De Clermont Malikanesi
Rosalié, dün kahvaltıda babasının emir vererek birini öldürttüğünü ve öldürülen kişinin dedektifin oğlu olduğunu öğrendiğinde gerçekten çok şaşırmıştı.
Babası her hamlesini kusursuzca planlar ve asla hataya yer vermezdi. Ancak nasıl olmuştu da Arthur De Clermont malikaneye döndüğünde babası böyle büyük bir hata yapmıştı?
Aile kurallarına göre, yaşça daha tecrübeli ve büyük olan aile üyesi, liderliği başka bir aile üyesine devretme hakkına sahipti. Babası Arthur De Clermont'un gözünden düşmüştü. Ya da gözünden düşmediyse bile bu olay Arthur için büyük bir hayal kırıklığıydı.
Arabamla Moretti Malikanesi'ne vardım. Şoförüm kapımı benim için açtı ve araçtan indim.
Malikaneye baktığımda, sanki her geldiğimde daha da güzelleşiyormuş gibi hissediyordum. Buraya yalnızca annem rica ettiği için geliyordum. Yoksa o kibirli kızla vakit geçirmek pek de hoşuma gitmiyordu.
Maalesef abimin nişanlısı ve gelecekte De Clermont ailesinin hanımı olacak kişiydi. Bu gerçekten can sıkıcıydı.
Derin bir nefes alıp verdim ve malikaneye doğru ilerledim. Kapıyı çaldığımda uşak kapıyı açtı.
"Ah, Bayan De Clermont, hoş geldiniz. Hanımefendimiz sizi salonda bekliyor. Buyurun, sizi götüreyim."
Uşak bana salona kadar eşlik ettikten sonra yanımızdan ayrıldı.
Ve işte Laura Moretti...
Abimin nişanlısı. Aynı zamanda Moretti ailesinin tek kızı.
Şımarık ve kibirli yetiştirilmişti. Benden yalnızca bir yaş büyüktü ama bana sürekli ablalık taslıyordu. Gerçekten bir saniye bile burada durmak istemiyordum.
İçimden isyan ederken Laura oturduğu koltuktan kalkıp yanıma geldi ve bana sarıldı.
"Rosalié! Hoş geldin. Abin nerede? Yoksa yine gelmemek için karın ağrısını mı bahane ediyor?"
Sinirlendim.
Gerçekten bu kız çok sivri dilliydi. Ama ben de ona vereceğim cevabı gayet iyi biliyordum.
"Geçen sefer abim bir bahane uydurmamıştı, Laura. Karın ağrısından üç gün boyunca yataktan çıkamadı. Ancak abimin nişanlısı olarak onu bir kere bile ziyarete gelmediğini hesaba katarsak, onun da seni neden görmeye gelmediğini belki anlarsın."
Laura'nın yüz ifadesi değişti.
"Ben gelecektim tabii. Ancak işlerim çıkmıştı."
"Evet, evet. Elbette. O üç gün boyunca gazetelerde ne işin olduğunu gördük. Balolar, hayır yemekleri, partiler... Gerçekten çok meşgulmüşsün."
Laura artık rol yapamadı ve içindekileri döktü.
"Rosalié, benim nereye gittiğim, ne yaptığım seni ilgilendirmez. Haddini bil! Sana sadece nişanlımın kız kardeşi olduğun için katlanıyorum. Sınırı aşma!"
Rosalié bu patlamayı bekliyordu. Ancak kimse De Clermont ailesinin tek kızına böyle konuşamazdı.
Eve döndüğünde annesi ona kızacaktı, belki de saatlerce azar işitecekti. Ama yine de bu sözleri söylemesi gerekiyordu.
"Sen beni tehdit edebileceğini mi zannediyorsun? Gerçekten gülünç. Sen sırf abimle nişanlanabilmek için benimle yakınlaştın. Hatta unuttun mu? Uzun süre benim yalakalığımı yapmıştın. Şimdi ise konumunu sağlamlaştırdığını zannederek bana hadsizlikte bulunuyorsun."
Laura'nın yüzü öfkeyle gerildi.
"Unutma, Laura... Abim senden çok daha iyilerini bulabilir. Ancak seni bu koskoca dünyada hiçbir erkek istemez. Çünkü sen sadece ailesi tarafından şımartılmış ve kibirle büyütülmüş bir insansın."
Bir an durdum.
" Sana sadece karakterini düzeltmen için kiliseye gitmeni önerebilirim. Ancak dikkat et... Peder seni iblis zannetmesin."
Bu sözlerin ardından Laura sinirden köpürürken ben arkamı bile dönmeden malikaneden çıktım.
Evet...
Şimdi gerçekten annem tarafından azar işitecektim.
---
Dedektifin Evi
Boş kahve fincanları ve buruşturulmuş kâğıtlarla dolu masanın üzerinde tek bir fincan hâlâ duruyordu.
