Oy ve yorumlarınızı esirgemeyin canlar. Keyifli okumalar💙 Bu duruma şaşırmamam gerekiyordu. Ama benden neden sakladıklarını anlayamıyordum. Evin bahçesinde etraf, kayınvalidem Feride hanımın öldürdüğü adamlarla doluydu. Bu kadında bir tuhaflık olduğunu ilk görüşte anlamıştım. Meğer Kuzey'in küçük kız kardeşi Ekim hariç annesi, babası ve Eylül'de istihbarattanmış.
Şu anda ne mi yapıyorduk? Etrafa yayılan ölen bedenleri, gelen Mit ekibi toplayıp arabalara taşırken, biz Feride hanımın önünde hizaya girmiş onu dinliyorduk. "Bu talihsiz olayın evimin bahçesine kadar taşınacağını düşünemedim. Bütün tedbirleri aldığımı zannediyordum. Neyseki kimseye birşey olmadan atlattık." Derin bir nefes çekerek gözlerini bana dikti Feride hanım. "Yasmin'cim, gerçek kimliğimizi senden sakladığımız için üzgünüm kızım. Kendini kötü hissettirmek istemezdim. Bunu sana açıklayacaktık, ama biraz seni tanıyalım istedim. Bu durumun Kuzey ile bir alakası yok. Böyle olmasını ben istedim."
Ben hala şaşkınlığımı üzerimden atamayarak, "baskını düzenleyenler kim di efendim. Kozlov'lar ile bir alakası varmı?" Diye sordum. Diğer konuyu es geçerek. Feride hanımdan bunun hesabını soracak değildim. Sonuçta benim üstümdü. Bunun hesabını Kuzey'e sormalıydım. "Kozlov'lar ile hiçbir alakası yok kızım. Tamamen farklı bir örgütün işi. En yakın zamanda bu olayı sonlandıracağız." Konuşurken gülümsüyordu. Anlaşılan konuyu uzatmamam hoşuna gitmişti.
"Neyse, yeterince yoruldunuz. İçeri geçin siz çocuklar. Biraz dinlenin yola çıkacaksınız" dedi Kemal bey babacan bir şekilde. "Bir dakida baba. Bu durumda hiçbir yere gitmiyoruz. Sizi böyle bırakıp da tatile gidecek değilim."
"Oğlum, bu konu sen ve ekibinin dışında olduğunu biliyorsun. Endişe edeceğin birşey değil. Siz çıktıktan sonra geniş çaplı araştırma yaparak önlemimizi alırız." Kuzey tereddüt de etse babasının sözünü ikiletmeden onayladı.
Eve girmek için ilerlemeye başladığımızda elimi tutmak üzeyken önce davranarak geri çektim. Bir ilişkide önce sadakat ve güven gerekliydi. Ekim dibimde bana eşlik ediyor, Eylül ise ağabeyi gibi suçunu kabullenmiş olsa gerek geriden geliyordu. Sabah olmuştu. Hiç biriyle konuşmadan odama girip kendimi yatağa bıraktım. Uyuyacakmıydım, hayır. Bu durumda uyku muyku tutmazdı beni. Ben neler yaşıyordum böyle ya?
Kuzey ardımdan odaya gelmemişti. Gelmesin di zaten. Yoksa ona karşı öfkemi bir şekilde çıkarırdım. Ama bir yandan da takdir ettim Feride hanımı. O kadar adamı tek başına indirmişti. Hayranda olmadım değil yani. Tam bir savaşçı kadın. Böyle kayınvalide herkese nasip olmazdı. ***** Hazırlanıp evden çıkacağımız anda Eylül ve Ekim valizleriyle bizden önce kapıda dikilmişlerdi. Kuzey kaşlarını çatarak kardeşlerine ve ellerindeki valizlere baktı. "Hayırdır kızlar siz nereye?"
