İçeriğe geç

Ailenin Günahları

Bölüm 4 · 6 dk okuma

Ailenin Günahları

Bölüm 4

Sorgu

Londra'nın üzerine çöken gri sabah, De Clermont Malikanesi'nin yüksek pencerelerine solgun bir ışık bırakıyordu.

Malikanenin önünde duran siyah otomobilin motoru sustu.

Dedektif Robert Brown birkaç saniye boyunca araçtan inmedi.

Gözlerini karşısındaki binadan ayırmıyordu.

De Clermont Malikanesi...

Londra'nın en eski ve en güçlü ailelerinden birinin evi.

Buraya gelmeden önce bu aile hakkında çok şey duymuştu. Servetleri, nüfuzları, siyaset çevresindeki bağlantıları ve yıllardır kimsenin kolay kolay karşılarına çıkmaya cesaret edemediği söylenirdi.

Ama bugün Robert Brown'ın bunların hiçbirini düşünmemesi gerekiyordu.

Çünkü karşısındaki aile ne kadar güçlü olursa olsun, ölen kişi onun oğluydu.

Michael.

Dedektif elini ceketinin iç cebine götürdü.

Orada duran evrakları yokladı.

Savcılıktan alınmış soruşturma emri.

Birkaç gün önce bu kâğıdı eline aldığında kendisini güçlü hissetmişti. Şimdi ise aynı kâğıt avucunda ağırlaşıyordu.

Çünkü bu kapının ardından ne çıkacağını bilmiyordu.

Derin bir nefes aldı.

"Bugün geri dönmeyeceğim."

Arabanın kapısını açıp dışarı çıktı.

Yanında iki polis memuru daha vardı. İkisi de sessizdi. Brown'ın yüzündeki ifadeyi gördüklerinden beri konuşmamayı tercih etmişlerdi.

Üçü birlikte malikanenin merdivenlerine doğru ilerledi.

Brown kapının önünde durdu.

Bir anlığına elini kaldırmakta tereddüt etti.

Sonra kapıyı üç kez sertçe çaldı.

Tok...

Tok...

Tok...

Birkaç saniye sonra kapı açıldı.

Karşılarında De Clermont ailesinin uşağı duruyordu.

Uşak, karşısındaki üç adama baktı. Ardından gözleri Brown'ın üzerinde durdu.

"Buyurun?"

Brown ceketinin iç cebinden kimliğini çıkardı.

"Dedektif Robert Brown. Cinayet soruşturması için buradayım."

Uşağın yüzündeki ifade bir anda değişti.

"Cinayet mi?"

"Michael Brown cinayeti."

Uşak birkaç saniye sessiz kaldı.

Brown devam etti.

"De Clermont ailesinin bazı üyeleriyle görüşmem gerekiyor."

Uşak, kendisini toparlamaya çalışarak dik durdu.

"Efendilerimiz şu anda müsait değiller."

Brown'ın yüzünde en ufak bir değişiklik olmadı.

"Bu bir nezaket ziyareti değil."

Cebinden mühürlü evrakı çıkardı.

"Burada bulunmam için gerekli makam izni mevcut. Aile üyelerinizden bazılarını sorgulamak ve olayla ilgili bilgi almak istiyorum."

Uşak evraka baktı.

Mührü görünce yüzündeki kendinden emin ifade kayboldu.

"Elbette... Bir dakika bekleyin."

Kapıyı kapatmak üzereyken Brown elini kapının arasına koymadı. Sadece sessizce bekledi.

Birkaç dakika sonra içeriden ayak sesleri duyuldu.

Ardından ağır ve kendinden emin adımlarla biri göründü.

Arthur De Clermont.

Malikanenin efendisi.

Arthur merdivenlerden aşağı inen bir adam gibi değil, kendi evinin sınırlarına girmiş bir yabancıyı karşılayan bir hükümdar gibi ilerliyordu.

Brown ilk kez onunla göz göze geldi.

Arthur da onu baştan aşağı süzdü.

"Dedektif."

Sesi sakin ve soğuktu.

"Bay De Clermont."

Arthur'un bakışları Brown'ın arkasındaki iki polis memuruna kaydı.

"Evime neden polislerle geldiğinizi öğrenebilir miyim?"

Brown elindeki belgeyi kaldırdı.

