ile göz göze geldiğimizde kaşlarımı çattım. Nedenini anladığı, irice açarak bana baktığı gözlerinden anlaşılıyordu. Onunla sonra konuşacaktım.
"Hey millet, alışverişi ne çabuk bitirdinizde kahve keyfi yapıyorsunuz?" Duygu elindeki çantaları önüme koyarak bir sandalye çekip oturdu. "Diğerleride seninle değilmiydi?" Diye sorduğumda bıkkınlıkla geldiği tarafı göstererek, "doymuyor kızım bunlar. Al al bitiremediler. Bir daha bu kızlarla alışverişe çıkanın....." Diyerek küfür etmeye başladı. "UPS... Biraz ağırmı olsan Duygu. Hani burası halka açık bir yer ya.""İbrahim, cok daraldım zaten birde seninle uğraşmak istemiyorum."
"Uğraşalım güzelim." İbrahim'in bu cevabından sonra herkeste bir o... Sesleri yükseldi. Defne ve Gizem taşımakta zorlandıkları poşetlerle geldiklerinde, Selim'de bıkkın bir surat ifadesiyle elleri dolu peşlerinden gelmişti. "Selam, arkadaşlar. Neler yapıyorsunuz?" "Sizi bekliyoruz. Karışmak istemem ama bu kadar eşya almanın gereği varmıydı kızlar?" Dedi Kuzey. "Haklısın Kuzey ağabeycim ama uzun zamandır görevdeydik biliyorsun. Hiç kıyafetim kalmamıştı. Hepsi ihtiyaç yani. Fuzuli hiçbirşey yok içlerinde. "İyide, bakalım bunca eşyaya evimde yer varmı?"
"Vardır ağabeycim. Duyanda küçük bir evin var sanacak." "Valla bende bu kadarı fazla demiştim ama Defne birşeyi tutturdumu muhakkak alacak." Selim'in siteminden sonra Gizem, "bakın şu Selim'in haline, çocuğu şimdiden bunalttı. Ya birde ömür boyu bu kızı nasıl çeksin yazık" dedi. "Ömür boyu derken?" Diye sorgulayıcı bakışlarımı Defne'ye yönelttim. Kaşlarımı çatarak sahte bir kızgınlıkla baktım, aralarındaki ilişkiden haberim yokmuş gibi.
"Yasmin'cim, sana anlatacaktım. Ama biz ayrılalı çok oldu. Eski bir mesele olduğu için dile getirmedim. Bitmişti. Şimdi ise nasıl olduğunu bilmiyorum, biz yeniden denemeye karar verdik. Lütfen Yasmin, bir daha bana kırılmanı istemem. Bu durumu konuşacaktım seninle." "Sorun değil Defnecim. Zaten aranızdaki çekimi kim olsa anlardı. Herşeyin farkındaydım yani." "Bana tekrar kırılmadığın için çok sevindim şekerim" diyerek gülümsedi. "Neyse, bu konuyu kapatalım. Ağabeyim geliyor."
Devrim ağabey, Tuğçe ile Elele yanımıza geldiklerinde Kuzey ayaklanarak, "herkes tamam olduğuna göre artık gidebiliriz değilmi?" Diye sormuştu. "Bizi ancak benim ev ağırlar." Doğruydu. Çok kişi olduğumuzdan bize sandalye yetmemişti. Devrim ve Tuğçe ayakta kalacaktı. Biz ayaklanırken Faruk, "abi onu buradamı bırakacağız?" demişti Gurur'u kastederek. "Seslenin gelsin." Gurur'un da hiç umurunda değildi gidiyor olmamız. Sanki bizden bağımsızdı. *****
Kuzey sözünde durmuş, evin en güzel odasını bana vermişti. Gündüz baktığımda neden bu odanın kilitli olduğunu sorgulamıştım. Meğer, sevgili kayınpeder ve kayınvalidem in odası olduğu içinmiş. Umarım özel alanlarını işgal etmemde bir sakınca yoktu. "Sence de artık sakin kafayla konuşmamız gerekmezmi?" Başım Kuzeyin omzunda neredeyse uyumak üzereydim. Denize bakan odanın balkonundaki koltuğa sinmiş oturuyorduk. Kokusu ve belime sıkıca sarılan kolları mayışmama daha çok yardımcı oluyordu. Mırıldanarak, "ne konuda" dedim.
