İçeriğe geç

AJAN Y

Bölüm 13 · 12 dk okuma

AJAN Y

Bölüm 13

13.Bölüm

Oy ve yorumlarınızı bekliyorum canlar.

Keyifli okumalar♥️

Keyfim yerindeydi. Uzun zaman sonra böyle güzel bir gün geçireceğim hiç aklıma gelmezdi. Bir süre sofrada babamın Kuzey'e iğneli laflar sokmasını dinlemiştik. Buna müdahale etmem gerekirken, ben keyifle kahvaltımı yapıyordum. Babam az bile yapıyordu. Kuzey bu muameleyi hak etmişti. Sonuçta babam bilmese de biricik kızını o kaosun içine atmıştı. Şimdi ise, kızınızın sevgilisi benim diyordu.

Babam kaşlarını kaldırarak Kuzey'e, "sevgili olmak için birbirinizi yeterince tanıdığınıza eminmisiniz?" Diye sordu.

Kuzey, "ben yeterince tanıdığıma inanıyorum Hilmi bey" diyerek karşılık verdiğinde, babam huysuz suratını düzeltmeden önüne dönerek kahvaltısına devam etti.

"Bulunduğun konumuna bakarak, seni zorlamayacağımı sanıyorsan aldanıyorsun. Çünkü ben kız babasıyım. Onu koruyup kollamak benim görevim." Kahvaltısını yaparken hala Kuzey"e kurulmuş gibi laf sokma derdindeydi.

"Kızınızın bence korunmaya pek ihtiyacı yok. Bunu birebir hepimiz gördük ve yaşadık. Çok güçlü bir kız yetiştirmişsiniz." Kuzey'in benim için söyledikleri gururumu okşamıştı. Heyecanla dönüp baktığımda oda beni izliyordu. Bu cevap babamında hoşuna gitmişti ki, mimikleri kıvrılmıştı.

Annem, babamın aksine Kuzey'e daha sevecen davranıyordu. Kuzey'in söylediklerine karşılık ona gülümseyerek, "Teşekkür ederim oğlum' dedi. Yerinden kalkarak, yaptığı ikramlıklarla tabağını doldurdu. Kuzey ne kadar "yeterli" dese de annem onu beslemekte kararlıydı.

Toprak'da diğerleri gibi kahvaltısını yaparken Duygu ve Gizem'e çapkın bakışlar atıyordu. Kendimi tutamayıp, "Toprak, bu kızlar sana on numara büyük kardeşim, bu sevdadan vazgeç" dedim.

Yanakları kızaran Toprak şaşkınca bakışlarını bana çevirdi. "Abla, ne diyorsun?" Yaptığım ima yı herkes anlarken, gülerek canım kardeşimin kocaman olmuş ela gözlerine baktım. Ne çok özlemişim onunla uğraşmayı.

Kahvaltı bitince herkes bir anda ayaklanıp sofrayı toplamak için anneme yardım etmeye başladı. Bu güzel hareket, annemin yüzünde gülücükler açtırmıştı. Her birimiz ellerimizde tabak kaşıkla gidip gelirken haliyle birbirimize çarpıyorduk. Fazla büyük olmayan evde resmen her köşede uzun iri yarı erkekler vardı. Biz kızlarda kısa değildik ama yinede erkeklerin yanında kısa kalıyorduk.

Kızlarla kahve yapmak için mutmakta kaldığımızda diğerleri salona geçmişti. Defne kahveleri yaparken Gizem ve Duygu bulaşıkları makineye yerleştiriyordu. Ben ise malum hala yaralı olan bedenimi sandalyelerden birine atarak onları izliyordum.

"Yasmin, şekerim ben diyorum ki böyle hep birlikte tatile gitsek hepimize iyi gelecek. Ne dersin? Hem dinlenir hemde eğlenirdik." Bu konuşmasıyla karşımda eski Defne'yi görüyordum. Sürekli yurtdışında tatilde zannettiğim deli dolu arkadaşım Defne.

Düşünür gibi işaret parmağımı dudağıma deydirerek, "Hım, hangi ülkeye gitsek acaba?" Dedim. Bu imamla hazırladığı fincanları bırakıp gelip boynuma sıkıca sarıldı.

"Canımsın kardeşim. Bunu biliyorsun değil mi? N'olur beni affettiğini söyle. Biliyorsun, herşey görev içindi." Defne'ye olan kırgınlığım kalmamıştı.