Ekim elini saçına götürerek bir tutamını kulağının arkasına attı. Tedirgin çıkan sesi ile, "abi, bizi böyle bavullar ile görünce fikrini değiştirirsin diye düşündük. Lütfen bizde gelelim" dedi çok masum görünüyordu. Bence Kuzey'in bu masumluğu reddeceğini sanmıyorum. "Hayır demiştim. Size fikrimden bu kadar çabuk cayacağımı düşündüren nedir?" Niye böyle tepki veriyordu anlamıyorum. "Abi seni öfkelendirecek birşey yapmayacağız. Gelmemize izin ver." Kuzey cevap vermeden benim ve kendi bavulunu alarak dışarı çıkmıştı. Ardından Kuzey'in arabasına binmiştik. Tahmin ettiğim gibi kızların masum hallerine dayanamayıp gelmelerine izin vermişti. Arabaları otoparka bırakarak Ankara'ya geldiğimiz uçak ile tekrar İstanbul'a dönmüştük.
İstanbul'un yoğun trafiğine nazaran Sarıyer Kilyos'a gelene kadar yol sakindi. Kiralanan arabalar ile yeşilliklerle dolu yoldan ilerliyorduk. Ekim, uzun süren sessizliği bozarak, "sonunda geldik ya, çok özlemişim buranın havasını" dedi cıvıl cıvıl sesiyle. "Yenge, kardeşinide çağırırmısın? İsmi neydi?" Diyerek düşünür gibi yaptı kısa bir süre, "hatırladım Toprak'tı değilmi?" "Ekim'cim, çağırmak sorun değilde, baksana?" diyerek arkadan gelen arabaları işaret ettim. "Bu kadar kalabalıkla nasıl tatil yapılır bilmem. Tatile değilde sanki savaşa gidiyoruz."
"Sana demiştim başbaşa tatil yapalım diye." Birşey demeden Kuzey'e baktım. Sanırım haklıydı. O güzel bakan yüzü beni etkilesede, bir süre onunla konuşmama kararı aldım.
Birbirine benzer villaların bulunduğu yolda ilerlerken etrafı inceliyor, böyle bir evde kalacak olursak bu kalabalığı kaldırma şansı ne kadar zihnimde onu tartıyordum. Kuzey bir villanın önünde durarak cebinden çıkardığı mini kumandayı tuşladığında açılan büyük kapıdan içeri girmiştik. Bizimle bir, ardımızdaki üç arabada bahçeye giriş yaparak yanyana dizildi. Etrafın güzelliğini görünce "vay canına, anlaşılan farkında olmadan çok zengin bir aileye gelin gideceğim" diye mırıldandığımda, sevgili görümcelerim kıkırdamaya başladı.
Ankara'daki saray yavrusu evleri gibi olmasa da bu evde çok büyüktü. Yeşillikler içinde tamamen beyaz üç katlı villanın önünde büyük temiz bir havuzu vardı. Anlaşılan bizden önce birileri etrafı temizlemişti. Villanın önü, havuz bitiminden sonra yeşillikler ile süslenmiş geniş yol, denize sıfırdı. Bulunduğum yerden, güneşin görkemli ışıltısının vurduğu altın renkte kum parlarken, masmavi deniz ahenkle dans ediyor beni şimdiden etkisi altına alıyordu.
"Cennete geldikte benimmi haberim yok?" Anlaşılan benim gibi büyülenen başkalarıda vardı. "Oğlum böyle cennetten bir yeriniz vardıda neden bizi daha önce getirmedin? Aşk olsun lan sana" diyerek cık cıkladı Selim. "Ayıp olmuyor mu lanlı manlı konuşmak Selim?"