"Konu ikimiz." İstifimi bozmadan ne demek istediğini anlamaya çalışıyordum. "İkimizin geleceği. Hazır yalnızken ciddi bir şekilde konuşmalıyız Yasmin." Başımı kaldırarak yüzüne baktım. "Konuşalım. Neymiş şu, ikimizi de ilgilendiren konu?" Derin bir soluk alarak başını eğdi ve kara gözlerini gözlerime sabitledi. "Ben lafı fazla dolandırmayı bilmem. Ne söylemem gerekiyorsa direk söylerim güzelim. Aramızdaki bu ilişkiyi fazla uzatmak istemiyorum." Kaşlarımı çatınca sustu. Neden devam etmiyordu? Bu konuşmanın sonu nereye varacaktı? Yerimden doğrularak koltukta ondan biraz uzaklaştım. Ayrılmakmı istiyordu!
"Devam et. Bu konuşmanın sonu nereye varacak merak ettim?" "Kaşların çatılınca devam edemedim. Ne anladın bilmiyorum" diyerek elini kaşlarımın üzerine koyarak düzeltmeye çalıştı. "Böyle bakma bana. Sözümü kesme de devam edeyim mavişim. İkimizde yetişkin insanlarız. Sana karşı ne hissttiğimi az çok biliyorsun. Seninle görüşmek için babandan izin almak istemiyorum. Yada babandan gizli liseli aşıklar gibi görüşmek istemiyorum. Babanın sana karşı mesleğine ve yaşına rağmen ne kadar tutucu olduğunu biliyorum. Ve seninle en yakın zamanda evlenmek istiyorum." Son cümlesinden sonra irice açtığım gözlerimle öylece bakakaldım. "Birşey demeyecek misin?"
Kısa süren şokumu atlatınca, "evlenmek mi?" Diye sordum. Yüzünde oluşan gerginlikle dudağını kemirmeye başladı. "Evet. Ömür boyu bana katlanmayı kabul edersen, seninle evlenmek istiyorum. Benimle evlenirmisin? Yasmin." Sürekli yaptığım gibi yine kaşlarımı çattığımda, gergince ağzımdan çıkacak kelimeyi bekliyordu. Doğrusu bu teklifi bekliyordum ama bu kadar erken beklemiyordum. "Sence biraz erken değilmi? Birbirimizi daha tanımıyoruz bile." "Nişanlıyken, hatta evliykende tanışırız." "Nasıl bu kadar kısa sürede kendinden emin olabiliyorsun?"
"Benim için yeterli bir süre. Hiç bir zaman kendimden bu kadar emin olmadım." "Ama bak, ben biraz zor bir eş olurum." "Her haline kabulüm. Bende pek kolay sayılmam." "Yüzüksüz evlenme teklifimi olur?" Dedim sahte bir kızgınlıkla. Bütün gerginliğinin yerine güzel bir gülümseme bahsetti bana. "Sen evet de, yarın sabah hemen alırız yüzükleri." Bende onun gibi gülmeye başladım. Beni kendine çekerek sıkıca sarıldı. "Cevabını duymak istiyorum maviş."
"Evet yakışıklı. Seninle evlenmeyi kabul ediyorum." Cevabım onu çok mutlu etmişti ki ellerini yanaklarıma bastırarak sesli bir şekilde öpücük kondurdu. Ani bir hareketle ayaklanarak, "Allah be, işte bu" diye bağırarak ellerimi tutup benide kaldırdı. "İşte bu. Teşekkür ederim mavişim" diyerek bağırıp haykırıyordu resmen. Bu hali daha çok gülümsememi sağlıyordu.
Odanın kapısı büyük bir gürültüyle açıldı. Neler olduğunu anlamak için o yöne döndüğümüzde, Devrim ağabey önde Duygu ardında içeri daldılar. Devrim sık sık aldığı nefeslerle merdivenleri koşarak çıktığı belli oluyordu. İkiside telaşlı görünürken, ardlarından ben ve Kuzey gibi şaşkın bakışlarda odaya doluştu. "Neler oluyor gecenin bu saatinde? Baskınmı var, olaymı?" "Ne baskını, ne olayı?" Kuzey'in cevabıyla anlamsız bakışlarını sürdürüyordu Devrim. "Oğlum, öyle bir bağırıyordun ki birşey oldu sandım."