"Oğlunuz Hector De Clermont hakkında bazı sorularım var."

Arthur'un yüzünde hiçbir değişiklik olmadı.

"Ne hakkında?"

"Oğlunuzun, Michael Brown'ın ölümüyle bağlantısı olduğuna dair ciddi bir ihbar aldım."

Koridor bir anda sessizleşti.

Arthur birkaç saniye boyunca Brown'ın gözlerinin içine baktı.

Sonra çok hafifçe gülümsedi.

"Anlıyorum."

Brown bu sakinliğin altında ne olduğunu anlayamıyordu.

Arthur kapının önünden çekildi.

"İçeri girin."

Brown ve iki polis içeri girdi.

Malikanenin içi her zamanki gibi kusursuzdu.

Yüksek tavanlar, duvarlarda asılı aile portreleri, mermer zeminler ve ağır mobilyalar...

Her şey zenginliği ve gücü bağırıyordu.

Ancak Brown'ın dikkatini çeken şey bunlar değildi.

İçerideki herkesin kendilerine bakıyor olmasıydı.

Bir hizmetçi koridorun ucundan onları izliyordu.

Bir başka uşak merdivenlerin başında durmuştu.

Sanki dedektifin gelişi birkaç saniye içerisinde bütün malikaneye yayılmıştı.

Arthur salona geçti.

Brown ve polisler de onun arkasından ilerledi.

Arthur koltuğa oturdu.

Brown oturmadı.

"Öncelikle belirtmek isterim ki bu görüşme sırasında ailenizin hiçbir ferdini suçlamıyorum."

Arthur kaşını hafifçe kaldırdı.

"Ne kadar naziksiniz."

Brown bu sözdeki imayı görmezden geldi.

"Ancak oğlunuz Hector De Clermont hakkında bazı ciddi sorularım var."

"Buyurun."

"Hector Bey, Michael Brown'ı tanıyor muydu?"

Arthur birkaç saniye düşündü.

"Sanmıyorum."

"Sanmıyor musunuz?"

"Tanımadığını biliyorum."

Brown cebinden not defterini çıkardı.

"Michael Brown öldürülmeden önce son kez nerede görülmüştü?"

Arthur'un gözleri dedektifin ellerine kaydı.

"Bu sorunun cevabını bilmiyorum."

"Aracının motoru bozulmuştu."

Arthur cevap vermedi.

Brown devam etti.

"Aracını yol kenarında bırakmıştı. Daha sonra cesedi bir fabrikada bulundu."

Arthur'un yüzünde yine hiçbir ifade yoktu.

"Trajik."

Brown'ın çenesi gerildi.

"Bay De Clermont, oğlunuzun bu cinayetle hiçbir ilgisi olmadığını düşünüyorsanız, soruşturmamızı kolaylaştırmanızı rica ediyorum."

Arthur hafifçe arkasına yaslandı.

"Dedektif, benim ailem Londra'da herkesin tanıdığı bir ailedir. Eğer oğlumun suçlandığı iddia doğruysa bunun sonuçlarını siz de benim kadar iyi biliyorsunuz."

"Ben sonuçları değil, gerçekleri araştırıyorum."

Arthur'un gözlerinde ilk kez çok hafif bir değişim oldu.

"Gerçekler..."

Kelimeyi sanki tartıyormuş gibi tekrarladı.

"Gerçeği bulduğunuzda, dedektif, onunla ne yapacağınıza dikkat edin."

Brown bir an sustu.

Sonra not defterine bir şey yazdı.

"Hector Bey'i görmek istiyorum."

Arthur başını kaldırdı.

"Oğlum şu anda burada değil."

"Ne zaman dönecek?"

"Bilmiyorum."

Brown başını kaldırıp Arthur'a baktı.

"Öyleyse başka bir aile üyesiyle konuşmak istiyorum."

Arthur'un yüzündeki sakinlik devam ediyordu.

"Kim?"

"Michael Brown'ın ölümünden önce veya sonra Hector De Clermont'la görüşmüş olabilecek herkes."

Bu kez salondaki sessizlik daha ağırdı.

Arthur ayağa kalktı.

"Elbette."

Tam o sırada salonun kapısı açıldı.

Rosalié içeri girdi.

Konuşmaları duymuştu.

Bir anlığına durdu.

