Bu sabah diğer sabahlar gibi değildi. Bu sabah uyanırken içimdeki daha doğrusu kalbimdeki sıkıntıyla uyandım. Bir şeyler olacağını hissediyordum. Ve sorun şu ki hislerim kuvvetlidir. Yataktan kalkıp odamdaki banyoya gittim elimi ve yüzümü yıkadım. O sıkıntılı hissi yenmeye çalışarak odamdan çıkıp üç kat aşağıdaki salona indim. Yemek masasının üzerindeki kahvaltılıkları yok sayarak koltuklara doğru ilerledim. O sırada mutfaktan gelen yardımcım Aysun elinde çayla birlikte geldi. Çayı masaya bırakıp yanıma geldi.
"Gizem Hanım kahvaltı yapmayacak mısınız?" dedi.
"İştahım yok." dedim.
"Peki, ben bunlar topluyorum o zaman." dedi. Başımla onu onayladıktan sonra mutfağa doğru giderken aklına bir şey gelmiş olacak ki durdu. "Size bir kutu geldi."
"Bir bıçak veya makasla getir." dedim. Hızla mutfağa doğru ilerledi. Aysun elinde karton bir kutu ve üstünde maket bıçağıyla geri geldi. Kutuyu aldıktan sonra, "Kim getirdi bunu?" diye sordum. Çünkü üzerinde hiçbir şirketin ambalajı veya etiketi olmaması beni şaşırttı.
"Genç bir çocuk, üzerinde Ptt kargo simgesi olan bir kıyafet vardı."
"Bir daha görsen tanır mısın?" dedim.
"Evet, tanırım Gizem Hanım." dedi. Kendini çok kasmıştı ve gidebileceğini başımla işaret ettim. Aysun mutfağa doğru ilerledi ve bende o gittikten sonra kutuyu dikkatlice keserek açtım. Ama açmasaydım daha iyi olurdu.
Bu gerçek mi? Olmasa çok hoş olurdu ama maalesef ki gerçekti.
Kutuyu ilk açtığımda karşıma üzerinde; "ADNAN KARAMEŞE'DEN GİZEM YILDIZ'A." yazan bir kağıt vardı.
Baş düşmanım benim evlerimden birinin yerini biliyor. Üstüne üstlük asıl kaldığım eve değil, bugünlük kaldığım Beylikdüzünde ki evime gönderiyordu ve ben bunu görmezden gelmeliydim. Çünkü çok daha büyük bir sorunum var. Kağıdı kaldırdığımda ailemin fotoğrafları beni karşıladı. Ailemle çok fazla irtibatım yoktu. Yani aile büyükleri dışında herkesle iyiydim.
Kutuyu biraz daha karıştırdım ve en altında da bir not vardı "Gizem YILDIZ, aile bireylerinin isimlerini YILDIZ AİLE MEZARLIĞI adı altında görmek için süren başladı." Parmaklarım arasında zor duran kağıdın arkasını çevirdim.
"Psikopat herif," diye bağırarak kutuyu koltuktan alıp duvara fırlattım. Kutudaki notun en altındaki fotoğrafta gördüğüm şey beni çıldırtmıştı. Çünkü bu kutunun en altındaki fotoğraf yaşayan tüm aile üyelerimin mezar taşının hazır olduğunu gösteren fotoğraftı. Ben salondaki sehpaya tekme atarken bahçeye açılan kapıdan çalışanlar geldi.
"Bir şey mi oldu Gizem Hanım?" dedi Furkan.
"Batu'yu çağırın hemen!" diye bağırdım. Furkan elini hemen cebine götürüp telefonunu çıkarttı. Yaptığı kısa telefon görüşmesinden kısa süre sonra evin kapısı çaldı. İçeriye hızlı adımlarla Batu girdi. Batu, çocukluk arkadaşımdı. Hakkımda ailemden hatta ablamdan daha çok şey biliyordu.
"Ne oldu, Furkan telefonda hiç bi şey anlatmadı." dedi. Başımla salonda dağılmış olan fotoğrafları ve kutuyu gösterdim. Yerdeki bir fotoğrafı eline aldı, "Ne bu?" dedi.
"Adnan Abi'miz göndermiş." dedim. Sinirden yerimde duramıyordum. Batu başka yere eğilip başka bi fotoğraf eline aldı, göz ucuyla fotoğrafa baktım. Batu'nun eline aldığı fotoğraf Adnan'ın kutunun en altına koyduğu arkasında not yazan fotoğraftı.
"Ne demek lan bu?" dedi Batu. O da sinirlenmeye başlamıştı.