"Ya oğlum tatile gelmişiz. Bir süreliğine şu ciddiliği bir kenara bıraksakta eğlensekmi acaba? Şu an görevde değiliz tatildeyiz. Hadi şu muhteşem yerin birde evini görelim he, ne dersin?" Kuzey, Selim ile laf dalaşına girmeden önden ilerleyerek kapıyı açtı. Bir yandanda, "umarım sizi buraya getirdiğim için pişman olmam" diye mırıldanıyordu. İlk kattaki büyük salonda bulunan mavi rahat koltuklara kimimiz yayılmışken kimimizde yerdeki mavi minderlere oturmuştuk. Kuzey'in ev ile ilgili kuralları ve kimin hangi katta ve hangi odada kalacağını dinliyorduk. Malum çok kişiydik. Disiplin olmazsa mutlaka bir anlaşmazlık olurdu. Üstelik sevgili küçük görümcemin ısrarı üzerine Toprak'ı da aramış davet etmiştim.
Karşımdaki tekli koltukta oturan Kuzey'i dinlerken ben de iki tarafımı saran sevgili görümcelerimle ikili koltukta sıkış tıkış oturuyorduk. Daha tanışalı iki gün olmuştu ve beni bu kadar benimsemeleri garip bir histi. Evin giriş katında bulunan büyük salonda açık mutfak ve yanında küçük bir bar vardı. Üst katta bulunan beş odaya erkekleri yerleştirirken, kızlarıda en üstte bulunan kattaki üç odaya yerleştirmişti. Hepimiz odalarımıza yerleşmek için ayaklandığımızda Kuzey yanıma gelerek elini belime sardı. Ne yaptığını anlamak için dönüp kararlarına baktım.
Usulca bana yaklaşarak, "maviş" dedi iç çekerek. "Benimle kal." Kaşlarımı çattım. "Benim odam senindir maviş." "Kızlarla kalacağım. Aynı odada kalmamızı gerektirecek birşey yok. Daha o aşamaya gelmedik. Aslına bakarsan, biz hiç bir aşamaya henüz gelemedik."
"Bana karşı öfkeli olduğunu biliyorum. Kendimi affettirmeme izin ver." Boştaki elini saçlarımda gezdirmeye başladı. Gözlerim diğerlerine kaydı. Kimi merdivenlerden itişe kakışa çıkarken kimide asansör kavgası yapıyordu. Bu evde asansördemi vardı? Tekrar bakışlarımı parlayan Kara gözlere çevirdim. Heran dudaklarıma yapışacak gibi duruyordu. Biraz daha bu şekilde durursam etkisi altına girecek, kendimi meltem rüzgarlarına bırakacaktım. Ani hareketle kollarından sıyrılıp bavuluma uzandım. Hızlı adımlarla asansöre ilerledim.
Arkamdam duyabileceğim şekilde, "bunun hesabını soracağım sana maviş" dedi. Sesini öfkeli tutmaya çalışıyordu ama aslında keyifliydi. İlgisi beni benden alıyordu ama birazda burnu sürtsündü. Önce bana güvenmeyi öğrenmeliydi. Asansörün önünde Gurur, Selim ve Ceyhun itişip kakışıyordu. "Neler oluyor burda?" Dedim. "Ya, asansör üç kişilik. Biz altı kişilik kapasiteye sahip olduğumuzdan tek kişi çıkmamız gerekiyor. Önce benim çıkmam gerekmiyor mu? Yasmin. En yorgun ben değilmiyim bari sen şunlara birşey söyle. Hava alanından beri direksiyon salladım. Tabii Ankara'dakini saymıyorum bile." Selim'in kendisini içler acınası haline sokuşu çok ironikti. Oysaki sadece bir kat çıkacaklardı.
"Yasmin asansör geliyor benim için kapıyı tut." Gurur'un bu seslenişine karşın arkalarında bize bakan Kuzey'i işaret ederek, "Kuzey'in daha iyi bir fikri varmış" dedim. Aynı anda üçününde dikkatleri yakışıklı sevgilime dönmüştü. Asansörün yükselen sesine uyanarak döndüklerinde ise onlara keyifle gülümseyerek cam kapının ardından el salladım. Kocaman olmuş gözlerle yukarı yükselişime bakakaldılar. Bunlar nasıl askerlerdi ya? Görev dışında iriyarı küçük çocuklara dönüşüyorlardı.