"Ulan her gün kötü bir olaymı olacak?" diyerek bana döndü Kuzey. "Biz kutlama yapıyorduk." "Kutlamamı? Ne kutlaması?" "Biz evlenmeye karar verdik." "Oğlum, bunu bekliyorduk ama aklımızı almanı beklemiyorduk. Neyse, tebrik ederim kardeşim" diyerek önce bana daha sonrada Kuzey'esarıldı. "Çok sevindim güzel kardeşim. İkinizde mutlu olmayı hak ediyorsunuz. Ama benden önce evlenmeyin. Sıranızı bekleyin."
"Sende elini biraz çabuk tut istersen ağabey" dedim Tuğçe'ye gülümseyerek. Herkes bizi tebrik ederken Toprak'da, "çok sevindim abla, hep mutlu olun diyerek bana sarıldı. Kulağına, "teşekkür ederim ablacım. Bende yanımda olduğun için çok mutluyum. Ama bu mutluluğun kısa sürmesini istemiyorsan, Kuzey'in küçük kardeşiyle olan hareketlerine dikkat etmelisin." Benden ayrılarak gözlerime baktı. "Neyden bahsediyorsun abla" dedi saflığa yatarak. "Bence neyden bahsettiğimi çok iyi anladın Toprak'cım" dedim mahçup gözlerine bakarak. *****
Defne ile herkesten önce kalkarak denizin soğuk sularına dalmıştık. Soğuk su daha zinde hissetmemi sağlamıştı. Sudan çıkarak şezlonga bıraktığım havluyla kurulanırken, Defne düşünceli bir şekilde beni seyrediyordu. Bu bakışları çok iyi biliyordum. "Bana karşı hala bakışlarında mahçubiyet görüyorum" dedim yanındaki şezlonga uzanarak. Gözlerini üzerimden çekmeden, "hayatından memnun musun?" Diye sordu.
"Merak etme seni affettim. Tabii, arkadaşından kazık yediğini düşünmek eşşekten düşmek deyimiyle eşdeğer ama neyseki gerçek göründüğü gibi deyildi. Sen benim çocukluk arkadaşımsın Defne. Bana yaptığın ihaneti her sorguladığımda, hiç inanmak istemedim. Devrim ağabey içinde öyle." İhtişamla maviliğini sergileyen denizde gezdirdim gözlerimi. Huzur veriyordu. "Hayatım konusuna gelirsek, memnunum. Hep birlikte zorlu bir döngüden geçtik. Belki de oradan hiçbirimiz sağ çıkmayacaktık. Ama şimdi bir aradayız. Çok sayıda masum insanlar öldü. Keşke hepsini kurtarabilseydik. Onlarda sevdiklerine kavuşabilseydi. Aklıma geldikçe çok üzülüyorum. Beni biliyorsun. Önceleri, her konuya daha sakin ve daha ruhsuz yaklaşırdım. Bu olaydan sonra çok duygusal oldum."
"Ama hayat, yaşayanlar için devam ediyor. Yanımda arkadaşlarım, sevdiklerim, ailem ve birde Kuzey var. Memnunum. Mutluyum." Dolu gözleriyle oturduğu yerden doğrularak boynuma sarıldı Defne. "Canımsın. Seni çok seviyorum canım arkadaşım. Bundan sonra, her ne olursa olsun aramızda sır olmayacak. Kuzey ile çok mutlu olacaksınız. Biz sevdikleriniz de her zaman yanınızda olacağız." "Hayırdır kızlar ne kaynatıyorsunuz?" Duygu'nun sesiyla birbirimizden ayrıldığımız da, "ne o, ağladınız mı siz?" Diye sordu. Sadece gözlerim dolmuştu. "Ay kıyamam ben size ya."
"Benide ağlatacaksınız" diyen Gizem, bize sarıldığında, Duygu ve Tuğçe'de sarılmıştı. "Burda neler oluyor?" Eylül'ün meraklı sesiyle, birbirimizden ayrılmadan bakışlarımızı çevirmiştik şaşkın iki görümceme. Gizem'in boynuna sarılı olan kolumu indirerek elimle gelin işareti yaptım. "Sizde gelin kızlar." Gülümsüyordum. Gerçekten çok mutluydum. Etrafımda bana değer veren bir çok dost kazanmıştım.