"Fazlasıyla açık değil mi Batu?" dedim. Derin bir nefes alıp devam ettim, "'Aileni öldüreceğim.' diyor." dedim.
"Ha o kadar kolay yani." dedi. "Arıyorum Savaş'ı temkinli olsunlar Çetin'e de söylesin. Kafalarına göre dolanmasınlar." dedi. Eğer başka bir planım olmasaydı olur diyebilirdim.
"Hayır, onların özgürlüğünü kısıtlayamam. Benim aklımda başka bir şey var." dedim. Merakla bana bakarken, "Ben gideceğim oraya." dedim.
"Kızım saçmalama orada yaşayamazsın sen!" dedi. Planım bu değildi.
"Batu saçmalama yaşamayacağım tabii ki de." dedim. "Kısa bir süre orada geçirdikten sonra onları buraya getireceğim." dedim.
"Vazgeçtim git onlarla yaşa buraya getirme," dedi. Oflayarak Batu'ya baktım. "Hiç öyle bakma bana Gizem onları buraya getirirsen hepsini toptan olarak öldürür. İşini kolaylaştırırsın o Adnan'ın." dedi
"İşte o da benden bu hamleyi beklemiyor, senin gibi düşünüyor. Amacımız şaşırtmak." dedim.
"Sen onu şaşırtacağım diye o seni şaşırtmasın, dikkat et!" dedi. Bir süre sakinleşmeye çalıştı. "Arayalım Savaş'ı işte biz buradan birilerini yollayalım onlar kendilerine dikkat etsinler. Yoksa onları yanına alırsan dikkat çekersin, biz bu herifin nerede ne bok yaptığını bilmiyoruz. Sadece ilgilenmiyormuş gibi davranacağız, bu kadar." dedi.
"Bu kadar değil Batu, bu kadarla bitmiyor. O herif bizim tüm stratejilerimizi, tüm planlarımızı bi şekilde öğreniyor." dedim.
"Aramızdan birileri var ona çalışan, senin çalışanlarından, bu evde her zaman kalmıyorsun ve dün akşam buraya geldin. Bak önceki olayda yine anladık birilerinin olduğunu ama bu sefer işi bitirelim. Bir daha ertelersek bu sefer bize de saldırmaya başlayacak." dedi. Düşüncelerimi okuyor bu adam.
"Evet var bizim içimizden birileri, ama dediğin gibi bu sefer uğraşacağım." dedim. Derin bir nefes alıp verdim, Batu beni sakinleştirmek için yanıma gelip bana sarıldı.
"Tamam çözeceğiz bi şekilde. Hayır herifin içinden adamımız da yok bilmiyoruz ne yapacağını." dedi. Kendi derdi yokmuş gibi birde benim dertlerimle ilgileniyordu.
"İyi ki yanımdasın Batu." dedim.
"Sende iyi ki benim yanımdasın Gizem." dedi. Ayrıldıktan sonra gözlerime baktı. "Hadi anlat en başından ne olduğunu." koltuklara ilerledim. Batu da peşimden geldi ve yanıma oturdu.
"Sabah uyanınca aşağıya indim, Aysun kahvaltı hazırlamıştı istemediğimi söyledim o mutfağa giderk-"diyordum ki sözüm kesildi.
"Bi dakika sen daha kahvaltı yapmadın mı?" dedi. Arkadaşım zannettiğim annem.
"Batu sus ve dinle!" dedim ve sinirle devam ettim, "Bana bugün kargo geldiğini söyledi ve bu kutuyu getirdi. Dışında herhangi bir ambalaj olmamasına şaşırdım. Kimin getirdiğini sordum, getiren kişinin kıyafetinde Ptt simgesi varmış. Açtım bunlar çıktı, sinirlendim duvara fırlattım çocuklar falan geldi. Furkan bi şey mi oldu diye sordu bende seni çağırmasını söyledim. Bu kadar." dedim durum detaylarıyla ancak bu kadar özetlenebilirdi.
"Şimdi öncelikle kahvaltı yapıyoruz ve ne yapacağımızı daha sonra düşünüyoruz." dedi. Zaten sinirliyim bu çocuk ancak ateşi körüklüyordu.
"Batu bu kadar şey anlattım sadece bu mu aklında kaldı?" dedim. Ciddi olup olmadığını bilmiyordum ve umarım ciddi değildi.
"Gizem yemek yememişsin bende yemedim şu an sadece boş boş beynimizi yoruyoruz. Yemek yiyelim düşünürüz bi şeyler." dedi.
"Seni döverim Batu."
