İçeriğe geç

AİLE MEZARLIĞI

Bölüm 3 · 7 dk okuma

AİLE MEZARLIĞI

Bölüm 3

3. BÖLÜM: KÖSTEBEK

"Bekle anlatacağım ama ikinizde içmeyim kahveleri." dedim. Batu durumu bildiği için bir şey demeden bana bakıyordu ama Altay'ın sorgulayan bakışları ikimiz arasında gidip geliyordu.

Batu'nun, Altay'ın ve kendi telefonumu alıp ayağa kalktım. "Kızım ne oluyor?" dedi Altay.

"Dinlenme ihtimaline karşı telefonları odadan çıkarmam gerekiyor."

"Ya bu zamana kadar kim bizim telefonumuzu dinleme cesaretinde bulundu ki bundan sonra bulunsun?"

"Altay ihtimal dedim." dedikten sonra telefonları birkaç kat yukarıdaki kendi odama bıraktım ve odamın kadısını kilitleyip anahtarı cebime koydum. Hızla çalışma odasına geri döndüm.

"Anlatsanıza lan artık!" dedi Altay.

"Adnan bugün bana bir kargo gönderdi, sorun şu ki kargonun üzerinde herhangi bir şirkete ait logo, etiket veya başka bir şey yoktu.

"Eee kızım çatlatmasana adamı anlat, içinden ne çıktı?"

"İçinde bizimkilerin fotoğrafları vardı. Yani ailemin. Savaş'ın, Alev'in, Çetin'in, annemin, Ela'nın. Kısaca tüm aile üyelerimin."

"Başka?"

"Birde en altında hepsinin mezar taşlarının hazır olduğunu gösteren başka bir fotoğraf vardı. Öldüreceğim onları diyor sadede gelecek olursak."

"Bu mektup ne peki? Madem onları öldüreceğim diyor…" dedi ve bir anda duraksadı. "Bir dakika… kutu nerede?"

"Beylikdüzü'nde."

"Senin evini nereden biliyor? Dün gece orada kaldığını nereden biliyor? Ve en önemlisi, bu mektup ne?"

"İlk soru; bilmiyorum. İkinci soru; köstebek olduğunu düşünüyorum. Üçüncü soru; mektubu şimdi göreceğiz. Senin gelmeni bekledik." diye yanıtladım sorularını.

"Peki kahveleri içmemize neden izin vermedin?"

"İrem'in hareketlerinden şüphelendim."

"Benim bilmediğim bir şey mi oldu?"

"Sen gelmeden önce biz Batu'yla konuşurken odaya geldi bir şey isteyip istemediğimizi sordu. Sorusunu sorar

sormaz mektuba baktı. Yani açıp açmadığımızı kontrol etti."

"Açalım o zaman mektubu." dedi varlığını unuttuğumuz Batu.

"Bir dakika benim başka bir sorum daha var." dedi Altay.

"Sor."

"Ailen konusunda ne yapacaksın?"

"Doğum günü muhabbetine Batu onları buraya getirecek ve ben bir süre burada kalmaları için onları ikna edeceğim. O sırada da onların evlerinin korumasını arttıracağız."

"Mantıklı. Neyse mektubu açsana." Masamın çekmecesinden bir makas çıkartım zarfın sağ tarafını kestim. İçerisinden beyaz bir A4 kağıdı çıktı alıp sesli bir şekilde okumaya başladım.

"'Merhaba Gizem. Aldığım iş sayesinde servetime servet kattım ve bunu kutlamak istiyorum. Ama bu kutlamayı sensiz yapamam, sana olan düşmanlığım sayesinde bu kadar güçlendim. Belki sen olmasaydın hiçbir zaman bu kadar güçlenemeyecektim, insanların sana olan nefreti beni güçlü kıldı. En azından sana karşı. Düşmanın olabilirim ama bu seninle gördüğüm her yerde çatışacağım anlamına gelmiyor insanlara da bunu göstermek için senin de bu davete gelmeni istiyorum. Bunu daha öncesinde babanda yapmıştı ama sen baban gibi değilsin. Seni sadece babanla dostken birkaç kere gördüm ama tanıyamadım ondan sonra yani ben senin babanı öldürdükten sonra sen düşmanım olarak karşıma çıktın. O küçük kızdan eser yoktu. Çünkü karşımda bu sefer düşmanımın kızı duruyordu, babasını öldürdüğüm kız. Bu kadar güçleneceğini düşünmemiştim. Neyse kısaca senin sayende kazandığım serveti kutlarken senide görmek bana şeref verir…'"

"Senin şerefini sikeyim." dedi Batu. O da Adnan'dan nefret ediyor. Çünkü onunda hayatında lekeler bıraktı Adnan.

"Ne yapacaksın Gizem? Gidecek misin o kutlamaya?" dedi Altay.