Kim akıl ettiyse bu asansörü çok iyi düşünmüştü. Yoksa bunca merdiveni elimde koca valizle çıkacaktım. Kesin bu fikir yine akıllı, güçlü, sevgili kayınvalidem den çıkmıştı. Geldiğim en üst katta Kuzeyin dediği gibi üç oda kapısı yoktu. Burada bir çok kapı vardı. Sağamı gitsem solamı bir an çelişkide kalsamda sağa yöneldim. İlk kapıyı açmaya çalıştım fakat kilitliydi. İkinci kapıyı yokladığımda açıldı. Ama bu oda bir spor salonunu andırıyordu. Kum torbasından tut yürüyüş bandına kadar bir çok alet vardı. Bu salon bazen işime yarayabilirdi. Böylelikle vücudum hamlanmazdı. Diğer son odayada baktığımda, yine kapı açılmamıştı. Bu kızlar neredeydi ya. Bu kapılar neden kilitliydi.
Koridorun aksi yöne doğru ilerledim anlaşılan kızlar diğer odalardaydı. Sol taraftaki ilk odanın kapısını açtığımda alt kattan erkeklerin gürültülü sesleri geliyordu. Defne kıyafetlerini yerleştirirken Duygu üzerini değiştiriyordu. "Yasmin, gel şekerim. Biz bu odaya yerleştik ama istersen birlikte kalabiliriz." Odadaki iki yatağa bakarak, "nasıl sığacağız buraya canım arkadaşım. Siz rahatınıza bakın. Ben başka odaya geçerim" dedim. Diyer odaya girdiğimde Gizem ve ve Tuğçe'yide yerleşirken bulunca hiç vakit kaybetmeden el sallayarak geri çıktım. Anlaşılan bana oda kalmamıştı.
Bir kapıyı daha açtığımda Eylül ve Ekim ile gözgöze geldik. "Sevgili yengecim, abimin odası koridorun diğer tarafında." Ekim'in cıvıl cıvıl sesine karşılık, "onun odasında kalacağımı kim söyledi?" diye sordum. İkiside birbirlerine bakıp tekrar bana dikkat kesildiler.
"Abimle kalırsın diye düşünmüştük" dedi Eylül. "Maalef yengecim toplamda yedi kız ve sadece bize ayrılan ikişer yataklı üç oda var. Diğer iki odaya kızlar ikişer yerleşti bile. Bu odada ise sadece iki yatak var. Bu durumda sen abimin yanında kalacak gibi görünüyorsun." Etrafa baktım. Oda genişti. "Yere serecek birşeyler bulun, burada yatacağım" dedim geniş pencerenin altını göstererek. Görmediğimi sandıkları, bıyık altından gülümsemeleri soldu. Büyük elbise dolabına yanaşarak bavulumu açtım ve içindekileri yerleştirmeye başladım. "Yerde ben yatarım. Sen benim yatağıma geçersin yenge."
"Teşekkür ederim Ekim'cim. Sen rahatını bozma. Ben her yerde uyuyabilirim. Siz sadece bana yere serecek birşeyler ayarlayın." Bazanın altından çıkardıkları yorganı yere sererek bir yastık ve bir pike ayarlamışlardı kızlar. bu kadar kalabalık ile gelirsen tatile olacağı buydu. Koskoca evde herkese yatak vardıda bir tek bana kalmamıştı. Yada vardı da Kuzey böyle ayarlamıştı. Uyuyamazsam gece kilitli odalardan birini açar ve orada yatardım. ***
Herkes dinlenmek için yataklarını mesken tutarken, ben üzerimde tişörtüm ve şortumla denize doğru adımladım. Malum hazırlıksız yola çıktığımız için yanıma mayo almamıştım. Soğuk su vücudumu rahatlatırken, güneş ortamı terk ediyordu. Suya dalıp çıkıyor bu anın tadını çıkarıyordum. Sanki tüm yaşadıklarımdan sonra tek ihtiyacım buymuş gibi.