Kollarımı ona sararken Gizem, "bende sarılmak istiyorum" dedi nazlı sesiyle.

Duygu da hiç vakit kaybetmeden bize doğru atılmıştı. "Bensiz olmaz tabiki" demişti.

Yaşadığımız süre içinde hayat bize neler gösterir bilinmez. Bir gün önceye kadar hepimiz bir kaosun içindeydik. Şimdi ise gülümseyerek birbirimize sarılıyorduk. Her müsibette bir hayır var derler. Bu olayda, bana bir çok dost kazandırmıştı. Tabiki birde, yakışıklı bir sevgili.

"Birazda bana mı bıraksanız?" Kuzey'in sesi ile birbirimizden ayrıldık. Elinde Defne'nin evinde kalan çantam, mutfak kapısına dayanmış bizi izliyordu. Kızlar gülüşerek doldurdukları kahveleri tepsiye yerleştirdiler. Duygu iki fincanı masaya bırakırken, bana göz kırparak yanımdan ayrıldı. Onlar mutfağı terk ederken, Kuzey ağır adımlarla yanıma gelerek çantamı bana uzattı. Yanımdaki sandalyeye otururken, çantamı kontrol ediyordum. Silahım, cüzdanım ve telefonum içinde duruyordu.

"Şimdiye kadar neredeydi?" Dedim çantamı kasdederken.

"Devrim senin için evinde saklamıştı."

"Biliyormusun?" Dedim gözlerimi karalarına sabitlerken. "Beni bayıltıp götürdüğün gece aklıma gelince, senden nefret ediyorum." Onunda benim gibi yüzü ciddileşti.

"Özür dilerim." İşte bu beni şaşırtıyordu. Benden özür dilemesi, bakışlarında ki şefkat, beni gerçekten sevdiğini gösteriyordu. Demek ki içimde hala bana olan duyguları için bir şüphe vardı. Derin bir iç çekerken elini omzuma koyarak beni kendine çekti. Başımı göğsüne bastırarak, "özür dilerim güzelim" dedi. "Seninle başka şartlar altında tanışmayı çok isterdim. Sebep olduğum her yaranı iyileştirmek istiyorum." Dudaklarını elmacık kemiğimin üzerindeki yaraya hafifçe dukundurarak öpücük kondurdu. "Hepsini tek tek öpmek, sana ömür boyu iyi gelmek istiyorum."

Yandan bir bakış atarak, "birazdan babam mutfağı bastığında da böyle romantik olabilecek misin bakalım?" Dediğimde gülmeye başladı. Bu kadar duygusallık yeterdi değil mi?

Beni daha çok kendine çekerek, "hastayım sana kadın" dedi. Gözlerim irileşirken kahkaha atmaya başladı. "Sana bir sözüm var hatırlıyormusun?" Hatırlamadığımı belli ederek bakarken, o gün bana söylediği sözleri tekrarladı. "Bir gün bu yaşadığımız kabus bitecek. O gün geldiğinde, sen ve ben yeniden tanışacağız. Bu gün benimle akşam yemeği yermisin?"

"Bu bir çıkma teklifimi?" Dedim gülümseyerek. Bu sözlerini çok iyi hatırlıyordum.

"Evet, çıkma teklifi." Bu kollarda huzurluydum. Kuzey bana daha önce hissetmediğim duygular yaşatıyordu.

Heyecanla, "olur" dedim. "Ama önce Ömer savcımı görmem gerekiyor. Dün kendine gelmiş." Hiç şaşırmadı, biliyordu.

"Seni bırakabilirim."

"Maalesef, senden önce bu teklifi babam yaptı. Onunla değilde seninle gelirsem, eminim seninle daha çok uğraşacaktır."

Elini kolumda gezdirirken kokumu içine çekerek şakağıma bir öpücük kondurdu. Beni etkisi altına almayı çok iyi biliyordu. Bu hissiyat, sanki yıllardır onu tanıyormuşum gibi huzur veriyordu. "Sence baban beni neden sevmedi? Seni istemeye geldiğimde bana zorluk çıkarırmı dersin?" Bu söylediğiyle biraz ondan uzaklaşarak yüzüne baktım.

"İstemeye gelmekmi?" Bu sözü beni afallatmıştı.

