Oy ve yorumlarınızı bekliyorum canlar.
Keyifli okumalar♥️
Karşımızdakilerin sayısı giderek artıyordu. Onlar bizi sıkıştırmadan bir şekilde tutulan insanları buradan çıkarmalıydık. Mermisi biten silahı bir köşeye atarak kolumdaki MP3 tam otomatik silahı aldım. Vakit kaybetmeden ardında olduğum kolondan çıkarak üst üste ateş etmeye başladım. Kuzey'in haykırarak ardımdan bağırmalarını yok sayıyordum.
Bu cehennemin atmosferi beni aşırı duygusal yapmıştı. Ama artık özüme dönme zamanıydı. Yoksa buradan çıkmak bir hayal olacaktı. Karşımdaki insanlar bu cehennemin zebanileriydi, öyleyse bu saatten sonra kimseye acımayacak hepsinin işini bitirecektim.
Çok sayıda zebani indirdikten sonra geri çekileceğim an da, Kuzey benden önce davranıp beni bulunduğu duvarın arkasına çekti. Kara gözlerini irice açarak nefes nefese gözlerime baktı. Benim için endişelendiği her halinden belli oluyordu.
"Napıyorsun sen? Kafayımı yedin? Kendini öylece meydana atmakta nedir Yasmin? Ya sana birşey olsaydı?"
"Olmadı ama" dedim. Kara gözleri ve yakınlığı bu kaos da bile beni etkiliyordu. Gözüme gittikçe daha çok yakışıklı görünüyordu.
"Saçmalıyorsun? Böyle kendini ortaya atmakla onları bitiremezsin. Vurulmak mı istiyorsun?" Dedi kaşlarını çatarak.
"Böyle tartışmaya devam edersek sadece benim değil hepimizin işini bitirecekler" dedim. Kaşları hafiften çatılırken, gülümseyerek dudağına küçük bir öpücük kondurdum. Gözleri bu hareketimi beklemiyormuş gibi şaşkınlıkla açılmıştı. Bu hali çok hoşuma gitmişti.
*****
Bir süredir ilerleyerek çatışıyorduk. Bir türlü bitmiyorlardı. Kısa sürede çıktığımız binaya geri dönmeliydik. Gurur, "arkadaşlar son bir koridor kaldı dayanın" demesiyle Kuzey, "siz ne durumdasınız?" Diye sordu.
"Binayı temizledik. Merkezden yardım helikopterleri gelmek üzere. Herkesi çatıya çıkarıyoruz." İşte bu iyi haberdi.
Son koridora girdiğimizde hala kalabalık bir ordu peşimizdeydi. Anlaşılan bunların sonu gelmeyecekti. Koridorun bitimine ve meydanı gören balkona çok az kalmıştı ki, Duygu'nun "Yasmin" diye bağırması ve önüme geçerek bir kurşun sesi ile yere yığılması bir olmuştu. Olamaz! Duygu kendini bana siper ederek vurulmuştu.
Gözleri kapalı bir şekilde yerde yatan Duygu'yu Kuzey kolları arasına alarak hızla kapıdan geçti. Ardından ben, Faruk ve Emre'de geçiş yapınca, diğer binaya ulaşmıştık. Ekipteki arkadaşların kimisi bizi karşılarken, Kuzey kucağındaki Duygu ile önde, biz arkada vakit kaybetmeden merdivenleri çıkmaya başladık.
Ve sonunda çatıya ulaşmıştık. Gün aydınlanmış, sabah olmuştu. Bulunduğumuz devasa binanın çatısına yaklaşan helikopterleri gözlerim dolu dolu karşılıyordum. Bütün kurtardığımız insanlar sevinç, heyecan ve bir o kadar da korkuyla helikopterlerin inişini izlediler. Çünkü hala bir ordu örgüt üyesi vardı peşimizde.
Ekipteki arkadaşlar Duygu'nun etrafını sararken, dizlerimin üzerine çökerek nabzını yokladım. Üzerinde vurulduğuna dair kan lekesi görünmüyordu. Gizem, "kurşun çelik yeleğine denk gelmiş" dediği anda, Duygu sesli bir derin nefes alarak kendine geldi. Çok şükür yaşıyordu. Vücudunda bir hasar yoktu. Kurşun çelik yeleğe denk gelince baskıdan dolayı bayılmıştı.