"Tabi ki de gitmeyecek." dedi Batu.

"Gideceğim." dedim. Batu hızla kafasını bana çevirdi. Soru sorarcasına bana bakıyordu ve devam ettim. "Onunla konuşacağım, belki çatışacağım, belki çatışmayacağım ama gitmem lazım."

"Tek başına mı gideceksin?" Beni kararımdan vazgeçiremeyeceğini bildiği için kısa kesmişti.

"Tarihi 9 Ekim Pazar. Bizimkiler burada olur. Ama ne Savaş'la ne de Çetin'le gidemem."

"Ben gelirim seninle." dedi Altay.

"Tamam" dedim ve bir anda odanın kapısı pat diye açıldı. İçeri giren Ela'ydı. Ela; kuzenim. Fazla eğlenceli ve tamamen ters karakterim. Birbirimize hiç mi hiç benzemiyoruz.

"Selamlar." dedi neşeli bir sesle. Ardından Batu Elanın sesini taklit ederek,

"Selam." dedi ardından Altay karnına dirseği ile karnına vurdu. Ela'nın bunu duymayacağını düşündüm ama duymuştu ve Batu'ya pis bir bakış atıp gözlerini devirdi. Daha sonra Batu bunu da taklit etti. Altay bu sefer Batu'nun karnına daha sert vurdu.

"Lan vurmasana!" diye bağırdı. Altay parmağı ile Batu'ya sus işareti yaptı. Ama yüzüne baktığımda kendini gülmemek için zor tuttuğu her halinden belliydi.

"Teşekkürler Altay." dedi Ela ve eliyle saçını savurdu. Batu bunu da taklit edince Altay kendini tutamayıp kahkaha atmaya başladı. Bense hala gülmemek için kendimi zor tutuyordum ama Altay'ın yüzüne baktığımda kendimi tutamayıp bende gülmeye başladım, Altay'a gülme dercesine baktığımda kendini zorda olsa durdurdu.

"Komik değil yalnız." dedikten sonra Altay tekrardan gülmeye başladı. Bu sefer Batu'da gülmeye başlayınca Ela ciddi bir ifadeyle. "Batu'da bana yürüyor ama neyse." dedi. Altay kendini zar zor durdurmuştu ki tekrardan kahkahaya boğuldu.

"Kızım birinci olarak; tipim değilsin. İkinci olarak; tipim olsan da sana böyle çocukça yürümem. Lise taktiklerini kullanmam yani." Batu bunu söyleyince Altay kendini sandalyeden yere attı.

"İşim olmaz zaten benim seninle. Ben olgun erkeklerden hoşlanıyorum." dedi Ela.

"Aynen Ege çok olgun çünkü." dedim. Bu seferde Batu kendini yere attı.

"Lan çocuğun yaptığını hatırlıyor musunuz? Korku filmi izlediğimiz gece bana birlikte uyumayı teklif etti. Bir an benden hoşlandığını düşünmüştüm." dedi Batu. Altay tam ayağa kalkacakken kendini tekrardan yere attı. Ardından Ela Batu'ya tekme attı ve Batu da ona ayağını değdirdi ve Ela bağırmaya başladı.

"Ahhh, Gizem şu arkadaşına bir şey söyle yoksa döveceğim." Batu tekrardan kahkaha atmaya başlamışken yerdeki Altay'ın gülmekten nefesi kesilmişti ve yanımdaki pet şişeyi ona fırlatıp boğazımı temizledim.

Konuyu değiştirmek için Ela'ya, "Otursana." dedim ve Batu'nun kendini attığı sandalyeyi gösterdim. O sırada Batu Altay'ı yerden kaldırmak için elini uzattı. Altay Batu'nun uzattığı elini tutuğunda ayağa kalkmaya çalışırken Batu Altan'ın üzerine düştü. Bende kahkaha atmaya başladım.

"İyi oldu sana Batu." dedi Ela. En sonunda yerimden kalktım. Batu'yu koltuğa atıp. Altay'ı Ela'nın karşısında ki sandalyeye oturttum. Ben tam yerime geçerken Ela masadaki mektubu gördü. "Aaa bu ne?" tam mektuba elini uzattığı sırada Altay Ela'dan önce davranıp mektubu aldı. "Sana ne oluyor pardon?"

"Bu özel küçük hanım." dedi Altay.

"Gizem senin niye tüm arkadaşların bana yürüyor?" dedi Ela. Batu tam gülecekken yanımda duran kalemi Batu'nun kafasına attım.

"Ela sakin ol. Burada kimse sana yürümüyor, tribe girme." dedim.

"Kızım saçmalama Batu dikkatimi çekmeye çalıştı. Altay da eli elime değsin diye kağıdı aldı farkında değil misin?" Bunları söylerken ki ciddiyeti hepimizi tekrardan kahkahaya boğdu.