Bahçe kapısının açıldığını görünce bakışlarım o yöne kaymıştı. Bahçeye giriş yapan doblodan elleri poşetlerle bir adam çıkarak kapıya yöneldi. Anlaşılan Kuzey bey bizim için yemek sipariş etmişti. Kapıda beliren Emre ve Tekin siparişleri alırken, denizden çıkarak şezlongun üzerine uzandım. Deniz manzaram güzeldi, sakin ve sessiz. Kapattığım gözlerimle bu huzur veren ortamın tadını çıkarıyordum.
Derinden gelen müzik sesi, ruhumu dinlendiren ortamın içine etmek için ısrarla zaman kolluyordu. Giderek yükselen sesi yok sayarak açmadım gözlerimi. Güzel düşüncelere dalmak istedim. Tabiki şu anda düşünmek istediğim tek güzel şey olarak Kuzey'i seçmiştim. Ona attığım triplerden vazgeçmeyi, onla güzel bir tatil geçirmeyi, güzel bir gelecek düşledim. Şu anda yanına gidip boynuna atılmayı diledim. Ama şiddetini arttıran düşlerimin katili ses, buna engel olmakta çok ısrarcıydı. Sakince bir hayal bile kuramıyorduk.
Kaşlarımı çatarak gözlerimi açtığımda abuk zubuk çalan müzik eşliğinde zıplayarak oynayan gençlerin olduğu yat, resmen bana doğru geliyordu. Bu ne saygısızlıktı. Yat kıyıya yanaşana kadar çatık kaşlarımla onları izledim. Ne yapıyordu bunlar. İçlerinde tanıdık bir yüz el sallayınca, çatılan kaşlarım normale dönmüştü. Toprak gülümseyerek yanıma gelirken onunla birlikte diğer gençlerde inmişti yattan. "Abla" Toprak sıkıca sarılırken hala kurumayan kıyafetlerim onuda ıslatmıştı.
"Hoşgeldin canım. Seni karada beklerken denizden gelmen beni şaşırttı." Toprak'ı çok özlemiştim. Sadece iki gündür görmüyordum ama bir ayı aşkın süre boyunca, onu bir daha görememek korkusu bende kötü bir travma yaratmıştı. "Sürpriz yapmak istedim abla. Arkadaşlarım..." Diyerek yanında duran gençleri işaret etti. "Beni bırakmak istediler." Arkadaşlarından bir tanesi bize doğru atılarak, "bizi tanıştırmayacakmısın Toprak?" Dediğinde, "önce şu müziğin sesini kesin" dedim.
Biri müziğin sesini keserken, altında sadece mayosu olan üzeri çıplak Toprak'ın diğer arkadaşı bana iyice sokuldu. "Vav, şimdi daha çok tanımak isterim sizi güzel bayan. İsmim Caner. Eğer bir sevgiliniz yoksa size talibim" dediğinde sesli bir şekilde gülmüştüm. Normal şartlarda buna ters tepki vermeliydim. Ama hepsi Toprak'ın emsaliydi ve arkadaşlarıydı. Nedense içimden gülmek gelmişti. "Bu teklifini kabul edebilirdim eğer yaşıt olsaydık. Maalesef ki biraz geç kaldın" dedim onu ti ye alarak.
"Yaşın ne önemi varki. Sana çok güzel bakabilecek kadar param var. Üstelik şu arkadaki bebekte benim" diyerek denizin üzerindeki yatı işaret etti. "İstersen seni gezdirebilirim. Ne dersin?" "Bence bu tekliften hemen vazgeç derim" dedi Toprak'ın adını bilmediğim diğer arkadaşı. Arkamda bir noktaya bakıyordu. "Anlaşılan bu teklif birilerinin hiç hoşuna gitmedi." Ardıma döndüğümde bir çift çatılmış kaşlarla yanımdakileri her an boğacakmış gibi bakan, bir adet Kuzey vardı. Çocuklardan beni kıskanmış olamazdı değilmi.