"Dövmen için enerji lazım ama sen açsın dövemezsin."
"BATU!" diye bağırdım. Umarın cevap istenen yere ulaşmıştır.
"Gizem açım, açız yemek yiyelim konuşuruz bunları." dedi. Hayır cevap ulaşamamış. "Hadi hazırlan hemen gidelim. Söz bu sefer ben ısmarlayacağım."
"Batu elimde kalırsın sus."
"Tamam yemek yiyelim sonra öldürürsün beni." dedi.
"Öf Batu öf." dedim ve merdivenlere yöneldim. Giyinme odama çıkıp hızla kıyafet seçmeye başladım. En sonunda beyaz renk bir crop, altına siyah bir pantolon ve uzun siyah bir kaban giydim. Hızla basit bir makyaj yaptım. Ardından telefonumu, silahımı, saatimi ve çantamı alıp üç kat aşağıya evin ön bahçesine açılan kapıya gittim fakat Batu burada değildi.
"Batu." diye seslendim evin içine doğru ama ses gelmedi. Telefonumu çıkartıp Batu'yu aradım telefonunun sesi aşağı kattan geliyordu, salona indim. Batu'yu Aysun'un yaptığı poğaçaları kıtlıktan çıkmış gibi yerken gördüm ve kendimi tutmayıp kahkaha atmaya başladım. Batu benimle ilgilenmiyor elindeki poğaçayı yiyordu.
"Hadi çıkmayacak mıyız?" dedi kendimi zar zor durdurmuştum.
"Sen hazır değilsin?" dedi sorarcasına.
"Nasıl, yani hazırım bak."
"Hayır değilsin." dedi. Cropa laf ediyordu.
"Batu uzatma yürü." dedim ve merdiven çıkmaya başladım. O sırada Batu elinde bir poğaçayla birlikte hala söyleniyordu.
"Bu havada o kadar göbeğini niye açıyorsun ki sen, sonra hasta olunca yine ben uğraşıyorum seninle. Göbek varsa herkeste var, niye sen açıyorsun ki sanki." dedi çakma annem. Üzerimdeki crop biraz kısaydı belki ondan söyleniyordu.
"Tamam anneciğim bir daha ki sefer bakmazsın!" dedim. "Senin aklında bir yer var mı?"
"Büyükçekmece de çok güzel bi mekan var oraya gidelim." dedi. Beni kendi arabasına doru ilerletti.
"Büyükçekmece?" dedim.
"Evet küçük hanım beğenemediniz mi?" dedi. Bu Batu'nun trip atma şekliydi. Bunları yaparken gerçekten çok sevimliydi ama o bunun farkında değildi.
Çok trafik yoktu ve kısa sürede deniz kenarında sessiz sakin bir yere geldik. İçerisi dışarıdan görünen büyük camlarla donatılmıştı ve iç dekorasyonu ahşaptandı.
"Beğendin mi?" dedi Batu.
"Gerçekten çok güzel." dedim. Mekanın o kadar büyütülecek bir yeri yoktu ama ben ahşabı gereğinden fazla sevdiğim için gözüme öyle güzel görünmüştü ki.
"Bu kadar seveceğini bilseydim daha önceden getirirdim." dedi. Bana trip attığını unutmuştu.
"Keşke getirseydin." dedim ve içeri girdik. İçerisi bomboştu.
"Bu kadar boş olmasına bakma, canlı müzik falanda var burada. Sadece sabah ve öğlen dikkat çekmiyor." dedi açıklamaya çalışarak.
"Alkol vardır o zaman burada." dedim.
"Aynen var. Bi gün getiririm seni, kafayı buluruz." dedi gülerek. Bende gülerek onu onayladıktan sonra cam kenarında bir yere oturduk. Manzarası çok güzeldi, deniz direkt olarak karşımızda kalıyordu. Orta yaşlarda bir garson gelip siparişimizi aldıktan sonra gitti ve biz Batu'yla konuşmaya başladık.
"Ne yapacağım Batu?" dedim. Gözlerini denizden çekip bana baktı.
"Bence sadece Savaşlara söyleyelim bitsin." dedi.
"Tamam hadi onu abimlere söyledik çözdük, köstebek işini ne yapacağım?" dedim.
"Bence bütün adamları soruşturalım." dedi.
"O kadar zamanımız yok. Hem Adnan bu sürede rahat durmaz." dedim.
"Seni onlar buraya getirmek istiyorsun değil mi?" dedi. Başımı evet anlamında salladıktan sonra aklına başka bir planın geldiğini anladım. "Doğum günün ayağına sizinkileri buraya getirsek? Yaklaşıyor zaten doğum günün." telefonuna baktı ve devam etti, "3 gün kalmış!" dedi heyecanla.