Ona sarılarak, "aptal" dedim. Kurşunların önüne nasıl atlarsın? Ya ölseydin?"
Gülümseyerek, "vurulacaktın. Seni her zaman kollayacağımı söylemiştim" dedi. "Deli" diyerek güldüm.
"Kadın olduğunu bilmesem seni şu anda çatıdan aşağı atardım" dedi Kuzey. Gülümseyerek kıskanç sevgilime baktık. Seviyordum ya bu yakışıklı adamı.
İnen helikopterlerden istihbarat ajanları inerek, kimisi insanları helikopterlere yerleştiriyor, kimisi de Kuzey'den komut alarak binaya giriyordu. Evet bu gün bizim için aydınlanıyordu. Bir çok insanı kaybetmiştik onlar için çok üzgündüm. Ama kalanlar için yeni bir gün yeni bir başlangıç olacaktı. Buna inanıyordum. Helikopterler yakaladığımız iki doktorla beraber diğerlerini de alıp uzaklaşırken, derin bir nefes alarak gökyüzüne baktım.
Artık bu işi bitirip eve dönme zamanımız gelmişti. Ailemi hiç bu kadar özlememiştim. Duygu, Kuzey'in tüm baskılarına rağmen gitmemiş, 'iyi olduğunu ve bizi burada böyle bırakmayacağını' söylemişti.
*****
Yaklaşık bir saattir hala örgütle çatışıtorduk. Sayıları giderek azalıyordu. Hala Pamir ve Parla kardeşler ortalarda görünmüyordu. Kaçmış olma ihtimalleri yüksekti. Ekibimiz her yere dağılmış kardeşleri arıyorduk. Çetenin, satışa sunulacak bir çok silahını ele geçirmiştik. Bir çok oyunun döndüğü bu binada, açtığımız her kapısının ardında bizi ayrı bir olay, ayrı bir kaos karşılıyordu. Her birimiz bir yerlere dağılmıştık. Başarımıza az kalmıştı.
Bulunduğumuz alanda bir sessizlik olmaya başladı. Sanırım ortalık temizlenmiş ti. Sakin bir şekilde ilerliyor aynı zamanda da odaları yokluyorduk. Aniden bir kolun beni tutup sürüklemesiyle bir odaya çekildim. Kapanan kapıya yaslanan kişi elindeki demir zinciri boynuma dolamıştı. Ne kadar çırpınsamda nefesim kesildiği için hareketlerim kısıtlıydı.
Artık nefes alamıyor gözlerim kararıyordu. Çırpınışlarımın arasında son gücümü toparlayıp dirseğimi bedenine geçirdim. Aynı an da başka biri daha beni tutmaya başladı. Beynim uyuşuyor boğazımdan hırıltılı sesler çıkıyordu.
"Bırakın." Duyduğum kadın sesiyle boynumdaki zincir geri çekilmeye başladı.
Öksürerek dizlerimin üzerine düştüm. Derin derin soluklanırken, üzerimdeki silahları ve kesici aletleri almaya başladılar. Kendimi toparlayarak karşımda duran kadına baktım. Kaşlarını çatmış mimikleri öfkeden titriyordu.
"Bu sürtükle ben ilgileneceğim" dedi. İğrenerek bakıyordu suratıma.
Nefesim düzene girdiğinde, "beni kendinle karıştırdın galiba" dememle aramızdaki bir kaç adımı tamamlayarak sert bir yumruk attı.
Yana kaymış sızlayan suratımı düzelterek gözlerimi ona diktim. Tepemde dikilmiş öfkeli soluklar alıyordu. "Birazdan elimde can verecek biri olarak çok cesaretlisin. Leşini Kuzey'in önüne büyük bir zevkle atacağım" dedi. "Belliki onun için çok değerlisin. Sizi elele gördüm."
"Bütün adamlarını etkilerken, Kuzey'in seni hayal kırıklığına uğratması çok acı. Demek dişiliğin herkesi etkileyemiyormuş" dememle, yumruk yaptığı elini tekrar kaldırmıştı ki, ondan önce davranarak bacaklarına sert bir tekme attım. Hızla ayağa kalkarken beni kısıtlayan üzerimdeki çelik yeleği bir hışımla çıkarıp attım.