Hala çatık kaşlarıyla kolunu omzuna atarak Toprak'a hitaben, "hoşgeldin Toprak" dedi. Toprak, "hoşbuldum Kuzey ağabey" diyerek ortama düşen gerginliği düzeltmek için arkadaşlarını tanıttı. Tabiki sevgili kardeşimin yüzzüs arkadaşları Kuzey'e, bize eşlik etmek için ısrar ediyorlardı. "Uzatmayın gençler. Burası benim evim tatil kampı değil. Toprak'ı getirdiğiniz için teşekkür ederiz." Kuzey gençlere bu sözleri söylerken evin içinden tek tek tatil arkadaşlarımız çıkıyordu. Neyseki gençler fazla uzatmayıp giderlerken bir yandanda afallamış surat ifadeleri ile evden çıkan kalabalığa bakıyorlardı.
Eve girmeden önce Ekim, ağabeyine benzeyen ışıl ışıl parlayan gözleriyle önce Toprak'a sonrada bana bakarak, "yengecim bizi tanıştırmayacakmısın?" Demişti. Toprak, benden önce atılarak kendini tanıtı. Akşam yemeğimizi yerkende, alışveriş için geldiğimiz büyük bir AVM'de de Ekim, benim canım kardeşimin dibinden hiç ayrılmamıştı. Çok çabuk kaynaşıp anlaşmışlardı. AVM'ye hep beraber gelerek sonrada gruplar halinde ayrılmıştık. Ben ve Kuzey yalnızdık. Toprak'ı Ekim kapmıştı. Bu durum Kuzey'in zoruna gidiyormuydu bilmiyorum. Zoruna gidersede gitsindi. Sonuçta onun kardeşi ayartıyordu benim kardeşimi.
Bir kıyafet mağazasına girerken elimi sıkıca kavrayan yanımdaki yakışıklının elinden kurtarmaya çalışırken daha çok kavradı elimi. "Artık inadını kırma zamanın gelmedi mi maviş?" Yan bir bakış atarak, "gönlümü almalısın" dedim. Gerçi bana her maviş dediğinde zaten gönlümü alıyordu ama neyse. "Sen iste yeterki ben senin gönlünü herşekilde alırım. Yeterki artık surat asma maviş." Sesi kısık ama bir o kadarda etkileyiciydi.
"Peki, gönlümü almaya evinde bana güzel bir oda vererek başlayabilirsin" dedim askıdaki güzel bir elbiseye dokunarak. "Kabul. Sana evimdeki en güzel odayı vereceğim. Elindeki bu elbiseyi ve bundan sonra ne istersen hepsini sana ben alacağım."
"Emin misin?" Dedim tebessüm ederek. Bütün hayatım boyunca tüm masraflarımı üstleniyordu. Normal şartlarda hayat müşterektir tanımına katılarak, eşim olacak kişiye yüklenmezdim. Ama görünüşe göre sevgilimin parası çoktu o halde tüm ihtiyaçlarımı almasında sakıncada yoktu. Gülümsemem Kuzey'i keyiflendirmişti, bütün mağazayı gezerek bana kıyafetler beğeniyordu. Bir kaç parça kıyafet alarak mayo ve bikini reyonunda geçmiştik. Parmaklarımla mavi bir bikiniye dokunduğumda Kuzey elimi tutarak geri çekti.
"Bu gözlerinle uyumlu bikininin sana çok yakışacağını biliyorum sevgilim. Ama evimizdeki o kadar erkekle aynı havuzu, aynı Denizi paylaşırken bunu giymene müsade edemem." "Bikini giymeyi düşünmüyorum. Giymeyişimin sebebi müsade etmediğinden değil. İstemediğimden." Diyerek mayolardan birini çekip aldım. Büyük bir hasır şapkayı başıma takarak muzipçe gülümsedi. "Bu çok yakıştı. Bunuda alalım" dediğinde aynadaki görüntümü bende beğenmiştim.