Çapkın bakışlar atarak gülümsedi. "Ne sandınız küçük hanım, sizinle gönül eğlendirdiğimi mi?"

"Kızımla gönül eğlendirmek kimsenin haddine değil." Babamın sesiyle ikimizde oturduğumuz yerden kalktık. "Kahveleriniz bittiyse Yasmin, gidelim." Gözlerim önümüzdeki kahvelerimize takıldı. Onları hiç ellememiştik bile.

******

Kimsenin evden çıkmasını beklemeden babamla yola çıkmıştık bile. Evde dinlenmemi isteyen babam, Kuzey'den kaçırır gibi beni dışarı çıkarmıştı. O direksiyon kullanırken soluma dönerek yüzünü inceledim. Ama her zamanki gibi hiç bir duygu belirtisi yoktu.

"Baba, Kuzey'den hoşlanmadın galiba."

"Hoşlanmak zorundamıyım?" İstifini bozmadan cevaplamıştı.

"Tabiki değilsin. Ama biraz nazikmi davransaydın. Sonuçta ben artık çocuk değilim. Tabiki bir erkek arkadaşım olacak." Hiç birşey demeden ciddi bir şekilde önüne bakmaya devam etti. "Baba, onu bırakmayı düşünmüyorum. Belki ileride onunla ev...."

Konuşmamı bölerek, "biliyorum" dedi. "Belki onunla evleneceksin. Birbirinize olan bakışlarınızı yakaladım. Onu seviyorsun. Bu güne kadar karşıma çıkıpda, baba seni biriyle tanıştıracağım demedin. Belki de çok doğru bir seçim yaptın. Ama şunu unutma, ben bir kız babasıyım. Öyle kolay değil kızımı hemen başka bir erkekle paylaşmak istemem." Canım babam oda her baba gibi beni başka bir erkekten kıskanıyor ve benim için endişeleniyordu.

*****

Hastane koridorlarında yürürken gerilmeye başladım. Ömer savcının nasıl, ne durumda olduğunu görecektim. Saldırıya uğradığımız gün yine canlanmaya başladı gözlerimin önünde. Kurşunlara hedef olduğumuz an ve makam arabasının uçurumdan yuvarlanması. Dış görünüşümden hiç bir duygumu belli etmesem de, içimde deli fırtınalar kopuyordu.

Savcımın olduğu odanın kapısına geldiğimizde nöbet bekleyen iki polis memuruna selam vererek derin nefes aldım. Kapıyı açıp içeri gidiğimde babamda ardımdan beni takip ediyordu. Sırtı dönük, serumla ilgilenen hemşireden Ömer Bey'in yüzünü göremiyiyordum. Hemşirenin yana çekilmesiyle gözgöze geldik. Bana karşı ilk tepkisini merak ediyordum.

Beni gördüğü anda yorgun gözlerine gülümseme yayıldı. Onu görmeyeli saçları daha çok beyazlamış, çok zayıflamıştı. "Yasmin, kızım" diyerek bana seslendi babacan sesiyle.

Selam vererek, "savcım.." dedim. El işaretiyle yanına çağırdığında ilerleyerek elini öptüm. Ona karşı çok mahçuptum. Bana sarılırken, "çok üzgünüm efendim. Böyle olmasını hiç istemezdim" dedim.

"Elinden geleni yaptın Yasmin. Kendini suçlama. Seni uzun süredir tanıyorum ve takdir ediyorum. Ve seni kızım gibide seviyorum." Başını çevirip gülümseyerek yanındaki sandalyede oturan babama baktı. "Çok dürüst ve çalışkan bir kız yetiştirmişsin Hilmi" dedi.

Babam gülümseyerek, "teşekkür ederim Ömer. Biliyorsun, kızımda seni çok sever" dedi. Zamanla ikisi de iyi birer dost olmuştu. Ömer beyi fazla yormadan yaşadığımız olaylardan konuşmuştuk. Onu böyle iyi görmek beni çok mutlu etmişti. Ama kaybettiğimiz şoförü İsmail bey için çok üzgündük hepimizde.

Uykuda kaldığı süre içinde neler yaşadığımı az çok babam ona anlatmıştı ama birde benden duymak istiyordu. Artık onunla çalışmayacağıma üzülmüştü, bir yandanda yeni işim için çok sevindiğini ve beni tebrik ettiğini söylemişti. Fırsat buldukça onu ziyarete gideceğime söz vererek yanından ayrılmıştık.