Birbirimize acımasızca darbeler indiriyorken iki adam müdahale etmeden bizi izliyordu. Kafama aldığım darbeyle kulağımdaki kulaklıklar da düşmüştü. Gerçi artık Gurur'un sesini de duymuyordum. Göğsüne attığım tekmeyle soluğu kesilen Parla iki büklüm yere yığılırken iki adamda üzerime çullandı.
Üçü birlikte acımasızca saldırıyordu. Güçlü reflekslerimle bir çok darbeden kurtuluyordum ama beni güzelce hırpalıyorlardı. Adamlardan birinin savurduğu yumruğunu tutarak ters çevirdim ve attığım tekmeyle duvara yapıştı. Çevik hareketlerle duvara bir iki adımla tırmanarak diğer adamın üzerine atladım. Boynunu tuttuğum gibi hızla yan çevirirken yere yığılmıştı. Boynu kırılırken can verdiğinde, diğerinin attığı güçlü bir tekmeyle duvara yapıştım. Boğazıma yapıştığı elleriyle soluğumu keserken, ayağımdaki postalın içine gizlediğim şırıngayı çekerek adamın boynuna geçirdim. Saniyeler içinde ilaç etkisini gösterirken, titreyerek yere yığıldı. Çok geçmeden kalp krizinden geberecekti pislik.
Kendimi toparlamaya kalmadan Parla omuzlarımdan tutarak beni demir kapıya fırlattı. "Geberteceğim seni" diye bağırarak üzerime atladı. Bu seksi vücudunun içinden resmen vahşi bir yaratık çıkmıştı. Delice çığlıklar atarak art arda darbeler indiriyordu.
Bir süre yerde boğuştuktan sonra boynundaki kartı sökercesine çekip aldım. Kapının otomatik kilidine bastırdığım da sürgülü kapı açılmaya başlamıştı.
Bir anlık boşluğumdan yararlanarak bacağımdan tutarak odanın çıkışına doğru sürükledi beni. Görebildiğim kadarıyla etrafta kimse yoktu. Beni bırakıpta gitmiş olamazlar dı değimi? Beni sürüklerken, "Kuzey" diye seslendi. Bağırmıyor, sanki karşısında Kuzey varmış gibi konuşuyordu. "İhanetin bedelini o..... Sevgilin ödeyecek" diyerek küfür etmeye başladı. Delirmiş gibiydi. Bu kadarı da yeterdi artık. Bu iş çok uzamıştı. Tüm gücümle bacağımı çekerek tekme atmamla, sendeleyerek yere kapaklandı. Üzerine atlayarak art arda yumruklarımı savurdum.
Ağzıma gelen küfürleri ederek, "ulan, örgütün yok olmuş, senin derdin Kuzey'mi?" Diyerek bir yumruk daha attım. "Ağabeyin ve sen, insanlara yaptığınız bir çok işkencenin, kötülüğün hesabını en ağır bir şekilde ödeyeceksiniz. Öldürdüğünüz her bir canın bedelini canınızla ödeyeceksiniz." Artık bu kadına tahammülüm yoktu.
Elimden kurtularak kahkaha attı. "O zavallı insanlar bize çok para kazandırdı" derken yediği yumruklara rağmen hala ayakta benimle dövüşüyordu. İkimizde gücümüzün son kırıntılarını yaşıyor ayakta zor duruyorduk. Karnıma yediğim tekmeyle inleyerek, hangi ara geldiğimizi anlamadığım, meydana bakan balkon demirine çarptım. Darbeyi hala geçmemiş olan karnımdaki bıçak yarasına almıştım.
Tekrar üzerime doğru atıldığında, karnımdaki acıyı yok sayarak bir tekme attım. İkinci tekmemde bu sefer o parmaklıklara yapışmıştı. Elimi yüzünün çeşitli yerlerinden akan kanlı boğazına sararak sıkmaya başladım. Başı parmaklıkların üzerinde geriye doğru giderken büyüyen göz bebekleriyle gözlerime baktı. Paniğe kapılmıştı. "Yaşamayı haket miyorsun" diye fısıldadım kulağına doğru.