Dedektif bütün gece uyumamıştı. Gözlerinin altındaki mor halkalar belirginleşmiş, sonunda olası olay örgüsünü tamamlamıştı.
Olayın nasıl gerçekleştiğini çoktan tasarlamıştı. Gece yarısı gelen telefon, olay örgüsünü tamamlamasında büyük katkı sağlamıştı.
Bu bilgi, Michael'ın o gece arabasının motorunun bozulması nedeniyle yol kenarında aracını durdurmuş olmasıydı.
Dedektif olay örgüsünü bir kez daha okumaya başladı.
Michael, yol üzerinde aracıyla seyahat halindeydi. Bir süre sonra motorun bozulduğunu fark etti. Araçtan garip sesler geliyordu. Bunun üzerine yolun kenarına çekildi ve araçtan kendi rızasıyla indi.
Aracın kapısı açıktı. Çünkü kısa bir süre içinde geri dönmeyi umuyordu.
Kaputu açıp motora bakacaktı. Ancak olay yerinde kaput açık değildi. Bu da Michael'ın çevresinde birilerini görüp yardım istemek için aracından uzaklaşmış olabileceğini gösteriyordu.
Ancak o kişi veya kişiler ona saldırmaya başlamıştı.
Onu bilinmeyen bir nedenden ötürü öldürmek istiyorlardı.
Olay yerinde kısa bir mesafeye kadar uzanan sürüklenme izleri vardı. Fakat bu izler, yol kenarından yaklaşık iki metre ileride ormanın içine doğru devam ediyordu.
Bir noktada ise izler kayboluyordu.
Bu nedenle saldırganların Michael'ı araca bindirip fabrikaya götürdüklerini ve cinayeti orada işlediklerini düşünüyordu.
Dedektif olayı çözmüş gibiydi.
Sadece iki önemli soru cevapsız kalmıştı:
Michael neden öldürülmüştü?
Ve katil kimdi?
Aslında Michael'ı araçla o fabrikaya götürdüklerine göre bunu tek bir kişinin yapmış olması pek mümkün görünmüyordu.
Dedektif düşünmeye devam ederken telefonu çaldı.
Arayanın kim olduğunu bilmiyordu.
——————————————————————————
Moretti Malikanesi
Rosalié'nin gitmesinin ardından Laura yaklaşık on dakika boyunca sinirden etrafındaki her şeyi dağıttı.
Annesi salona girdiğinde kızının bu hâlini görünce şaşkınlıktan olduğu yerde kaldı.
"Laura! Ne bu hâl?"
Laura koltuğa oturdu ve yumruklarını sıktı.
"Anne, o aptal kız bana neler dedi biliyor musun? Bana şımarık ve kibirli dedi! Bir de pederin beni iblis zannedeceğini söyledi!"
Bayan Margaret Moretti bu sözleri duyduğunda sinirden yüzü kızardı.
Kızını her şeyden çok seviyordu ve ona bu şekilde hakaret edilmesine katlanamıyordu.
Kızının yanına oturdu ve saçlarını okşamaya başladı.
"Tatlım, sen önce kendi sağlığını düşün. Bu kadar sinir ve stres sağlığın için hiç iyi değil."
"Ama anne, bunu onun yanına mı bırakacağım?"
Bayan Margaret Moretti kurnazca gülümsedi.
"Bunun onun yanına kalacağını kim söyledi?"
Laura kaşlarını kaldırarak annesine baktı.
"Ne düşünüyorsun, anne?"
"Belki o Rosalié denen kıza doğrudan bir şey yapamayız. Ancak biz Moretti ailesi olarak De Clermont ailesine bir şey yapabiliriz."
"Ne gibi bir şey?"
"Dünkü manşetlerde dedektifin oğlunun ölümü yazılıydı. Dedektif gerçekten kahrolmuştu. Ancak bu konunun De Clermontlarla ilgili olduğunu acılı babaya söylersek belki bize minnettar kalır."
Laura'nın yüzünde geniş bir gülümseme belirdi. Ardından kahkaha atmaya başladı.
"Anneciğim, sen gerçekten bir harikasın. İyi ki sen benim annemsin."
"Ah, tatlım... Biliyorsun, senin için yapamayacağım hiçbir şey yok."
Ve evet...
Bayan Margaret Moretti, De Clermont ailesini dedektifi ifşa etmek için aradı...
——————————————————————————
De Clermont Malikanesi
Neredeyse aralıksız bir saattir annemden azar işitiyordum.
Alt tarafı doğruları söylediğim için bu kadar çok azar işitmem bana mantıksız geliyordu.
Bütün aile üyeleri de salonda annemin azarının bitmesini bekliyordu. Herkes yaptığım şeyi öğrenmişti.
Ancak ben asla pişman değildim.
Yine olsa, yine yapardım.
O kızın şımarık tavırları ve kibirli sözleri beni o kadar tahrik etmişti ki biraz ileri gittiğimi ben de kabul ediyordum.