Babam ile eve geldiğimizde çantamdaki telefonuma gelen çağrıyla şaşırmıştım. Telefonu hiç kontrol etmek aklıma gelmemişti. Anlaşılan birileri benim için şarj ederek açmıştı. Ekranda Kuzey ismini gördüğümde içimi bir heyecan sardı. Ben telefonu cevaplarken annem ve babam meraklı gözlerle beni izliyordu.

"Kuzey" diyerek cevapladığımda annem gülümserken babam kaşlarını çatmıştı. Bu duruma alışması biraz zaman alacaktı.

Sıcacık beni etkileyen sesiyle, "sevgilim" dedi. "Nasılsın? Savcı ile görüşmen nasıl geçti? Kendini fazla yormadın değil mi?"

"İyiyim. Merak etmene gerek yok. Bir iki gün dinlendikten sonra hiçbir şeyim kalmaz. Savcım ile görüşmemizde iyi geçti. Peki ya sen dinlenebildinmi?" Bizimkilerin yanında konuşmakta sakınca görmüyordum. Sonuçta aramızdaki ilişkiden haberleri vardı.

"Sen yanımda olsaydın daha iyi olacaktım maviş. Sana öyle alıştım ki uzun zamandır rüyalarımı süslüyorsun. Beni kendine nasıl böyle aşık ettin maviş? Söylesene, sende bana aşık oldunmu?" Sorusu üzerine boğazımı temizleyerek ses çıkardım. Babam telefonu ile ilgileniyordu sözde ama kulağı bendeydi bunu adım gibi biliyorum. Annem ise saklama gereği duymadan tebessümle beni izliyordu. Anlaşılan damadını çok sevmişti.

"Sanırım yalnız değilsin? Yanında babanmı var?"

"Evet. Birlikte hasret gideriyoruz."

"Peki.. Bana bu akşam için sözün vardı eğer kendini iyi hissediyorsan çıkabilir miyiz?"

"Çıkabiliriz.

"İki saat sonra alırım seni. Görüşürüz o zaman sevgilim."

"Görüşürüz."

Telefonu kapattığımda babam tok sesiyle, "hayırdır nereye çıkıyorsunuz?" Dedi.

"Beni yemeğe davet etti."

"Daha sabah burda değilmiydi bu adam?"

"Aman Hilmi, kızımız neyi nasıl yapacağını iyi bilir. Sık boğaz etmeye gerek yok. Üstelik yaşı da küçük değil artık."

Anneme karşılık tek kaşını kaldırarak yandan bir bakış attı. Ona hiç kıyamazdı. Birbirlerine deli gibi aşık olarak genç yaşlarda evlenmişlerdi. Kapı aniden açılınca, Toprak sırtında çantası tatlı gülümsemesiyle içeri girdi. Evin neşesi, en küçüğü gelmişti.

"Ablaların en güzeli. Seni evde görmek dünyanın en güzel şeyi be" diyerek çantasını bir kenara attı ve üzerime atıldı. Sıkıca sarılıp yanağımdan öptü. Saçlarını karştırıp gıdıklamaya başladım. Koltukta tıpkı iki küçük kardeş gibi bir yandan boğuşuyor bir yandan onu öpüyordum.

"Oğlum yeter. Ablanı acıtıyorsun. Daha kendini toparlayamadı. Yaralarını acıtacaksın." Annemin uyarmasıyla duran Toprak'ın yüzüne pişmanlık yayılırken, ona tekrar sarılarak yanağından sesli bir şekilde öptüm. Bu anı tekrar yaşarmıydım bilemiyordum. Tekrar aileme kavuşurmuyum, onları görürmüyüm diye günlerdir merak ve hasret içindeydim. O nedenle şu anda yaralarımın acıması o kadarda önemli değildi.

"Bırak anne, ben haftalardır bu günlerin hayalini kurdum" dedim tekrar kardeşime sarılarak.

*****

Kuzey ile buluşmamıza daha vakit olduğu için, odama çıkarak kendimi yatağıma bıraktım. Daha yarım saat olmamıştı ki kapım tıklandı. "Gel" dediğimde açılan kapıdan gelenleri gördüğümde kaşlarım havalandı. Bu saatte ne arıyorlardı burada.

"Hayırdır kızlar." Merakla onları inceledim.

"Duyduk ki bize ihtiyacın varmış."