Gözleri önce dedesine, sonra yabancı adama kaydı.

Dedektif de ona baktı.

Rosalié'nin yüzündeki ifade değişmedi ama içindeki huzursuzluk bir anda büyüdü.

Arthur torununa baktı.

"Rosalié."

Rosalié başını hafifçe eğdi.

"Dede."

Arthur'un bakışları kısa bir süreliğine dedektife döndü.

"Dedektif Brown, torunum Rosalié De Clermont."

Brown, Rosalié'yi dikkatle süzdü.

"Hanımefendi."

"Dedektif."

Rosalié'nin sesi sakindi.

Fakat Brown onun gözlerinde bir şey gördü.

Korku değildi.

Şaşkınlık da değildi.

Daha çok...

Bir şeyleri anlamaya çalışan birinin bakışıydı.

Brown not defterini kapattı.

"Hanımefendi, size birkaç soru sormam gerekiyor."

Rosalié dedesine baktı.

Arthur hiçbir şey söylemedi.

Sadece başıyla hafifçe onay verdi.

Rosalié dedektife döndü.

"Elbette."

Rosalié'yi sorguladı, ancak ondan da somut bir şey elde edemedi; hiçbir ipucu, hiçbir net cevap yoktu. Dedektif kısa bir sessizlikten sonra ayağa kalktı ve görüşmeyi sonlandırdı. Malikaneden ayrılırken Arthur De Clermont’un bakışlarını sırtında hissetti.

Arabasına bindiğinde bir süre direksiyona dokunmadan oturdu. Sonra gözlerini dikleştirip soğuk bir sesle kendi kendine konuştu:

"Ben sizinle alakalı her şeyi bulacağım... her şeyi keşfedeceğim."

Dedektifin otomobili malikanenin önünden uzaklaşırken Rosalié bir süre pencereden dışarı baktı. Ardından bakışlarını dedesine çevirdi.

"Dede..."

Arthur, torununun sesini duyunca ona döndü.

"Efendim?"

Rosalié'nin yüzünde hafif bir endişe vardı.

"Sence ona bu ihbarı kim yapmış olabilir?"

Arthur birkaç saniye boyunca sessiz kaldı. Ardından ağır adımlarla pencerenin önüne ilerledi ve dedektifin otomobilinin gözden kaybolduğu yola baktı.

"Elbette Morettiler."

Rosalié'nin kaşları hafifçe çatıldı.

"Morettiler mi?"

Arthur başını yavaşça salladı.

"Son zamanlarda kızdırdığımız ve bize karşı harekete geçme ihtimali olan tek düşmanımız onlar."

Rosalié birkaç saniye düşündü.

"Laura yüzünden mi?"

"Muhtemelen."

Arthur'un sesi oldukça sakindi.

"Seninle Laura arasında ne yaşandığını biliyorum. Ancak Margaret Moretti'nin kızına olan düşkünlüğünü de biliyorum. Senin söylediklerini kişisel bir hakaret olarak görmüş olabilirler."

Rosalié dudaklarını birbirine bastırdı.

"Yani dedektife babamın oğlunu öldürdüğünü söylediler."

"Doğrudan böyle söylediklerini düşünmüyorum."

Arthur torununa baktı.

"Fakat dedektifin şüphelenmesini sağlayacak kadar bilgi vermiş olmaları yeterli."

Rosalié'nin yüzündeki endişe biraz daha belirginleşti.

"Ya dedektif gerçekten bir şey bulursa?"

Arthur'un yüzünde soğuk bir gülümseme belirdi.

"O zaman bulduğu şeyin gerçekten ne olduğunu görürüz."

Rosalié dedesinin bu sakinliğine şaşırdı.

Arthur ise pencereye dönerek ekledi:

"Morettiler bizim bunca zamana kadar yaptığımız bütün iyilikleri hiçe sayarak bizi ifşa etmek istedi. Ancak bu numaraları ancak çocuklar yapar. Yarın annen ile Moretti malikanesine gidin ve nişanı bozun. Bu sefer kelimeleriniz de seçici olmanıza gerek yok."

Bölüm sonu

1 yorum

  • Bu bölümde çok güzeldi. Laura kaşarını bir sonraki bölümde saçını başını yolalım. Okur olarak içimiz rahatlasın pleaseee🥲

    1Yanıt