"3 gün mü?" dedim.
"Evet, bak doğum günün de geliyor o bahaneyle çağıracağız herkesi bir süre burada kalacaklar o sürede sizinkilerin evlerinin güvenliğini ayarlarız." dedi. Aslında çok mantıklaydı ama ufak bir sorun vardı.
"Batu her şey tamamda ben doğum günümü kutlamıyorum ve Adnan'ın köstebeği varsa aramızda bunu o kişide bilir. Sence de değişik karşılanmaz mı?" dedim. Doğum günümü en son ne zaman kutladığımı bile hatırlamıyorum.
"O zaman şöyle yapalım içerideki adamlarında şüphelenmemesi için-" derken garsonlar geldi ve siparişlerimizi masaya bıraktılar. Birkaç dakika onları bekledikten sonra Batu konuşmaya devam etti. "Neyse nerede kalmıştım… Ha hatırladım içerideki köstebeğin şüphelenmemesi için onlar buraya gelecek sana kutlama yapacak ve sende ayıp olmasın diye onları bir süre evinde misafir edeceksin." Batu'nun yine atladığı detaylar vardı.
"Batu farkında mısın onlar benim doğum günümü telefonda bile kutlamıyorlar, bir anda ellerinde pastayla karşıma çıkmaları ne kadar mantıklı?" dedim.
"İşte orada devreye ben giriyorum." dedi ve anlamayan bakışlarıma maruz kaldıktan sonra açıklamaya devam etti. "Ben önce oraya gideceğim ve onlarla konuşacağım. Diyeceğim ki 'Gizem çok kötü doğum günümü kimse hatırlamıyor.' diyerek ağladığını söyleyeceğim ve-" dedi bu sefer sözünü kesen ben oldum.
"Başka bi şey bulamadın mı? Aptal aptal ağlıyor falan." dedim. Sinirlendiğimi anladığında sırıtmaya başladı ama bana belli etmekten kaçınıyordu.
"Kızım bir tam dinle ya, neyse sen ağlıyorsun ve ben onları buraya öyle getiriyorum. Yani ben sana sürpriz yapmaya çalışacağım ve bunu yaparken onlardan yardım alacağım onların gelme amacı bu." dedi. Kulağa mantıkla geliyordu ama işlemde ne kadar mantıklıydı, işte orası tartışılır.
"Tamam, mantıklı. Ama Batu ağlıyor falan dersen var ya döverim seni." dedim. Batu dayanamayıp kahkahayı patlattı. "Gülme!" dedim. Su içip kendini durdurmaya çalıştı ama başarılı olamadı. Biraz daha güldükten sonra yavaş yavaş kahkahası sırıtmaya döndü.
"Kendini duvardan duvara vuruyor diyeceğim." dedi.
"Batu!" dedim.
"Tamam tamam sustum. Hadi hemen yemeği bitirip kalkalım." dedi ve yemeğine gömüldü. Hızlı davranarak yemeği bitirdik ve Batu hesabı ödedi. Arabaya doğru ilerlerken vale hemen gelip arabanın anahtarını verdi Batu ona para verdikten sonra hızla arabaya bindik. Asıl evime doğru ilerlerken Batu arabayı sağa çekti.
"Noldu?" dedim.
"Telefonla konuşmam lazım Gizem."
"Tamam da neden durdurdun arabayı?"
"Offf."
"Tamam o zaman in ben süreceğim!"
"Kısa sürer."
"Batu in şu arabadan." dedim ve kapıyı açıp sürücü koltuğuna doğru ilerken bir şey dikkatimi çekti. Ben oraya bakarken Batu çoktan arabadan inmişti.
"Bir şey mi oldu?" dedi.
"Arabaya binelim söyleyeceğim." dedim ve ben sürücü koltuğuna yerleşirken Batu'da hızla yolcu koltuğuna oturdu.
"Ne olduğunu söyleyecek misin artık?" dedi.
"Arkadaki araba mekanın çıkışından beri peşimizde ve biz durduğumuzda durdu."
"Bi şey yapmayalım bakalım nereye kadar takip edecekler."
"Tamam." dedim ve arabayı çalıştırdım, bu sırada Batu telefon ile konuşuyordu.
Batu telefonu kapattı ve bana döndü, "Noldu?" dedim.
"Kilyos'ta ki eve mektup gelmiş."
"Eee gelmişse gelmiş."
"Adnan Abi'm göndermiş."