"Ne ihtiyacından bahsediyorsun Defne anlamadım" dedim yatakta doğrulup otururken.

"Şekerim, hani önemli bir yemek randevun varya onun için geldik." Duygu gülümseyerek elindeki poşetleri yatağımın üzerine bıraktı.

"Hadi kalk güzelim. Bir saatin kaldı. Seni bir güzel hazırlayalım."

Gizem kolumdan tutarak beni kaldırırken, "saçmalıyorsunuz kızlar. Öyle uzun boylu hazırlanmaya gerek yok. Bir pantolon bir tişört yeter bana" dedim.

Defne söze atıldı, "Kız ilk defa biriyle yemeğe çıkacağını görüyorum onada her zamanki halinlemi gideceksin?"

Ne kadar istemiyorum desem de, kızlar benim için aldıkları elbise ve makyaj malzemeleri ile beni hazırlamaya başladılar. Başta hevesli değildim ama kızların enerjileri beni çok mutlu etmişti. İşleri bittiğinde ise aynadaki halime ben bile şaşırmıştım. Kızlar keyifleri yerinde beni izliyorlardı.

"Kızlar, biraz fazla abartmadınızmı?"

"Bence harika oldun."

Üzerime iyice oturan ip askılı hafif göğüs dekolteli, eteği uzun kırmızı elbise vardı. Belirgin kırmızı rujun aksine yok denilecek kadar makyajımı yapmışlardı. Uzun siyah saçlarımı toparlayıp dağınık bir topuz haline getirmişlerdi. Belki de yirmi yedi yıllık hayatımda ilk defa kendimi böyle güzel hissediyordum.

Annem kapımı açıp içeri girdiğinde inanamayarak ışıltılı gözleriyle beni süzdü. "Kızım... Güzelliğin ortaya çıkmış. Ne güzel olmuşsun sen" diyerek kızlara döndü. "Kızlar ellerinize sağlık. Siz olmasanız bu kız hiç bakmayacak kendine" diyerek iyice yaklaşarak yüzümü inceledi. "Çok iyi iş çıkarmışsınız kızlar. Morlukları yaraları bile kapatmışsınız." Kızlar kahkaha atarken Gizem, "senide süsleyelimmi Hülya anne. Belki sizde yemeğe çıkarsınız" dedi.

Annem vakit kaybetmeden onu cevapladı. "Yok kızım kalsın. Ama belki başka zamana olabilir he ne dersiniz. Ay nasılda unutturdunuz. Kuzey oğlum seni bekliyor kızım inelim artık." Annem ve kızlar çıkarken bende elime aldığım küçük çantamla onları takip ettim.

Salonun ortasında ayakta dikilen Kuzey, üzerindeki lacivert takım ile göz kamaştırıyordu. Babam ise koltukta oturmuş onu göz hapsine almıştı. Ayak seslerimizi duyan Kuzey, yönünü bize döndüğünde gözgöze geldik. Tıpkı annem gibi beni görür görmez afallamıştı. Karşısında durduğumda bile büyülenmiş gözlerle beni inceliyordu.

"Çıkalım mı?" Dediğimde başını hafifçe sallayarak, "çıkalım" dedi. Sonrada yeni farkettiği kızlara dönerek, "kızlar, sizdemi buradaydınız?" Dediğinde kızların az önce gülen yüzleri ciddileşmişti.

"Yasmin'in birazcık bize ihtiyacı vardı. Onun için buradaydık." Kuzey'i Gizem cevaplamıştı.

Evden çıkarken, kızlar Kuzey'in arkasından yine gülüşerek el salladılar. Arabaya geçince, Kuzey benden önce davranarak kemerimi taktı. Geri çekilmek yerine gözlerini yüzümün her yerinde gezdirerek kokumu içine çekti. En son gözleri dudaklarımda takılı kaldığında, "hiç davranma babam kapıda bizi izliyor" dedim. Bir kaç saniye öyle kaldıktan sonra sesli bir şekilde gülmeye başladı.

Geri çekilerek arabayı çalıştırdığında bir süre öylece gülerek, "en güzel anların katilisin maviş" dedi. Tek kaşımı kaldırarak yan profiline baktım.

"Seni babamın hışmından kurtardım. Fena mı ettim? Kapıda bizi izliyordu" dedim.