Kızlar ile kumların üzerine oturarak şakalar eşliğinde muhabbetler etmiş, bir çok özelimizden bahsetmiştik. Tuğçe'nin Devrim ile olan büyük aşkını, Defne'nin Selim'le bir küsüp bir barışarak uzun zamandır süren ilişkilerini konuştuk. Duygu, İbrahim'in kendisine olan ilgisini anlattı. Onu sevdiğini ama kafalarının uyuşmadığını, bu nedenle bir ilişkiye başlayamadıklarından bahsetti. İbrahim için, "kas kafalı" tabirini kullanarak, "çok dar görüşlü. Sabit fikirli. Onun için herşeyin bir kuralı vardır. O kuralın dışına çıkılmaz. Ben se çok genişim. Herşeyi her yönüyle düşünmeyi ve yaşamayı seviyorum" demişti.
"Bence ona bir şans vermelisin. İbrahim iyi çocuk. Hem bizden biri" dedi Ezgi. Ardından, Ekim'in söylediği şeyle hepimiz ona dönmüştük."Bende Toprak'a aşığım." "Ne?. Nasıl yani?" Dedim şaşkınlığımı belli ederek. "Kusuruma bakma ama yakışıklı kardeşinle birbirimize aşığız yengecim." "Daha tanışalı bir gün bile olmadı. Nasıl aşık olabilirsiniz?"
"Valla yengecim, insan aşık oldumu ilk görüştede oluyormuş. Bizimkisi de işte ondan. Üstelik Gizem ablanın da dediği gibi Toprak'da bizden biri sonuçta, ona aşık olmamam için bir sebep yok. Değilimi?" Kendinden emin, bilmiş bilmiş konuşuyordu karşımızda. Kızlar Ekim'in sözlerine gülerken bende, umarım masum kardeşimin başını yakmaz bu kız diye düşünmeden edemiyordum. Dalgınlığımı Gizem bölmüştü. "Kız o yüzdenmi dün çocuğun tepesinden inmiyordun bir türlü. Valla büyük cesaret. Ağabeyinin olduğu ortamda, kalabalık bir alışveriş merkezinde, bir baştan bir başa, kahkahalar eşliğinde gidip geliyordunuz. Çok komikti valla kız" diyerek kahkaha atmaya başladı.
Ben gülmeyince Ekim'de öylece bakıyordu yüzüme. "Bence çokta komik değildi" dedi. Daha fazla kendimi tutamayıp kahkahalara eşlik ettiğimde, otomatik olarak oda benimle bir gülmeye başladı. "Eylül, sende Sıraç ile eleleydin? Demekki ilişkinize kaldığı yerden devam." Tuğçe'nin sorusuyla herkes daha çok gülmeye başladı. Anlaşılan bu konuda bilmediklerim vardı.
"Sıraç'la bir senedir sevgiliyiz. Geçen yaz ailece burdaydık. Ağabeyimle şehir merkezinde işlerimiz olduğu için birlikte çıkmıştık. Bir yerde Sıraç ile buluşması gerekiyordu. İlk o zaman görmüştüm Sıraç'ı. Ondan çok etkilenmiştim. Ağabeyim den gizli numaramı tutuşturdum eline. O gece beni aradı. Buluşma ayarladık. Bir otelde buluşup yemek yedik. Elbiselerimizle havuza atlayıp, ilk öpüşmemizi gerçekleştirmiştik." Kızlardan yine gülme efekti gibi kahkaha koptu. "O anda gür bir sesin, Eylül! Diye kükremesiyle panik ve korkuyla birbirimizden ayrıldık. Ağabeyim ürkütücü bir şekilde tepemizde dikiliyordu. Meğer, otel ağabeyimin yakın bir arkadaşınınmış. Beni orada görünce arayıp haber vermiş." Demekki Kuzey, kardeşlerinin ne kadar çapkın olduklarını biliyordu. Bu nedenle buraya gelmelerini istememişti. *****
Kızlar ile eğlenceli muhabbetimiz Kuzey'in gelmesiyle son bulmuş, hep birlikte Tekin ve Ceyhun'un hazırlamış olduğu kahvaltı sofrasına geçmiştik. Masa hepimize yetmediğinden bahçedeki masayıda içeri almışlardı. Böylelikle hep bir arada oturabiliyorduk. Ne yapmaya çalıştığını anlamadığım Kuzey, sol elimi tutmuş bırakmıyor parmaklarımla oynayıp duruyordu. Çatalını tutarkende sol elini kullanıyordu.
