"Adnan Abi'm göndermiş."
"Adnan 1900'lerde kalmış herhalde? Moruk hala mektup yolluyor." dedim.
"Bilmiyorum gidince öğreniriz." dedi. "Ama önce şu kuryeyi bulalım."
"O da vardı değil mi?"
"Maalesef bir de o var. Kuryeyi bulduktan sonra gideceğim sizinkilerin yanına."
"Tamam ara Furkan'ı kamera kayıtlarını sana göndersin." dedim.
"Eee sen bu süre zarfında ne yapacaksın?" dedi imalı bir sesle.
"On tane elim mi var Batu? Araba kullanıyorum görmüyor musun? Kaza mı yapalım istiyorsun? Sen değil misin 'Araba kullanırken başka hiçbir şeyle uğraşılmaz.' diyen-"
"Gizem," diyerek sözümü kesti. "Sen sus ben her şeyi yaparım…" Ben hafifçe kıkırdarken Batu "Ama lütfen sus." diyerek devam etti. Elimi arabanın media tuşuna basıp şarkılara bakarken Batu rastgele bir şarkıya tıkladı.
Ve o şarkı çaldı.
"Yazdım, çizdim, hayal ettim."
Çocukluğumuzdan beri en çok dinlediğimiz şarkı.
"Sazla, sözden ibarettim.
Arkamı döndüm, emanet ettim.
Anlayamadın ya."
Batu'yla birbirimize bakıp güldük
"Aklım, fikrim kaynayınca,
Söz, müzikle ağlayınca.
Kalbimi açtım, ibadet ettim.
Ama o anladı…"
Yol boyu şarkı dinledik, Batu da o sırada kamera kayıtlarını istedi.
🩸
Yolda peşimizdeki adamlara izimizi kaybettirmek uzun sürse de uzun bir süre sonra eve gittik. Arabadan indik ve eve doğru yürüdük. Taş merdivenlerden geçip evin kapısına gittik. Sanki bu anı beklercesine kapı açıldı. İrem kapıyı açıp üzerimizdeki kabanları aldı ve içeri girdik.
"Hoş geldiniz." dedi İrem güler yüzle.
"Valla pek hoş gelmedik İrem'ciğim." dedi Batu.
"Bir sorun mu var?" dedi İrem.
"Yaşadığım süre boyunca sürekli sorun olacak." dedi Batu.
"Aç mısınız, bir şeyler hazırlamamı ister misiniz?"
"Çok iyi ol-" derken Batu'yu kolundan çekmeye başladım. "Ne yapıyorsun kızım?" dedi Batu. Onu es geçerek İrem'e döndüm.
"Gerek yok İrem, zaten yemekten geliyoruz. Sağol." Batu'yu merdivenlere doğru ittirirken. "İrem mektup gelmişti o nerede?" dedim.
"Çalışma odasına bıraktım Gizem Hanım." dedi.
"Tamam teşekkürler." dedim. Merdivenlerde Batu'yu ittirirken o mutfağa doru gitmeye çalışıyordu.
"Kızım dur iki lokma bir şeyler yiyelim düşünmekten acıktım."
"Batu, sıçarım senin midene yürü." dedim. Sanırım midesine sıçabileceğimi düşündü ve merdivenleri çıkmaya başladı. Çalışma odasının kapısına geldiğimde kapıyı açtım. Kapıyı açmamla Batu'nun kendini koltuğa atması bir oldu.
"Yavaş lan ayı ben bu koltukları özel yaptırdım." Batu bu söylediğimden sonra koltuğa daha fazla yayıldı. Yanına gidip ona hafif bir tekme attım.
"Vay be Gizem öyle mi? Bu koltuk benden, çocukluk arkadaşından daha mı değerli? Tamam Gizem öyle olsun." diyerek trip atmaya başladı.
"Batu boş boş konuşma."
Yalandan ağlayarak, "Tamam anladım ben seni Altay olsaydı böyle yapmazdı." dedi.
"Gerçekten lan o geri zekalı nerede?"
Bir anda ciddileşerek, "En son dün gece kafa dağıtıyorduk sonra ben çok içmişim devamı bende yok."
Telefonumu elime aldım ve Altay'ı aradım bir süre çaldıktan sonra telefonu uykulu bir şekilde açtı, "Neredesin lan sen?" dedim.
"Noldu Gizem sabah sabah?" dedi. Sesi benim onu uyandırdığımı çok net anlatıyordu.
"Sabah sabah? Lan akşam oldu iyi misin sen saate bakmadın mı?" dedim.
"Eee?"
"Ne demek eee?"
"Lan ne yapabilirim?"
Söylediği her şey beni daha da sinirlendiriyordu, "Kalk hemen benim evime gel konuşmamız lazım."