"Beni o kadar büyüledin ki maviş, senden başkasını görmem mümkün değil." Böyle sözler söyleyince kalbimin teklemesine sebep oluyordu.

Fazla sürmeyen bir yolcuk sonrasında lüks bir restoranın önünde durmuştuk. İçeri girdiğimizde garsonun bizi yönlendirmesiyle, bizim için ayrılan masaya geçtik. Biraz ilerimizde bizi bekleyen garsona siparişleri verdiğimizde yanımızdan ayrılmıştı.

Derin bir nefes alarak kısaca etrafta göz gezdirerek Kuzey'e baktım. Sanki nefesim kesiliyor, kalbim çarpıyordu. İkimizde kendi kişiliğimizden aykırı hareketler sergiliyorduk. Oda benim gibi heyecanlı olduğunu çok belli ediyordu. Bu benim ilk defa özel olarak bir erkekle yemeğe çıkışımdı. Bir de karşımdaki böyle yakışıklı bir adam olunca, heyecanlanmam çok normaldi.

Derin bir iç çekerek, "güzelim" dedi. Önündeki bardağı eline alarak bir yudum su içti. "Çok güzelsin. Bu gece o kadar beni etkiliyorsun ki, heyecanımı saklamakta güçlük çekiyorum."

"Önceki günler etkilenmiyor dun yani? Süslenincemi etkilendin? Kızları beni süslemeleri için sen mi evime gönderdin?" Neden yükselmiştim şimdi.

"Kızlardan haberim yok benim. Buluşacağımızı yalnızca Devrim'e söyledim. Oda kimseye söyleyeceğini zannetmem" dedi büyük bir ciddiyetle. "Ayrıca seni her halinle beğeniyorum ben. Yoksa üzerindeki kamufilajın bir önemi yok. Seni ilk gördüğüm gece, kollarıma yığıldığında etkilemiştin beni. Zamanla aşık ettin kendine. Bu ayrı bir konu. Ama bu gece çok farklı maviş. İkimizde birbirimize ne duygular beslediğimizi biliyoruz. Ve benim için böyle süslenmen, beni deli gibi baştan çıkarıyor. Seni kimselerin görmemesini sağlamak, içimde saklamak istiyorum."

Bana karşı duygularını böyle içten anlatması beni çok etkilemişti. İstemsizce yanaklarım kızarmaya başladı. Gülümseyerek, önümüze servis edilen yemekleri yemeğe başladım.

"Senden de emin olmak istiyorum maviş. Beni sevip sevmediğinden emin olmak istiyorum güzelim?"

Ağzımdaki lokmayı yutarken sorgulayan gözlerle beni izliyordu. Ağzımı silerek ellerimi masaya koydum.

"Aslında sana karşı duygularımı biliyorsun? Düşüncelerimi okuduğunu biliyorum. Ama yinede duymak istiyorsan ki bunu daha önce hiç bir şahıs duymamıştır, evet duygularımız karşılıklı."

Sesli bir kahkaha atarak, "yani? Söyle güzelim. Senden beni sevdiğini duymak istiyorum" dedi. Bir an bunu söylemek zor gelmişti ama gurur yapmanın bir anlamı yoktu.

"Bende seni seviyorum. Ayrıca sende bu gece ayrı bir yakışıklısın" dediğimde aldığı cevap onu tatmin etmişti ki keyfi yerine gelmişti. "Ama gündüzde söylediğim gibi, bazı yaşadığımız anlar aklıma gelince sana kurulmuyor değilim."

Derin bir nefes alarak, "güzelim, istemesemde benim sebep olduğum bütün anılarını bu geceden sonra iyileştireceğim. Sana söz veriyorum. Zor bir mesleğimiz var, belki bazı olayların önüne geçemem ama bundan sonraki hayatımızda seni hep koruyacağım. Seni yalnız bırakmayacağım." Nedense samimiyetine ve bana karşı olan duygularına inanıyordum.

Onunla birlikte olmak, onunla vakit geçirmek bana çok iyi gelmişti. Masadaki bardağı kaldırıp bir yudum su içtiğim de, karşımda bize bir kaç masa uzuklıkta tanıdık yüzler gördüm. Gözlerim büyürken, Kuzey'in de dikkatini çekmiştim ki oda arkasını dönerek baktığım noktayı gördü.

Umarım bölümü beğenmişsinizdir canlar.

Yorumlarda buluşalım.

Hoşça kalın♥️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.