"Hamile falan da kaldım dersin sen şimdi." dedi Batu.

"Saçmalama o kadar abartmaz diye düşünüyorum." dedi Altay. Ela benim bir şey söylemeyeceğimi fark etti ve bu sefer pis bakışları bana döndü. Sonra konuyu değiştirmek istediği belliydi.

"Ne vardı o kağıtta, niye benden sakladınız?" diye sordu. Ona cevap vermek için ağızımı açtığımda Batu benden önce davrandı.

"Sen ilgilendiren bir şey olsaydı gösterirdik zaten." dedi. Fakat Ela onu umursamayıp bana bakmaya devam etti.

"Önemli bir şey değil, boş v-" daha lafımı bitiremeden Ela tekrardan lafa atladı.

"Ya merak ettim ne olur gösterseniz, devlet sırrı değil herhalde." dedi. Altay'ın elindeki mektubu çekmeye çalıştı. Altay hızlı bir refleks ile kağıdı havaya kaldırdı. "Ya versene sana ne oluyor?" dedi Ela ve kağıdı almak için ayağa kalkınca Altay da ayağa kalktı. Aralarında ki boy farkından dolayı Ela Altay'a kafasını kaldırarak bakıyordu ama yine de kağıdı almak için uğraştı.

"Gizem kuzenin bana yürüyor, imdat." dedi Altay. Daha fazla dayanamadım ve ayağa kalkıp yanlarına gittim. Altay'ın elindeki kağıdı aldım.

"Ela seni ilgilendiren bir konu değil!" dedim sert bir sesle. Ela ciddi olduğumu fark edince yerine oturdu.

"Aman neyse, sanki çok önemli bir şey." dedi umursamaz görünmeye çalışarak. Ama Ela'yı biraz tanıyorsam bile kağıdı okumaya çalışacaktır, bu yüzden kağıda pantolonumun arka cebine koydum.

"Neyse Gizem biz gidelim, sonra konuşuruz zaten." dedi Batu.

"Durun telefonlarınızı vereyim." dedim. Kapıdan çıkacakken durdular ve Batu ceplerini kontrol etmeye başladı.

"Ha doğru onu unuttuk biz." dedi Altay. Ben hızlıca onların önünden geçip odama çıktım ve telefonları alıp geri aşağı indim.

"Alın telefonlarınızı." dedim ve telefonlarını onlara verdim.

"Gizem ben bugün yola çıkarım istersen." dedi Batu.

"Batu nereye gidiyorsun?" diye sordu Ela.

"Sizinkilerin yanına gidiyorum. Bir ziyaret edeceğim." dedi Batu.

"Neden, bir şey mi oldu?" Batu Ela'nın kulağına doğru eğilip bir şeyler söyledi. "İyi tamam." dedi Ela.

"Ne oldu? Bana da söylemedi neden gideceğini." diye sordum. Hiçbir şeyi bilmiyormuş gibi.

"Yok bir şey." dedi Batu ve bana göz kıptı. Ela yalanın ilk kurbanı olmuştu. "Neyse çıkalım biz, hadi Altay." dedi ve hızlı adımlarla merdivenlerden indi. Bende Ela ile birlikte çalışma odasına gittim.

"Yemek yemek ister misin İrem bir şeyler hazırlamıştı." dedim.

"Yok ya istemiyorum." dedi. Derin bir nefes aldım.

"Ela inan bana eğer bilmen gereken bir şey olsaydı sana söylerdim." dedim.

"Gizem ben senin ne iş yaptığını biliyorum, sana bir şey olacak diye ödüm kopuyor ve sen böyle davranıyorsun." dedi. Gerçekten iyi bir yalancı. Onunda bu işlere girmek istediğini bildiğim için, yemezler.

"Boş ver sen onu, aç mısın onu söyle." dedim. İkimizde karşılıklı yalan söylüyorduk ama o benim yalanımın farkında değildi. İyi yalan söylüyor ama karşısındaki kişinin yalanını fark edemiyordu.

"Yok ya, aç değilim. Ama bahçede çay içmeye hayır diyemem açıkçası."

"Tamam hadi inelim." dedim. Giriş kata geldiğimizde İrem'e çay demlemesini söyledim ve bahçe katına indik. Bahçe kapısının sağında kalan koltuklara gittik ve orada oturduk. Tam o sırada içeriden gelen bir ses duydum.

"Hayır sanırım kuzeniyle beraber çardakta buradan gözükmüyorlar, çardağın perdeleri ve kapısı kapalı, dışarıda bu havada oturmaz. Rahatça konuşabilirim sizinle Adnan Bey." dedi o ses. Bir süre karşı tarafı dinledikten sonra devam etti. "Hayır hapı üçünün de kahvesine koydum ama bilmiyorum hiçbir şey olmamış gibi geri aşağıya indiler."

Bölüm sonu

1 yorum