"Telefondan konuşsak." dedi yarı ayık kafayla.
"LAN GERİ ZEKALI TELEFONDA KONUŞULACAK BİR ŞEY OLSAN SENİ NEDEN BURAYA ÇAĞIRAYIM!?" dedim. İşin ciddi olduğunu anlamış olacaktı ki sesi daha düzgün gelmeye başladı.
"Bir şeyler olmuş belli. Kilyos'ta mısın?"
"Evet, acele et."
"Tamam yarım saate oradayım." Telefonu suratına kapattım ve masaya fırlattım. O sırada Batu süt dökmüş kedi gibi koltukta oturuyordu.
"Mektup için Altay'ı mı bekleyeceğiz?" dedi Batu.
"Evet." dedim. "Furkan sana kamera kayıtlarını attı mı?"
"Yok daha atmadı."
"Bi arayıp sorsana ne olmuş bu kadar gecikmezdi normalde."
"Tamam." dedi ve telefonunu cebinden çıkarıp Furkan'ı aradı. Bende o sırada sandalyeyi çekip oturdum. Batu kısa bir telefon görüşmesinden sonra bana döndü.
"YOK!" diye bağırdı.
"Ne yok Batu, ne bağırıyorsun?" dedim.
"Kamera kayıtları yok."
"Ne demek yok!?"
"Aysun'a kargonun saat kaçta geldiğini sormuşlar, sonra bir bakmışlar. Süpriz kameralar o saat aralığında devre dışı kalmış."
"Ne demek devre dışı kalmış lan? Bu kameralara bizim dışımızda erişebilen birileri mi var?" O sırada kapı çalındı, "Gel." dedim ve İrem içeri girdi.
"Gizem Hanım içecek bir şeyler ister misiniz az önce soramadım da." derken gözlerini benden ayırıp masaya baktı ve tekrar bana döndü.
"Altay geldiğinde üç tane sade kahve getir, ayılmalık olsun." dedim.
"Hayır ya benimki şekerli olsun ayıldım ben daha uyuyamam." dedi Batu.
"İrem sözümü dinle üç sade kahve yap getir. Çıkabilirsin." diyerek elimle kapıyı gösterdim. İrem çıktıktan sonra Batu'ya döndüm, "Altay gelsin konuşacağız."
"Bir dakika kamera kayıtları dışında bir şey mi oldu? Yüzün değişmiş."
"Bu İrem masanın üzerine baktı fark etmedin mi?" dedim.
"Belki toparlanacak bir şey var mı diye bakmıştır, olamaz mı?"
"Batu biz daha bu sabah ne konuştuk?"
"Köstebek o mu diyorsun?"
"Bilmiyorum ama hareketleri şüpheli." diyerek önüme döndüm. Yaklaşık yirmi dakika sonra biz Batu'yla konuşmaya devam ederken Altay odaya daldı.
"Beni uyandırmak için o muhteşem önemli sebebi çok merak ediyorum Gizem."
"Şu odaya böyle girme demedim mi sana?"
"Afilli bir giriş olsun istedim."
"Otur şuraya," dedim ve Batu'ya dönük olan sandalyeyi gösterdim.
"Neyse sadede gelelim."
"Biz öldük mü, kaldık mı merak eden yok." dedi Batu.
"Gözümün önündesin olm ölmemişsin, sorun yok." dedi, Altay gülerek.
"Bana bana Batu'na. Ayıp ettin Altay."
"BAŞLARIM SİZİN ÇENENİZİN YAYINA!" diye bağırdım ve ikisi de oldukları yerde bana çaktırmadan gülmeye devam ettiler. Tabii başarılı olamadılar. "Şakanın sırası değil ciddi bir şeyler var." Altay sandalyeye oturdu bana döndü.
"Söyle bakalım abiciğine neymiş o önemli mesele?"
"Telefonları odanın dışına çıkartalı-" derken yine kapı çaldı. "Gel." İrem kahve tepsisiyle odaya girdi.
"Kahveleri getirdim Gizem Hanım," kafamla onu onayladığımda kahve servisine başladı ve çıkarken yine masama baktı ama bu sefer kahveye doğru.
"Fark ettiniz mi?" dedim.
"Neyi?" dedi Altay. Kahve fincanını dudaklarına doğru götürürken onun elini tutup içmesini engelledim. "Ne oldu kızım?"
"İçmeyin kahveleri." dedim.
"İçmemiz için istemedin mi kahveleri?" dedi her şeyden habersiz Altay.
"Bekle anlatacağım ama ikinizde içmeyin kahveleri." dedim. Batu durumu bildiği için bir şey demeden bana bakıyordu ama Altay'ın sorgulayan bakışları ikimiz arasında gidip geliyordu.