Ne de olsa De Clermont ailesinin asil kızı olarak onun seviyesine inmemeliydim.
Annem yalnızca bu konuda haklıydı.
Onun şımarık ve kibirli olduğunu, abimin kendisinden çok daha iyi kızlar bulabileceğini söylememin ise tamamen arkasındaydım.
Ancak doğru...
Ona "iblis" dememeliydim.
Ama ne yapabilirdim? O kadar kibirli bir şekilde bana haddimi bildirmeye çalışırken gerçekten sinirlerimi bozmuştu.
Neyse, ne olan olmuştu.
Zaten Moretti ailesi, De Clermont ailesinden çok daha güçsüzdü. Bize, benim söylediğim birkaç söz yüzünden herhangi bir şey yapmaya kalkamayacaklarını düşünüyordum.
Ancak dedemin yüz ifadesine bakılırsa pek de benim gibi düşünmüyor gibiydi.
Çünkü bütün Londra bilirdi ki Bayan Laura Moretti, ailesi tarafından gerçekten çok şımartılıyordu.
Bay ve Bayan Moretti, kızları için her şeyi yapabilecek türden ebeveynlerdi.
Annemin beni azarlaması sona erdiğinde babam bana bakarak söze girdi.
"Söylediğin her şeyi bir şekilde sineye çekebilirim. Ancak 'iblis' kelimesi senin gibi bir hanımefendiye yakışıyor mu, Rosalié?"
Ne kadar güzel...
Babam da benimle aynı düşünüyordu.
Önce söylediğim sözler pek de ağır değildi, sineye çekilebilirdi. Ancak evet, "iblis" lafı biraz ağır kaçmıştı.
"Özür dilerim, babacığım. Onunla aynı seviyeye inmek istemedim. Ancak o kadar sinirimi bozdu ki—"
"Seni sinirlendirmiş olabilir, Rosalié. Ancak sen kendine hâkim olabilmeliydin. Seni bunca yıl boşuna mı eğittik?"
Hatamı annemin onca azarından değil, babamın tek bir sözünden anlamıştım.
Gerçekten pişman duydum.
"Özür dilerim, baba. Bir daha olmayacak."
Babam özrümü kabul etti.
Bu zamana kadar tek bir hata dahi yapmamıştım.
Bu benim ilk hatamdı.
Bu nedenle özrümü kabul etmesi beni de mutlu etmişti.
——————————————————————————
Dedektifin Evi
Dedektif telefonu açtı ve karşı tarafı dinlemeye başladı.
"Merhabalar. Dedektif Robert Brown ile mi görüşüyorum?"
Dedektif, ilk başta bu kadın sesini tanıyıp tanıyamadığını anlamaya çalıştı. Ancak birkaç saniye düşündükten sonra bu sesi daha önce hiç duymadığına kanaat getirdi.
"Evet, benim. Siz kimsiniz?"
"Benim kim olduğum pek önemli değil. Önemli olan size vereceğim bilgi."
Dedektif, mesleki reflekslerinin etkisiyle kaşlarını çattı ve sessizce bekledi.
"Oğlunuzun ölümü için epey üzüldüm. Sizin gibi acılı bir babaya oğlunuzun katilini vermenin en büyük hediye olacağını düşündüm."
Robert bu sözleri işitince zar zor yutkundu.
Kadına tereddütlü bir şekilde cevap verdi.
"Benimle alay etmiyorsunuz, değil mi?"
"Hayır, kesinlikle alay etmiyorum, Bay Robert. Hatta ne kadar ciddi olduğumu size göstereyim. Oğlunuzun katili bizzat Hector De Clermont'tur."
Konuşmada birkaç saniyelik sessizlik oldu.
Dedektif Brown sonunda sesini temizleyerek konuşmaya başladı.
"Bakın, hanımefendi... Yalan bir ihbarda bulunmak suç teşkil eder. Emin misiniz?"
"Bay Brown, hayatımda hiç bu kadar emin olmamıştım... En iyisi siz bu sözlerimi biraz düşünün ve katili nerede arayacağınıza karar verin."
Telefon kapandı.
Dedektif elinde telefonla ayakta duruyordu.
Ne yapacağını bilmiyordu.
Gerçekten bu kadının söylediğine göre Hector De Clermont, oğlunun katiliyse böyle büyük bir aileyi nasıl karşısına alabilirdi?
Ancak bir süre düşündükten sonra pes etmemeye karar verdi.
Bu yola oğlunun intikamını alacağına dair söz vererek çıkmıştı.
Ve oğlunun intikamını gerçekten alacaktı.
Almalıydı.
Yoksa oğlunun ruhu nasıl huzur bulabilirdi?
Elindeki telefonu istemsizce daha sıkı kavradı.
Gözleri öfkeyle doldu.
"Sen... Oğlumdan ne istedin?"