Kuzey ödemeyi yaptığında başka bir mağazaya girerek onun içinde birşeyler almıştık. Avm'nin içinde Elele yürürken, karşıdan gelen tanıdık yüzler gülmeme sebep oldu. Her birinin, çerçeveleri renkli siyah camlı gözlükleri çok komik görünürken aynı zamanda çokta güzel görünüyordu. Emre önümüzde durarak yeşil çerçeveli gözlüğünü başının üzerine çekti ve bir tur etrafında dönerek, "nasılım?" Dedi. Bu halleri çok hoştu. "Ben nasılım Yasmin" dedi ardından aynı hareketi yapan Ceyhun.
İbrahim öne atılarak, "valla hiçte bir b.k olmamışız öyle değilmi Yasmin. O kadarda dedim soytarıya döndük diye ama beni dinleyen kim." Diyerek üzerindeki yaprak desenli gömleğini gösterdi. Hepsinde de benzeri gömlek ve altlarında şortları vardı. Kahkaha atarak, "hepinizde çok hoş olmuşsunuz" dedim. "Ama en karizmatik olan arkanızdaki" dedim Faruk'u kastederek. Önü yarıya kadar açık sarı gömleğinden görünen metal zinciri, parmak arası terlikleri ve başındaki şapkası, baştan aşağıya sarıya bürünmüştü.
Kuzey, "diğerleri nerde?" Dediğinde herkes dikkatini Faruk'tan çekerek bize döndü. "Gurur alt katta bir kız ile kahve içiyor. Diğerleri nerede bilmiyorum." Tekin'in cevabıyla alt kata inmek için merdivenlere ilerledik. "Demek hepside çok hoş görünüyor. En karizmatikte Faruk öylemi?" Bu adama neler oluyordu böyle. Sağıma dönerek ne tepki vereceğimi şaşırdığım yakışıklı yüze baktığımda ilerideki hareketlenmeye takıldı gözüm. Kuzey baktığım noktaya döneceği anda kolumu boynuna dolayarak bana bakmasını sağlamıştım.
Bu yakınlıkla, konuşmasamda onu etkim altına almıştım. Yinede tetbiri elden bırakmamak gerekirdi. Büyülenmiş gözlerle gözlerime bakarken, "beni etkileyen yalnız sensin" dedim. "Beni çocukça kimseden kıskanmana gerek yok hayatım." Duyduklarına inanamıyormuş gibi bakarken, çakaktırmadan arkadaki görüntünün kaybolmasını umuyordum. "İnanamıyorum, şunların haline bak?" Deminden beri sakladığım şeyi ele verecen olan, Kuzey'in ardındaki İbrahim'in ağzını elimle bastırdım. Kuzey ne yaptığımı anlamadan onu çekerek yürümeye devam ettim.
Neyseki, Kuzey tarafından olası bir kazayı böylelikle şimdilik atlatmıştık. Kardeşlerine nasıl bir tepki vereceğini bilemediğimden ve tatilimizi başımız gözümüz sağ bir şekilde atlatabilmek adına, sevgili görümcelerimi ağabeylerinin hışmından korumuştum. Eylül, Sıraç ile kolkola yürürken, Sevgili küçük görümcemin ne yaptığını bir türlü çözememiştim. Kardeşim Toprak'ın sırtına çıkmış etraftakilerin ayıplayan, tuhaf bakışlarına aldırmadan gülüşerek ilerliyorlarken Ekim Toprak'ın boynuna öpücük konduruyordu. Çılgın kız.😄
Bölüm hakkında düşüncelerinizi benimle paylaşın canlar.
Hoşça kalın💙