Kahvaltımızı bitirince, imece usulü sofra toplanmış içecek ve atıştırmalıklar havuz kenarına taşınmıştı. Gurur son ses müziği ayarlamadan önce, "bu şarkı benden Seçil'ime gitsin" diye bağırmıştı. Selim merak ederek, "oğlum kim lan Seçil?" Dediğinde. Gurur nedense cevap vermeden şarkıya eşlik etmeye başladı. Şarkı sözlerini söyleyerek oynuyor bize görsel bir şov sergiliyordu. Cevabını alamayan Selim'de dansa eşlik etmeye başladı.
Kuzey içecek almaya gideceğini söylediğinde, başımı sallayarak onu onayladım. Yanımdaki armut koltukta oturan Eylül, "ağabeyim, sen hayatına girdiğinden beri çok değişti. Çok mutlu. Baksana yanından hiç ayrılmıyor" dedi. Gözlerim ileride bize içecek hazırlayan Kuzey'e takıldı. Gülümseyerek birşeyler anlatıyordu karşısındaki Devrim'e. İçeceklere buzları doldurdu. Eline aldığı bardaklarla bana doğru gelirken göz kırpmıştı. Bu açıdan çok büyüleyici görünüyordu. *****
Akşam yemeği için oy çokluğuyla mangal yakmayı seçmiştik. Kuzey, Devrim ve Faruk etleri alıp döndüklerinde Kuzey onlarla eve geri dönmemişti. Nerede olduğunu sorduğumda, özel bir işi olduğunu, sonra geleceğini söylemişlerdi. Özel işini merak etmeden duramamıştım. Kızlar bahçeye kurdukları masayı düzenlerken, ben ister istemez kapıyı gözetliyordum. Nerde kalmıştı bu adam.
Mangalın etrafında dikilen erkekler ciddi bir konu üzerine konuşuyorlarken birden bana döndüler. Kaşımı çattım isteksizce. Neler oluyordu. "Yasmin, abicim katılmak istermisin bize" dedi Devrim ağabey. Yanlarına adımlarken, "konuşmanızı bölmeyeyim" dedim. Gülümseyerek kolunu omzuma attı. "Senden gizlimiz yok abicim." "Yasmin, seni çok durgun gördüm. Eğer Kuzey'deyse aklın, merak etme seni aldatmaz." "Bunu sana düşündüren nedir? Gurur."
"Çok düşüncelisin ve sürekli kapıya bakıyorsun." Aklısıra alaymı ediyordu benimle?" Kuzey'e güvenebileceğimi herkes biliyor, asıl sen Seçil'ini merak etmelisin. Şu anda kimle, nerede?" "Harbi diyorsun. Asıl ben merak etmeliyim öyle değilmi?" Dedi Gurur ciddiyetle.
Bir süre muhabbetin ardından hangi ara konumuz güç gösterisine gelmişti bilmiyorum. "Çok hamlandık, kaç gündür ne Spor nede bir eğitim almıyoruz. Kendimi böyle işsiz, güçsüz hissediyorum." Gibi konuşmalar başladı. Sıraç gömleğini çıkararak eliyle İbrahim'i çağırdı. Tezahüratlar eşliğinde dövüşmeye başladılar. Manyakmıydı bunlar. Birbirlerine darbeler indirirken, "manyakmısınız lan siz?" Diyerek bağırdım ikisinede. Aynı anda bana dönerek gülmeye başladılar. Bu imalı gülüşlerinin sebebini anlayana kadar, kolumdan tutup beni ortalarına almışlardı bile.
"Ciddi olamazsınız?" Sırıtarak etrafımda ağır adımlarla dönmeye başladılar. Diğerleri, ismimi tekrarlayarak beni destekliyor, alkış tutuyorlardı. Bu sahne, Furkan ile dövüştüğümüz anı canlandırdı zihnimde. Onu alt etmiştim. Ve intikamını karnımı düşmekle almıştı. Hala izi çok kötüydü. Şu anda neredeydi? Onu ve diğerlerinide bir an önce bulmalıydık. Herkes hak ettiği cezayı çekmeliydi.