Hızla geri çekilerek çene altına sert bir tekme attım. Çığlık atarak balkondan yere çakılışını izledim. Yerde kıvranarak can çekişiyordu. O anda aşağıda bir hareketlilik oluyordu. Karşıya baktığım da Pamir ile gözgöze geldik. Nefret dolu gözleriyle elindeki silahı bana doğruttuğunda, ekip arkadaşlarımın kurşun yağmuruna tutuldu. Onu korumaya çalışan adamları, kollarından tutarak buradan uzaklaştırmaya çalıştılar. O ise nefret dolu gözlerini son bir kez bana dikerek, "seni geberteceğim" diye haykırmaya başladı. "Kardeşime yaptıklarının bedelini ödeyeceksin sürtük. Seni kendi ellerimle öldüreceğim."Ardından küfür ederek adamlarının çekiştirmesiyle ortadan kayboldular. Tıpkı oda kardeşi gibi bana sürtük demişti. Adi herif.
Ekiptekiler peşlerinden giderken, ben bitkin bir halde hala Parla'nın cansız bedenine bakıyordum. Ölmeyi hak etmişti. Çok geçmeden adım seslendiğinde soluma döndüm. Kuzey önde Defne arkada hızlı adımlarla bana doğru geliyorlardı.
"Yasmin iyimisin?" Defne telaşlı bir şekilde bana sarıldı. "Senin için çok endişelendim." Geri çekilirken donuk bakışlarımı zorlukla düzelterek tebessüm etmeye çalıştım. İkisi de perişan halimi inceliyordu.
Bedenen ve ruhen çok yorulmuştum. Sızlayan suratım ve ağrıyan bedenimle ayakta durmakta güçlük çekiyordum. Kuzey'in endişeli bakan kara gözleri hızla bedenimi yoklayıp sonrada gözlerime çıktı. Bir iki adımda aramızdaki mesafeyi kapatıp kollarını bana sardı.
Sıkıca sarılıyor, omzuna yasladığı başıma öpücükler konduruyordu. Saatlerdir güçlü durmak için ayakta tuttuğum bedenim, şimdi kendini Kuzey'in şefkatli kollarına bırakmıştı.
"Beni çok korkuttun güzelim. Sana birşey olsaydı kendimi asla affetmezdim. Seni yanımdan ayırmamalıydım." Saçlarımı okşayıp, öpücükler kondurmaya devam ederken boğuk çıkan sesiyle, "çok şükür seni sağ salim buldum" dedi. Elini bacaklarıma atarak beni kucağına aldı. Sesimi çıkarmadan kollarımı boynuna dolayarak yüzümü boyun girintisine gömdüm.
Kuzey yürüyerek ilerlemeye başladığında, arkadaşlarımızın seslerini işittim. Devrim abi, "Yasmin iyimi? Ne durumda?" Derken, diğerleride benzer sorular soruyordu. Kuzey kısa cevaplarla onları geçiştirirken, başkada soru sormamışlardı. Çünkü Parla'yı aşağıya atışıma hepside şahit olmuştu.
Başımı kaldırıp kimseye bakmıyor, şu an sadece Kuzeyin kokusunu içime çekip rahatlamak istiyordum.
Havanın esintisini hissettiğimde binadan çıktığımızı hissetim. Başımı kaldırdığımda Kuzey'le gözgöze geldik. Yürümeyi bırakarak derin bir nefes aldı. Gözlerime öyle bir bakıyordu ki, sanki etrafımızdaki herşey durmuş yalnızca o ve ben vardık. Bakışlarını dudaklarıma diktiğinde, "herkesin içinde beni öpmeyi düşünmüyorsun değilmi" dedim.
Gülmeye başladığında Sıraç yanımıza gelerek, "başkanım maalesef Pamir ve bir grup adamını elimizden kaçırdık. Ayrıca Korkut ve Furkan'ı da bulamadık" dedi. Kuzey'in yüzü ciddileşirken, "toparlanın gidelim" dedi.
Kuzey'den beni kucağından indirmesini söyledim. Başta kabul etmese de 'bunca zaman nasıl bir yerde kaldığımı görmek istiyorum' dediğimde, beni incitmekten korkar gibi yavaşça kucağından indirdi. Şehirden uzak, büyük bir ormanlık arazideydik. Kim bilir ne insanlar getirmişlerdi buraya. Daha bizim bilmediğimiz. Kim bilir ne kirli işler dönmüştü. Ne canlar alınmıştı. Ya benim gördüklerim. Yaşadıklarım.
Ve herşey bitmişti diyemiyorum. Pamir'i elimizden kaçırmışken, kardeşini öldürmüşken, yakalanana kadar rahat durmayacaktı.
Umarım bölümü beğenmişsinizdir.
Bir sonraki bölümde buluşmak dileği ile
Hoşça kalın♥️