"Saçmalamayın, bırakın kızı." Ağabeylik iç güdüsüyle beni korumak istiyordu Devrim. "Sorun yok. Kendileri kaşındı" diyerek, sinsi bir gülüşle İbrahim ve Sıraç'a döndüm. "Size acımayacağım. Yol yakınken vazgeçin." Alaylı sırıtışları hala yüzlerinde, dövüşmeye hazırlanarak etrafımda dönmeye başladılar.
"Bence sen korktun Yasmin, eğer öyleyse şimdi vazgeçebirirsin?" Diyen Sıraç'a, "hayır, aksine daha çok deşarj oldum. Başka gelmek isteyen varsa gelebilir" dedim. Ellerimi önümde siper ederek onlar gibi dövüşmeye hazırlandım. Nedense ciddi anlamda gaza gelmiştim.
"İçimdeki his, bu gecenin çok keyifli olacağını söylüyor." Bu konuşan Emre'ydi. "Bence de" diyen Selim'de etrafımdaki yerini alırken, Faruk ve Tekin'de çembere katıldı. Demek öyle, benimle oyun oynamak istiyorlar. Öyleyse başlayalım. Hiç birine acımayacağım. Bütün gücümü toplarken, herbirini karşımda beni öldürecek birer Furkan olarak görmeye çalıştım. Beş tane katil Furkan! "Oğlum lan, napıyorsunuz? Kız daha yeni toparlandı. Saçmalıyorsunuz." Ceyhun, doktorluğunu belli ederken Gurur, "Kuzey hepimizin ağzına sıçacak" dedi. Yinede hareketli müziği son ses açmaktan geri kalmamıştı. Müzikten önce Toprak, endişeli sesiyle, "ablamı döveceklermi gerçekten? Şaka bu değilmi?" Demişti endişeli sesiyle.
İlk hamleyi ben başlatarak İbrahim'e saldırmıştım. O artık İbrahim değil Furkan'dı. Darbelerini sakin ve yumuşak atıyordu. Biliyorum ki gücü bu kadar zayıf değildi. Aklı sıra oyun oynuyor, beni acıtmamaya çalışıyordu. Ama benimle oyun oynanmayacağını bilmeleri gerekiyordu. Acımadan sert darbelerle saldırdım. Sersemleyen karşımdaki Furkan'ı fırsat bilerek arkamdan gelen Furkan'da, tekmelerimden nasibini almıştı. Üçüncü Furkan'ın yumruğundan kaçarak dördüncü Furkan'a daha sonrada beşinci Furkan"a saldırdım. Ne kadar ciddi olduğumu anlayan Furkan'lar, sitemli bağırışlarla birşeyler söylemeye çalışıyor ama ben onları duymamazlıktan gelerek saldırıyordum. Deli gibi adrenalin yüklenmişti bedenime. Bunu kendileri istemişti. Benimle baş edemeyeceklerini anladıklarında, onlarda benim gibi karşılık vermeye başladılar.
Yedikleri acıyla bana kinlenmiş görünüyorlardı. Her yediğim darbe, sanki bana yeniden güç olarak geri dönüyordu.Tekmeler, yumruklar havada uçuşuyor, resmen birbirimizin üzerinden geçiyorduk. Müziğin sustuğunun ve Yasmin eşliğindeki tezahüratların sustuğunu hiç duymamış, deli gibi etrafımdakilere saldırırken, Furkan'lar tek tek karşılık vermeyi bırakıp yere yığıldı. En son bir Furkan'la birlikte üst üste yere düştüğümüzde nefes nefese yerdeydim.
Etraf, kalabalığın aksine çok sessizleşmişti. Başımı kaldırarak, üzerinde boylu boyunca uzandığım Faruk'a baktım. Faruk kocaman olmuş endişeli gözlerle bana bakıyordu. Neler oluyor? Bakışı attığım da başıyla arkamdaki bir noktayı işaret etti. Önce bakamadım. Herkes sustuğuna göre arkamda hiç hoş olmayan bir görüntü vardı."Yasmin" bu Keskin sesin sahibini çok iyi biliyordum. İstifimi bozmadan, Faruk'un üzerinde başımı arkaya çevirdim. Kuzey, elinde kocaman bir kırmızı gül buketi ve diğer elinde kırmızı bir kutuyla, irice açmış olduğu şaşkın gözleriyle bana bakıyordu. İşte şimdi sıçmıştık. Bölümü nasıl buldunuz canlar? Düşünceleriniz benim için çok kıymetli. Hoşca ve sağlıcakla kalın💙